SON DAKİKA

#Ankara

HABER DEĞER - Ankara haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ankara haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Trafik sigortasında eylül tarifesi güncellendi Haber

Trafik sigortasında eylül tarifesi güncellendi

Büyükşehirlerde güncel trafik sigortası tarifeleri Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi tarafından yayımlanan verilere göre, eylül ayında zorunlu trafik sigortası primlerinde yüzde 2 civarında bir artış gerçekleşti. Yeni tarifeyle birlikte risk basamaklarına ve illere göre prim tutarlarında belirgin farklılıklar ortaya çıktı. İçten yanmalı otomobillerde en riskli sürücülerin yer aldığı 0'ıncı basamakta sigorta primleri büyükşehirlerde sıralandı. İstanbul'da riskli sürücüler için prim 58.214 TL'ye çıkarken, hasarsızlık seviyesi en yüksek olan 8'inci basamaktaki sürücüler 9.702 TL ödeyecek. Bu durum, en riskli ve en güvenli sürücüler arasındaki prim farkının yaklaşık yüzde 500'e ulaşmasına neden oldu. Normal şartlarda otomobilini dördüncü basamaktan sigortalatacak bir araç sahibinin ödeyeceği tutar ise 19.405 TL olarak belirlendi. Ankara 0'ıncı basamaktaki riskli sürücüler için prim 56.566 TL, 8'inci basamaktaki sürücüler için ise 9.428 TL olarak hesaplandı. İzmir'de aynı kategorideki primler sırasıyla 54.919 TL ve 9.153 TL olarak uygulandı. Ticari araç gruplarında ise rakamlar tırmanmaya devam etti. İstanbul'da ticari taksiler için 0'ıncı basamak primi 172.447 TL'yi (8'inci basamak 28.741 TL) bulurken; Ankara'da taksi primleri 27.928 TL ile 167.566 TL, İzmir'de ise 27.114 TL ile 162.686 TL arasında değişiklik gösteriyor. En yüksek prim yükü ise otobüs gruplarında görüldü; İstanbul'da 31 ve üzeri koltuk kapasitesine sahip otobüslerin 0'ıncı basamak sigorta bedeli 423.661 TL'ye (8'inci basamak 70.610 TL) ulaştı. Gecikme cezaları ve sürprimler Zorunlu trafik sigortasını ihmal eden veya zamanında yenilemeyen araç sahiplerini ciddi mali yükler ve idari yaptırımlar bekliyor. Poliçenin geciktiği her 30 günlük periyot için prim tutarına yüzde 5 sürprim uygulanıyor ve bu artış toplamda yüzde 50'ye kadar çıkabiliyor. Sigortasız bir şekilde trafiğe çıkan sürücülere 1.246 TL idari para cezası kesilirken, eksiklik giderilene kadar araçlar trafikten men edilebiliyor. Sigortasız araçların bir kazaya karışması durumunda ise 2.039 liralık ek cezanın yanı sıra, karşı tarafa verilen tüm maddi ve fiziki zararların doğrudan araç sahibi veya sürücü tarafından karşılanması zorunluluğu bulunuyor. Öte yandan, 1'inci basamaktayken bir yıl içerisinde 3 veya daha fazla kusurlu kazaya karışarak tazminat ödenmesine sebep olan sürücüler en riskli grup olan 0'ıncı basamağa düşüyor. Bu gruptaki sürücülere zorunlu trafik sigortası priminde yüzde 200 oranında sürprim yansıtılıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

