SON DAKİKA

#Arkeoloji

HABER DEĞER - Arkeoloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Arkeoloji haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çingene Kızı mozaiğinin 13. parçası Türkiye’ye iade edildi Haber

Çingene Kızı mozaiğinin 13. parçası Türkiye’ye iade edildi

Gaziantep'in ve dünya arkeoloji tarihinin en önemli simgeleri arasında gösterilen Zeugma Antik Kenti'ne ait "Çingene Kızı" mozaiğiyle ilgili tarihi bir gelişme yaşandı. Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) bir müzayede evinde bulunduğu saptanan mozaik panelinin, Kültür ve Turizm Bakanlığı öncülüğünde yürütülen yoğun diplomatik temaslar ve bilimsel araştırmalar sonucunda Türkiye'ye iadesi gerçekleştirildi. Böylece, daha önce 2018 yılında ABD'den getirilen 12 panelin ardından, büyük taban mozaiği kompozisyonunun eksik olan 13'üncü parçası da asıl evine kazandırılmış oldu. Bakan Ersoy'dan süreçte emeği geçenlere teşekkür Müjdeli haberi sosyal medya hesapları üzerinden duyuran Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, medeniyet mirasına sahip çıkma kararlılığını vurgulayarak şu açıklamayı yaptı: "Gaziantep'imizin gözdesi Zeugma'nın simgesi 'Çingene Kızı' mozaiğinin kayıp parçalarından birini daha Amerika Birleşik Devletleri'nden ülkemize kazandırdık. Daha önce iadesini sağladığımız 12 panelin ardından, büyük kompozisyonun 13'üncü parçası da bilimsel çalışmalar ve diplomatik girişimler sonucunda yeniden ait olduğu topraklara döndü. Zeugma Mozaik Müzesi'ndeki eserlerle stil ve kompozisyon açısından önemli benzerlikler taşıyan panel, yürütülen çalışmaların ardından ülkemize teslim edildi. Kültür varlıklarımızın izini dünyanın neresinde olursa olsun sürmeye, medeniyet mirasımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz. Bu süreçte, başta Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ekiplerimiz olmak üzere Amerikan İç Güvenlik Soruşturmaları Birimi, Chicago Başkonsolosluğumuz, ulusal ve uluslararası bilim insanlarımız, Türk Hava Yolları ve Turkish Cargo ile emeği geçen herkese teşekkür ediyorum." Gaziantep'imizin gözdesi Zeugma’nın simgesi ‘Çingene Kızı’ mozaiğinin kayıp parçalarından birini daha Amerika Birleşik Devletleri’nden ülkemize kazandırdık. Daha önce iadesini sağladığımız 12 panelin ardından, büyük kompozisyonun 13'üncü parçası da bilimsel çalışmalar ve… pic.twitter.com/X5U1DowHgr — Mehmet Nuri Ersoy (@MehmetNuriErsoy) May 25, 2026 Yaklaşık 30 yıllık geçmişi olan dev kompozisyon Gaziantep'in Nizip ilçesinde yer alan Zeugma Antik Kenti'nde 1998 senesinde gerçekleştirilen kurtarma kazıları esnasında, yaklaşık 9,25 x 13,50 metre ebatlarında devasa bir taban mozaiği toprak altından çıkarılmıştı. Tüm dünyada "Çingene Kızı" ismiyle ünlenen ve mitolojik Dionysos kültüyle ilişkilendirilen Maenad başı tasviri de bu devasa taban mozaiği kompozisyonunun tam merkezinde yer alıyordu. Uluslararası takip ve kriminolojik deliller sonuç verdi Grenoble Alpes Üniversitesi'nde görev yapan Dr. Djamila Fellague’nin gerçekleştirdiği akademik araştırmalar, söz konusu panelin Zeugma'daki büyük kompozisyona ait olabileceğini ortaya koydu. Eserin internet üzerinden faaliyet gösteren bir müzayede evinde satış listesine konulduğu bilgisi, Zeugma Kazı Başkanı Prof. Dr. Kutalmış Görkay vasıtasıyla derhal Kültür ve Turizm Bakanlığına ulaştırıldı. Bakanlık uzmanlarının yürüttüğü teknik incelemelerde; panelde kullanılan tessera (mozaik taşı) renkleri, geometrik bordür şeması, kompozisyon detayları ile geçmişteki kesme ve sökülme izleri mercek altına alındı. Bu unsurların "Çingene Kızı" mozaiğinin bütünüyle tam uyum sağladığı belgelenince, vakit kaybetmeden Amerikan İç Güvenlik Birimi ile temasa geçildi. Kamu kaynağı harcanmadan getirildi Türkiye ile ABD arasında yürürlükte olan ikili kültür varlığı anlaşmalarına dayanılarak esere el konulması talep edildi. Zeugma'nın geçmiş dönemlerde kaçak kazılara maruz kaldığına dair hukuki dosyalar ve 2018 yılında Bowling Green Üniversitesi'nden iade alınan diğer 12 parçanın varlığı, Türkiye'nin elini uluslararası hukuk karşısında güçlendirdi. Amerikan makamlarının incelemelerini tamamlamasının ardından mozaik pano, Türkiye'nin Chicago Başkonsolosluğuna teslim edilerek Turkish Cargo aracılığıyla güvenli bir şekilde ülkeye getirildi. Operasyon, geçmişte olduğu gibi herhangi bir kamu kaynağı harcanmadan, tamamen uluslararası adli iş birliği sayesinde başarıyla tamamlandı. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne teslim edilen tarihi panel, gerekli işlemlerin tamamlanmasının ardından asıl sergi yeri olan Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi’ndeki bütününe kavuşacak. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Şanlıurfa dünya sahnesinde: Taş Tepeler Projesi büyüyor Haber

