SON DAKİKA

#Abdullah Öcalan

HABER DEĞER - Abdullah Öcalan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Abdullah Öcalan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Siyasette yeni sayfa mı açılıyor: Öcalan’dan dikkat çeken mesaj Haber

Siyasette yeni sayfa mı açılıyor: Öcalan’dan dikkat çeken mesaj

PKK lideri olarak bilinen Abdullah Öcalan tarafından paylaşıldığı belirtilen yeni mesajda silahlı mücadelenin anlamını yitirdiği, demokratik siyaset ve entegrasyon vurgusunun öne çıktığı ifadeler yer aldı. 27 Şubat 2025 çağrısına atıf yapılan metin, Türkiye toplumunda çözüm, barış ve yeni siyaset tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Silah yerine siyaset vurgusu öne çıktı Mesajda, demokratik siyasetin hayata geçtiği yerde silahın anlamsızlaşacağı görüşü dile getirilirken, örgütsel düzeyde fesih ve silahlı mücadele stratejisinin sona erdirilmesinin zihinsel dönüşümü de içerdiği ifade edildi. Şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişin mümkün olduğu savunularak yeni dönemin müzakere kapasitesini güçlendirdiği öne sürüldü. Metinde, sürece katkı sunduğu belirtilen siyasi aktörlere atıf yapılarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel dahil olmak üzere farklı kesimlerin rolünün önemli olduğu ifade edildi. Ayrıca yaşamını yitiren siyasetçi Sırrı Süreyya Önder anıldı. Birlik ve birlikte yaşam söylemi öne çıkarıldı Mesajda Türkiye toplumunun farklı kimliklerinin tarihsel olarak iç içe olduğu vurgulanarak birlikte yaşamın yeniden tartışılması gerektiği ifade edildi. Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki metinlerde yer alan birlik vurgusuna atıf yapılırken demokratik cumhuriyet talebinin bu ruhun canlandırılması olarak tanımlandığı aktarıldı. Şiddet ve çatışma döngüsünün kırılmasının hedeflendiği belirtilen metinde, kısa vadeli siyasi hesapların sorunun çözümünü zorlaştırabileceği değerlendirmesi yer aldı. Negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçiş çağrısı yapılarak yeni bir siyaset döneminin kapısının aralandığı savunuldu. Demokratik entegrasyon ve hukuk tartışması Metinde demokratik toplum, uzlaşı ve entegrasyon kavramlarının yeni dönemin temel yapı taşları olduğu ifade edildi. Pozitif inşa sürecinin herhangi bir kurumu ele geçirmekten ziyade toplumun tüm kesimlerinin sorumluluk almasını hedeflediği belirtilirken, devletin demokratik dönüşüme duyarlı olması gerektiği vurgulandı. Demokratik entegrasyonun barış yasalarını gerektireceği ve siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel boyutları olan bir hukuk mimarisini zorunlu kılacağı ifade edildi. Güncel krizlerin önemli nedenlerinden birinin demokratik hukuk eksikliği olduğu savunularak hukuksal güvencelerin güçlendirilmesi çağrısı yapıldı. Vatandaşlık ve özgür yurttaşlık tartışması Mesajda vatandaşlık ilişkisinin etnik kimlik yerine devletle kurulan bağ üzerinden tanımlanması gerektiği görüşü dile getirildi. Din, dil ve düşünce özgürlüğünü temel alan özgür yurttaşlık anlayışının savunulduğu metinde anayasal vatandaşlık kavramının kimliklerin özgürce ifade edilmesini kapsaması gerektiği belirtildi. Ayrıca kadınların demokratik entegrasyonun önemli bir itici gücü olduğu vurgulanarak aile içi şiddet, kadın cinayetleri ve ataerkil yapıya karşı mücadele başlıklarının demokratik dönüşüm sürecinin parçası olduğu ifade edildi. Mesajın, Türkiye toplumunda çözüm, demokrasi ve birlikte yaşam tartışmalarını yeniden hızlandırması beklenirken, siyasi aktörlerden gelecek olası değerlendirmeler merakla takip ediliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Ahmet Türk’ten Bahçeli’nin Öcalan çağrısına destek: Barışa katkı sunar Haber

