SON DAKİKA

#Balistik Füze

HABER DEĞER - Balistik Füze haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Balistik Füze haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye hava sahasına giren balistik mühimmat düşürüldü Haber

Türkiye hava sahasına giren balistik mühimmat düşürüldü

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), İran’dan ateşlenen ve Türkiye hava sahasına yönelen bir balistik mühimmatın NATO savunma unsurları tarafından imha edildiğini duyurdu. Bakanlık, Türkiye’nin hava sahasına yönelik tehditlere karşı tüm tedbirlerin kararlılıkla alındığını açıkladı. NATO savunma sistemi devreye girdi Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, İran’dan ateşlenen balistik mühimmatın Türk hava sahasına girdikten sonra Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO savunma unsurları tarafından etkisiz hale getirildiği belirtildi. Açıklamada şu ifadeler yer aldı: “İran’dan ateşlenip Türk hava sahasına giren bir balistik mühimmat Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hale getirilmiştir. Ülkemizin topraklarına ve hava sahasına yönelen her türlü tehdide karşı gerekli tüm tedbirler kararlılıkla alınmaktadır.” Bakanlık ayrıca olayın tüm yönleriyle aydınlatılması için ilgili ülkeyle temasların sürdüğünü bildirdi. NATO: Her türlü tehdide karşı hazırız NATO da konuya ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada NATO’nun her yönden gelebilecek tehditlere karşı savunmaya hazır olduğu vurgulandı. NATO açıklamasında şu ifadelere yer verildi: “Balistik füze savunma sistemimizi gelişen tehditlere uyarlamaya devam ediyoruz. İttifak, her yönden gelebilecek her türlü tehdide karşı savunmaya hazır olmaya devam edecektir.” Operasyonel detayların ise güvenlik gerekçesiyle paylaşılmayacağı belirtildi. Mart ayında üçüncü olay Yetkililer, Mart ayı içinde İran’dan ateşlenerek Türkiye hava sahasına yönelen balistik mühimmatların daha önce de iki kez imha edildiğini hatırlattı. 4 ve 9 Mart tarihlerinde gerçekleşen olaylarda da NATO’nun Doğu Akdeniz’deki hava ve füze savunma sistemleri devreye girmiş, mühimmat havada etkisiz hale getirilmişti. Bölgedeki gelişmeler yakından izleniyor MSB, Türkiye’nin milli güvenliğini önceleyen bir yaklaşımla bölgedeki askeri gelişmelerin yakından takip edildiğini belirtti. Yetkililer, hava sahasına yönelik tehditlere karşı savunma sistemlerinin teyakkuz halinde olduğunu ifade etti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Türkiye semalarında kritik gerilim: İran füzeleri NATO kalkanını mı test etti Haber