Şanlıurfa dünya sahnesinde: Taş Tepeler Projesi büyüyor

Şanlıurfa merkezli Taş Tepeler Projesi kapsamında yürütülen kazı çalışmaları, yabancı arkeologların katılımıyla yeni bir aşamaya geçiyor. Proje çerçevesinde Japon ve Çinli bilim insanları, bölgedeki Neolitik yerleşimlerde uzun soluklu araştırmalara başlayacak. Kazılar genişliyor Ayanlar Höyük ve Yoğunburç bölgelerinde yürütülecek çalışmalarla, Göbeklitepe ve Karahantepe ile aynı döneme ait yeni bulguların ortaya çıkarılması hedefleniyor. Taş Tepeler Koordinatörü Necmi Karul, Japon ekiplerin Ayanlar Höyük’te uzun vadeli ve kapsamlı bir çalışma planıyla sahaya ineceğini belirtti. Karul, bu çalışmaların kısa vadeli sonuçlardan ziyade bilimsel derinliği önceleyen bir yaklaşımla yürütüleceğini ifade etti. Yoğunburç’ta ilk kazı Projede dikkat çeken bir diğer gelişme ise Yoğunburç’ta ilk kez kazı yapılacak olması. Çinli arkeologların ön araştırmalarını tamamladığı bölgede kazıların kısa süre içinde başlaması planlanıyor. Bu çalışma, Çin’in Türkiye’deki ilk arkeolojik kazı projesi olma özelliği taşıyor. Uluslararası bilim iş birliği Neolitik dönemin insanlık tarihindeki ortak köklere işaret ettiğini vurgulayan Karul, Taş Tepeler Projesi’nin dünya çapında bilim insanlarını bir araya getiren önemli bir platform haline geldiğini söyledi. Proje kapsamında 15’i Türkiye’den olmak üzere toplam 36 akademik kurulun iş birliği yürütülüyor.Geçtiğimiz yıl yaklaşık 200 arkeoloğun görev aldığı projede, genç araştırmacıların da sahada yetiştiği ve bilimsel bilgi aktarımının sürdüğü belirtildi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Roma’nın sınırından İspanya’ya: “Berlanga kupası” tarihi yeniden yazdırıyor Haber

