SON DAKİKA

#Abdullah Öcalan

HABER DEĞER - Abdullah Öcalan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Abdullah Öcalan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ayhan Bilgen: "Demirtaş  AİHM’le tahliye olmak istiyor" Haber

Ayhan Bilgen: "Demirtaş AİHM’le tahliye olmak istiyor"

Röportaj sırasında Ankara Temsilcisi Cüneyt Alphan, kısa süre önce yayımlanan “Türk Tarihinin Kayıp Yılları ve Kürdistan” adlı kitabını da Ayhan Bilgen’e hediye etti. Bilgen; silah bırakma tartışmalarından Öcalan ve Demirtaş’ın rollerine, DEM Parti ve muhalefetin tutumundan anayasa ve referandum gündemine, geçmiş çözüm süreçlerinin neden başarısız olduğundan AİHM ve yüzleşme süreçlerine kadar birçok başlıkta dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Aktif siyaset ve sivil toplum katkısı Aktif siyasetin mevcut durumu hakkındaki soruya yanıt veren Ayhan Bilgen, genel başkanlık görevini devrettiğini ve parti yönetiminin yanı sıra teşkilat çalışmalarının başka bir arkadaş tarafından yürütüldüğünü belirtti. 53 ilde ve yaklaşık 170 ilçede kongre süreçlerinin tamamlandığını ifade eden Bilgen, kendisinin ise dışarıdan katkı sunmaya çalıştığını söyledi: "Ben genel başkanlık görevini bıraktım. Şimdi başka bir arkadaşımız parti yönetimini ve teşkilat çalışmalarını yürütüyor... Daha çok sivil toplum ve medya çalışmaları üzerinden katkı vermeye gayret ediyorum. Doğrudan parti siyaseti içerisinde aktif bir görev üstlenmiş değilim. Bundan sonraki süreçte ne yapacağım konusunda benim açımdan da kesinleşmiş bir tablo yok. Nerede katkı sunabileceğim ortaya çıktıkça elimden geleni yaparım." Kürt meselesinin bölgesel doyutu ve yeni dış dinamikler Kürt meselesinin sadece bir ülkenin iç meselesi olarak ele alınamayacak kadar geniş bir coğrafyaya yayıldığını vurgulayan Bilgen, Kürtlerin dört farklı ülkede yaşadığını, bu ülkelerin karşılıklı ilişkilerinin, bölgesel dengelerin ve uluslararası aktörlerin tutumunun doğrudan etkili olduğunu belirtti. Geçmişteki çözüm sürecinin uluslararası koşulların daha olumlu olduğu bir dönemde başladığını ancak Suriye’deki gelişmelerle birlikte bölgesel şartların değiştiğini hatırlattı. Bugünkü döneme ilişkin dış koşulların daha elverişli olduğunu düşündüğünü belirten Bilgen, sürecin dışarıdan dayatılmadığının altını çizdi: "Ama bugünkü sürecin dışarıdan organize edilmiş bir süreç olduğunu düşünmüyorum. Daha çok Türkiye’nin kendi iç ihtiyaçlarının, bölgesel gelişmelerle birlikte oluşturduğu bir arayış söz konusu. Özellikle güvenlik açısından Türkiye’nin önünde yeni bir tablo var. İsrail’in bölgedeki politikaları, bölgesel ittifaklar ve Türkiye’nin kendi güvenlik ihtiyaçları Kürt meselesini yeniden önemli bir başlık haline getiriyor. Daha çok Türkiye’nin kendi güvenlik ve siyasi ihtiyaçlarından kaynaklanan bir arayış olduğunu düşünüyorum." Devlet içerisindeki bütünlük ve önceki süreçlerden farklar Geçmişteki çözüm süreçlerinin başarısız olmasında devlet içindeki yapının önemli bir rol oynadığını belirten Bilgen, bu kez tablonun farklı olduğunu vurguladı: "Üstelik bu kez önceki süreçlerden farklı bir durum var. Devlet içerisinde daha fazla bütünlük görüyorum. Önceki süreçlerde devletin farklı kurumları arasında ciddi dirençler vardı. Güvenlik bürokrasisiyle siyasi irade arasında da farklı yaklaşımlar bulunabiliyordu. Bugün ise güvenlik bürokrasisinin sürece daha fazla destek verdiği veya en azından sürecin gerekliliği konusunda daha net bir pozisyonda olduğu görülüyor. Bu önemli bir fark. Çünkü geçmişte süreci sadece siyasi irade yürütmeye çalışıyordu ve devletin bazı kesimlerinde ciddi bir direnç vardı." TBMM Komisyon raporları ve eksik bırakılan temel haklar TBMM’deki komisyon raporları ve partilerin hazırladığı metinleri değerlendiren Bilgen, raporda Şeyh Sait’ten Cumhuriyet döneminin kırılmalarına kadar uzanan tarihi bir arka plan bulunduğunu, ancak asıl meselenin yeterince açık konulmadığını ifade etti: "Fakat bana göre asıl mesele yeterince açık biçimde ortaya konulmuyor. Kürt meselesinin temelinde bir halkın kimliğinin, dilinin