SON DAKİKA

#Belgesel

HABER DEĞER - Belgesel haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Belgesel haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Beyaz perdede haftanın yeni filmleri Haber

Beyaz perdede haftanın yeni filmleri

Gerilimden drama, belgeselden animasyona kadar yeni yapımlar sinemaseverlerle buluştu. İşte sinemaseverlerin beklediği vizyona giren yeni filmler... Sinemaseverler, vizyona giren yeni filmlerle farklı dünyaların kapılarını aralıyor. Oscar adaylığıyla yeniden vizyona girecek Günahkârlar (Sinners) filmine ek olarak vizyonun yeni filmleri Çığlık 7 (Scream 7), Kıbrıs Türküsü, Arco, EPiC: Elvis Presley Konserde (EPiC: Elvis Presley in Concert), Kopma Noktası (Dead Man's Wire), Uzun Kuyruk Marsupilami, Tavşan Luna: Kalp Adası, 7 Büyük Günah ve Parçalı Yıllar filmleri yer alıyor. 27 ŞUBAT CUMA GÜNÜ VİZYONUNUN ÖNE ÇIKANLARI Ryan Coogler ve Michael B. Jordan iş birliğinin en son halkası olan Günahkârlar (Sinners), tam 16 dalda Oscar adayı olarak Akademi tarihine geçti. Film, geçmişlerinden kaçmaya çalışan ikiz kardeşlerin memleketlerine dönüşlerinde karşılaştıkları karanlığı konu alıyor. Sorunlu hayatlarını geride bırakıp yeni bir başlangıç yapmak isteyen kardeşler, daha büyük bir kötülüğün onları beklediğini keşfeder. Kevin Williamson’ın yönetmen koltuğuna oturduğu Çığlık 7 (Scream 7), seriyi yeniden Sidney Prescott’un hikâyesine odaklayarak sürdürüyor. Neve Campbell’ın geri döndüğü filmde, sakin bir kasabada yeni bir Hayalet Maskeli katilin ortaya çıkması Sidney’nin en büyük korkularını gerçeğe dönüştürür. Kızı hedef haline geldiğinde, Sidney kanlı döngüyü sonsuza dek bitirmek için geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalır. Özer Feyzioğlu’nun yönettiği Kıbrıs Türküsü, Kıbrıs Türklerinin on yedi yıla yayılan mücadelesini bireysel bir hikâye üzerinden anlatıyor. Öğretmenlik mesleğini bırakarak Türk Mukavemet Teşkilatı’na katılan Ali’nin yolculuğu, dönemin siyasi atmosferi ve diplomatik gelişmeleriyle iç içe ilerler. Emre Bey ve Almila Ada’nın başrollerini paylaştığı film, tarihsel bir direnişi dramatik bir çerçevede sunuyor. Ugo Bienvenu’nun yönettiği animasyon Arco, huzurlu bir gelecekten yanlışlıkla 2075 yılına düşen 10 yaşındaki bir çocuğun macerasını konu alıyor. Tehlikelerle dolu bir dünyada Iris ve robot bakıcı Mikki ile dostluk kuran Arco, eve dönmenin yolunu ararken gezegeni kurtarabilecek bir görevin de parçası olur. Baz Luhrmann imzalı belgesel EPiC: Elvis Presley Konserde (EPiC: Elvis Presley in Concert), uzun süredir kayıp görüntüler eşliğinde Elvis Presley’nin sahne performanslarını beyazperdeye taşıyor. Sanatçının kendi anlatımıyla hayat hikâyesinin de yer aldığı film, müzik tarihinin en ikonik isimlerinden birine görkemli bir saygı duruşu niteliği taşıyor. Gus Van Sant’ın yönettiği ve Al Pacino ile Bill Skarsgård’ı bir araya getiren Kopma Noktası (Dead Man’s Wire), 1977’de yaşanan gerçek bir rehine krizini konu alıyor. Boynuna bağladığı tel mekanizmasıyla hem kendini hem rehinesini öldürebilecek bir düzenek kuran Tony Kiritsis’in eylemi, ülke çapında canlı yayınlanan gerilim dolu bir krize dönüşür. Philippe Lacheau’nun yönettiği aile komedisi Uzun Kuyruk Marsupilami, Güney Amerika’dan getirilen gizemli bir paketin açılmasıyla başlayan kaotik bir macerayı anlatıyor. Yanlışlıkla serbest kalan nadir bir yavru Marsupilami, yolculuğu altüst ederken aile bağlarını yeniden sorgulatan eğlenceli bir serüvene kapı aralar. Buğra Kekik’in yönettiği animasyon Tavşan Luna: Kalp Adası, yardımsever Luna’nın, kötü bir timsahın istilasına uğrayan Kalp Adası’nda mahsur kalan arkadaşı Prenses Lila’yı kurtarmak için çıktığı yolculuğu konu alıyor. Tehlikelerle dolu bu macera, dostluk ve cesaret temalarını sıcak bir anlatımla çocuk izleyicilere sunuyor. gi