Roma’nın sınırından İspanya’ya: “Berlanga kupası” tarihi yeniden yazdırıyor

Roma İmparatorluğu’nun en uç sınırlarından biri olan Hadrian Duvarı ile bağlantılı nadir eserlerden biri, arkeoloji dünyasında büyük yankı uyandırdı. İspanya’nın Soria bölgesinde bulunan ve “Berlanga kupası” olarak adlandırılan bu özel obje, yalnızca estetik bir hatıra değil, aynı zamanda Roma’nın askeri ve kültürel ağlarına dair kritik ipuçları sunuyor. Eşsiz bir keşif MS 2. yüzyıla tarihlenen kupa, türünün bilinen örnekleri arasında benzersiz bir konumda bulunuyor. Daha önce keşfedilen benzer Roma kaseleri, yalnızca Hadrian Duvarı’nın batı ve orta kesimlerine dair bilgiler içerirken, Berlanga kupası doğu kesimdeki askeri kalelere ilişkin yazıtları barındıran ilk örnek olarak öne çıkıyor. Üzerinde Cilurnum, Vindobala ve Condercum gibi kalelerin isimlerinin yer aldığı bu yazıtlar, Roma sınır hattına dair tarihsel bilgiyi genişleten önemli bir veri kaynağı olarak değerlendiriliyor. 3D teknolojiyle yeniden hayat buldu Parçalar halinde bulunan ve büyük ölçüde zarar görmüş olan eser, gelişmiş dijital tekniklerle yeniden oluşturuldu. Fotogrametri yöntemi kullanılarak yapılan üç boyutlu rekonstrüksiyon sayesinde kupanın orijinal boyutları ve detayları ortaya çıkarıldı. Yaklaşık 11 santimetre çapında olan bu eser, serideki en büyük örneklerden biri olarak dikkat çekiyor. Kırmızı, yeşil ve turkuaz tonlarla süslenmiş frizler ise Hadrian Duvarı’nın mimari yapısını adeta görsel olarak yeniden inşa ediyor. İngiltere’de üretildi, İspanya’ya taşındı Bilimsel analizler, kupanın İngiltere’de üretildiğini ortaya koydu. Metal bileşimi ve izotop incelemeleri, kullanılan malzemenin Kuzey İngiltere ve Galler madenlerinden geldiğini gösteriyor. Araştırmacılara göre bu eser, Roma ordusunda görev yapan bir askerin hizmet sonrası memleketine dönüşü sırasında yanında getirdiği kişisel bir hatıra olabilir. Bu ihtimal, Roma İmparatorluğu’nun askerî yapısının ne kadar geniş ve hareketli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Sadece bir obje değil, bir hikâye Berlanga kupası, yalnızca arkeolojik bir buluntu değil; aynı zamanda Roma’nın sınır bölgelerinde görev yapan askerlerin yaşamına dair güçlü bir anlatı sunuyor. Uzmanlara göre bu tür objeler, imparatorluğun en uzak noktalarında görev yapan askerlere verilen prestij hediyeleri arasında yer alıyor. Altında bir Roma yerleşimi de bulundu Kupanın bulunduğu alanda yapılan araştırmalar, bölgede bir Roma villasına ait kalıntıları da ortaya çıkardı. Bu bulgular, eserin bulunduğu yerin rastlantısal değil, Roma döneminde aktif olarak kullanılan bir yerleşim olduğunu gösteriyor. Tarih yeniden yazılıyor Arkeologlara göre Berlanga kupası, Hadrian Duvarı’na dair bilinenleri yeniden yorumlamaya zorlayan nadir keşiflerden biri. Hem askeri hem kültürel hem de coğrafi bağlamda yeni sorular ortaya atan bu eser, Roma tarihine dair ezberleri bozabilecek potansiyele sahip. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Anadolu’nun ‘kayıp sarayı’ bulundu! 4200 yıllık sır perdesi aralanıyor Haber