Ahmet Türk’ten Bahçeli’nin Öcalan çağrısına destek: Barışa katkı sunar

Ahmet Türk, Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a yönelik “statü” tartışmasını başlatan açıklamalarına destek verdi. Ankara’da konuşan Türk, Öcalan’ın örgütüyle temasının Türkiye açısından barış sürecine katkı sağlayabileceğini ifade etti. “Öcalan’ın örgütüyle temas kurması Türkiye’nin yararınadır” Türk, Bahçeli’nin açıklamasını Öcalan’ın hukuki statüsünün ve İmralı’daki koşullarının yeniden ele alınması olarak değerlendirdi. Öcalan’ın İmralı’dan çıkma beklentisi olmadığını belirten Türk, ancak daha “özgür koşulların” sağlanmasının ve örgütüyle iletişim kurabilmesinin kalıcı barış açısından önemli olacağını dile getirdi. Bu temasın toplumda güven ortamı oluşturabileceğini savundu. “Ahmetler makama” çıkışı önemli ama yeterli değil Bahçeli’nin grup toplantısında dile getirdiği “Ahmetler makama” çağrısının süreç açısından anlamlı olduğunu belirten Türk, bunun tek başına yeterli olmadığını söyledi. Türk, kayyum uygulamalarından vazgeçilmesi ve yargı süreçlerine ilişkin bazı düzenlemelerin yapılması gibi somut adımların atılması gerektiğini ifade etti. “Güven verici adımlar atılmalı” Türk, toplumda güvensizlik oluştuğunu belirterek, kayyum uygulamaları, Selahattin Demirtaş ve Kobani davası gibi başlıklarda atılacak adımların sürece katkı sunabileceğini dile getirdi. Süreç komisyonu raporunun önemli olduğunu ancak belirleyici olanın iktidarın tutumu olduğunu söyledi. Bahçeli ile diyalog sürüyor Türk, Bahçeli ile zaman zaman görüştüklerini ve diyaloğun devam ettiğini açıkladı. Yakın dönemde yapılan bir telefon görüşmesinde Kobani’ye gönderilecek insani yardım tırlarının geçişi için Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılması talebini de Bahçeli’ye ilettiğini aktardı. Açıklamalar, Türkiye’de Kürt meselesi ve çözüm tartışmalarının yeniden siyaset gündeminin üst sıralarına taşındığı bir dönemde geldi. Sürecin nasıl şekilleneceği ise önümüzdeki dönemde atılacak adımlara bağlı olacak. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İmralı’dan yeni mesaj: Kürtlerin entegrasyonu Cumhuriyet’in temel ayaklarından biri olacak Haber

İmralı’dan yeni mesaj: Kürtlerin entegrasyonu Cumhuriyet’in temel ayaklarından biri olacak

DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Faik Özgür Erol, 16 Şubat’ta İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan ile bir görüşme gerçekleştirdi. Yaklaşık 3 saat süren temasın ardından yapılan yazılı açıklamada, Öcalan’ın demokratik entegrasyon, özgür yurttaşlık ve yerel demokrasi başlıklarında değerlendirmelerde bulunduğu aktarıldı. “Süreç şiddetten demokratik siyasete geçiştir” Heyetin aktardığına göre Öcalan, geride bırakılan sürecin şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi mümkün kıldığını ifade etti. TBMM’de hazırlanan komisyon raporunun toplumsal gerçeklikle uyumlu olması gerektiğini belirten Öcalan, “Terörü tasfiye mantığıyla yaklaşan bir siyaset çözümü değil, çözümsüzlüğü ifade eder” değerlendirmesinde bulundu. Silah ve şiddetin terk edildiğini, bundan sonraki sürecin demokratik siyaset zemininde ilerlemesi gerektiğini söylediği kaydedildi. Cumhuriyet ve Kürtlerin birlikteliği vurgulandı Açıklamada, Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde Türkler ve Kürt yurttaşların birlikteliğinin esas alındığına dikkat çekildi. Öcalan’ın, Cumhuriyet’in “Kürtsüz inşa edilmediğini” savunduğu, sonraki hukuksal metinlerde yaşanan dışlayıcı yaklaşımların inkâr ve isyanı beslediğini ifade ettiği aktarıldı. İçinde bulunulan sürecin ise inkârı ve isyanı sona erdirme amacı taşıdığı belirtildi. “Özgür yurttaşlık etnisiteye indirgenemez” Öcalan’ın değerlendirmelerinde vatandaşlık tanımının etnisite, dil ya da inanç üzerinden değil devletle kurulan bağ üzerinden yapılması gerektiği vurgulandı. “Özgür yurttaş” kavramını tercih ettiğini belirttiği aktarılan Öcalan’ın, dinini, mezhebini ve ulusal aidiyetini özgürce ifade edebilen bir yurttaşlık anlayışını savunduğu ifade edildi. Bu çerçevede demokratik sınırlar içinde, devletin bütünlüğünü esas alan bir model önerildiği kaydedildi. Yerel demokrasi ve entegrasyon mesajı verildi Heyetin açıklamasına göre Öcalan, demokratik bütünleşmenin ruhuna uygun olarak yerel demokrasinin kurumsallaşması gerektiğini dile getirdi. Bu yaklaşımın ayrı bir devlet anlamına gelmediğini, demokratik yönetim ilkeleri çerçevesinde yerel yönetimlerin güçlendirilmesini ifade ettiğini söylediği aktarıldı. Kürtlerin entegrasyonunun Cumhuriyet’in en temel ayaklarından biri olacağı değerlendirmesi de açıklamada yer aldı. Güvenlik ve siyaset dengesi çağrısı yapıldı Öcalan’ın, meselenin yalnızca güvenlik boyutuyla ele alınamayacağını, siyasi boyutunun daha geniş olduğunu vurguladığı ifade edildi. “Her şey güvenliğe boğulmamalıdır” mesajının paylaşıldığı açıklamada, demokratik toplum ve barış sürecinin birlikte inşa edilmesi gerektiği kaydedildi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Meclis, İmralı görüşmesine ait tutanakları yayımladı: Üç milletvekilinin Öcalan ile temasına dair ayrıntılar ortaya çıktı Haber

Meclis, İmralı görüşmesine ait tutanakları yayımladı: Üç milletvekilinin Öcalan ile temasına dair ayrıntılar ortaya çıktı