ve kültürel haklarının tanınmasıyla ilgili sorunlar var. Bunların raporda yeterince kapsamlı şekilde ele alındığını düşünmüyorum. Örneğin anadilde eğitim meselesi, kültürel haklar, özgürlükler ve demokratikleşme boyutu daha kapsamlı tartışılmalıydı. Sadece günü kurtaracak bir çözümle yetinmemek gerekiyor. Kürt meselesini Türkiye’nin genel demokratikleşmesinden ayrı düşünmemek lazım." "Önce silah mı, önce demokrasi mi?" ikilemi Geçmişte yaşanan hataların tekrarlanmaması için iki farklı yaklaşımın çarpıştığını belirten Bilgen, bugünkü stratejinin izlediği yolu şu sözlerle değerlendirdi: "Bir kesim 'Önce demokrasi, sonra silah bırakma' diyor. Diğer yaklaşım ise 'Silah varken demokratikleşmeyi ve insan haklarını konuşmak zor' diyor. Bugünkü süreç daha çok ikinci yaklaşım üzerinden ilerliyor. Yani silahların devreden çıkarılması, silahlı çatışmanın sona erdirilmesi ve ondan sonra demokratikleşme, insan hakları ve özgürlüklerin daha kapsamlı biçimde konuşulması... Silahların tamamen devreden çıkması halinde artık Türkiye’nin demokratikleşmesi, anayasa, yönetim modeli, dil ve eğitim gibi bütün meselelerin demokratik zeminde konuşulmasının önünde daha az engel kalacaktır." Abdullah Öcalan ve Selahattin Demirtaş’ın rolleri Abdullah Öcalan’ın silahlı mücadelenin bir yöntem olarak sürdürülemeyeceği noktasında olduğunu belirten Bilgen, Öcalan ile Selahattin Demirtaş’ın rollerinin kesinlikle birbirinden ayrılması gerektiğini vurguladı: "Öcalan’ın konumu ile Demirtaş’ın konumunu birbirinden ayırmak gerekiyor. Öcalan’ın doğrudan muhataplığı silah bırakma ve silahlı yapının tasfiyesi meselesinde daha belirgin. Demirtaş’ın rolü ise daha çok toplumsal ikna, demokratik siyasetin güçlendirilmesi ve toplumun sürece katılması bakımından değerlendirilebilir. Demirtaş’ın katkısını sadece silah bırakma meselesine indirgememek gerekir. Çünkü Kürt toplumu bir siyasi partiye veya tek bir örgüte indirgenebilecek bir yapı değil." Alphan’ın gündeme getirdiği Demirtaş’ın hukuki süreçleri bağlamında Bilgen, Demirtaş’ın istinaf kararlarını beklemek yerine uluslararası mekanizmalarla, özellikle AİHM eksenli bir demokratik güvenceyle tahliye olmayı hedeflediğini vurguladı. "Kürt sosyolojisi siyasetin çok ilerisinde" Kürt toplumunun coğrafi ve sosyolojik olarak çok büyük bir dönüşüm geçirdiğine dikkat çeken Bilgen, mevcut siyasetin bu yapının gerisinde kaldığını belirtti: "Kürt sosyolojisi siyasetin çok ilerisinde. Siyaset onun gerisinde kalmış durumda. Kürtlerin toplumsal varlığı artık sadece Diyarbakır’la veya bölge illeriyle sınırlı değil. İstanbul’da, İzmir’de, Antalya’da, Ege’de ve Türkiye’nin çok farklı yerlerinde ciddi bir Kürt nüfusu ve toplumsal yapı var. Dolayısıyla Kürt toplumunu sadece silahlı örgüt üzerinden okumak artık mümkün değil. Parlamentoda, belediyelerde ve toplumun farklı alanlarında Kürtlerin siyasi ve sosyal temsili var. Silahların devreden çıkması halinde bu sosyolojinin kendisini daha rahat biçimde siyaset üzerinden ifade etmesinin önü açılabilir." Tarihsel yüzleşme ve travmaların aşılması Sürecin sadece idari ve hukuki adımlarla tamamlanamayacağını, toplumsal yüzleşmenin şart olduğunu belirten Ayhan Bilgen, sözlerini şu vurguyla tamamladı: "Bunu değerlendirirken o dönemin koşullarını göz ardı etmemek gerekir. Bir halkın kendisini yok sayılmış, tanınmamış veya haklarından mahrum bırakılmış hissettiği dönemleri anlamadan silahlı mücadelenin ortaya çıkışını da anlayamazsınız. Ama bugün geldiğimiz noktada silahla ilgili faslı yüzleşmeyle aşmanız gerekiyor. Hem devletin hem örgütün hem de siyasetin geçmişle yüzleşmesi lazım. Bu yüzleşme yeni bir çatışma üretmemeli. Geçmişte yaşanan acıları kabul ederken geleceği geçmişteki çatışmanın içine hapsetmemek gerekiyor. Bütün tarafların kendi sorumluluklarıyla yüzleşebilmesi önemli. Çünkü yeni bir dönem ancak geçmişle hesaplaşmayı yeni bir kavganın nedeni haline getirmeden mümkün olabilir." haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Gürkan Çakıroğlu: "Demirtaş tek başına hiçbir şey yapamaz" Haber