1980 Travması: İdam Edilen İlk Ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu Kimdir? Haber

1980 Travması: İdam Edilen İlk Ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu Kimdir?

12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından cunta rejiminin hayata geçirdiği idam politikalarının sembol isimlerinden biri olan Mustafa Pehlivanoğlu, Necdet Adalı ile birlikte darbe yönetiminin asarak infaz ettiği ilk isimlerden biridir. 12 Eylül darbesinden sonra idam edilen ilk ülkücü olan 22 yaşındaki Pehlivanoğlu'nun davası ve yargılama süreci, Türkiye'nin yakın siyasi tarihinin en karanlık ve tartışmalı süreçlerinden biri olarak kayıtlara geçmiştir. Mustafa Pehlivanoğlu Kimdir? 3 Mart 1958 tarihinde Ankara'nın Ayaş ilçesinde dünyaya gelen Mustafa Pehlivanoğlu, ülkücü görüşe sahip bir gençti. Hayatı, 1970'li yılların sonlarında Türkiye'yi sarsan ideolojik çatışmaların ve sokak şiddetinin içinde şekillendi. Ankara Balgat Katliamı ve Cezaevi Firarı Pehlivanoğlu'nun adını hukuki ve siyasi tarihe taşıyan ana olay, 10 Ağustos 1978 gecesi Ankara’nın Balgat semtinde gerçekleşti. Mahalledeki 5 kahvehanenin kimliği belirsiz kişilerce taranması sonucunda sol görüşlülere ait üç kahvehanede 3, ülkücülere ait iki kahvehanede 2 olmak üzere toplam 5 kişi yaşamını yitirdi, çok sayıda kişi yaralandı. Tarihe "Balgat katliamı" olarak geçen bu olayın ardından operasyon başlatan polis, 3 kilometre uzakta, ülkücülerin yoğun olarak oturduğu Karapınar Mahallesi'ne baskın düzenleyerek bir grup genci gözaltına aldı; gözaltına alınanlar arasında Mustafa Pehlivanoğlu da vardı. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden önce yapılan yargılama sonucunda ölüm cezasına (idama) çarptırılan Pehlivanoğlu, yaklaşık 2 yıl hapis yattı. Bu süreçte, aynı davadan yargılanan İsa Armağan ile birlikte tutulduğu sıkı korunan Mamak Askerî Cezaevi’nden yurt dışına kaçma planıyla firar etti. Ancak aynı dönemde darbe ilan edilmesi ve sıkıyönetim şartları nedeniyle, 18 Ağustos 1980'de Kütahya'da saklandıkları bağ evinde yakalanarak tekrar cezaevine konuldu. Yargılama Tartışmaları ve Ulucanlar’daki İnfaz Mahkeme süresi boyunca polis ifadesinin işkence zoruyla alındığını ve masum olduğunu iddia eden Mustafa Pehlivanoğlu'nun davasında, baskında kullanılan silahların başka bir örgütün evinde bulunmasına rağmen kararın değişmediği belirtildi. İdam kararını veren Sıkıyönetim Mahkemesi Hâkimi Ali Fahir Kayacan daha sonra anılarında, Mustafa Pehlivanoğlu'nun asılan solcu Necdet Adalı'ya "denge olsun" diye idam edildiğini belirtti. 