Anadolu’nun ‘kayıp sarayı’ bulundu! 4200 yıllık sır perdesi aralanıyor

Kayseri’de 6 bin yıllık geçmişiyle bilinen Kültepe Kaniş Karum Ören Yeri’nde önemli bir keşif yapıldı. Erken Tunç Çağı’na tarihlenen ve yaklaşık 4 bin 200 yıl önce büyük bir yangında yok olan sarayın kuzey bölümü ortaya çıkarıldı. Kazı çalışmalarını yürüten Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, ulaşılan bulguların Anadolu tarihinde kritik bir döneme ışık tuttuğunu söyledi. Asurlular gelmeden önce güçlü bir krallık vardı Kültepe’nin, Anadolu’nun ilk yazılı tabletlerinin bulunduğu yer olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Kulakoğlu, yapılan çalışmaların amacını şöyle özetledi: “Asurlu tüccarlar gelmeden önce Kültepe’nin ve Anadolu’nun sosyal, ekonomik ve siyasi durumu nasıldı? Bunu anlamak için höyük kısmında, anıtsal binaların olduğu alanda kazılarımızı sürdürüyoruz.” Buluntular arasında çok sayıda seramik eser bulunduğunu belirten Kulakoğlu, “Bunlar küçük bir krallığın yapacağı yapılar değil, muhakkak ki çok kuvvetli bir otoritenin inşa ettirdiği saraylar. Şimdilik bu büyük yapılardan sadece bir köşeyi kazıyoruz. Birkaç yıl içinde net planı çıkarabileceğiz” dedi. ‘Büyük yangınla sona ermiş’ Kazı başkanı, sarayın akıbetine ilişkin de şu bilgileri verdi: “Bu yapı büyük bir yangınla sona ermiş. Yangın sırasında çoğu malzeme olduğu yerde kalmış. Seramikler başta olmak üzere pek çok eşya bize o dönemin yaşamına dair ipuçları sunuyor.” 4200 yıllık otorite izleri Kalıntılar, M.Ö. 3. binyılda Kültepe’de güçlü bir siyasi otoritenin varlığını destekliyor. Prof. Dr. Kulakoğlu, “Asurlu tüccarlar buraya geldiklerinde zaten bilinen, güçlü bir yere gelmiş olmalılar. Bu yapılar, burada kurumsallaşmış bir krallığın varlığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Diyarbakır’da şaşırtan keşif: Mezar kazısında mozaik üzerinde 6 satırlık dilekçe bulundu Haber

Diyarbakır’da şaşırtan keşif: Mezar kazısında mozaik üzerinde 6 satırlık dilekçe bulundu

Günlük defin sırasında ortaya çıktı Kırsal Özbilek Mahallesi’nde 8 Mart’ta yapılan defin sırasında işçiler mozaik kalıntılarına rastladı. Kalıntıların tarihi olabileceğini düşünen mahalleli cenazeyi başka yere defnedip durumu jandarmaya bildirdi. Alan kısa sürede güvenlik çemberine alınarak Diyarbakır Müze Müdürlüğü ekiplerine teslim edildi. Roma ve Bizans dönemine tarihleniyor Diyarbakır Müzesi Müdür Yardımcısı Mehmet Çelebi, mozaikli alanın Geç Roma – Erken Bizans dönemine ait olduğunun tespit edildiğini açıkladı. 11 Mart’ta başlayan kurtarma kazıları, arkeolog, sanat tarihçisi, antropolog ve restoratörlerden oluşan ekibin çalışmasıyla 3 haftada tamamlandı. Çelebi, “Mozaiğin bir yapının zemin döşemesi olduğu değerlendiriliyor. Villa ya da farklı bir mimari yapıya ait olabilir. Geometrik motiflerin yanı sıra haç içeren Davut Yıldızı ve 6 satırlık eski Yunanca dilekçe dikkat çekici” dedi. Alan yerinde koruma altına alındı Kazı sonrası alan jeotekstil malzemelerle kapatıldı ve Koruma Kurulu kararıyla yerinde korunmasına karar verildi. Bölgenin “Memalan Antik Kenti” sınırları içinde bulunduğu ve gelecekte kapsamlı kazılar yapılabileceği belirtildi. Köylüler için yeni defin alanı Mevcut alanın artık mezarlık olarak kullanılamayacağını kaydeden Çelebi, “Koruma Kurulu yeni definlerin mozaik alanından uzağa yapılmasına karar verdi. Yeni bir alan belirlenene kadar defin işlemleri geçici olarak farklı bir noktada gerçekleştirilecek” diye konuştu. Arkeologlar, dilekçenin içeriğine dair çözümleme çalışmalarının sürdüğünü, yazının dönemin sosyal ve dini yaşamına ışık tutabileceğini belirtiyor.