Gürkan Çakıroğlu: "Demirtaş tek başına hiçbir şey yapamaz"

"Seçimlerde Güvenlik Siyaseti Aşılacak" Hukukçu-yazar Gürkan Çakıroğlu, İlke TV'de yaptığı açıklamalarda Türkiye siyasetinde yeni bir dönemin kapılarının aralandığını ifade etti. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin 22 Ekim'de başlattığı sürecin, ülkenin son 10 yıldır ezbere ilerleyen siyasi denklemini kökten sarstığını vurgulayan Çakıroğlu, "Yeni bir dönemin kapıları açılıyor. Bu öyle bir şey ki Bahçeli'nin 22 Ekim'de başlattığı süreç öyle bir şey ki Türkiye'nin son 10 yılındaki bütün siyasi denklemi bozuyor. Biz 10 yıldır seçimlere her daim neyle gittik? Terör, terör, terör, terör, terör. Yani hukuk yok oldu, ekonomi yok oldu, ekonomik sıkıntılar yok oldu. Bunlar konuşulamadı. Hep güvenlik endişeleriyle gittik. Şimdi ilk defa kimsenin terörize edilemeyeceği ve böylece hukuksuzlukların, adaletsizliklerin ve ekonomik krizin konuşulabileceği bir seçim atmosferine gireceğiz maksimum bir yıl sonra. Bunun yarattığı fırsatın farkında değil misiniz?" iafdelerini kullandı. "İktidar ve Muhalefetin Konfor Alanı Bozuldu" Bu yeni sürecin hem iktidarı hem de muhalefeti konfor alanından çıkardığını savunan Çakıroğlu, iktidarın uzun süredir Kürtler ile HDP veya DEM Parti üzerinden yürüttüğü siyasetin, muhalefetin ise ekstra bir çaba sarf etmeden oyları alabildiği düzenin bozulduğunu kaydetti. Çakıroğlu,"E ama şimdi bu bir yandan da onları konfor alanından çıkartıyor. Çünkü bu zamana kadar iktidar Kürtleri dövüyordu. HDP'yi veya DEM Parti'yi dövüyordu. Onlar da hiçbir şey yapmadan oyları alıyordu. Şimdi bu da bozuldu. Artık bir şeyler yapmanız gerekiyor. Hala daha mecliste gidiyorsun. Partinin neredeyse ekseriyeti meseleye hayır diyor. Bu şekilde yapamazsın ki bir şey. Ama bu sadece Kürt meselesine bakış açını da yansıtmıyor. Hukuka ve demokrasiye bakış açını yansıtıyor senin." dedi. "Demirtaş Büyük, Kürt Hareketi Daha Büyük, Öcalan Hepsinden Büyük" Açıklamalarında en çok dikkat çeken noktalardan biri de liderler ve hareketler dengesi oldu. Selahattin Demirtaş, Kürt siyasal hareketi ve Abdullah Öcalan arasındaki hiyerarşik denkleme dikkat çeken Demirtaş'ın DEM Parti'den büyük olduğunu, bunun tartışmaya kapalı bir konu olduğunu vurgulayan Çakıroğlu, şu ifadeleri kullandı: "Şimdi Demirtaş meselesi önemli. Selahattin Demirtaş DEM parti'den büyük. Bu tartışmaya açık bir konu değil. Lakin Kürt siyasal hareketi de Demirtaş'tan büyük. Öcalan da Kürt siyasal hareketinden büyük. Şimdi o zaman ne olacak? Demirtaş tek başına bir şey yapamaz. Ama Demirtaş olmadan da Türk siyasal hareketi istediği istikamete varamaz. Peki şöyle bir şey formüle edelim. Bu denklemi kurması gereken kişi Abdullah Öcalan. Ve ben Demokratik Cumhuriyet Hareketi ve onun inkilap edeceği Demokratik Cumhuriyet Partisi'nin de bu denklem üzerine oturacağını zamanla düşünüyorum." Demirtaş'a uyarıda bulundu Selahattin Demirtaş'ın süreci ve meseleyi doğru okuması gerektiğinin altını çizen Gürkan Çakıroğlu, sözlerini şöyle tamamladı: "Ama burada meseleyi Demirtaş'ın da doğru okuması gerekiyor. Yani sürekli Türksolunun veya belli başlı merkez haber sitelerinin kendisini sürekli Öcalan'ın karşısına oturtmasına da kayıtsız kalmaması gerekiyor. Çünkü bu yanlış bir denklem ve var olmayan da bir denklem." haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Uçum'dan Kritik "Terörsüz Türkiye" Açıklaması: "Öcalan Silahsızlanma Alt Komisyonu'nda Görev Alacak" Haber