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), DEM Parti milletvekillerinden oluşan heyetin İmralı’da gerçekleştirdiği görüşmeye ilişkin tutanakları kamuoyuyla paylaştı. 16 sayfalık metinde, görüşmede dile getirilen siyasi yorumlar, Türkiye ve bölgeye dair değerlendirmeler ile “umut hakkı” tartışması dikkat çekti. İmralı görüşmesine dair tutanaklar Meclis sitesinde yayımlandı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından paylaşılan tutanaklarda, DEM Parti milletvekilleri Fethi Yıldız, Gülüstan Kılıç Koçyiğit ve Hüseyin Yayman’ın İmralı’da yaptığı görüşmenin ayrıntıları yer aldı. Metinde, Abdullah Öcalan’ın Türkiye siyasetine, bölgesel gelişmelere ve Kürt meselesine ilişkin değerlendirmeleri aktarıldı. “Siyasete Ülkü Ocakları’nda başladım” ifadesi dikkat çekti Tutanakta, Abdullah Öcalan’ın geçmişine dair yaptığı değerlendirmelerden biri olarak “Siyasete Ülkü Ocakları’nda başladım” ifadesinin yer aldığı görüldü. Ayrıca Öcalan’ın, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli hakkında kullandığı ifadeler de metne yansıdı. “Umut hakkı” tartışması tutanaklarda yer aldı Görüşmede kamuoyunda son dönemde tartışılan “umut hakkı” kavramına da değinildi. Tutanakta, Bahçeli’nin bu konuda kullandığı ifadelere atıf yapıldığı, Öcalan’ın ise “umut hakkı olmadan çalışamam” değerlendirmesinde bulunduğu aktarıldı. Bu başlık, Meclis’te muhalefet partilerinin itirazlarına rağmen tutanakta yer aldı. Suriye ve bölgesel dengelere ilişkin değerlendirmeler aktarıldı Metinde, Suriye’deki gelişmelere dair yorumlar da bulunuyor. Öcalan’ın, Kürt sorununun bölgesel dengelerden bağımsız ele alınamayacağını vurguladığı, İsrail ve Orta Doğu’daki güç ilişkilerine dair değerlendirmelerde bulunduğu ifade edildi. Ayrıca Suriye’de sivil toplum ve yerel demokrasi vurgusu yapılan bölümler dikkat çekti. Sağlık durumu ve cezaevi koşulları da gündeme geldi Tutanaklarda, görüşmeye katılan milletvekillerinin Öcalan’ın sağlık durumu ve cezaevi koşullarına ilişkin sorular yönelttiği, bu başlıkların da görüşmede ele alındığı belirtildi. Tutanaklar Komisyon’da tartışma yarattı İmralı görüşmesine ilişkin tutanaklar, TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısında da gündeme geldi. Özellikle muhalefet partileri, tutanakların yayımlanmasına itiraz ederken, Meclis Başkanlığı tutumunu değiştirmedi. Yayımlanan 16 sayfalık tutanak, İmralı görüşmesine dair bugüne kadar kamuoyuna yansıyan en kapsamlı resmi belge olma özelliği taşıyor. MECLİS SAYFASINDA YER ALAN TUTANAK... haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Alaaddin Aldemir’den “Terörsüz Türkiye” mesajı: Bu iş devlet politikasıdır Haber