Dünyayı yıllarca inandıran görüntü çöktü: “Uzaylı otopsisi” itirafı geldi Haber

Dünyayı yıllarca inandıran görüntü çöktü: “Uzaylı otopsisi” itirafı geldi

Kamuoyunda “uzaylı otopsisi” olarak bilinen ve Roswell Olayı ile ilişkilendirilen görüntüler yeniden gündeme geldi. Londra’daki mahkemede ifade veren sihirbaz Spyros Melaris, milyonlarca kişinin izlediği siyah-beyaz filmin tamamen kurgu olduğunu ve 1995’te kendisi tarafından çekildiğini öne sürdü. Komplo teorilerinin simgesi olmuştu 1995’te yayımlandıktan sonra dünya genelinde yaklaşık 1,2 milyar kişi tarafından izlendiği tahmin edilen görüntüler, ABD yönetiminin uzaylı yaşamına dair kanıtları gizlediği iddialarının en güçlü dayanaklarından biri haline gelmişti. Roswell yakınlarında düştüğü iddia edilen bir UFO’dan çıkarılan varlıkların otopsisini gösterdiği öne sürülen film, yıllarca tartışma yarattı. Melaris mahkemede verdiği ifadede filmin baştan sona bir kurgu olduğunu, çekimlerin Kuzey Londra’daki Camden’da bir dairede yapıldığını ve projenin “psikolojik deney” amacı taşıdığını söyledi. Telif davası gerçeği yeniden gündeme taşıdı Belgeselci Louis Theroux’un yapım şirketi Mindhouse’un görüntülerin kökenini konu alan yeni bir belgesel hazırlaması üzerine tartışma yeniden alevlendi. Melaris, görüntülerin telif hakkının kendisine ait olduğunu savunarak yapımın kullanımını engellemek için ihtiyati tedbir talep etti. Ancak davaya bakan yargıç Richard Hacon, telif iddiasının makul başarı şansı bulunmadığına hükmederek talebi reddetti. Mahkeme, Melaris’in yargılama giderlerini ödemesine karar verdi. “Kayıp 1947 görüntüleri” iddiası tartışmalı Mindhouse adına konuşan avukatlar, yapımcı Ray Santilli’nin görüntülerin haklarına sahip olduğunu ileri sürdüğünü belirtti. Santilli’nin, 1947’ye ait olduğu öne sürülen orijinal kayıtları satın aldığını ancak filmin kullanılamaz hale gelmesi üzerine yeniden canlandırma çekimleri yaptırdığını söylediği aktarıldı. Santilli’nin anlatımına göre ekipte Melaris’in yanı sıra çekim mekânının sahibi Georgina Damak ve uzaylı maketini tasarlayan John Humphreys yer aldı. Bazı eski karelerin filme gerçeklik hissi katmak amacıyla eklendiği iddia edildi. “Bu bir psikolojik deneydi” savunması Melaris ise mahkemede 1947’ye ait gerçek görüntüleri hiç görmediğini ve 1995 yapımı filmde bu kayıtlardan hiçbir kare bulunmadığını savundu. Filmde kullanılan laboratuvar ekipmanları ve kostümlerin sahte olduğuna dair ipuçları bulunduğunu belirten Melaris, amacının UFO topluluğunun ne kadar kolay yönlendirilebildiğini göstermek olduğunu söyledi. Melaris, filmin ikinci versiyonunun anlaşma ihlaliyle gerçek kayıt gibi sunulduğunu iddia ederek ABD Kongre Kütüphanesi’ne verilen filmin de 1995 yapımı kurgu olduğunu ileri sürdü. Yıllarca uzaylı tartışmalarının merkezinde yer alan görüntülerle ilgili bu itiraf, komplo teorileri, medya manipülasyonu ve dijital çağda gerçeklik algısı üzerine tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Masumiyet Müzesi: Hikâyenin perde arkası Netflix’te Haber