Uçum'dan Kritik "Terörsüz Türkiye" Açıklaması: "Öcalan Silahsızlanma Alt Komisyonu'nda Görev Alacak"

Takip ve Değerlendirme Kurulu ve Alt Komisyonlar Terörsüz Türkiye sürecinin hukuki altyapısını oluşturan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'un rekor bir oyla kabul edilmesinin ardından kurulan Takip ve Değerlendirme Kurulu çalışmalarına hız verdi. Kurulun ilk toplantısında sürecin koordinasyonu ele alınırken, bünyesinde dört ayrı alt komisyon oluşturuldu. Bu kapsamda Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu, İzleme ve Tespit Alt Komisyonu, Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu ile Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu faaliyete geçirildi. Silah teslimi, doğrulama mekanizmaları ve örgüt mensuplarının hukuki statülerinin sınıflandırılması gibi kritik başlıkların bu alt kurullar aracılığıyla yürütülmesi bekleniyor. "Öcalan Komisyonda Görevlendirilecek, Sağlanan İmtiyaz Değil" Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, sürecin detaylarına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. PKK'ya kendini feshetme çağrısı yapan Abdullah Öcalan'ın, kurulan Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu'nda görev alacağını belirten Uçum, İmralı'daki yeni konutun cezaevine bağlı bir ek ünite olarak inşa edildiğini hatırlatarak "İmralı'daki konut cezaevine bağlı ek ünite olarak inşa edildi" dedi. Öcalan'a yönelik bu adımların serbest bırakıldığı anlamına gelmediğini vurgulayan Uçum, süreçle ilgili olarak "Öcalan ile yürütülen diyalog sürecidir. Hedef bellidir. Terör örgütünün tasfiyesinin sağlanmasıdır" ifadelerini kullandı. İmralı'daki konuttan "Serbest bırakıldı" şeklinde bir sonuç çıkarılamayacağını belirten Uçum, görevlendirme ve çalışma ortamına ilişkin şu açıklamaları yaptı:"Örgütü kim kuruyorsa silahı kim kullandırdıysa feshedecek de odur. Öbür türlü devlet güvenlik politikasıyla yapar. Diyalogda muhatap aldığı kişi bu görevini iyi yapması için bir komisyonda görevlendirilmesi, daha rahat ortamda çalışması gerekliliktir, sağlanan imtiyaz değildir. Görevin gerektirdiği ortam sağlamaktan ibarettir, bunun dışındakiler doğru değildir." Öte yandan, 1 Haziran 2005'ten önce ağırlaştırılmış müebbet cezası alanların veya bu suçu işleyenlerin çıkarılan yasa kapsamı dışında tutulduğunu, bu nedenle Öcalan ve yönetim kadrosunun yasadan yararlanamayacağını belirten Uçum, "Hükümlü üzerinden diyalog yürütüyorsan terör örgütünün tasfiyesine ilişkin, bunun hukuka aykırı bir durumu yok. Rutin dışı süreçler, rutin dışı yöntemlerle çözülür" diyerek hükümlü üzerinden yürütülen diyalog mekanizmasının hukuki zeminine dikkat çekti. Uçum'dan Seçim Tarihi Mesajı Açıklamalarında iç siyaset ve seçim takvimine de değinen Mehmet Uçum, olası bir erken seçim veya yenileme kararının tarihine yönelik öngörülerini paylaştı. Meclis'te 360 milletvekilinin kararıyla seçimlerin yenilenmesi durumunda sandıkların 16 Nisan 2028 tarihinde kurulabileceğini belirten Uçum, "360 milletvekiliyle seçimlerin yenilenmesi kararı alırsa 16 Nisan 2028'de seçim yapılacak" dedi. Bu tarihin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçişin yıl dönümü olduğuna işaret eden Uçum, "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin geçişinin yıl dönümü 16 Nisan" ifadelerini kullandı. Uçum ayrıca, 2027 yılının son çeyreğinde bir seçim yapılabilme ihtimalini düşük gördüğünü belirterek "Seçimlerin mart ya da nisan ayında yapılabileceğini" dile getirdi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