12 Eylül darbesinin ardından Millî Güvenlik Konseyi (MGK) tarafından 7 Ekim 1980 tarihinde idamı onaylanan Pehlivanoğlu, 7 Ekim’i 8 Ekim’e bağlayan gece yarısından sonra, Necdet Adalı’dan birkaç saat sonra Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde (Ulucanlar) asılarak idam edildi. Ailesi idamı ancak infazdan 3 gün sonra çocuklarını ziyarete geldiklerinde öğrenebildi. Pehlivanoğlu'nun naaşı Ankara Karşıyaka Mezarlığı'na defnedildi. Ailesi ve yakınları (ağabeyi Oktay Fırtına'nın aktarımlarına göre) süreç boyunca evlerinin kurşunlanması, soyadlarının Fırtına olarak değiştirilmesi gibi büyük baskılar ve mağduriyetler yaşadı; yıllar sonra mezarı açıldığında bedeninin bozulmadığı yönünde iddialar dile getirildi. İlerleyen yıllarda ortaya çıkan askeri savcılık ifadelerinde ise Pehlivanoğlu, eylemlerin talimatlarını ve silahların teminini Abdullah Çatlı, Muhsin Yazıcıoğlu, Şevket Çetin ve Esat Bütün gibi isimlerden aldığını, Balgat olayının Abdullah Çatlı'nın emriyle gerçekleştirildiğini iddia etmiştir. Son Mektubu Mustafa Pehlivanoğlu, idam edilmeden önce anasına ve babasına yazdığı son mektubunda şu satırlara yer verdi: ''Sevgili anneciğim ve babacığım, sizler beni bu yasa kadar büyüttünüz ve yetiştirdiniz. Benim sizlere karşı islemiş olduğum hataları ve suçlarımı affedin. Hakkınızı helal edin. Ben sizlerin bir evladınız olarak, bugüne kadar Cenab-ı Hakk'ın ve Onun Resulünün, Yüce Peygamberimizin yolundan ayrılmadım. Alın yazımız böyle yazılmış. Kader ne ise onu çekeceğiz. Ben de kardeşim Haydar gibi bir an önce Allah'ın huzuruna çıkacağım. Eğer benim günahım varsa Cenab-ı Allah'ın huzurunda çekmeye hazırım. Yok, bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler, idam edenler Allah'tan bulsunlar. Şunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa'lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır. Zafer her zaman Allah'a inananlarındır. Bunun için hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın. Anne, sizlerle helalleşmek isterdim, fakat olmadı. Hakkım varsa, hepinize helal olsun, siz de helal edin. Son olarak, abime, yengeme, yiğenime, bacıma selam eder, haklarını helal etmelerini dilerim. Nişanlıma da selam eder, Cenab-ı Allah'ın mutlu bir yuva kurması için ona yardımcı olmasını dilerim. Oğlunuz Mustafa'' haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