Kayıp Tiwanaku halkının sırrı çözüldü: Bin yıllık tapınak And Dağları’nda bulundu Haber

Kayıp Tiwanaku halkının sırrı çözüldü: Bin yıllık tapınak And Dağları’nda bulundu

Bolivya’nın Caracollo bölgesinde ortaya çıkarılan Palaspata tapınağı, hem mimarisi hem de ticaret yollarının kalbinde yer almasıyla bu kayıp medeniyetin izlerini gün yüzüne çıkardı. 210 kilometre uzakta, bilinmeyen bir merkez Keşif, Tiwanaku İmparatorluğu’nun bilinen başkentinden yaklaşık 210 kilometre güneyde yapıldı. Arkeolog José Capriles, tapınağın Titicaca Gölü çevresindeki yapılarla benzer özellikler taşıdığını belirtti. Teraslar, gömülü avlular ve ekinokslara hizalanmış girişleriyle Palaspata, dini ritüellerin merkezi olduğuna işaret ediyor. Ticaret yollarının kesişiminde Tapınağın bulunduğu nokta, günümüzde La Paz–Cochabamba Otoyolu olarak bilinen eski ticaret güzergâhlarının birleştiği yerde. Bu stratejik konum, Tiwanaku halkının yalnızca tarımla değil, lama kervanlarıyla yürüttükleri ticaretle de güçlü bir etki alanı oluşturduğunu gösteriyor. Kazılarda bulunan özel kupalar, burada toplu kutlamalar yapıldığını ve mısır bazlı alkollü içecek “chicha”nın içildiğini ortaya koyuyor. Sosyo-politik güç için inşa edilmiş Yaklaşık 125x145 metre büyüklüğündeki tapınak, 15 farklı bölümüyle adeta küçük bir şehir bloğu büyüklüğünde. Araştırmacılar, yapının yalnızca dini değil, aynı zamanda bölgedeki topluluklar üzerinde siyasi etki kurmak ve ticareti kontrol etmek için inşa edildiğini düşünüyor. Kayıp medeniyetin akıbeti Tiwanaku’nun çöküşüne dair kesin bilgiler bulunmasa da, uzmanlar çölleşme ve çevresel bozulmaların sosyal huzursuzluğu artırdığını ve toplumsal ayaklanmalara yol açmış olabileceğini öne sürüyor. Çalışma, arkeoloji dergisi Antiquity’de yayımlandı ve kayıp Tiwanaku uygarlığının sırlarını çözme yolunda önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Erdoğan’dan Sevr vurgusu: “421. madde kültürel egemenliğimize saldırıydı” Haber

Erdoğan’dan Sevr vurgusu: “421. madde kültürel egemenliğimize saldırıydı”