DEM Parti'den "Öcalan'a villa" tartışmalarına yanıt: "Gerçekle alakası yok Haber

DEM Parti'den "Öcalan'a villa" tartışmalarına yanıt: "Gerçekle alakası yok

"Villa benzetmesinin gerçekle alakası yok" MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin açıklamalarıyla kamuoyunda geniş yankı uyandıran İmralı Adası'ndaki yeni yapı tartışmalarına DEM Parti'den de açıklama geldi. DEM Parti İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan, Medyascope'a yaptığı değerlendirmede iki gün önce heyet olarak İmralı'ya gidip Abdullah Öcalan ile görüştüklerini belirtti. Kamuoyunda "villa" olarak nitelendirilen yapının bu tanımı kesinlikle hak etmediğini vurgulayan Buldan, şu ifadeleri kullandı: "Villa benzetmesinin gerçekle alakası yoktur. Hatta denilebilir ki cezaevinin adeta bir parçasıdır yeni yapı. Silahsızlanma ve siyasallaşma bir süreç işidir. Bunun için Öcalan’ın devrede olması gerekir. Art niyetli bir biçimde orayı villa ve konforlu bir alan gibi tanımlamak hem gerçekle alakası yok hem de art niyetlice bir değerlendirmedir." "Henüz taşınmadı" Söz konusu yapının temel amacının sürecin daha etkin yürütülmesi ve görüşmelerin uygun koşullarda gerçekleştirilmesi olduğunu ifade eden Buldan, yapının niteliğine ilişkin "cezaevi yerleşkesi içerisinde, uygun çalışma koşullarına sahip bir konut" tanımını yaptı. Öte yandan Abdullah Öcalan'ın henüz bu yeni konuta geçmediğini belirten Buldan, "Hala oraya taşınmış değil çünkü o mekanda bir çalışma ekibine ihtiyaç duyuyor" dedi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Bahçeli'den İmralı açıklaması: "250 metrekarelik bir konut yapıldı" Haber

Bahçeli'den İmralı açıklaması: "250 metrekarelik bir konut yapıldı"

"Villa Diye Bir Şey Yok, 250 Metrekarelik Konut Yapıldı" MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gazeteci Nagehan Alçı'nın aktardığı ve kamuoyunda tartışma yaratan İmralı Adası'ndaki yeni yapı iddialarına açıklık getirdi. Alçı, 11 Eylül'deki görüşmesinin ardından İmralı'da PKK lideri Abdullah Öcalan için bahçeli bir ev inşa edildiğini ancak Öcalan'ın "statü" talebiyle buraya geçmediğini öne sürmüştü Tartışmalara noktayı koyan Bahçeli, söz konusu yapının bir villa olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı: "Geçenlerde gazeteci Nagehan Alçı geldi. Hanımefendinin aktardıklarından 'villa' yorumu çıkardılar. Villa diye bir şey yok. 250 metrekarelik bir konut yapıldı. Zaten bu konut cezaevi yerleşkesi içerisindedir. 4 tarafı suyla çevrili bir ada. Abdullah Öcalan, zaten 26 yıldır cezaevinde. Yaşı ilerlemiş durumda. Bu süreçte örgütü feshetmesi önemli. " "Örgütü Feshetmesi Önemli, Görüşmelerini Yapsın Diye Yapıldı" Abdullah Öcalan'ın 26 yıldır cezaevinde bulunduğunu ve yaşının ilerlediğini vurgulayan Bahçeli, örgütün feshedilmesi sürecinin önemine dikkat çekti. Bahçeli, inşa edilen konutun amacını şu sözlerle aktardı: "2025'teki açıklamasıyla Şubat 2026'daki açıklamasının birbirinden farksız ve örgütün ortadan kalkması noktasında bu sürecin arkasında olması kıymetli. O arada bir konut yapıldı. Orada görüşmelerini yapsın, vereceği mesajlarını aktarsın diye bir konut yapıldı. Yeri geldiğinde gazetecilerle de görüşsün. Bu imkanlar sağlanmalı, sağlanacaktır." Öte yandan Bahçeli, süreç kapsamında daha önce gündeme getirdiği "Barış süreci siyasallaşma koordinatörlüğü" önerisinin de geçerliliğini koruduğunu belirtti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Mümtaz'er Türköne'den Kapsamlı Süreç Analizi: "Mayın Eşeği Olmaya Razıyım" Haber

Mümtaz'er Türköne'den Kapsamlı Süreç Analizi: "Mayın Eşeği Olmaya Razıyım"