1980 Travması: 17 Yaşında İdam Edilen Erdal Eren Kimdir? Haber

1980 Travması: 17 Yaşında İdam Edilen Erdal Eren Kimdir?

Erdal Eren Kimdir? 25 Eylül 1961 (bazı kaynaklarda 1964) tarihinde Giresun’un Şebinkarahisar ilçesinde dünyaya gelen Erdal Eren, Ankara Yapı Meslek Lisesi öğrencisi ve Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği (YDGD) üyesi bir gençti. Hayatı, 1980 yılının başlarında Türkiye’yi sarsan siyasi olaylar ve sokak çatışmaları içerisinde dramatik bir şekilde değişti. Olayın Arka Planı: Sinan Suner'in Öldürülmesi ve Protesto Gösterisi Sürecin fitilini ateşleyen olay 30 Ocak 1980 tarihinde gerçekleşti. Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) öğrencisi Sinan Suner, MHP'li Bakan Cengiz Gökçek'in koruması Süleyman Ezendemir tarafından vurularak öldürüldü. Bu cinayeti protesto etmek amacıyla 2 Şubat 1980 günü Ankara'da düzenlenen gösteriye katılanlar arasında Erdal Eren de bulunuyordu. Gösteriyi dağıtmak isteyen güvenlik güçleriyle göstericiler arasında çıkan çatışma sırasında er Zekeriya Önge hayatını kaybetti. Çatışmanın ardından gözaltına alınan 24 kişiden biri olan Erdal Eren, er Zekeriya Önge’yi öldürdüğü iddiasıyla tutuklandı. Yargılama Süreci ve Yaş Tartışmaları Gözaltına alınmasından kısa bir süre sonra yargılanan Erdal Eren, 19 Mart 1980 tarihinde idama mahkûm edildi. Dava süreci ve infaz aşamasında en çok tartışılan husus Eren'in yaşı oldu. Ailesi, Erdal Eren'in nüfusa yaşı büyük olarak yazdırıldığını, fizyolojik olarak 18 yaşından küçük olduğunu belirterek gerçek yaşının tespiti için kemik grafilerinin çekilerek tıbbi inceleme yapılmasını talep etti. Ancak Askerî Yargıtay Daireler Kurulu, "doğum tarihinde bir ihtilaf olmadığı" gerekçesiyle bu talebi reddetti ve idam kararını onayladı. İdamından 16 saat önce hücresinde gazeteciler Savaş Ay ve Emin Çölaşan’ı kabul eden Erdal Eren, avukatıyla görüşmesine izin verilmediğini, yaşının 18'den küçük olduğunu kanıtlayacak kemik testi taleplerinin reddedildiğini, vurduğu söylenen jandarma erine çok uzaktan ateş açtığını ancak otopside yakın atışla öldüğünün kanıtlandığını, kendisini "ibret olsun" diye asacaklarını ve ölümden korkmadığını dile getirdi. Darbe döneminin lideri Kenan Evren'in yıllar sonra dahi hatırlanan "Asmayalım da besleyelim mi?" zihniyeti ve Milli Güvenlik Konseyi'nin onayıyla karar kesinleşti. 12 Eylül darbesinin ardından, idam edilebilmesi için yaşı büyütülen Erdal Eren, 13 Aralık 1980 sabaha karşı Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde (Ulucanlar) asılarak idam edildi. Naaşı Ankara Karşıyaka Mezarlığı'na defnedildi. Son Mektubu ve Toplumsal Bellekteki Yeri Mamak Askeri Cezaevi'nde ağır işkencelere maruz kalan Eren, hücresinde kaleme aldığı ve iç çamaşırında saklayarak avukatına ulaştırdığı son mektubunda şu ifadelere yer verdi: "Sevgili annem, babam ve kardeşlerim; [...] Şu anda ne durumda olacağınızı tahmin ediyorum. Ama çok açıklıkla söylüyorum ki benim moralim çok iyi ve ölümden de korkum yok. Çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. Buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum... Anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür, kolay kolay kaybolmaz... Ama ne kadar zor da olsa bu tür duygusal yönleri bir kenara bırakmanızı istiyorum. Şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. Bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. Mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar. Zavallı ve çaresiz biriymiş gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz." Ağabeyi Erkan Eren, infaz haberini radyodan öğrendiklerini ve Erdal'ın kimsesizler mezarına gömülmek istendiğini belirtti. Erdal Eren'in trajik ölümü, Türkiye'de ve dünyada derin yankılar uyandırdı. Aysel Gürel’in sözlerini yazdığı, Onno Tunç’un bestelediği ve Sezen Aksu’nun seslendirdiği "Son Bakış" şarkısı, Savaş Ay'ın çektiği son fotoğraflardan ve Eren'in bakışlarından ilham alınarak bestelendi. Ayrıca Ahmet Kaya'nın "Yaşamadın Sen", Mor ve Ötesi’nin "Darbe", Grup Yorum, Selda Bağcan ve Edip Akbayram'ın seslendirdiği "Büyü" gibi pek çok esere konu olan Eren'in hayatı; filmlere, dizilere ve "Oğlunuz Erdal" belgeseline de adını yazdırdı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