Türkiye semalarında kritik gerilim: İran füzeleri NATO kalkanını mı test etti

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarının ardından bölgede tırmanan askeri gerilim Türkiye’nin hava sahasına kadar ulaştı. Hatay ve Gaziantep semalarında düşürülen İran balistik füzeleriyle ilgili dikkat çeken bir iddia gündeme geldi. Londra merkezli Middle East Eye’ye konuşan Ankara’daki savunma kaynakları, Türkiye hava sahasına yönelen füzelerin yanlışlıkla rotadan çıkmadığını, aksine Türkiye’deki NATO radar ve hava savunma sistemlerinin tepkisini ölçmek amacıyla gönderilmiş olabileceğini ileri sürdü. Füzeler NATO sistemlerinin reaksiyonunu ölçmüş olabilir Haberde yer alan güvenlik kaynaklarına göre İran tarafından fırlatılan balistik füzeler Türkiye’deki kritik NATO noktalarını hedef alacak şekilde yönlendirildi. Bu noktalar arasında Adana’daki İncirlik Hava Üssü ile Malatya’daki Kürecik Radar Üssü’nün bulunduğu ifade edildi. Uzmanlara göre bu tür bir hamle, NATO’nun erken uyarı ve hava savunma kapasitesini test etmeye yönelik askeri bir yoklama anlamına gelebilir. Bu nedenle füzelerin yalnızca askeri değil aynı zamanda stratejik bir mesaj taşıdığı değerlendirmesi yapılıyor. Bir füze Hatay semalarında engellendi Raporda yer alan askeri bilgilere göre Türkiye hava sahasına doğru ilerleyen ilk İran balistik füzesi Hatay yakınlarında NATO hava savunma sistemleri tarafından engellendi. Füzenin Adana’daki İncirlik Hava Üssü’nün yaklaşık 100 kilometre doğusunda imha edildiği belirtildi. Söz konusu müdahalenin NATO’nun bölgedeki radar ve savunma altyapısının devreye girmesiyle gerçekleştiği ifade ediliyor. Akdeniz’deki NATO destroyerleri devreye girdi Türkiye’ye doğru ilerleyen ikinci balistik füzenin ise Doğu Akdeniz’de konuşlu ABD destroyerleri tarafından hedef alındığı iddia edildi. Açık kaynaklı askeri analizlere göre füze, RIM-161 Standard Missile-3 (SM-3) tipi önleme füzeleri kullanılarak havada imha edildi. Bu müdahalenin NATO’nun deniz konuşlu balistik füze savunma sistemlerinin aktif şekilde devreye girdiğini gösterdiği belirtiliyor. Kürecik için Patriot kararı Füzelerin ardından NATO ve Türkiye’nin savunma önlemlerini artırdığı ifade edildi. Malatya’daki Kürecik Radar Üssü’nün korunması amacıyla bölgeye gelişmiş Patriot hava savunma sistemlerinin konuşlandırıldığı bildirildi. Uzmanlara göre bu radar üssü, NATO’nun balistik füze erken uyarı sisteminin en kritik noktalarından biri olarak görülüyor. Füzelerin İran’daki yeraltı üssünden fırlatıldığı iddiası Haberde yer alan analizlere göre Türkiye’ye yönelen balistik füzeler İran’ın doğusunda bulunan askeri tesislerden ateşlenmiş olabilir. Bölgesel Çalışmalar Merkezi’nden İran askeri kapasitesi uzmanı Hurşit Dingil, füzelerin İran Devrim Muhafızları Ordusu’na ait Semnan bölgesindeki Damgan Füze Üssü’nden fırlatılmış olabileceğini öne sürdü. İran’ın en korunaklı yeraltı askeri tesislerinden biri olarak bilinen bu üsten gerçekleştirilen bir atışın, doğrudan NATO’nun güney kanadındaki askeri altyapıyı test etmeye yönelik bir hamle olabileceği yorumları yapılıyor. Bölgede artan askeri hareketlilik, Orta Doğu’daki savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılabileceği endişelerini de beraberinde getiriyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Türkiye’ye yönelen füze alarmı: NATO devreye girdi Haber