Eşik Aşıldı: Kürt Siyaseti Artık Masanın Kurucu Unsuru Mümtaz'er Türköne kaleme aldığı yazısında, Türkiye siyasetinde kritik bir eşiğin geride bırakıldığını ve hem Kürtler hem de Türkiye için büyük bir kazanım elde edildiğini belirtti. Kendisini Kürt kimliği ile çerçeveleyen siyasi hareketin, Türkiye politikasının meşru, yasal ve bütünleyici bir unsuru haline geldiğinin altını çizen Türköne, "Bütünleyici parça tabirinin altını çiziyorum. Artık Kürt siyasetinin önceliklerini, tercihlerini, stratejilerini, kararlarını dikkate almadan hiç kimse adım atamayacak" değerlendirmesinde bulundu. İktidarların yüzde 5'lik seçmen kitlelerinin tercihiyle belirlendiği bir ülkede kemiksiz yüzde 10'luk oy kütlesinin hayati önem taşıdığını vurgulayan yazar, üç yıl önce "demlenmek" suçlamalarıyla hedef alınan DEM Parti'nin bugün iktidarın ömrünü uzatmak için iş birliği yapacağı iddialarının konuşulduğu bir konuma geldiğini ifade etti. Dağdan inenlerle birlikte çoğulcu bir Kürt siyasetinin demokratik rekabete hazırlandığını belirten Türköne, farklı fikirlerin açıkça tartışıldığı bir dönemin kapıda olduğunu kaydetti. Öcalan'ın Stratejisi ve "Kaideli Devlet" Vurgusu Gündemdeki tartışmaların "AKP’ye destek verirler mi?", "Anayasa pazarlığıyla iktidara teslim olurlar mı?" gibi sığ sorulardan ibaret olmadığını belirten Türköne, meseleye daha derinlemesine yaklaşılması gerektiğini savundu. Kürt siyasetinin aktüel siyasi hesaplara bu kadar kolay kapılma lüksünün olmadığını ifade eden yazar, Abdullah Öcalan'ın stratejisini şu sözlerle analiz etti: "Öcalan ‘norm devlet’ lafını, AKP ve Saray ile arasına mesafe koymak için kullanıyor. Ayakta kalmak ve ömrünü uzatmak için çırpınan ‘kurulu’ iktidarı değil, devletin kurumsal yapısını ve ‘kurucu’ iradesini yani kaideli devleti muhatap alıyor." Öcalan'ın ulus devlet idealini bileşenlerine ayırarak demokratik cumhuriyet adı altında yeni bir sentez ürettiğini belirten Türköne, Dünkü DEM Parti kongresinde verilen mesajlara bakarak bu yeni sentezin tam olarak kavranamadığını, Tuncer Bakırhan'ın dile getirdiği "Üçüncü Yol" önerisinin ise ideolojik değil politik bir yelpazeyi hedef aldığını ifade etti. "Mayın Tarlası" ve "Mayın Eşeği" Benzetmesi Suların durulmasının ardından kartların yeniden dağıtılacağı bir normalleşme aşamasına girileceğini belirten Türköne, aktüel siyasetin sisi-pusu altında asıl tehlikeli zeminin o zaman karşımıza çıkacağını vurguladı. Yazısının en dikkat çekici bölümünde, tarladaki mayınların ön yargılardan ve ezberlerden oluştuğunu belirten Türköne, şu tarihi benzetmeyi yaptı: "Kaçakçılar mayınlı araziden geçerken önlerinde, arkasındaki ağırlıkları sürükleyen bir eşek yürür. Hesapça mayın eşeği yolu temizleyecektir. Kürt sorunu konuşulduğu zaman, Türk tarafının mayın eşeği olma görevi, hasbelkader bana düştü. ‘Apo’yu paşa yapalım’ sözüyle, ‘Öcalan muhatap alınmalı’ diyeli neredeyse 17 sene olmuş. ‘Diyarbakır’ın adı Amed olabilir’ lafını tam 20 sene önce etmiş ve hemen toplu linçe tabi tutulmuştum. Bahçeli, Amedspor’un Süper Lig’e çıkmasını tebrik ederken, bana geçen yıllara, çekilen acılara hayıflanmak düşüyor. Şikayetçi değilim. Yeter ki gelecek nesiller bizim yaşadığımız saçmalıklara maruz kalmasın. Nesli tükenmek üzere olan eşekler sevimli ve ciddi yaratıklardır. Ben mayın eşeği olmaya razıyım." Özünde Bir Kürtçe Sorunu Türkiye'nin çözmek için altın değerinde bir fırsat yakaladığı Kürt sorununun özünde bir "Kürtçe sorunu" olduğunu savunan Türköne, Türk ve Kürt milliyetçilerinin tekrarladığı ezberlerin bir kenara bırakılması gerektiğini belirtti. Yıllardır çekilen acıların temelinde devletin yasakçı zihniyetinin yattığını ifade eden yazar, Kenan Evren döneminde çıkarılan yasakları hatırlatarak şu tespiti yaptı: "Anadili bir insanın namusudur. Yasaklamak, insanı bütünüyle yok saymaktır... Devlet katında üretilen ve uygulanan yasakların elbette toplum katında yansımaları oldu. Kürtçe düşmanlığı önyargıların ve devlet politikalarının eseri. Vatandaşının anadiline saygı göstermeyen bir devlet, onların rızalarını talep edemez. Bugün Kürt sorununu çözmeye azmetmiş devlete, Kürtçeye saygı gösterme görevi ve sorumluluğu düşüyor." Bu kapsamda Türkiye'nin Kürtçe eğitime eksiksiz bir şekilde hazırlanması gerektiğini savunan Türköne; okul öncesinden yükseköğretime kadar her kademede kamu kaynaklarının seferber edilmesini, sosyal bilgiler ve fen derslerinin de Kürtçe verilebilmesini ve anadili Türkçe olan vatandaşların da Kürtçe öğrenmesinin teşvik edilmesini önerdi. Kürtçenin Yeni Düşmanı: Serbest Piyasa Düzeni Yazısının son bölümünde bölgesel gelişmelere de değinen Türköne; Erbil'deki tabela uygulamalarını, Süleymaniye'de Kürtçe okulların kapanmasını ve Suriye'deki eğitim tartışmalarını örnek göstererek Kürtçenin karşısındaki en büyük yeni tehdidin devlet yasaklarından ziyade kapitalist serbest piyasa düzeni olduğunu belirtti. Pazarın ihtiyaçlarına göre dillerin kullanım alanının belirlendiğini, ailelerin çocuklarının geleceği için Arapça, Türkçe veya İngilizceyi daha cazip bulduğunu ifade eden yazar, Kürtçenin geleceğinin hem bölgesel hem de küresel ölçekte ciddi meydan okumalarla karşı karşıya olduğunu vurgulayarak yazısını tamamladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Selahattin Demirtaş'tan açıklama: "Devletin en üst görevleri neyse hedefim bu" Haber