Masumiyet Müzesi: Hikâyenin perde arkası Netflix’te

Netflix, Orhan Pamuk imzalı Masumiyet Müzesi romanının dizi uyarlamasıyla eş zamanlı olarak hazırlanan özel kamera arkası içeriği *Masumiyet Müzesi: Hikayenin Ardından*ı yayınladı. Yapım, 1970’lerin İstanbul’unda geçen Kemal ve Füsun hikâyesinin sayfalardan ekrana uzanan yolculuğunu ayrıntılarıyla ele alıyor. Yaratıcı ekip hikâyenin ruhunu anlatıyor Belgesel niteliğindeki özel içerikte romanın yazarı Orhan Pamuk’un yanı sıra yapımcı Kerem Çatay ve yönetmen Zeynep Günay, uyarlama sürecinde alınan sanatsal kararları paylaşıyor. Başrol oyuncuları Selahattin Paşalı ve Eylül Lize Kandemir de karakterlere hazırlanma süreçlerini aktararak hikâyenin duygusal katmanlarını nasıl inşa ettiklerini anlatıyor. 1970’lerin İstanbul’u detaylı bir prodüksiyonla yeniden kuruldu Sanat yönetmeni Murat Güney, dizideki mekân tasarımının merkezinde yer alan “Masumiyet Müzesi” atmosferinin nasıl oluşturulduğunu detaylandırıyor. Bir sigara izmaritinden bir küpeye kadar Kemal’in biriktirdiği nesnelerin her birinin anlatıdaki sembolik anlamı, yapımın yaratıcıları tarafından izleyiciye aktarılıyor. Oyuncu kadrosunun hazırlık süreci ve prodüksiyon emeği öne çıkıyor Dokuz bölümlük ana dizinin arka planını anlatan yapım, Ertan Kurtulan imzalı senaryonun gelişimini ve Ay Yapım’ın üstlendiği geniş prodüksiyon sürecini de görünür kılıyor. Ercan Kesal, Tilbe Saran ve Cansel Elçin’in yer aldığı oyuncu kadrosunun karakter inşası süreci, özel içeriğin dikkat çeken bölümleri arasında yer alıyor. Edebi uyarlamanın yaratım süreci izleyiciye açılıyor Aşk, takıntı ve hafıza temalarını merkezine alan Masumiyet Müzesi’nin ekran yolculuğunu belgeleyen bu çalışma, edebiyat uyarlamalarına ilgi duyan izleyiciler için yapım sürecinin yaratıcı dinamiklerini gözler önüne seriyor. Ana diziyle birlikte yayınlanan özel içerik, İstanbul’un nostaljik ruhunu ve hikâyenin duygusal derinliğini perde arkasından keşfetme imkânı sunuyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Kübra Güran Yiğitbaşı’nın yıllar önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ettiği teşekkür gündem oldu Haber

Kübra Güran Yiğitbaşı’nın yıllar önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ettiği teşekkür gündem oldu

Cumhurbaşkanı kararıyla Adalet ve İçişleri bakanlıklarında yapılan görev değişiklikleri kapsamında Afyonkarahisar Valisi Kübra Güran Yiğitbaşı, İçişleri Bakan Yardımcılığı görevine atandı. Atamanın ardından Yiğitbaşı’nın eğitim hayatı, akademik çalışmaları ve kamu görevleri merak konusu oldu. Akademiden kamu yönetimine uzanan kariyer 1979 yılında Ankara’da doğan Yiğitbaşı, liseyi Ankara Tevfik İleri İmam Hatip Lisesi’nde tamamladı. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nden mezun olan Yiğitbaşı, İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde Uygulamalı Psikoloji alanında yüksek lisans yaptı. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde doktora çalışmasını tamamlayan Yiğitbaşı, aynı üniversitede araştırma görevlisi, öğretim üyesi ve doçent olarak görev aldı. İletişim etiği, medya ve çocuk, araştırmacı gazetecilik gibi alanlarda dersler verdi ve çeşitli idari görevler üstlendi. Belgesel, kitap ve medya çalışmaları Yiğitbaşı’nın 15 Temmuz temalı “Kalplerin Direnişi” belgeseli uluslararası film festivallerinde gösterilirken TRT Belgesel’de yayımlandı. “Çocuk Yayınları ve Dışa Açılım” adlı kitabı yayımlanan Yiğitbaşı ayrıca “Dijital Çağda E-beveynlik” programının hazırlanmasına katkı sundu. 2019 yılında Basın İlan Kurumu Genel Kurulu temsilciliğine atandı. Bakan yardımcılığından valiliğe 2021 yılında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı olarak görevlendirilen Yiğitbaşı, kadın kooperatifleri, şiddetle mücadele ve aile politikalarına yönelik çalışmalarda yer aldı. 12 Mayıs 2022 tarihli kararnameyle Afyonkarahisar Valisi olarak atanan Yiğitbaşı, Türkiye’nin ilk başörtülü valisi olarak göreve başladı ve yaklaşık dört yıl bu görevi yürüttü. Yeni görev ve gündeme gelen açıklamalar İçişleri Bakan Yardımcılığı görevine atanmasının ardından Yiğitbaşı’nın geçmişte yaptığı bazı açıklamalar da yeniden sosyal medyada paylaşıldı. Akademik kariyerinden kamu yönetimine uzanan süreçte farklı görevler üstlenen Yiğitbaşı’nın evli ve üç çocuk annesi olduğu biliniyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Melania belgeseli puanları altüst etti: Manipülasyon iddiaları gündemde Haber

