İsrail’in ‘Önce Öldür’ Stratejisi Türkiye’yi mi Hedef Alıyor?
İsrail’in ‘Önce Öldür’ Stratejisi Türkiye’yi mi Hedef Alıyor?
Middle East Eye Genel Yayın Yönetmeni David Hearst imzalı analize göre, Tel Aviv yönetimi son dönemde bölgedeki askeri hareketliliği ve söylemlerini Türkiye’ye doğru kaydırıyor. İsrailli stratejistler ve siyasiler, Türkiye’yi "yeni İran" olarak tanımlamaya başladı.
Haber Giriş Tarihi: 02.07.2026 14:33
Haber Güncellenme Tarihi: 02.07.2026 15:05
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Uluslararası medyanın önde gelen mecralarından Middle East Eye (MEE), İsrail'in Orta Doğu haritasını yeniden şekillendirme çabalarını ve yeni hedef tahtasına oturttuğu aktörleri mercek altına aldı. Genel Yayın Yönetmeni David Hearst tarafından kaleme alınan analizde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun "önce öldür" (kill first) olarak adlandırdığı güvenlik doktrininin yeni hedefinin Türkiye olduğu öne sürüldü.
Haberleştirilen analizin öne çıkan detayları şu şekilde:
"Türkiye Yeni İran'dır" Söylemi Yükselişte
Yazıda, İran ile yaşanan son askeri ve diplomatik süreçlerin ardından İsrail siyasi ve askeri elitinin dikkatini hızla Türkiye’ye çevirdiği belirtiliyor. İsrailli siyasetçilerin, Türkiye, Suriye ve Katar'dan oluşan yeni bir "Sünni Ekseni" iddiasını ortaya attığı ve bu söylemin İsrail iç siyasetinde iki partili bir mutabakata dönüştüğü vurgulanıyor.
Netanyahu’nun yerine geçmesi muhtemel görülen eski Başbakan Naftali Bennett'in "Türkiye ve Katar bölgede güç kazanıyor; açıkça uyarıyorum, Türkiye yeni İran'dır" şeklindeki ifadelerine yer verilirken, Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli'nin de İran'ın zayıflayan Şii imparatorluğunun yerini "Erdoğan Türkiye'si, Suriye ve Katar'ın oluşturduğu Müslüman Kardeşler ekseninin" aldığını savunduğu aktarıldı.
Doğu Akdeniz ve Suriye'de Çevreleme Politikası
Analize göre İsrail, Türkiye’nin bölgedeki nüfuzunu sınırlamak için askeri ve diplomatik adımlarını sıkılaştırıyor:
Esed rejiminin devrilmesinin ardından İsrail’in Suriye güneyinde geniş alanları işgal ettiği ve Şam'daki Ahmed el-Şaraa hükümetinin otoritesini kısıtlayarak Türkiye-Suriye ilişkilerini baltalamayı hedeflediği belirtiliyor.
İsrail'in, Türkiye'nin deniz gücüne darbe vurmak amacıyla Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan ile ilişkilerini derinleştirdiği ifade ediliyor. İsrail’in GKRY’ye Barak MX hava savunma füzeleri tedarik ettiği ve Baf’taki hava üssünde ayrıcalıklı statü elde ettiği bildiriliyor.
İsrail basınından Maariv gazetesindeki analizlere dayandırılan bilgilere göre, Tel Aviv'deki stratejik çevreler Türkiye’nin İHA/SİHA teknolojisini, yerli uçak gemisi hamlelerini, Kafkasya, Balkanlar ve Afrika’daki askeri-diplomatik varlığını "uzun vadeli en büyük tehdit" olarak görüyor. İsrailli Bakan Gila Gamliel'in ise açıkça "Osmanlı İmparatorluğu ile yüzleşmeye hazırlanıyoruz" dediği hatırlatılıyor.
Ankara’da Değişen Ruh Hali ve Savunma Hamleleri
Hearst, Türkiye’nin geçmişte İsrail’in Suriye ve Gazze’deki hamlelerine karşı daha temkinli ve gerilimi tırmandırmayan bir diplomasi (askeri iletişim hatlarının açık tutulması, Azerbaycan petrolünün sevkiyatı vb.) yürüttüğünü, ancak Ankara’daki hava ve yaklaşımın artık tamamen değiştiğini yazdı.
Ankara'nın İsrail'den gelen tehditvari söylemleri artık sadece "iç politika malzemesi" olarak görmediği ve somut bir askeri caydırıcılık inşa etmeye odaklandığı belirtiliyor. Bu kapsamda öne çıkan adımlar:
ABD'nin yeni nesil millî muharip uçak KAAN için ihtiyaç duyulan motorların tedarikine yeşil ışık yakması,
60 bin tonluk yeni bir uçak gemisi ve 30'a yakın savaş gemisinin inşasına hız verilmesi,
Mısır donanmasıyla gerçekleştirilen ortak tatbikatlar ve Suudi Arabistan ile Pakistan'ı kapsayan bölgesel savunma paktı arayışları.
Türk savunma analistlerine dayandırılan bilgilere göre Ankara, yerli hava savunma sistemlerinin İsrail hava kuvvetlerine karşı tam operasyonel kapasiteye ulaşması için önündeki 3 ila 5 yıllık süreci zaman kazanarak ve savunma sanayiini hızlandırarak değerlendirmek istiyor.
Analizde İsrail'in Orta Doğu sınırlarını değiştirme vaatlerinde ciddi olduğu ve bunu durdurmanın tek yolunun "sert güç" kullanımı olduğu vurgulanıyor. David Hearst, bölgedeki Arap ülkelerinin Washington ile ilişkilerine güvenerek somut bir yanıt vermeyi geciktirmeleri halinde, İsrail’in bir sonraki hamlesinde çok daha büyük bir şokla karşılaşabilecekleri uyarısında bulunuyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İsrail’in ‘Önce Öldür’ Stratejisi Türkiye’yi mi Hedef Alıyor?