Türkiye’ye yönelen füze alarmı: NATO devreye girdi

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş bölgesel gerilimi artırırken, Türkiye sınırları içinde düşürülen füze parçaları Ankara’da alarm seviyesini yükseltti. İran’dan ateşlendiği değerlendirilen bir balistik füze, Türk hava sahasına yönelmesinin ardından NATO’nun Doğu Akdeniz’de konuşlu hava ve füze savunma sistemleri tarafından etkisiz hale getirildi. Füzenin parçalarının ise Gaziantep’te boş bir araziye düştüğü bildirildi. MSB: Havada etkisiz hale getirildi Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “İran’dan ateşlenip Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen bir balistik mühimmat Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hale getirilmiştir. Mühimmatın bazı parçaları Gaziantep’te boş arazilere düşmüştür. Olayda herhangi bir can kaybı ya da yaralanma yaşanmamıştır.” Benzer bir olayın daha önce Hatay’da yaşandığı da hatırlatıldı. Cihat Yaycı: İki farklı ihtimal var Yaşanan gelişmeleri değerlendiren Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Türkiye’nin hava sahasına yönelen balistik tehdidin ciddi bir güvenlik meselesi olduğunu belirtti. Yaycı, olayın iki temel ihtimal üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Buna göre füzenin İran tarafından başka bir hedefe yönelik atılmış ancak rota sapması nedeniyle Türkiye hava sahasına yaklaşmış olabileceği ifade edildi. Yaycı’ya göre bu ihtimal İran’ın Türkiye’yi hedef almadığı yönündeki açıklamalarıyla örtüşebilir. Ancak buna rağmen Türkiye’ye yönelen bir balistik füzenin doğrudan güvenlik tehdidi anlamına geldiği vurgulandı. “Provokasyon ihtimali de var” Yaycı, üçüncü bir ihtimal olarak savaşın taraflarından birinin Türkiye’yi çatışmanın içine çekmeye yönelik bir provokasyon gerçekleştirmiş olabileceğini dile getirdi. Bu durumda Türkiye’nin hedef alındığı algısının oluşmasının NATO’yu devreye sokabileceğini belirten Yaycı, bunun savaşın kapsamını değiştirebileceğini söyledi. “Eğer Türkiye hedef alındığı algısına kapılırsa bu durum hızla NATO gündemine taşınabilir ve savaşın niteliği değişebilir.” Komuta zinciri zayıflamış olabilir Yaycı ayrıca İran’da son dönemde komuta merkezlerine yönelik saldırılar ve üst düzey komutanların hedef alınmasının komuta-kontrol sisteminde zafiyet oluşturmuş olabileceğini ifade etti. Böyle durumlarda emir zincirinin kopabileceğini, yanlış koordinatlarla atış yapılabileceğini ve kontrolsüz askeri hamlelerin ortaya çıkabileceğini belirtti. Türkiye’nin önceliği: Tırmanmayı önlemek Yaycı’ya göre Türkiye’nin öncelikle füzenin teknik kaynağını ve uçuş rotasını ayrıntılı şekilde incelemesi gerekiyor. Radar verileri ve füze parçalarının analiz edilmesiyle olayın gerçek nedeninin ortaya çıkarılması gerektiği ifade edildi. Aynı zamanda Türkiye’nin hava savunma sistemlerini yüksek hazırlık seviyesinde tutmasının ve caydırıcılığını korumasının önemine dikkat çekildi. Yaycı, bölgedeki savaşın Türkiye’ye sıçramasının hem Türkiye hem de bölge güvenliği açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirterek, Ankara’nın provokasyonlara karşı dikkatli hareket etmesi gerektiğini vurguladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Yapay zekâda sansür tartışması: Çinli sohbet botları siyasi soruları neden yanıtlamıyor? Haber

Yapay zekâda sansür tartışması: Çinli sohbet botları siyasi soruları neden yanıtlamıyor?

Uluslararası bir araştırma, Çin’de geliştirilen yapay zekâ sohbet botlarının siyasi konularda farklı davrandığını ortaya çıkardı. Çalışmaya göre bu modeller, devlet politikaları, Tayvan’ın statüsü ve etnik azınlıklar gibi hassas başlıklarda soruları yanıtsız bırakabiliyor ya da sınırlı içerik sunuyor. Çalışma Çinli ve küresel modelleri karşılaştırdı PNAS Nexus dergisinde yayımlanan araştırma, Çin’in önde gelen yapay zekâ sohbet botlarının 100’den fazla politik soruya verdiği yanıtları Çin dışında geliştirilen modellerle karşılaştırdı. Araştırmacılar, sorunun reddedilmesi, konunun geçiştirilmesi veya hatalı bilgi verilmesini olası sansür göstergesi olarak değerlendirdi. Sonuçlara göre Tayvan, demokrasi yanlısı aktivistler ve etnik azınlıklar gibi başlıklarda Çinli modellerin daha sık yanıt vermekten kaçındığı tespit edildi. Yanıtlar daha kısa ve eksik olabiliyor Araştırma, Çinli modeller yanıt verdiğinde ise çoğu zaman sorunun çerçevesini tartıştığını, kritik bilgileri dışarıda bıraktığını ve daha kısa yanıtlar ürettiğini ortaya koydu. Hata oranlarının bazı modellerde Çin dışındaki sistemlere kıyasla daha yüksek olduğu belirtilirken, özellikle bazı sohbet botlarında bu oranın dikkat çekici biçimde arttığı aktarıldı. Düzenlemeler yapay zekâ çıktısını etkileyebilir Uzmanlar, Çin’de yürürlüğe giren yapay zekâ düzenlemelerinin şirketlere “temel sosyalist değerleri” gözetme yükümlülüğü getirdiğini hatırlatıyor. Bu çerçevede yapay zekâ sistemlerinin ulusal egemenliği zayıflatacak veya devlet sistemini eleştirecek içerik üretmesinin sınırlandırıldığı ifade ediliyor. Araştırmacılara göre bu düzenlemeler, Çin merkezli büyük dil modellerinin verdiği yanıtları doğrudan etkileyebilecek bir çerçeve oluşturuyor. Sansürün etkisi görünmez olabilir Çalışma, sohbet botlarının çoğu zaman doğrudan reddetmek yerine özür dileyerek ya da genel ifadeler kullanarak yanıt vermesinin, kullanıcıların sansürün farkına varmasını zorlaştırabileceğine dikkat çekti. Bu durumun bilgiye erişimi, algıları ve karar alma süreçlerini “sessiz biçimde şekillendirebileceği” uyarısı yapıldı. Bununla birlikte araştırmacılar, tüm farklılıkların yalnızca devlet baskısıyla açıklanamayacağını; veri seti, kültürel bağlam ve dil farklılıklarının da sonuçları etkileyebileceğini belirtti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