Alaaddin Aldemir’den “Terörsüz Türkiye” mesajı: Bu iş devlet politikasıdır

Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Alaaddin Aldemir, 24 Aralık 2025’te Haber Değer’e yaptığı değerlendirmede “Terörsüz Türkiye” hedefini Türkiye’nin yeni yüzyılını belirleyecek stratejik bir hamle olarak tanımladı. Sürecin yalnızca güvenlik boyutuyla değil, toplumsal rıza, ortak yaşam iradesi, hukuk devleti ve sosyal adalet başlıklarıyla birlikte ele alınması gerektiğini vurgulayan Aldemir, kutuplaştırıcı dilden kaçınılması çağrısı yaptı. Aldemir: “Terörsüz Türkiye baştan beri bir devlet politikasıydı” Aldemir, sürecin “bugün itibarıyla” devlet politikasına dönüştüğü yönündeki tartışmalara, bunun zaten en baştan böyle olduğunu söyleyerek yanıt verdi. “Bu iş bir devlet politikasıdır” diyen Aldemir, süreci bölgesel gelişmelere karşı tedbir niteliğinde, kaçınılmaz bir hat olarak değerlendirdi. Aldemir, “Terörsüz Türkiye” ifadesini ise 40 yıllık çatışma hafızasına dikkat çeken bir çerçeve olarak yorumladı ve hedefin, yalnızca Türkiye’de değil, bölge ölçeğinde rıza ve yeni bir ittifak zemini üretmesi gerektiğini savundu: “Türkiye’deki yurttaşların hem bölgede yaşayan insanların geleceğini belirleyecek bir stratejik hamle olarak görüyorum.” Öcalan’la temas tartışması: “Affedeceğiz ama unutmayacağız” Devletin Abdullah Öcalan’ı muhatap almasına nasıl baktığı sorulan Aldemir, devletlerin değişen koşullara göre tavır alabileceğini belirterek, “Milletlerin ve devletlerin sürekli dostları ve düşmanları olmaz” dedi. Aldemir, Öcalan’a ilişkin yaklaşımında abartılı okumaların yanlış olacağını savunurken, sürecin ilerlemesi için temasın kaçınılmaz olduğunu dile getirdi: “Abdullah Öcalan’la bu iş görüşülmeden, muhatap alınmadan bitmez.” Bu başlıkta, rahmetli Süleyman Demirel’le yaptığı bir sohbeti de aktararak şu ifadeyi kullandı: “Affedeceğiz ama unutmayacağız.” “Güvensizliklerin esiri olmadan ortak yaşam aklı kurulmalı” Sürecin bir sonraki aşamasına ilişkin Aldemir, tüm taraflar için kaygıların tamamen bitmeyeceğini, ancak bu kaygıların siyaseti ve toplumu rehin almaması gerektiğini söyledi. Kürt kanaat önderleriyle sohbetlerinde “devlet tuzak kurdu” türü bir güvensizlik gördüğünü belirten Aldemir, batıda yaşayan yurttaşlarda da “bölünme” ve “iç çatışma” kaygısı bulunduğunu ifade etti. Aldemir, çözümün dilini tarif ederken şu vurguyu yaptı: “Kimsenin onuru çiğnenmeden ortak bir onur, şeref, haysiyet düzeni kurabilmeliyiz.” “Gazoz milliyetçiliği” eleştirisi: “Toplum buraya düşmemeli” Aldemir, sürece zarar verecek söylemlere ve toplumsal kutuplaşmayı besleyen tutumlara da sert eleştiriler yöneltti. Bazı örneklerin “akıl dışı” olduğunu savunan Aldemir, özellikle linç kültürünü büyüten dilin tehlikeli olduğunu belirterek “Toplumun buraya düşmemesi lazım” dedi. “Önce barışın dilini yüceltelim” çağrısı yapan Aldemir, kendi konumunu da şöyle tarif etti: “Ben yurttaşlarımla… etniği ne olursa olsun çatışmayı değil barış içinde bir arada yaşamayı önceleyen bir Türk milliyetçisiyim.” “Kürt sorunu Türkiye’nin namusudur” sözünü böyle açıkladı Aldemir, daha önce kullandığı “Kürt sorunu Türkiye’nin namusudur” ifadesinin arkasındaki vurgunun; hukuk, demokrasi ve insan haklarının değeri olduğunu belirtti. 12 Eylül dönemine dair deneyimlerinden söz eden Aldemir, insan onurunun korunmasının önemini öne çıkardı ve çatışma dilinin kontrol edilemez sonuçlar üretebileceğini söyledi: “Çatışma kendi kontrolümüzden çıkar ve biz namusumuzu koruyamaz hale geliriz.” Aldemir, meselenin “bir grubun hakkı” diye değil, kapsayıcı biçimde ele alınması gerektiğini de vurguladı: "Türkiye’deki insan hakkı olarak olaya bakmamız gerekiyor.” Aldemir: “En büyük tehlike etnik çatışma; bedel ödenecekse ödenir” Aldemir, Türkiye’nin önündeki en büyük riskin etnik çatışma ihtimali olduğunu söyleyerek, bunun “kapının önündeki tehlike” olduğuna dikkat çekti. Sürecin “polyanacılık” ile yürütülmemesi gerektiğini belirten Aldemir, “Umutsuzluğa gerek yok ama polyanacılık oynamaya da gerek yok” dedi. Sürecin ağır bir maliyete dönüşmemesi için siyaset kurumunun sorumluluğuna işaret eden Aldemir, “Ne bedel ödememiz gerekiyorsa da öderiz” sözleriyle çatışmasızlık hedefini önceleyen bir tutum ortaya koydu.