Middle East Eye Genel Yayın Yönetmeni David Hearst imzalı analize göre, Tel Aviv yönetimi son dönemde bölgedeki askeri hareketliliği ve söylemlerini Türkiye’ye doğru kaydırıyor. İsrailli stratejistler ve siyasiler, Türkiye’yi "yeni İran" olarak tanımlamaya başladı.
Uluslararası medyanın önde gelen mecralarından Middle East Eye (MEE), İsrail'in Orta Doğu haritasını yeniden şekillendirme çabalarını ve yeni hedef tahtasına oturttuğu aktörleri mercek altına aldı. Genel Yayın Yönetmeni David Hearst tarafından kaleme alınan analizde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun "önce öldür" (kill first) olarak adlandırdığı güvenlik doktrininin yeni hedefinin Türkiye olduğu öne sürüldü.
Haberleştirilen analizin öne çıkan detayları şu şekilde:
"Türkiye Yeni İran'dır" Söylemi Yükselişte
Yazıda, İran ile yaşanan son askeri ve diplomatik süreçlerin ardından İsrail siyasi ve askeri elitinin dikkatini hızla Türkiye’ye çevirdiği belirtiliyor. İsrailli siyasetçilerin, Türkiye, Suriye ve Katar'dan oluşan yeni bir "Sünni Ekseni" iddiasını ortaya attığı ve bu söylemin İsrail iç siyasetinde iki partili bir mutabakata dönüştüğü vurgulanıyor.
Netanyahu’nun yerine geçmesi muhtemel görülen eski Başbakan Naftali Bennett'in "Türkiye ve Katar bölgede güç kazanıyor; açıkça uyarıyorum, Türkiye yeni İran'dır" şeklindeki ifadelerine yer verilirken, Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli'nin de İran'ın zayıflayan Şii imparatorluğunun yerini "Erdoğan Türkiye'si, Suriye ve Katar'ın oluşturduğu Müslüman Kardeşler ekseninin" aldığını savunduğu aktarıldı.
Doğu Akdeniz ve Suriye'de Çevreleme Politikası
Analize göre İsrail, Türkiye’nin bölgedeki nüfuzunu sınırlamak için askeri ve diplomatik adımlarını sıkılaştırıyor:
Esed rejiminin devrilmesinin ardından İsrail’in Suriye güneyinde geniş alanları işgal ettiği ve Şam'daki Ahmed el-Şaraa hükümetinin otoritesini kısıtlayarak Türkiye-Suriye ilişkilerini baltalamayı hedeflediği belirtiliyor.
İsrail'in, Türkiye'nin deniz gücüne darbe vurmak amacıyla Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan ile ilişkilerini derinleştirdiği ifade ediliyor. İsrail’in GKRY’ye Barak MX hava savunma füzeleri tedarik ettiği ve Baf’taki hava üssünde ayrıcalıklı statü elde ettiği bildiriliyor.
İsrail basınından Maariv gazetesindeki analizlere dayandırılan bilgilere göre, Tel Aviv'deki stratejik çevreler Türkiye’nin İHA/SİHA teknolojisini, yerli uçak gemisi hamlelerini, Kafkasya, Balkanlar ve Afrika’daki askeri-diplomatik varlığını "uzun vadeli en büyük tehdit" olarak görüyor. İsrailli Bakan Gila Gamliel'in ise açıkça "Osmanlı İmparatorluğu ile yüzleşmeye hazırlanıyoruz" dediği hatırlatılıyor.
Ankara’da Değişen Ruh Hali ve Savunma Hamleleri
Hearst, Türkiye’nin geçmişte İsrail’in Suriye ve Gazze’deki hamlelerine karşı daha temkinli ve gerilimi tırmandırmayan bir diplomasi (askeri iletişim hatlarının açık tutulması, Azerbaycan petrolünün sevkiyatı vb.) yürüttüğünü, ancak Ankara’daki hava ve yaklaşımın artık tamamen değiştiğini yazdı.
Ankara'nın İsrail'den gelen tehditvari söylemleri artık sadece "iç politika malzemesi" olarak görmediği ve somut bir askeri caydırıcılık inşa etmeye odaklandığı belirtiliyor. Bu kapsamda öne çıkan adımlar:
ABD'nin yeni nesil millî muharip uçak KAAN için ihtiyaç duyulan motorların tedarikine yeşil ışık yakması,
60 bin tonluk yeni bir uçak gemisi ve 30'a yakın savaş gemisinin inşasına hız verilmesi,
Mısır donanmasıyla gerçekleştirilen ortak tatbikatlar ve Suudi Arabistan ile Pakistan'ı kapsayan bölgesel savunma paktı arayışları.
Türk savunma analistlerine dayandırılan bilgilere göre Ankara, yerli hava savunma sistemlerinin İsrail hava kuvvetlerine karşı tam operasyonel kapasiteye ulaşması için önündeki 3 ila 5 yıllık süreci zaman kazanarak ve savunma sanayiini hızlandırarak değerlendirmek istiyor.
Analizde İsrail'in Orta Doğu sınırlarını değiştirme vaatlerinde ciddi olduğu ve bunu durdurmanın tek yolunun "sert güç" kullanımı olduğu vurgulanıyor. David Hearst, bölgedeki Arap ülkelerinin Washington ile ilişkilerine güvenerek somut bir yanıt vermeyi geciktirmeleri halinde, İsrail’in bir sonraki hamlesinde çok daha büyük bir şokla karşılaşabilecekleri uyarısında bulunuyor.
En Çok Okunan Haberler