SON DAKİKA

#Araştırma

HABER DEĞER - Araştırma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Araştırma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

HD Stratejik Araştırma’nın yaptığı "Belediyelerde Yolsuzluk Algısı" anketinde dikkat çeken sonuçlar! Haber

HD Stratejik Araştırma’nın yaptığı "Belediyelerde Yolsuzluk Algısı" anketinde dikkat çeken sonuçlar!

HD Stratejik Araştırma'nın 1-5 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirdiği "Belediyelerde Yolsuzluk Algısı" araştırmasının sonuçları kamuoyuyla paylaşıldı. Toplam 3 bin 684 kişinin katıldığı araştırmada, 1.842 CHP seçmeni ile 1.842 Cumhur İttifakı seçmenine "CHP'li belediyelerin yolsuzluk yaptığına inanıyor musunuz?" sorusu yöneltildi. Araştırmaya göre CHP seçmenlerinin yüzde 61'i söz konusu soruya "Evet, inanıyorum" yanıtını verdi. CHP seçmenlerinin yüzde 39'u ise CHP'li belediyelerde yolsuzluk olduğuna inanmadığını belirtti. Cumhur İttifakı seçmenlerinde ise oran daha yüksek çıktı. Ankete katılan Cumhur İttifakı seçmenlerinin yüzde 93'ü CHP'li belediyelerde yolsuzluk yapıldığına inandığını ifade ederken, yüzde 7'si bu görüşe katılmadığını söyledi. Araştırmanın genel ortalamasında ise katılımcıların yüzde 77'si "CHP'li belediyelerde yolsuzluk yapıldığına inanıyorum" görüşünü dile getirirken, yüzde 23'ü buna katılmadığını belirtti. HD Stratejik Araştırma, sonuçların seçmenlerin yerel yönetimlerde şeffaflık beklentisini ortaya koyduğunu savundu. Araştırma değerlendirmesinde, özellikle CHP seçmenleri arasında ortaya çıkan yüzde 61'lik oranın, seçmen davranışlarında parti aidiyetinin yanı sıra hesap verebilirlik ve denetim beklentisinin de etkili olduğuna işaret ettiği belirtildi. Araştırma şirketi, sonuçların yerel yönetimlere yönelik güven, şeffaflık ve denetim tartışmaları açısından dikkat çekici veriler sunduğunu ifade etti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Afrika’da şempanzeler arasında “iç savaş”: Eski müttefikler birbirine girdi Haber

Afrika’da şempanzeler arasında “iç savaş”: Eski müttefikler birbirine girdi

Science dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, Afrika’da nadir görülen bir olguyu ortaya koydu: Aynı topluluktan gelen iki şempanze grubunun birbirine karşı ölümcül bir “iç savaş” yürüttüğü tespit edildi. Çalışma, sosyal bağların çözülmesinin vahşi doğada ne kadar yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini gözler önüne serdi. 20 yıllık birliktelik 3 yılda dağıldı Uganda’daki Kibale Ulusal Parkı içinde yaşayan ve yaklaşık 200 bireyden oluşan Ngogo şempanze topluluğu, 20 yılı aşkın süre boyunca güçlü bir birliktelik sergiledi. Ancak bu yapı, yalnızca üç yıl içinde parçalandı. Araştırmacılara göre süreç 2015 yılında başladı. Grup içindeki bazı güçlü erkek bireylerin hastalık nedeniyle ölmesi, sosyal dengeyi bozdu. Aynı dönemde yeni bir alfa erkeğin ortaya çıkmasıyla rekabet arttı ve gerilim tırmandı. Bağlar koptu, sınırlar çizildi 2018 yılına gelindiğinde topluluk tamamen ikiye ayrıldı. Daha önce ortak kullanılan alanlar iki grup arasında sınır hattına dönüştü. Artık gruplar arasında ne sosyal ne de üreme ilişkisi kaldı. Bu kopuşun ardından şiddetli çatışmalar başladı. Daha küçük olan grup, koordineli saldırılar düzenleyerek özellikle yetişkin erkekleri hedef aldı. Saldırılar yavrulara kadar uzandı Araştırmaya göre 2021’den itibaren çatışmalar daha da sertleşti ve yavru şempanzeler de hedef alınmaya başlandı. Şu ana kadar en az 24 şempanzenin öldüğü belirtilirken, gerçek sayının daha yüksek olabileceği ifade ediliyor. “Şempanzeler artık eski dostlarını da öldürüyor” Çalışmanın baş araştırmacılarından John Mitani, şempanzelerin komşu gruplara yönelik saldırganlığının bilindiğini ancak bu olayın farklı bir boyut taşıdığını belirterek, “Artık eski müttefiklerine karşı da ölümcül şiddet uygulayabildiklerini görüyoruz” dedi. Rekabet algısı çatışmayı tetiklemiş olabilir Bilim insanları, çatışmanın kesin nedenini henüz netleştirebilmiş değil. Ancak grubun büyümesiyle birlikte yiyecek ve eş rekabetinin arttığı algısının bu bölünmeyi tetiklemiş olabileceği değerlendiriliyor. İlginç bir şekilde, başlangıçta daha küçük olan grup zamanla rakibini zayıflatarak büyüdü ve güç kazandı. Çatışma hâlâ sürüyor Araştırmacılar, iki grup arasındaki mücadelenin henüz sona ermediğini vurguluyor. Bu durum, sosyal yapıların çöküşünün yalnızca insanlara özgü olmadığını bir kez daha ortaya koyuyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Bilim dünyasını sarsan keşif: DNA sabit değil, sürekli hareket ediyor Haber