1980 Travması: 12 Eylül’ün İlk İdam Ettiği Necdet Adalı Kimdir? Haber

1980 Travması: 12 Eylül’ün İlk İdam Ettiği Necdet Adalı Kimdir?

İsmetpaşa Kahvehane Baskını ve Tutuklanma Ankara’nın Etimesgut ilçesinde doğan ve çocukluğu Altındağ Ziraat Mahallesi’nde geçen Necdet Adalı, dönemin yükselen anti-faşist mücadelesinde yer aldı. Adalı'nın adli süreci, 10 Temmuz 1977 tarihinde Ankara İsmetpaşa Mahallesi Uzunyol’daki Güneyli Kıraathanesi’nin taranması olayına dayandı. Gasp edilen bir taksiyle gerçekleştirilen ve TRT’de görevli Sıtkı Aydın ile Mehmet Ali Gözlem’in hayatını kaybettiği, Dursun Gümüş’ün yaralandığı bu saldırı sonrasında başlatılan soruşturma kapsamında Adalı, 8 Ağustos 1977’de Örnek Mahallesi’ndeki bir evde gözaltına alındı ve 12 Ağustos’ta tutuklandı. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askerî Mahkemesi’nde otuz ayrı suçtan yargılanan Adalı, cezaevinde bulunduğu dönemde 2 Temmuz 1978'de gerçekleştirilen firar girişimine "nasıl olsa suçsuzluğunun anlaşılacağını" düşünerek katılmadı (bu firardan sadece Kemal Ergin kaçabildi). Daha sonra adli mahkûmlarla yaşanan bir çatışma sonrasında gardiyanlar tarafından darp edilerek Bitlis Cezaevine sürgün edilen Adalı, bir süre tek kişilik hücrede kaldıktan sonra Mamak Cezaevi’ne getirildi. Mamak’ta ranzaların değiştirilmesine karşı yapılan direnişte ve koğuş baskınlarında yer aldı. Mahkeme Kararı ve Hakimin Şerhi Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askerî Mahkemesi, 2 Ekim 1979 tarihli kararında Necdet Adalı hakkında ölüm cezası (idam) verdi. Dava sürecinde mahkeme başkanı Albay Hamdi Sevinç'in Adalı'nın suçsuz olduğunu ileri sürmesine karşın mahkeme heyeti tarafından suçlu bulunduğu, karara şerh koyan Sevinç'in bu tutumu nedeniyle ceza alıp daha sonra ordudan istifa ettiği kaynaklarda belirtildi. Ölüm cezası Askerî Yargıtay 2. Dairesi tarafından 16 Temmuz 1980’de onandı. Sıkıyönetim Komutanlığı dosyayı Başbakanlığa, oradan da Meclis'e gönderdi. Avukatları, Meclis kapalıyken konseyin karar almasının hukuksuz olduğunu belirterek Askerî Yargıtay Daireler Kurulu’nda yeniden inceleme talebinde bulunduysa da bu girişim sonuçsuz kaldı. 12 Eylül Sonrası ve Ulucanlar'daki İnfaz 12 Eylül 1980 darbesinin ardından Millî Güvenlik Konseyi (MGK) devreye girdi. Kenan Evren başkanlığında 6 Ekim 1980’de toplanan MGK, ölüm cezalarının infazına onay verdi. Karar 7 Ekim 1980 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. Necdet Adalı, 8 Ekim 1980 (kaynaklarda 7 Ekim ve 8 Ekim tarihleri geçmektedir) tarihinde sabaha karşı Ulucanlar Cezaevi’nde asılarak idam edildi. İnfaz sırasında cellatların urganı geçirmekte zorlandığı, Adalı'nın başını hafifçe oynatarak yardımcı olduğu ve kendi sandalyesine tekme vurduğu aktarıldı. Aynı gün ülkücü görüşlü Mustafa Pehlivanoğlu da idam edildi. Adalı, idamından önce ailesine yazdığı son mektubunda ezilen halklar adına verilen mücadelede yer almaktan gurur duyduğunu ve hiçbir pişmanlık duymadığını ifade etti. Adalı'nın mektubunda şu satırlar vardı: "Sevgili anneciğim ve babacığım, Sizleri ve ezilen halklar adına mücadeleyi, erken bırakmak zorunda kaldığım için üzgünüm ama bundan ve içinde bulunduğum durumdan dolayı hiçbir zaman pişmanlık duymadan ve şu kısa yaşamım içersinde hiçbir şahsi çıkar gözetmeden ezilen halklar adına verilen mücadelede yerimi almaya çalıştım ve bundan dolayı gurur duyuyorum. Anneciğim ve babacığım; sizlere kısaca bahsettiğim gibi hiçbir pişmanlık duymuyorum. Sizlerinde ezilen halklar uğruna verilen mücadelede katledilişimden dolayı üzülmemenizi ve bundan gurur duymanızı bekliyorum. Ağabeylerime ve ablalarıma da yazmak isterdim; fakat buna olanak yok. Kendilerine çok selamlar. Burada satırlarıma son verirken, hürmetle ellerinizden öperim. Arkadaşlara selam. Hoşça kalın. Necdet ADALI"