Bahçeli’den Öcalan gündemine dair miting yorumu: Mahzurlu bir yanı yok Haber

Bahçeli’den Öcalan gündemine dair miting yorumu: Mahzurlu bir yanı yok

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Abdullah Öcalan ile yürütülen temasların kamuoyunda yarattığı tartışmalar sürerken, Demokratik Toplum Platformu’nun çağrısıyla yapılacak miting hakkında ilk değerlendirmesini yaptı. Bahçeli, mitingin nerede, ne zaman ve hangi çerçevede ele alınması gerektiğine dair net bir tutum ortaya koydu. Miting ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında görülüyor Bahçeli, DEM Parti öncülüğünde Demokratik Toplum Platformu tarafından 4 Ocak 2026’da Diyarbakır’da düzenlenecek mitingin demokratik haklar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Bahçeli, “Kanaatimce DEM Parti’nin 4 Ocak 2026’da düzenleyeceği mitingin hiçbir mahsurlu yanı yoktur” ifadelerini kullandı. Bahçeli’den tansiyonu düşüren yaklaşım Açıklama, Öcalan ile yapılan görüşmeler ve bu görüşmelerin siyasal yansımalarına dair tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde geldi. Bahçeli’nin sözleri, mitinglere ve siyasal ifade alanına yönelik daha yumuşak bir ton olarak değerlendirildi. Öcalan görüşmeleri sonrası MHP’nin tutumu netleşiyor Son dönemde kamuoyunda, DEM Parti ile Öcalan arasında yürütülen temasların ardından MHP’nin nasıl bir pozisyon alacağı merak ediliyordu. Bahçeli’nin bu açıklaması, sürecin sokak ve mitingler üzerinden kriminalize edilmemesi gerektiği yönünde bir mesaj olarak yorumlandı. Siyasal tartışma zemini genişliyor Bahçeli’nin miting açıklaması, Türkiye toplumunda ifade özgürlüğü, siyasal katılım ve barışçıl toplantı hakkı tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Açıklama, farklı siyasi aktörler arasında tansiyonun nasıl şekilleneceğine dair önemli bir işaret olarak görülüyor.

Bomba İddia: YEŞİL yaşıyor mu? Haber

Bomba İddia: YEŞİL yaşıyor mu?