Bilim dünyasını sarsan keşif: DNA sabit değil, sürekli hareket ediyor

Bilim insanlarının yıllardır sabit bir yapı olarak tanımladığı DNA’ya dair çarpıcı bir keşif yapıldı. Hücrelerin temel yapı taşı olan genetik materyalin sanılandan çok daha dinamik olduğu ortaya çıkarken, bu durum kanser araştırmalarında yeni bir dönemin kapısını araladı. Salk Enstitüsü tarafından yürütülen ve Nature Genetics’te yayımlanan çalışmaya göre, DNA hücre çekirdeğinde sabit durmuyor. Aksine, sürekli olarak katlanıp açılan ve yeniden şekillenen bir yapı halinde hareket ediyor. Araştırmacılar, bu sürecin genlerin aktif olup olmamasını doğrudan belirlediğini ortaya koydu. DNA bir “kütüphane” değil, yaşayan bir sistem Bilim dünyasında uzun süredir DNA, sabit bir bilgi deposu olarak görülüyordu. Ancak yeni bulgular, bu anlayışı kökten değiştiriyor. Cohesin ve NIPBL adı verilen proteinlerin, DNA üzerinde sürekli döngüler oluşturup bozarak genetik yapıyı dinamik biçimde düzenlediği tespit edildi. Bu süreç sayesinde bazı genler “açılırken” bazıları kapalı kalıyor. Hücrelerin kimliği bu hareketle belirleniyor Araştırmaya göre DNA’daki bu hareketlilik rastgele değil. Her hücre türü, kendi işlevine uygun genleri aktif tutacak şekilde farklı bir katlanma düzenine sahip. Örneğin kalp hücrelerinde kalple ilgili genler, sinir hücrelerinde ise beyinle ilgili genler daha aktif hale geliyor. Bu mekanizma, hücrelerin kimliğini korumasında kritik rol oynuyor. Bozulursa kanser riski artıyor Bilim insanları, bu düzenli hareketin bozulmasının ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor. DNA’nın katlanma ritmi bozulduğunda hücreler hangi görevi üstlenmesi gerektiğini “unutabiliyor” ve kontrolsüz şekilde çoğalmaya başlayabiliyor. Bu durumun kanser oluşumuna zemin hazırlayabileceği ifade ediliyor. Tedavilerde yeni bir kapı aralanıyor Mevcut kanser tedavileri genellikle genetik mutasyonlara odaklanırken, bu araştırma farklı bir noktaya işaret ediyor. DNA’nın yapısal hareketindeki bozulmaların da hastalığı tetikleyebileceği anlaşılırken, gelecekte bu mekanizmayı hedef alan yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilebileceği değerlendiriliyor. Türkiye toplumu da dahil olmak üzere tüm dünyada milyonlarca insanı etkileyen kanser hastalıklarına karşı bu keşfin, bilimsel çalışmalarda yeni bir yön belirlemesi bekleniyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Kahve düşman mı dost mu: 460 bin kişiyle yapılan araştırma ezberi bozdu Haber