ABD’den İran hamlesi: Orta Doğu’ya 2003’ten bu yana en büyük hava gücü Haber

ABD’den İran hamlesi: Orta Doğu’ya 2003’ten bu yana en büyük hava gücü

Amerikan basınına yansıyan haberlere göre ABD, Orta Doğu’daki askeri varlığını son yılların en büyük hava gücü sevkiyatıyla güçlendirdi. ABD’li yetkililer ve eski askerî kaynaklara dayandırılan değerlendirmelerde, söz konusu konuşlandırmanın İran’a karşı olası bir saldırı ihtimaline hazırlık niteliği taşıdığı öne sürüldü. Bölgede hava ve deniz unsurları genişletildi Haberlere göre ABD, Ürdün ve Suudi Arabistan’daki üsler başta olmak üzere bölgeye F-35, F-15 ve F-16 savaş uçakları ile erken uyarı ve iletişim uçakları konuşlandırdı. Aynı süreçte Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da ABD donanmasına ait çok sayıda geminin görev yaptığı, ikinci bir uçak gemisinin de bölgeye doğru ilerlediği belirtildi. Bu askeri yığınakla Washington yönetiminin, İran’a yönelik kısa süreli bir saldırıdan ziyade haftalar sürebilecek yoğun bir hava harekâtı seçeneğini değerlendirdiği ifade ediliyor. Askeri seçenekler nükleer ve füze tesislerini hedef alabilir Yetkililere sunulan brifinglerde, olası operasyon planlarının İran’ın nükleer programı, balistik füze altyapısı ve bölgesel askeri ağlarını hedef almayı amaçladığı aktarıldı. Bazı seçenekler arasında İranlı siyasi ve askeri liderliğe yönelik hedefli saldırıların da yer aldığı iddia edildi. Buna karşılık İran’ın en önemli caydırıcı gücünün füze kapasitesi olduğu ve Hürmüz Boğazı’nı kapatma ihtimalinin de senaryolar arasında değerlendirildiği belirtiliyor. Diplomasi ile askeri hazırlık aynı anda yürütülüyor ABD yönetimi, kamuoyuna yaptığı açıklamalarda diplomatik çözümün öncelik olduğunu vurgularken askeri hazırlıkların sürdüğünü dile getirdi. Washington’un, İran’ın nükleer faaliyetlerini sınırlandıracak kapsamlı bir anlaşma istediği, Tahran’ın ise özellikle balistik füze programına yönelik taleplere mesafeli yaklaştığı ifade ediliyor. Uzmanlara göre tarafların müzakere sürecini sürdürmesi olası bir askeri krizi geciktirebilir ancak gerilimin tamamen ortadan kalktığına dair güçlü bir işaret bulunmuyor. Operasyonun kapsamı ve sonuçları belirsiz Analistler, bölgede geniş hava gücü konuşlandırılmasına rağmen 1991 ve 2003’teki harekâtlardan farklı olarak kara kuvveti desteğinin sınırlı olabileceğine dikkat çekiyor. Bazı müttefik ülkelerin hava sahası konusunda temkinli davranmasının da operasyonun kapsamını etkileyebileceği belirtiliyor. Bu nedenle birçok eski askeri yetkili, belirsizlikler göz önüne alındığında diplomatik bir anlaşmanın askeri seçenekten daha olası ve tercih edilebilir olduğunu değerlendiriyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Ortadoğu’nun bitmeyen krizi: 11 Eylül’le kurulan düzen, 7 Ekim’le sarsıldı Haber

