MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Süleymaniye ziyareti sonrası, gizli görüşmelerde PKK yöneticileri Sabri Ok ve Bese Hozat'ın da yer aldığı iddia edildi. Görüşmelerde Gare Dağı'nın boşaltılması ve PJAK'ın silah envanteri gibi stratejik konuların ele alındığı öne sürüldü.
Haber Giriş Tarihi: 11.07.2026 00:51
Haber Güncellenme Tarihi: 11.07.2026 01:00
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın’ın Süleymaniye’de, Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Bafel Talabani ile Dabaşan’da gerçekleştirdiği görüşme, kamuoyunda "Türkiye’nin Süleymaniye’ye yönelik baskısı ve terörle mücadele diplomasisi" olarak okundu. Ancak madalyonun diğer yüzü, çok daha büyük ve derin bir gizli diplomasi trafiğine işaret ediyor. Bölgesel kaynaklardan sızan bilgiler, bu ziyaretin asıl muhatabının Talabani olmadığını, kameraların görmediği "yan odada" bambaşka bir masanın kurulduğunu iddia ediyor.
Hewler Değil Süleymaniye: Rota Neden Değişti?
Ankara, geçmişte Kürt aktörlerle görüşmelerini genellikle Erbil (Hewler) ekseninde yürütür, diplomatik ya da istihbari muhataplarını buraya davet ederdi. İbrahim Kalın’ın bu kez doğrudan Süleymaniye’ye gitmesi, ilk bakışta YNK’ye yönelik bir "uyarı ziyareti" olarak yorumlansa da perde arkasındaki iddialar çok daha çarpıcı: Masada doğrudan PKK’nin üst düzey yöneticileri Sabri Ok ve Bese Hozat vardı.
İddialara göre, devlet kanadı kamuoyu tepkisini ve siyasi dengeleri gözeterek bu teması tamamen gizli tutmak isterken, PKK kanadı ise muhatap alındığını zımnen de olsa hissettirerek itibar tazelemeyi hedefliyor. Hatta örgüte yakın çizgideki yazarların "telefon bağlantısı" itirafları ve Süleymaniye yakınlarındaki Kaladize’de bir "yasa taslağı" üzerinde çalışıldığı yönündeki iddialar, bu temasların yapısal bir zemine oturduğunun sinyallerini veriyor.
PJAK Envanteri ve Gare Dağı’nın Geleceği
Darka Mazi kaynaklarının ulaştığı bilgilere göre, "çerçeve yasa taslağı ve pratik uygulaması" olarak adlandırılan dosyanın detaylarında iki stratejik madde öne çıkıyor:
Ankara’nın, PKK’nin İran kanadı olan PJAK’ın elindeki silah envanterini, Rojhilat kökenli kadro sayısını ve gerçek savaş kapasitesini masaya getirdiği belirtiliyor. Bu, bölgesel istihbarat paylaşımında yeni bir safhaya geçildiğinin işareti olabilir.
Örgütün 2025 yılından bu yana Behdinan bölgesindeki pek çok noktadan, tünelden ve kamptan çekilerek buraları Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolüne bıraktığı yerel kaynaklarca zaten konuşuluyordu. Asıl düğüm ise stratejik Gare Dağı. Ankara’nın, örgütün Gare ve Sideka’daki Goşine gibi kritik alanları boşaltmasını, güçlerini Süleymaniye çevresine ve İran sınırına kaydırmasını talep ettiği; karşılığında ise bu alanların meşru bir şekilde devredilmesi formüllerinin tartışıldığı ileri sürülüyor.
Öcalan ve Duran Kalkan Ankara’ya mı Getirildi?
Örgütün tabanına ve Avrupa medyasına yansıttığı "İmralı’da katı tecrit var, süreç yürütülmüyor" argümanı, sahadaki pratik verilerle çelişiyor. Abdullah Öcalan’ın çok kısa süreler içinde DEM Parti Yerel Yönetimler Kurulu’na, vefat eden sanatçı Kadir İnanır için taziye mesajına ve örgüt dergilerine aktardığı net mesajlar, İmralı’nın gündeme ve hatta yerel konferans detaylarına kadar her şeye hakim olduğunu gösteriyor.
Daha da ileri giden iddialar arasında, Öcalan’ın son dönemde İmralı’dan Ankara’ya getirildiği ve örgütün bir diğer kritik ismi Duran Kalkan’ın da Ankara’da kendisiyle görüştürüldüğü yer alıyor. Bu iddialar henüz yüzde yüz teyit edilmemiş olsa da kulisleri hareketlendirmeye yetiyor.
Örgüt medyasının “YNK’yi KDP gibi işbirlikçi çizgiye çekmek istiyorlar" tezi, asıl resmi gizlemek için kullanılan bir halkla ilişkiler stratejisinden ibaret kalıyor. Sahadaki gerçeklik, YNK’nin KDP çizgisine değil; Ankara ve Bağdat’ın paralel yürüttüğü, PKK’nin de örtülü bir şekilde entegre olmaya çalıştığı "yeni bölgesel entegrasyon" çizgisine çekilmek istendiğidir.
Süleymaniye’deki Dabaşan zirvesi, Kürt kamuoyuna sunulan "baskı ve gerginlik" retoriğinin arkasında, aslında tarafların bölgeyi yeniden dizayn etmek, sınırları sabitlemek ve askeri pozisyonları pazarlık konusu yapmak adına masada olduğunu gösteriyor.
Görünen o ki; kamuoyuna kapalı kapılar ardında yürütülen bu gizli strateji, Kürt siyasetindeki blokları ve ittifakları yeniden şekillendirirken, "resmi söylemler" ile "arka oda diplomasisi" arasındaki uçurumu her geçen gün daha da derinleştiriyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Süleymaniye’deki Gizemli Zirve: Öcalan Ankara’da mı?
MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Süleymaniye ziyareti sonrası, gizli görüşmelerde PKK yöneticileri Sabri Ok ve Bese Hozat'ın da yer aldığı iddia edildi. Görüşmelerde Gare Dağı'nın boşaltılması ve PJAK'ın silah envanteri gibi stratejik konuların ele alındığı öne sürüldü.
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın’ın Süleymaniye’de, Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Bafel Talabani ile Dabaşan’da gerçekleştirdiği görüşme, kamuoyunda "Türkiye’nin Süleymaniye’ye yönelik baskısı ve terörle mücadele diplomasisi" olarak okundu. Ancak madalyonun diğer yüzü, çok daha büyük ve derin bir gizli diplomasi trafiğine işaret ediyor. Bölgesel kaynaklardan sızan bilgiler, bu ziyaretin asıl muhatabının Talabani olmadığını, kameraların görmediği "yan odada" bambaşka bir masanın kurulduğunu iddia ediyor.
Hewler Değil Süleymaniye: Rota Neden Değişti?
Ankara, geçmişte Kürt aktörlerle görüşmelerini genellikle Erbil (Hewler) ekseninde yürütür, diplomatik ya da istihbari muhataplarını buraya davet ederdi. İbrahim Kalın’ın bu kez doğrudan Süleymaniye’ye gitmesi, ilk bakışta YNK’ye yönelik bir "uyarı ziyareti" olarak yorumlansa da perde arkasındaki iddialar çok daha çarpıcı: Masada doğrudan PKK’nin üst düzey yöneticileri Sabri Ok ve Bese Hozat vardı.
İddialara göre, devlet kanadı kamuoyu tepkisini ve siyasi dengeleri gözeterek bu teması tamamen gizli tutmak isterken, PKK kanadı ise muhatap alındığını zımnen de olsa hissettirerek itibar tazelemeyi hedefliyor. Hatta örgüte yakın çizgideki yazarların "telefon bağlantısı" itirafları ve Süleymaniye yakınlarındaki Kaladize’de bir "yasa taslağı" üzerinde çalışıldığı yönündeki iddialar, bu temasların yapısal bir zemine oturduğunun sinyallerini veriyor.
PJAK Envanteri ve Gare Dağı’nın Geleceği
Darka Mazi kaynaklarının ulaştığı bilgilere göre, "çerçeve yasa taslağı ve pratik uygulaması" olarak adlandırılan dosyanın detaylarında iki stratejik madde öne çıkıyor:
Ankara’nın, PKK’nin İran kanadı olan PJAK’ın elindeki silah envanterini, Rojhilat kökenli kadro sayısını ve gerçek savaş kapasitesini masaya getirdiği belirtiliyor. Bu, bölgesel istihbarat paylaşımında yeni bir safhaya geçildiğinin işareti olabilir.
Örgütün 2025 yılından bu yana Behdinan bölgesindeki pek çok noktadan, tünelden ve kamptan çekilerek buraları Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolüne bıraktığı yerel kaynaklarca zaten konuşuluyordu. Asıl düğüm ise stratejik Gare Dağı. Ankara’nın, örgütün Gare ve Sideka’daki Goşine gibi kritik alanları boşaltmasını, güçlerini Süleymaniye çevresine ve İran sınırına kaydırmasını talep ettiği; karşılığında ise bu alanların meşru bir şekilde devredilmesi formüllerinin tartışıldığı ileri sürülüyor.
Öcalan ve Duran Kalkan Ankara’ya mı Getirildi?
Örgütün tabanına ve Avrupa medyasına yansıttığı "İmralı’da katı tecrit var, süreç yürütülmüyor" argümanı, sahadaki pratik verilerle çelişiyor. Abdullah Öcalan’ın çok kısa süreler içinde DEM Parti Yerel Yönetimler Kurulu’na, vefat eden sanatçı Kadir İnanır için taziye mesajına ve örgüt dergilerine aktardığı net mesajlar, İmralı’nın gündeme ve hatta yerel konferans detaylarına kadar her şeye hakim olduğunu gösteriyor.
Daha da ileri giden iddialar arasında, Öcalan’ın son dönemde İmralı’dan Ankara’ya getirildiği ve örgütün bir diğer kritik ismi Duran Kalkan’ın da Ankara’da kendisiyle görüştürüldüğü yer alıyor. Bu iddialar henüz yüzde yüz teyit edilmemiş olsa da kulisleri hareketlendirmeye yetiyor.
Örgüt medyasının “YNK’yi KDP gibi işbirlikçi çizgiye çekmek istiyorlar" tezi, asıl resmi gizlemek için kullanılan bir halkla ilişkiler stratejisinden ibaret kalıyor. Sahadaki gerçeklik, YNK’nin KDP çizgisine değil; Ankara ve Bağdat’ın paralel yürüttüğü, PKK’nin de örtülü bir şekilde entegre olmaya çalıştığı "yeni bölgesel entegrasyon" çizgisine çekilmek istendiğidir.
Süleymaniye’deki Dabaşan zirvesi, Kürt kamuoyuna sunulan "baskı ve gerginlik" retoriğinin arkasında, aslında tarafların bölgeyi yeniden dizayn etmek, sınırları sabitlemek ve askeri pozisyonları pazarlık konusu yapmak adına masada olduğunu gösteriyor.
Görünen o ki; kamuoyuna kapalı kapılar ardında yürütülen bu gizli strateji, Kürt siyasetindeki blokları ve ittifakları yeniden şekillendirirken, "resmi söylemler" ile "arka oda diplomasisi" arasındaki uçurumu her geçen gün daha da derinleştiriyor.
En Çok Okunan Haberler