Kahve düşman mı dost mu: 460 bin kişiyle yapılan araştırma ezberi bozdu

Güne kahveyle başlayan milyonlarca yurttaşı yakından ilgilendiren dikkat çekici bir araştırma yayımlandı. Kahvenin uzun süredir tartışılan etkilerine dair yeni bulgular, alışılmış yargıları sorgulatacak nitelikte. Fudan Üniversitesi tarafından yürütülen ve Journal of Affective Disorders’da yayımlanan araştırmada, 460 binden fazla kişi yaklaşık 13 yıl boyunca takip edildi. Çalışmada kahve tüketimi ile stres, anksiyete ve depresyon arasındaki ilişki incelendi. İdeal doz şaşırtmadı ama etkisi dikkat çekti Araştırma sonuçlarına göre, günde 2 ila 3 fincan kahve tüketen kişilerin ruh hali bozukluklarına yakalanma riskinin en düşük seviyede olduğu tespit edildi. Bu miktarın altına düşüldüğünde koruyucu etkinin azaldığı, 5-6 fincan ve üzerine çıkıldığında ise risklerin yeniden arttığı görüldü. Bilim insanları, kahvenin “dozunda tüketildiğinde faydalı, aşırıya kaçıldığında zararlı” bir dengeye sahip olduğunu vurguladı. Kafein değil, kahvenin kendisi etkili olabilir Çalışmanın en çarpıcı bulgularından biri ise kahvenin etkisinin yalnızca kafeine bağlı olmaması oldu. Kafeinsiz kahve tüketen bireylerde de benzer olumlu sonuçlar gözlemlendi. Bu durum, kahvenin içerdiği anti-inflamatuar bileşenlerin ve biyolojik etkilerin ruh sağlığı üzerinde önemli rol oynayabileceğini gösterdi. Yaşam tarzından bağımsız sonuç Araştırmada yaş, egzersiz alışkanlıkları, eğitim düzeyi ve genetik faktörler gibi birçok değişken kontrol altına alındı. Ancak tüm bu farklılıklara rağmen, orta düzey kahve tüketiminin daha iyi ruh sağlığı ile ilişkili olduğu bulgusu değişmedi. Kesin sonuç değil ama güçlü bir işaret Uzmanlar, bu çalışmanın doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kurmadığını özellikle vurguluyor. Ancak elde edilen veriler, kahve tüketimi ile zihinsel iyi oluş hali arasında güçlü bir bağlantı olabileceğine işaret ediyor. Türkiye toplumunda da yaygın olan kahve tüketimi alışkanlıklarının, bu tür bilimsel veriler ışığında yeniden değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Yapay zeka alarmı: 5 yıl içinde milyonlarca iş yok olabilir Haber