Selahattin Demirtaş'tan açıklama: "Devletin en üst görevleri neyse hedefim bu"

Ankara Merkezli Siyaset Vurgusu Gelecek Partisi'nden istifa ederek yoluna bağımsız milletvekili olarak devam eden Cemalettin Kani Torun, Edirne Cezaevinde tutuklu bulunan HDP eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş ile gerçekleştirdiği görüşmenin detaylarını paylaştı. T24'ten Cansu Çamlıbel’e verdiği röportajda konuşan Torun, son iki yıl içinde Demirtaş ile üç kez bir araya geldiğini belirtti. Görüşmelerin son derece pozitif bir havada geçtiğini aktaran Torun, Kürt siyasetinin Ankara merkezli bir çizgiye çekilmesi gerektiğini vurguladı. Demirtaş'ın bu konudaki sözlerini aktaran Torun, şu ifadeleri kaydetti: "Ben Ankara'da görev almak istiyorum, devletin en üst görevleri neyse benim hedefim bu artık... Kürt siyaseti artık Ankara'nın bir parçası haline gelmeli. Eğer bu çorbada benim de tuzum olacaksa elbette ki o zaman destek olurum ya da bir parçası olurum." Torun, "Selahattin Demirtaş'la son 2 yıl içinde 3 kere görüştüm. Süreçle ilgili konuştuk. Onun sözünü aktarayım; 'Ben Ankara'da görev almak istiyorum. Ankara'da devletin üst görevleri nelerse benim hedefim bu artık' dedi. Bizim sohbetimizde Kürt siyasetinin gözünü Ankara'ya dikmesinin olumlu bir şey olduğunu ve bunun teşvik edilmesi gerektiğini söyledi. 'Kürt siyaseti artık Ankara'nın bir parçası haline gelmeli. Eğer bu çorbada benim de tuzum olacaksa elbette ki o zaman destek olurum ya da bir parçası olurum' ifadelerini kullandı." dedi. Adaylık Tartışmaları ve DEM Parti Mesajı Demirtaş'ın olası bir cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin doğrudan bir konuşma gerçekleştirmediklerini ifade eden Kani Torun, Demirtaş'ın toplumsal meşruiyetine dikkat çekti. Abdullah Öcalan’ın "Demokratik Cumhuriyet" olarak tarif ettiği vizyonu Türkiye toplumuna en iyi aktarabilecek figürün Selahattin Demirtaş olduğunu dile getiren Torun, kendisinin bu temsiliyete sahip olduğunu vurguladı. Öte yandan, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi'nden (DEM Parti) gelebilecek olası bir davet ve entegrasyon sürecine de değinen Torun, Kürtlerin devlete entegrasyon sürecine katkı sunabilecek her türlü adıma açık olduğunu belirterek konuya yeşil ışık yaktı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Özel’den Öcalan’ın mesajına yanıt: “Demokrasinin yolunu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer" Haber

Özel’den Öcalan’ın mesajına yanıt: “Demokrasinin yolunu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer"

'Terörsüz Türkiye' süreci kapsamında Çerçeve Yasa'nın Meclis'te kabul edilmesiyle birlikte siyaset kulisleri hareketlenirken, DEM Parti heyetinin İmralı'ya gerçekleştirdiği ziyarete ilişkin detaylar kamuoyuna yansıdı. Görüşme notlarında yer alan bilgilere göre Abdullah Öcalan, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’e özel bir selam göndererek "Hukuk ve demokrasi kanalını açmak herkes için, hele sizin için son şanstır demelisiniz. Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer" ifadelerini kullandı. Öcalan ayrıca, Meclis İzleme Kurulu'nda YENİ Parti'den bir yetkilinin bulunmasını istedikini ve bu kurulu özellikle YENİ Parti için dayattığını belirtti. “Meseleyi radarıma almadım” Öcalan’ın kendisine selam gönderdiği ve yol haritası çizdiği iddialarına ilişkin ilk kez konuşan Özgür Özel, İmralı heyeti ve hükümet cephesinden kendilerine hiçbir bilgilendirme yapılmadığını vurguladı. Özel, "DEM Parti'nin İmralı heyeti daha önce partileri ziyaret ediyordu, bu sefer 1 Ağustos görüşmesi sonrası birkaç partiyi ziyaret etti. Bizden bir randevu istemediler ve bana böyle bir şeyden bahsetmediler. O yüzden meseleyi radarıma almadım" dedi. “Demokrasinin yolunu TBMM’den geçiririm” Demokrasi mücadelesinin cezaevi adresli olamayacağının altını çizen Özel, İmralı'dan gelen mesaja karşı duruşunu şu sözlerle netleştirdi: "Genel olarak ben demokrasinin yolunu cezaevlerinden, şehirlerden değil; TBMM’den geçiririm. Şu cezaevinden geçmez, buradan geçer değil; eğer demokratik bir cumhuriyet olacaksak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden, sandıktan geçer." haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Pervin Buldan: "Abdullah Öcalan, Silahsızlanma ve Siyasallaşma kurulunda görev alacak" Haber