Saygı Öztürk’ü arayan isim “Ben Yeşil’im” dedi Sözcü yazarı gazeteci Saygı Öztürk, 9 Aralık 2025’te gazetenin santralına gelen bir telefonla başlayan görüşmeyi köşesinde anlattı. Öztürk’ün aktardığına göre, ilk aramada konuşamayan kişi, yaklaşık yarım saat sonra tekrar hattı aradı ve “Ben Yeşil” diyerek kendini tanıttı. Faili meçhul cinayetler, derin devlet iddiaları ve 1990’lı yılların karanlık dosyalarıyla anılan “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, resmi kayıtlarda 1997’den bu yana “ortadan kaybolmuş” kabul ediliyor. Telefona çıkan kişi ise, ayrıntılı bilgiler vererek yaşadığını ve hâlâ gölgede kaldığını iddia etti. Sağlık durumunu anlattı: “Karaciğer nakli oldum, iyi değilim” Öztürk, telefondaki kişinin kimliğini test etmek için geçmişte yazdığı haberlere ve bilinen ayrıntılara dair sorular yöneltti. Kendisini “Yeşil” olarak tanıtan şahıs, 1953 doğumlu olduğunu, sahte bir isimle karaciğer nakli geçirdiğini ve “bu süreçte kendisine yardım eden ünlü bir isim” bulunduğunu söyledi. Sağlık durumunun iyi olmadığını belirtti. Uzun süre Azerbaycan’da kaldığını, şu anda ise Türkiye sınırına yakın Suriye’de, güvendiği bir ülkücü dostunun yanında saklandığını anlattı. Telefona çıkan kişi, “Şu an kaldığım yeri derin devlet biliyor” diyerek, devlet içindeki bazı yapıların kendisinden haberdar olduğunu öne sürdü. Öcalan’a Şam’da suikast iddiası: “Öldürecektik ama ihanete uğradık” Görüşmenin en çarpıcı bölümlerinden biri, PKK lideri Abdullah Öcalan’a Şam’da planlandığı iddia edilen suikast girişimi oldu. Saygı Öztürk’ün aktardığına göre, kendisini Yeşil olarak tanıtan kişi, Öcalan’ın kaldığı eve yönelik bombalı saldırı planına katıldığını söyleyerek şu cümleleri kurdu: “Evet, Abdullah Öcalan’ı Şam’da kaldığı evde bombalı araçla öldürecektik. Arabada bir kadın, iki üsteğmen, Bursa Özel Tip Cezaevi’nden alınan ismini vermek istemediğim bir arkadaşımız ve başka bir kişi daha vardı. Aslında Öcalan’ı ortadan kaldırmamız mümkündü, ancak ihanete uğradık. Bize yardımcı olan Suriyeli aracı uzağa park edince bütün plan bozuldu.” Bu anlatım, 1990’lı yıllarda Suriye’de Öcalan’a yönelik suikast iddialarına dair tartışmaları yeniden alevlendirdi. Şahıs, “Öldürmemiz mümkündü” ifadesiyle, başarısız girişimin arkasında içeriden bir sabotaj olduğunu öne sürdü. Cem Ersever ve Abdullah Çatlı iddialarına yanıt: “Köroğlu efsanesi” ve “Aramız bozuk değildi” Telefondaki kişi, 1990’larda JİTEM’in kilit isimlerinden Emekli Binbaşı Cem Ersever’in öldürülmesiyle ilgili suçlamaları da reddetti. Öztürk’ün aktardığına göre, “Yeşil” olduğunu söyleyen şahıs, “Cem Ersever’i benim öldürdüğüme ilişkin söylentiler tam anlamıyla Köroğlu efsanesi” diyerek bu iddiayı kesin bir dille yalanladı. Ayrıca, adı sık sık faili meçhul dosyalarla anılan Abdullah Çatlı ile aralarının bozuk olduğu yönündeki söylentileri de doğru bulmadığını söyledi. Eski Jandarma Genel Komutanı ve MİT Müsteşarı Teoman Koman’ın desteğini her zaman gördüğünü öne süren kişiye göre, 1990’lı yıllarda bölgede yürütülen kirli savaşın pek çok boyutu devlet içindeki güç mücadeleleriyle iç içe geçmişti. “Konya’da yakalandım ama emirle bırakıldım” sözleri yeni soru işaretleri doğurdu Kendini “Yeşil” olarak tanıtan kişinin bir diğer iddiası, Türkiye’ye gizlice dönüş yaptığı bir dönemde Konya’da yakalanıp serbest bırakılması oldu. Anlattığına göre, yıllar sonra görünüşünün değiştiğini düşünerek Türkiye’ye giriş yaptığını, burada Konya’da yakalandığını, ancak “yukarıdan gelen emirle” bırakıldığını söyledi. Kimin emir verdiği sorulduğunda ise isim paylaşmaktan kaçındı. Şahıs, 1990’lı yıllardaki Hizbullah–PKK çatışmasına dair de tartışmalı bir yorum yaptı. Öztürk’ün yazısına göre, o dönem il ve ilçelerde Hizbullah’ın “PKK’ye karşı devlet tarafından desteklendiğini” ve bunun “başarı” olarak görüldüğünü savundu. Bu sözler, 90’lı yılların karanlık dosyalarında adı geçen paramiliter yapılar, kontrgerilla faaliyetleri ve derin devlet iddialarını yeniden gündeme taşıdı. Faili meçhul cinayetlerin gölgesi: “Yeşil dosyası” kapanmayan bir hesap olarak duruyor “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, özellikle 1990’lı yıllarda Kürt yurttaşların yoğun yaşadığı illerde işlenen faili meçhul cinayetlerin sembol ismi haline gelmişti. DEP Milletvekili Mehmet Sincar, gazeteci Musa Anter, JİTEM bağlantılı pek çok dosyada Yıldırım’ın adı sık sık geçti. Eski MİT Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür, daha önce verdiği bir röportajda Yeşil’in bir dönem kendisine bağlı çalıştığını söylemiş ve öldürüldüğünü düşündüğünü açıklamıştı. Buna karşılık, Emniyet İstihbarat kayıtlarında Yeşil’in yurtdışına çıktığı yönünde bilgiler olduğu da uzun süredir konuşuluyor. Saygı Öztürk, kendisini arayan kişinin gerçekten Mahmut Yıldırım olup olmadığının kesinleşmediğini, ancak verdiği ayrıntıların “düşündürücü” olduğunu vurguladı. Yazısının sonunda ise şu soruyu yeniden gündeme taşıdı: “Yeşil gerçekten öldü mü, yoksa yaşadığını birilerine duyurmak mı istiyor?” Resmi kayıtlarda akıbeti hâlâ belirsiz olan Mahmut Yıldırım hakkındaki bu gizemli telefon görüşmesi, Türkiye toplumunun hafızasındaki “Yeşil yaşıyor mu?” sorusunu bir kez daha alevlendirdi.