Yapay zeka alarmı: 5 yıl içinde milyonlarca iş yok olabilir

Dünya genelinde yapay zekanın iş gücüne etkileri tartışılırken, yayımlanan yeni bir araştırma çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Önümüzdeki birkaç yıl içinde milyonlarca kişinin işinin risk altına girebileceği belirtilirken, en çok etkilenecek meslekler merak konusu oldu. Tufts Üniversitesi bünyesindeki Fletcher Okulu’na bağlı Digital Planet araştırma merkezi tarafından hazırlanan “Amerikan Yapay Zeka İş Riski Endeksi” raporuna göre, önümüzdeki 2 ila 5 yıl içinde yaklaşık 9,3 milyon işin risk altında olduğu öngörülüyor. Yapay zekanın yaygınlaşma hızına bağlı olarak bu rakamın 19,5 milyona kadar çıkabileceği ifade ediliyor. Araştırma, toplamda 757 milyar dolarlık hane geliri kaybı yaşanabileceğini ortaya koyuyor. Beyaz yakalı meslekler ilk hedefte Rapora göre yapay zeka yalnızca rutin işleri değil, yüksek beceri gerektiren bilişsel meslekleri de doğrudan etkiliyor. Özellikle içerik üreticileri, yazarlar, bilgisayar programcıları ve web tasarımcıları en riskli meslek grupları arasında yer alıyor. Tarihçiler için risk oranının yüzde 67’ye kadar çıktığı belirtilirken, içerik üreticileri ve programcılar için bu oran yüzde 55’in üzerinde seyrediyor. En güvenli işler en az değer verilenler oldu Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri ise yapay zekaya karşı en dirençli mesleklerin fiziksel emek gerektiren işler olması. Çatı ustaları, hastabakıcılar ve bulaşıkçılar gibi işlerde risk oranı yüzde 1’in altında kalıyor. Ekonominin uzun süredir düşük değer atfettiği bu meslekler, şu aşamada yapay zekanın en az etkilediği alanlar olarak öne çıkıyor. Ekonomik ve siyasi gerilim kapıda Yapay zekanın ekonomik etkileri yalnızca iş gücüyle sınırlı kalmıyor. Rapora göre özellikle teknoloji merkezleri bu dönüşümden en fazla etkilenecek bölgeler arasında yer alıyor. ABD’de Silikon Vadisi başta olmak üzere büyük şehirlerde milyarlarca dolarlık gelir kaybı yaşanabileceği belirtilirken, eyaletler ile federal yönetim arasında düzenleme gerilimi de artıyor. Akademisyenlerden üç kritik öneri Araştırmada, yaklaşan dönüşüme karşı üç temel öneri öne çıkıyor. Politika yapıcıların işsizlik sistemlerini güncellemesi ve yapay zeka nedeniyle gelir kaybı yaşayan yurttaşlar için yeni destek mekanizmaları oluşturması gerektiği vurgulanıyor. İş dünyasının çalışanları işten çıkarmak yerine yeni becerilerle donatması gerektiği belirtilirken, eğitim sisteminin de yalnızca teknik bilgiye değil eleştirel düşünme ve insan muhakemesine odaklanması gerektiği ifade ediliyor. Yapay zekanın hızla geliştiği bu süreçte, Türkiye toplumu da dahil olmak üzere küresel iş gücünün büyük bir dönüşümün eşiğinde olduğu değerlendiriliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Türkiye’nin en iyi tıp fakülteleri açıklandı: Zirve el değiştirdi Haber

Türkiye’nin en iyi tıp fakülteleri açıklandı: Zirve el değiştirdi

Dünya üniversitelerini değerlendiren saygın sıralamalardan biri olan Times Higher Education (THE), 2026 yılı tıp fakülteleri performans sonuçlarını yayımladı. Araştırma kalitesi, eğitim ortamı, akademik üretkenlik ve üniversite–sanayi iş birliği gibi kriterlerin dikkate alındığı listede Türkiye’de lider değişti. Zirve Koç Üniversitesi’nin oldu Yayımlanan listede Koç Üniversitesi, aldığı yüksek puanlarla Türkiye’de tıp alanında ilk sıraya yerleşti. Akademik üretkenlik, teknolojik altyapı ve uluslararası saygınlık kriterlerinde elde edilen başarı, Koç Üniversitesi’ni zirveye taşıdı. Uzun yıllardır Türkiye’nin en güçlü tıp fakülteleri arasında gösterilen Hacettepe Üniversitesi ise bu yıl ikinci sırada yer aldı. Türkiye’nin en iyi 10 tıp fakültesi Times Higher Education’ın 2026 verilerine göre Türkiye’de tıp alanında öne çıkan üniversiteler şöyle sıralandı: Koç Üniversitesi Hacettepe Üniversitesi Ankara Üniversitesi Atatürk Üniversitesi İstanbul Medipol Üniversitesi İstanbul Üniversitesi İstanbul Üniversitesi – Cerrahpaşa Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Akdeniz Üniversitesi Bahçeşehir Üniversitesi Sıralama hangi kriterlere göre hazırlanıyor Times Higher Education sıralaması hazırlanırken üniversitelerin performansı çok sayıda kriter üzerinden değerlendiriliyor. Bu kriterler arasında özellikle şu başlıklar öne çıkıyor: Araştırma kalitesi ve akademik yayın sayısı Eğitim ortamı ve akademik kadro gücü Uluslararası iş birlikleri Üniversite–sanayi iş birliği ve endüstri geliri Küresel akademik itibar Bu göstergeler, üniversitelerin bilimsel üretim kapasitesi ve uluslararası etkisini ölçmek açısından önemli kabul ediliyor. Türkiye’de tıp eğitimi rekabeti artıyor Son yıllarda Türkiye’de tıp fakülteleri arasında akademik rekabetin giderek arttığı görülüyor. Yeni araştırma merkezleri, uluslararası projeler ve teknolojik altyapı yatırımları, üniversitelerin küresel sıralamalarda daha üst basamaklara çıkmasını hedefliyor. THE’nin yayımladığı son liste, Türkiye’de tıp eğitimi alanında dengelerin değişmeye başladığını ortaya koyuyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Araştırma şaşırttı: Sahip olduğunuz çocuk sayısı yaşam sürenizi etkileyebilir Haber