Bahçeli’nin Basın Danışmanı Çiçek: "Yavaş AK Parti’ye katılırsa umut bağlayanlar şok geçirmesin" Haber

Bahçeli’nin Basın Danışmanı Çiçek: "Yavaş AK Parti’ye katılırsa umut bağlayanlar şok geçirmesin"

Yavaş ve Erdoğan görüşmesi siyasette tartışma yarattı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında gerçekleşen görüşme siyaset kulislerinde hareketliliğe neden oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı Ahlat ziyareti dönüşünde havalimanında karşılayarak görüşme talebini bizzat ilettiğini belirten Yavaş, toplantının tek gündeminin başkent olduğunu savundu. Ankara’nın bekleyen yatırımları, metro projeleri, kredi ve onay süreçleri ile planlanan fuar alanının ele alındığını aktaran Yavaş, görüşmeden siyasi anlam çıkarılmamasını isteyerek şu ifadeleri kullandı: "Ankara’nın bir sorununu çözmek, bir yatırımının önünü açmak ve Ankara halkına verdiğimiz sözleri yerine getirmek için Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşmem gerekiyorsa bugün de görüşürüm, yarın da görüşürüm." Kendisine güvenenleri incitecek bir tutum içinde olmayacağının altını çizen Yavaş, temas öncesinde CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun bilgilendirildiğini vurguladı. Süreci destekleyen Özgür Özel ise "Mansur Bey’den şüphem olmaz" açıklamasını yapmıştı. Mevcut pozisyonunu koruduğunu ve izlediği yolun doğru olduğuna inandığını belirten Yavaş, tüm iddialara karşın merkezi yönetimle kurduğu temasın siyasi bir pazarlık veya pozisyon değişikliği barındırmadığını yineliyor. "Ona büyük umut bağlayanlar şok geçirmesin" Mansur Yavaş’ın açıklamaları ve siyasetteki hamleleri MHP'ye yakınlığıyla bilinen Türkgün gazetesinin de gündemine taşındı. Gazetenin başyazarı ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin basın danışmanı Yıldıray Çiçek, "Mansur Yavaş’ın hiçbir şeyi bizi şaşırtmaz!" başlıklı yazısında dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Yavaş’ın geçmişteki tutumları ve parti genel merkezlerinde rahatsızlık yaratması durumunda gereğini yapmaktan çekinmeyeceği yönündeki sözlerini hatırlatan Çiçek, kaleme aldığı yazıda siyasette yeni bir tartışmanın fitilini ateşleyen şu ifadeleri kullandı: "Mansur Yavaş yarınlarda AK Parti’ye katılırsa ona büyük umut bağlayanlar şok geçirmesin." Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının bundan sonra atacağı adımlar konusunda erken konuşulmaması gerektiğini savunan Çiçek, Yavaş'ın siyasi geleceğine yönelik kulislerde konuşulan ihtimallere dikkat çekti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Menderes Belediye Başkanı soruşturmasında ifadeler: Gençlik Merkezinin üst katına gizli oda kurulmuş Haber

Menderes Belediye Başkanı soruşturmasında ifadeler: Gençlik Merkezinin üst katına gizli oda kurulmuş