Ortadoğu’nun bitmeyen krizi: 11 Eylül’le kurulan düzen, 7 Ekim’le sarsıldı

Ortadoğu’nun “savaşlar bitse bile huzurun gelmediği” coğrafya olarak anılmasının arkasında ne var? Akademisyen ve yazar Mehmet Akif Koç, bölgedeki kırılmaların sadece sahadaki çatışmalarla değil; rejim biçimleri, toplum yapıları, dış müdahaleler ve jeopolitik rekabetle örülü bir “uzun kriz düzeni” yarattığını vurguluyor. Koç’a göre bu düzenin iki ana dönüm noktası bulunuyor: 11 Eylül 2001 saldırıları ve 7 Ekim 2023 saldırıları. İki tarih de “saldırı” olsa da, asıl belirleyici olanın bu olaylardan sonra bölgeye dönük kurgu ve müdahale biçiminin değişmesi olduğunu söylüyor. 11 Eylül’ün ardından: ABD’nin müdahaleci dönemi ve ‘iki kamp’ siyaseti Koç, 11 Eylül sonrasında ABD’nin Ortadoğu’ya bakışında belirgin bir dönüşüm yaşandığını; 1990’ların “küresel liberal demokrasi” idealinin geriye düştüğünü ve Washington’un daha doğrudan müdahaleci bir hatta savrulduğunu belirtiyor. Bu dönemin yalnızca askeri müdahalelerle değil, siyasal dizayn ve ittifak mühendisliğiyle de ilerlediğini savunuyor. Koç’un çerçevesinde ABD’nin bölgede kurduğu temel yaklaşım şu: “Ya bizimlesin ya değilsin.” Bu bakışın içeriğini de şöyle özetliyor: ABD’yle aynı çizgideysen mezhebinin, ideolojinin ya da rejiminin ne olduğunun ikincil hale geldiği; fakat ABD’nin yanında değilsen, sistemin dışına itildiğin ve hedefe dönüşebildiğin bir denge. Arap ayaklanmaları: Soğuk Savaş’tan kalan yapılar tasfiye edildi Koç, 11 Eylül sonrası şekillenen dönemin ikinci büyük kırılmasını Arap ayaklanmalarıyla ilişkilendiriyor. Libya’da Kaddafi, Mısır’da Mübarek, Yemen’de Ali Abdullah Salih, Tunus’ta Bin Ali gibi yönetimlerin devrilmesini “Soğuk Savaş bakiyesi yapıların tasfiyesi” olarak okuyor. Suriye’de Baas rejiminin düşüşünü de aynı hat içinde değerlendiriyor; bu tasfiyelerin bölgeyi daha istikrarlı değil, daha kırılgan hale getirdiğini savunuyor. 7 Ekim sonrası: İran’ın yükselişi durdu, dengeler yeniden kuruldu Koç’a göre 2003 Irak işgali ile 7 Ekim 2023 arasındaki 20 yıllık dönem, İran’ın bölgesel etkisinin büyüdüğü bir zaman aralığıydı. İran’ın bir dönem Bağdat, Şam, Beyrut ve Sana üzerindeki nüfuzuyla “4 başkent” etkisine ulaştığını; Gazze’yi de ekleyerek bunu “4,5 başkent” diye tarif ettiğini aktarıyor. Ancak Koç, 7 Ekim sonrası sürecin İran’ın bu bölgesel momentini tersine çevirdiğini düşünüyor. Kendi “Ortadoğu okumasında” bölgeyi şekillendiren dört ana aktörü Türkiye, İran, İsrail ve Körfez Arapları (Suudi Arabistan, BAE, Katar) olarak tanımlıyor; diğer Arap ülkelerinin ise daha sınırlı bir etkiye sahip olduğunu söylüyor. Koç’un iddiası şu: 2003-2023 arasında İran, bu üç aktörü aynı anda karşısına aldı; buna karşılık diğer üç aktör ABD’yle birlikte hareket ederek İran’ın etkisini kıran bir çizgiye geldi. Bu süreçte Suriye’de yaşanan gelişmelerin de İran’ın alan kaybını hızlandırdığı görüşünde. “Suriye’de savaş bitti demek kolay, ama çatışma dinamikleri sürüyor” Koç, Suriye’de rejimin düşmüş olmasının ülkede iç çatışmaların biteceği anlamına gelmediğini savunuyor. Bunun temelini iki “makro çerçeve” ile açıklıyor: 1) Tarihsel-sosyolojik yarılma: Koç, Osmanlı’nın son döneminden beri Suriye’de bir yarılma bulunduğunu söylüyor. Bir yanda Halep-Hama-Humus-Şam-Dera hattında yoğunlaşan Sünni Arap merkez aks; diğer yanda Kuzeydoğu’daki Kürtler, güneyde Dürziler, sahilde Aleviler/Nusayriler, ayrıca Hristiyanlar, Türkmenler ve diğer toplulukların oluşturduğu periferik yapı. Bu iki eksenin farklı dönemlerde birbirini tasfiye ederek ilerlediğini; darbeler, rövanşlar ve kırılmaların bu gerilimi derinleştirdiğini belirtiyor. 