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Uluslararası Arkeoloji Sempozyumu ve “Arkeolojinin Altın Çağı” sergisinin açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye’den yurt dışına kaçırılan tarihi eserlerin iadesi için verdikleri mücadeleyi anlattı. Son olarak 65 yıl önce yurtdışına çıkarılan Marcus Aurelius’un bronz heykelinin Türkiye’ye geri getirildiğini duyuran Erdoğan, bu süreçte Sevr Antlaşması'nın kültürel mirasa ilişkin maddelerine de dikkat çekti. Heykelin izini Jale İnan sürdü Erdoğan, bronz heykelin izini ilk süren kişinin Türk arkeolojisinin öncülerinden merhum Prof. Dr. Jale İnan olduğunu belirtti. Heykelin Türkiye’ye iadesi için yürütülen çabanın detaylarını paylaşan Erdoğan, uzmanların heykelin ait olduğu yeri kanıtlayabilmek için kaidesinden silikon kalıp çıkardıklarını, bölgedeki diğer eserlerden örnekler topladıklarını ifade etti. Sevr Antlaşması’ndaki kültürel tehdit Konuşmasında Sevr Antlaşması’nın 421. maddesine özellikle dikkat çeken Erdoğan, bu maddenin Osmanlı döneminde kültür varlıklarını korumaya yönelik mevcut yasaların kaldırılmasını ve yerine “uluslararası eşitlik” adı altında emperyalist kontrolü öngören düzenlemelerin getirilmesini içerdiğini söyledi. Erdoğan, “Bu madde, sadece tarihi eserlerimizi değil, milletimizin geçmişle olan bağını da koparmayı hedefliyordu. Sevr’i yırtıp atarken bu dayatmayı da tarihin çöplüğüne gönderdik” dedi. “Tarihi bir sorumluluk üstleniyoruz” Kültür varlıklarının korunmasının bir milletin kimliğiyle ilgili olduğunu vurgulayan Erdoğan, arkeoloji camiasına teşekkür etti: “Her bir arkeolog, her bir uzman, bizim için yalnızca kazı yapan değil; aynı zamanda milli hafızamıza sahip çıkan birer tarih bekçisidir.” Tarihçilerin perspektifinden Sevr Tarihçi Sinan Meydan’ın aktardığına göre Sevr Antlaşması, Osmanlı heyeti tarafından 10 Ağustos 1920’de Paris yakınlarındaki Sevr’de imzalandı. Padişah Vahdettin doğrudan imzalamasa da, Saltanat Şurası’nın aldığı kararla heyeti görevlendirdi. Ancak TBMM, bu antlaşmayı reddederek onu “yok hükmünde” saydı. Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanması da Sevr’in sahada fiilen geçersiz kılınmasını sağladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sevr’in 421. maddesine yaptığı vurgu, kültürel mirasın yalnızca bir geçmiş meselesi değil, aynı zamanda egemenliğe dair bir mücadele alanı olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Marcus Aurelius heykelinin iadesi gibi başarıların, bu mücadelenin sembolü olarak görülmesi gerektiği ifade edildi.

Antik Mısır mezarında 4 bin yıllık el izi bulundu Haber

Antik Mısır mezarında 4 bin yıllık el izi bulundu

Cambridge Üniversitesi'nden dikkat çeken keşif İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi araştırmacıları, Antik Mısır’a ait bir mezarda 4 bin yıllık olduğu tahmin edilen nadir bir el izi keşfetti. Keşif, Fitzwilliam Müzesi’nde açılması planlanan “Antik Mısır’da Üretildi” adlı serginin hazırlıkları sırasında yapıldı. El izi, bir “ruh evi”nin yüzeyinde tespit edildi Tarihlendirme çalışmalarına göre el izi, M.Ö. 2055–1650 yılları arasına, Orta Krallık dönemine ait. İz, pişmiş topraktan yapılmış bir “ruh evi”nin dış yüzeyinde yer alıyor. Müzenin baş Mısır bilimcisi Helen Strudwick, bu kadar belirgin ve bütün bir el izine çok nadir rastlandığını belirterek, “Nesneye, kil henüz kurumamışken dokunulmuş” dedi. Ruh evleri Antik Mısır’da ne anlama geliyor? Antik Mısır’da ruh evleri, ölen kişilerin mezarlarına yerleştirilen ve ruhlarına sunular bırakılması için kullanılan küçük yapılar olarak biliniyor. Açık bölümlerine ekmek, marul ve sığır başı gibi sembolik yiyecekler konulurdu. Bu yapılar, öteki yaşamda ruhun ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik sembolik bir ritüelin parçasıydı. Seramik ustalarının emeği görünür hâle geliyor El izinin bulunduğu nesnenin, önce tahta iskelet üzerine kil ile şekillendirildiği, ardından fırınlama sırasında içindeki tahtaların yanmasıyla boş bir yapı hâline geldiği belirtiliyor. El izinin, büyük ihtimalle kurumadan önce taşıma sırasında ya da kazara bırakıldığı düşünülüyor. Sergi, sanatçılar yerine zanaatkârlara odaklanıyor 3 Ekim’de açılacak olan sergi, geleneksel olarak firavunlar ve saraylara odaklanan anlatıların aksine, Antik Mısır’daki zanaatkârların emeğini ön plana çıkaracak. Helen Strudwick, seramik ustalarının diğer el işçilerine göre daha az bilindiğini ve bu keşfin onların izini günümüze taşıdığını vurguladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.