Araştırma şaşırttı: Sahip olduğunuz çocuk sayısı yaşam sürenizi etkileyebilir

Finlandiya’daki University of Helsinki tarafından yürütülen ve Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırma, aile planlaması ile yaşam süresi arasında dikkat çekici bir bağlantı olabileceğini ortaya koydu. Bilim insanları, çocuk sayısının biyolojik yaşlanma hızını etkileyebileceğine dair önemli bulgular elde etti. Araştırma 14 binden fazla kişi üzerinde yapıldı Araştırma kapsamında genetik faktörlerin etkisini en aza indirmek için 14 bin 836 kadın ikiz kardeşin sağlık verileri incelendi. Ayrıca bu büyük grubun içinden seçilen 1.054 katılımcının biyolojik yaşlanma göstergeleri hücresel düzeyde analiz edildi. Elde edilen veriler, hiç çocuk sahibi olmayan kadınlar ile çok sayıda çocuk sahibi olan kadınların biyolojik olarak daha hızlı yaşlandığını ve ölüm risklerinin daha yüksek olduğunu gösterdi. En düşük yaşlanma oranı 2 ila 3 çocukta Araştırmanın sonuçlarına göre en sağlıklı biyolojik yaşlanma hızına sahip grup ortalama 2 ila 3 çocuk sahibi olan kadınlar oldu. Bu grubun hamileliklerinin genellikle 24 ile 38 yaş arasında gerçekleştiği ve diğer gruplara göre daha düşük yaşlanma hızına sahip olduğu tespit edildi. Buna karşılık ortalama 6 ila 7 çocuk sahibi olan kadınlarda hücresel yaşlanma belirtilerinin daha hızlı ortaya çıktığı gözlemlendi. Evrimsel bedel: “Tek kullanımlık beden” teorisi Bilim insanları bu durumu evrimsel biyolojide önemli bir yere sahip olan “tek kullanımlık beden” teorisi ile açıklıyor. Helsinki Üniversitesi’nden biyolog Mikaela Hukkanen’e göre insan vücudu sınırlı enerji kaynaklarına sahip. Bu enerji büyük ölçüde üreme sürecine harcandığında vücudun bakım ve onarım mekanizmalarına ayrılan enerji azalıyor. Bu durum ise hücresel hasarın artmasına ve yaşam süresinin kısalmasına yol açabiliyor. Hiç çocuk sahibi olmamak neden riskli olabilir Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri de hiç çocuk sahibi olmayan kadınlarda da hızlı yaşlanma belirtilerinin görülmesi oldu. Bilim insanları bu durumun doğrudan çocuk sahibi olmamakla ilişkili olmayabileceğini belirtiyor. Uzmanlara göre çocuksuzluk ile hızlı yaşlanma arasında görülen bağlantının nedeni, her iki durumu da etkileyebilecek altta yatan bazı sağlık sorunları veya kronik hastalıklar olabilir. Uzmanlardan önemli uyarı Araştırma ekibinden epigenetik uzmanı Miina Ollikainen, sonuçların bireysel yaşam tercihleri için doğrudan bir tavsiye olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Ollikainen, hiçbir kadının yalnızca bu araştırmanın sonuçlarına dayanarak çocuk sahibi olma planlarını değiştirmemesi gerektiğini belirtti. Uzmanlara göre genetik yapı, beslenme, stres düzeyi ve yaşam tarzı gibi birçok faktör yaşam süresi üzerinde belirleyici olmaya devam ediyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.