2) “Beşli çatışma dinamiği” uyarısı: Koç, Suriye’de önümüzdeki dönemi şekillendirebilecek beş çatışma hattı öngörüyor: Sünni İslamcılar ile Aleviler arasındaki tarihsel kan davası; Sünni İslamcılar ile Dürziler arasındaki gerilim; Şam’daki yönetim ile Kürt yapıların (YPG/SDG) kontrol ve yetki mücadelesi; Şii ağlar (Hizbullah, Haşdi Şaabi ve İran bağlantılı gruplar) ile Sünni selefi unsurlar arasındaki derinleşmiş çatışma; son olarak da HTŞ’nin kendi içindeki farklı fraksiyonların, liderliğe ve dış ilişkiler tercihlerine dair üretebileceği iç gerilim. Koç, bu tablo nedeniyle “rejim değişse bile” Suriye’de kısa ve orta vadede çatışma potansiyelinin canlı kaldığını vurguluyor. İran’da neden gerilim bitmiyor? ‘Yapısal kriz + yarılmış sosyoloji + konjonktürel baskı’ İran başlığında Koç, sokak protestolarının arkasındaki gerilimi üç ana kümede topluyor: Yapısal kriz: “Seçilmişler ile atanmışlar” arasındaki yetki uçurumu. Koç, halkın sandığa giderken “Seçtiğim kişiler gerçekten yönetebiliyor mu?” sorusunu daha yüksek sesle sormaya başladığını; buna bağlı olarak seçim katılım oranlarının düştüğünü söylüyor. Yarılmış sosyoloji: Etnik/mezhepsel periferi (Azeri Türkleri, Kürtler, Araplar, Beluçlar, Türkmenler vb.) ile merkez arasındaki tarihsel gerilimler; ayrıca toplumun dindar-seküler ayrışması ve özellikle kadın hareketlerinin baskı mekanizmalarına tepkisi. Konjonktürel krizler: Nükleer program ve balistik füze tercihinin yaptırımları büyütmesi; yaptırımların ekonomi üzerinde ağır basınç üretmesi; bölgesel hegemonya kaybının ve dış baskının iç gerilimi daha kırılgan hale getirmesi. Koç, bu üç başlığın üst üste binmesinin İran’da “sönümlense bile geri gelen” kriz dalgaları ürettiğini savunuyor. “İran’da devrim olur mu?”: Koç’un üç senaryosu Koç, İran’da kısa vadede rejim değişikliğini mümkün kılacak üç senaryo dışında güçlü bir ihtimal görmediğini söylüyor: Seküler devrim: Bunun için milyonların uzun süreli ve ülke geneline yayılan eylemliliği, örgütlülük ve dış destek gibi şartların oluşması gerektiğini; fakat bugün İran’da bunun sosyolojik tabanının ve siyasal örgütlenme kanallarının sınırlı olduğunu savunuyor. Devletin periferide çözülmesi: Etnik/mezhepsel toplulukların kontrol alanları oluşturarak merkezi yapıyı geri itmesi ihtimali. Koç bunu tarihsel örneklerle anlatmakla birlikte, mevcut devlet kapasitesi nedeniyle kısa vadede düşük olasılık görüyor. Dışarıdan karasal işgal: Bu kapasitenin fiilen yalnızca ABD’de bulunduğunu; fakat Irak ve Afganistan tecrübelerinin ardından böyle bir işgalin maliyetinin yüksek olacağını vurguluyor. Koç, bu nedenle İran’da gerilimin “bitmesi” değil, farklı biçimlerde “yeniden üremesi” olasılığının daha güçlü olduğunu ifade ediyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.