Pervin Buldan: "Abdullah Öcalan, Silahsızlanma ve Siyasallaşma kurulunda görev alacak"

"4 bin tutuklunun serbest kalması bekleniyor" İstanbul'da medya temsilcileriyle bir araya gelen DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Faik Özgür Erol, "çerçeve yasa" ile birlikte hukuki süreçte beklenen değişimleri değerlendirdi. Faik Özgür Erol, düzenlemenin yaklaşık 4 bin tutuklunun tahliyesini beraberinde getirebileceğini belirterek, "75 bin siyasi dosya demek neredeyse Türkiye'deki dosyaların sayısal kalabalıklığını da düşünürsek, yüz binlerce insanın hayatına dokunacak bir yasa niteliği taşıyor. Fakat sadece bundan ibaret değil. Yasanın kendi içinde ihtiva ettiği kurullar meselesi var. Bu kurullarla aynı zamanda hem İmralı'da Sayın Öcalan'ın süreci daha iyi yönetebileceği, daha iyi geliştirebileceği koşulların ortaya çıkması imkanını sağlıyor. Aynı zamanda yasa içeriğindeki pek çok düzenlemeyle ilerleyen dönemde bir bütün olarak bu sorundan etkilenmiş herkesi kapsayabilecek bir potansiyele ulaşma ihtimali taşıyor" dedi. "Silahsızlanma ve Siyasallaşma Kurulu" Sürecin yeni aşamasına ilişkin detayları paylaşan Pervin Buldan, 24 Ağustos'ta toplanacak üst kurulun ardından alt kurulların oluşturulacağını açıkladı. Buldan, kurulacak "Silahsızlanma ve Siyasallaşma" alt kurulunda Abdullah Öcalan'ın aktif rol alacağını vurgulayarak, "Bu alt kurulların bir tanesi silahsızlanma ve siyasallaşma kurulu olacak ve burada Sayın Öcalan yer alacak. Çünkü Sayın Öcalan gelişleri organize de edecek. Bunun yanında bir kadın kuruluna ihtiyaç olduğunu biz hep görüşmelerimizde söyledik, bunu biz yaptığımız görüşmelerde de devlet yetkilileriyle yaptığımız görüşmelerde de ifade ettik. Sayın Cumhurbaşkanı ile yaptığımız görüşmede de ben ifade ettim" ifadelerini kullandı. Süreci değerlendiren Öcalan'ın, "Ben kavramlara çok takılmıyorum. Bizim için önemli olan bu yasanın çıkması. Kavramları bir kenara bırakalım. Evet bunun mücadelesini vereceğiz tabii ki. Bu yasa bir ilktir, bir kilit yasadır, bir kök yasadır. Hatta bir kabuktur. Bu yasa Kürt meselesinde bir kabuktur. Bu kabuğu ya da bu kök yasayı nasıl geliştireceğimizi, nasıl bunun mücadelesini vereceğimizi elbette ki daha sonraki dönemlerde, süreçlerde tartışacağız. Ama ben bu aşamaya gelmesi konusunda büyük bir çaba sarf ettim ve tek kişilik bir satranç oynadım" dediğini aktardı. Siyasi irade ve yeni yapılanma vurgusu İmralı'da uzun süre Öcalan ile hapis yatan Veysi Aktaş ise "çerçeve yasa"nın kritik bir eşiği aştığını belirterek, "İlk kez siyasi irade Sayın Öcalan’ın statüsünü kabul etmiş oldu. Bu eşik bir türlü aşılamadığı için diyalogdan müzakere aşamasına bir türlü geçilemiyordu. Bu aşamadan sonrası artık müzakere aşamasıdır" değerlendirmesinde bulundu. Öte yandan Pervin Buldan, 6 Eylül'de yapılacak DEM Parti kongresinin yasal zorunluluktan kaynaklanan bir formalite olduğunu belirterek, "Esas kongre muhtemelen Nevruz öncesi olur diye tahmin ediyoruz. Tam tarih belli değil ama 6 Eylül’de yapılacak kongre yasal zorunluluktan dolayı yapılacak olan bir formalite kongre. Ondan sonra yeni bir hazırlık yapılacak. Bu hazırlıkta Sayın Öcalan yeni bir partiden söz ediyor. Hem tüzük hem program hem kadro değişikliği. Bütün bunların hepsinin içerisinde yer aldığı yeni bir yapılanma, yeni bir hareket olacak. Bu yeni hareket 6 Eylül’deki kongreden sonra çalışmalarına başlayacak" açıklamasını yaptı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.