Voleybol Antrenöründen "Harçlık" ve Ankara Otelleri İtirafı Özgür Özel’in daha önce “İçişleri Bakanlığı da yapar” sözleriyle destek verdiği tutuklu Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek hakkındaki yolsuzluk ve skandal iddialar derinleşiyor. Yürütülen soruşturma kapsamında dosyaya giren üç kadının ifadeleri, ortaya çıktı. Dosyadaki en net ilişki itirafı, Menderes Belediyesinde voleybol antrenörü olarak çalışan Nilüfer Sezer’den geldi. Çiçek’le 2025 yılında sevgili olduklarını ve yaklaşık 3-4 ay boyunca bu birlikteliğin sürdüğünü anlatan Sezer, evli olduğunu bildiği Çiçek’le buluşmak için Ankara'ya gittiğini ifade etti. Sezer, Çiçek’in İzmir’den gece son uçağıyla Ankara’ya geldiğini, İbis Otel'de kaldıklarını ve sabah ilk uçakla döndüğünü, tüm bu seyahat ile konaklama masraflarının Çiçek tarafından karşılandığını belirtti. MASAK raporlarına ve banka hareketlerine de yansıyan para trafiğini anlatan Sezer, hesapta "borç" ibaresi yer almasına rağmen ortada gerçek bir borç-alacak ilişkisi bulunmadığını itiraf etti. Soruşturma kapsamında kendisine sorulan yaklaşık 726 bin TL'nin Çiçek tarafından kendisine "harçlık" olarak gönderildiğini belirten Sezer, bu paraları kişisel harcamaları için kullandığını ve hiçbir zaman geri ödemediğini söyledi. Sezer, ilişkileri bittikten, belediyedeki görevinden ayrılıp evlendikten sonra bile maddi sıkıntı yaşadığında Çiçek'ten para istemeye devam ettiğini, hatta soruşturmalar başladıktan sonra Çiçek'in banka transferlerinin sıkıntılı olacağını söyleyerek ödemeleri elden yapmayı teklif ettiğini öne sürdü. Belediye personelinden "gizli oda" itirafı Soruşturmada ifadesi alan bir diğer isim olan belediye personeli Gülşah Çetin ise Çiçek'in kendisine "bebeğim" diye hitap ederek özel mesajlar gönderdiğini, zaafı nedeniyle tüm taleplerini karşıladığını dile getirdi. Çetin'in bu yakınlığı sayesinde erkek kardeşi Murat Çetin, kız kardeşinin eşi Ümit Durmaz, annesi ve kendisi olmak üzere en az dört aile ferdinin belediyede işe yerleştirildiği ortaya çıktı. Ayrıca Çetin'in annesinin ayağının kırıldığı dönemde, belediyede cami temizliğinde görevli personelin özel bir talimatla ev temizliğine gönderildiği de ifade tutanaklarına yansıdı. Çetin’in ifadesindeki en sarsıcı bölümlerden biri ise Menderes Gençlik Merkezi’nin üst katında yer alan "gizli oda" oldu. Herkesin burayı spor kompleksi sandığını ancak en üst katta gizli ve güvenli bir oda bulunduğunu belirten Çetin, Çiçek'in akıllı telefonları içeri sokmadığını ve odada "böcek taraması" yapıldığını söylediğini aktardı. Çetin, bu odada masa üzerinde dolar, euro ve Türk lirasından oluşan "balya balya para" gördüğünü, paraların siyah poşetlerle dışarı çıkarıldığına şahit olduğunu ve Çiçek'in bu paralar için "O paralar bizim değil, ait olan yere gönderilecek" dediğini iddia etti. Ayrıca sağlık masrafları için Çiçek'in kendisine banka üzerinden toplam 550 bin TL gönderdiğini de kaydetti. Avukattan "sevgililik teklifi" ve baskı açıklaması Dosyada şüpheli sıfatıyla yer alan avukat Elifnur Gürcü ise Menderes Belediyesinde avukat olarak işe girebilmek ve sözleşmesini yeniletebilmek için Başkan İlkay Çiçek'in mesajlarına olumlu yanıt vermek zorunda kaldığını savundu. Çiçek’in kendisine sevgili olma teklifinde bulunduğunu ancak evli olması nedeniyle bu teklifi reddettiğini belirten Gürcü, WhatsApp yazışmalarındaki olumlu üslubunun tamamen belediyedeki işini kaybetmemekle ilgili olduğunu ifade etti. Çiçek'in kendisine sesli şarkı kayıtları ve videolar gönderdiğini belirten Gürcü, sosyal medyada çıkan sevgililik iddialarının ise gerçeği yansıtmadığını vurguladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.