Uluslararası Barış Konferansı sonuç bildirgesi açıklandı Haber

Uluslararası Barış Konferansı sonuç bildirgesi açıklandı

Konferans, Türkiye’deki 40 yıllık çatışmanın sona erdirilmesi için kapsamlı bir yol haritası açıkladı İstanbul’da 6–7 Aralık 2025 tarihlerinde düzenlenen Uluslararası Barış ve Demokratik Toplum Konferansı, yayımlanan sonuç bildirgesiyle tamamlandı. 19 ülkeden siyasetçiler, akademisyenler, gazeteciler ve insan hakları savunucularının katıldığı toplantıda, Türkiye’de 40 yılı aşkın süredir devam eden çatışma ortamının nasıl sonlandırılacağı ve kalıcı barışın hangi ilkelerle inşa edilebileceği ele alındı. Bildirge, PKK’nin Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısının ardından açıkladığı silahlı mücadeleyi bırakma kararını, “bölge istikrarı için tarihi bir eşik” olarak değerlendirdi. “Öcalan barış sürecinde kritik bir aktör” vurgusu öne çıktı Bildirgede, küresel ölçekte otoriter eğilimlerin arttığı bir dönemde Abdullah Öcalan’ın hem düşünsel hem pratik olarak barış inşasında belirleyici bir rol oynadığı ifade edildi. Metinde şu değerlendirme yer aldı: “PKK’nin silahlı mücadeleyi sonlandırma ve kendini feshetme kararı, uzun süreli çatışmaların bitirilmesi için cesur bir adımdır. Bu adım yeni bir toplumsal sözleşmenin kapısını aralamaktadır.” Konferansta kalıcı barış için 6 maddelik yol haritası oluşturuldu Katılımcılar, iki gün süren tartışmaların ardından barış sürecinin ilerleyebilmesi için altı başlık belirledi: 1. Öcalan’ın AİHM kararları doğrultusunda serbest bırakılması için yasal düzenleme yapılması ve İmralı’daki tecrit koşullarının tamamen kaldırılması. 2. Çatışmaların çözümünde tek yöntemin diyalog olduğu ve BM’nin 1325 sayılı kararı gereği kadınların barış süreçlerinde aktif rol alması. 3. Türkiye’nin tüm halklarını eşit yurttaşlık temelinde kapsayan demokratik bir anayasa ihtiyacı. 4. Merkeziyetçiliğin yerine yerel demokrasiyi güçlendiren modellerin geliştirilmesi. 5. Şiddeti besleyen hukuksal ve yapısal sorunların kapsayıcı bir dönüşümle ortadan kaldırılması. 6. Avrupa Birliği’nin, tarafların kabulü halinde arabulucu veya garantör rolü üstlenmesi. “Siyasi tutukluların özgürlüğü lütuf değil, hukuksal zorunluluktur” Bildirgede son olarak, Abdullah Öcalan, Kobani Davası’nda yargılananlar ve tüm siyasi tutukluların serbest bırakılması çağrısı yapıldı. Açıklamada, “Siyasi tutukluların özgürlüğü bir lütuf değil, tarihsel ve hukuksal bir zorunluluktur.” ifadesi dikkat çekti. Katılımcılar, Türkiye’yi insan hakları ve insancıl hukuk gereklerini yerine getirmeye çağırırken, sürecin uluslararası kamuoyu tarafından yakından izleneceği belirtildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.