Melania belgeseli puanları altüst etti: Manipülasyon iddiaları gündemde

ABD’de 30 Ocak’ta vizyona giren ve Melania Trump’ın Donald Trump’ın ikinci dönem başkanlık yemini öncesindeki 20 gününü anlatan belgesel, Rotten Tomatoes’ta dikkat çekici bir tablo ortaya koydu. Yapım, izleyicilerden 100 üzerinden 99 puan alırken eleştirmen notunun 8’de kalması, puanların manipüle edildiği yönündeki tartışmaları alevlendirdi. Eleştirmen–seyirci uçurumu rekor kırdı Rolling Stone’a göre belgesel, Rotten Tomatoes tarihinde eleştirmenlerle izleyiciler arasındaki en büyük puan farklarından birine neden oldu. Bu sıra dışı tablo, özellikle sosyal medyada destekçilerin organize biçimde puan verdiği iddialarını gündeme taşıdı. Jimmy Kimmel’den alaycı yorum Ünlü talk show sunucusu Jimmy Kimmel, programında yaptığı esprili değerlendirmede eleştirmen puanının son derece düşük olduğuna dikkat çekerek, seyirci notunun sinema tarihinin en saygın yapımlarından bile yüksek görünmesini ti’ye aldı. Platformdan net yanıt: “Bot yok” Rotten Tomatoes’un bağlı olduğu Versant şirketi ise iddiaları reddetti. Yapılan açıklamada izleyici puanlarının “onaylanmış değerlendirmelere” dayandığı, yani kullanıcıların filmi satın aldığının doğrulandığı belirtildi. Yüksek bütçe, belirsiz kazanç Belgeselin beklentilerin üzerinde performans göstermesine rağmen, yapım için yaklaşık 40 milyon dolar ödendiği ve pazarlama için 35 milyon dolar daha harcandığı ifade ediliyor. Uzmanlara göre bu maliyetin gişeden tamamen karşılanması zor görünüyor. Dijital platform yolcusu Yapımın sinema gösteriminin ardından Prime Video’da yayımlanması planlanıyor. Tartışmalar sürerken belgeselin dijitalde nasıl bir izlenme grafiği yakalayacağı ise merak konusu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

19 yıllık sahne bugünü anlattı: "Nihilist Penguen” neden herkesin dilinde? Haber

19 yıllık sahne bugünü anlattı: "Nihilist Penguen” neden herkesin dilinde?

Antarktika’da çekilen bir belgesel sahnesi 2026’nın viral simgesine dönüştü 2007 yapımı Encounters at the End of the World belgeselinde görülen bir Adélie pengueni, kolonisi okyanusa ilerlerken aniden sürüden ayrılıp ters yöne, iç kesimlerdeki dağlara doğru yürümeye başlıyor. O kısa sekans, yıllar sonra TikTok’tan X’e, Instagram’dan YouTube’a kadar pek çok mecrada yeniden dolaşıma girerek milyonlarca yurttaşın “ben de bazen böyle hissediyorum” dediği bir metafor haline geldi. Sürü okyanusa giderken o dağlara yürüdü ve herkes aynı soruyu sordu Belgeselin bağlamında bu davranış, yön kaybı yaşayan bir canlının hayatta kalma şansını hızla yitirmesi olarak anlatılıyor; yani sahnenin “romantik” bir kaçış değil, doğada sert bir kırılma anı olduğu vurgulanıyor. Buna rağmen internetin estetik dili, o yürüyüşü “her şeyi geride bırakma” ve “içsel kopuş” hissinin simgesine çevirdi; videonun üzerine eklenen “But why?” sorusu da, penguenden çok izleyenin kendine sorduğu bir cümleye dönüştü. “Nihilist” etiketi, bir hayvana değil modern insana ayna tuttu Sosyal medya kullanıcıları bu pengueni “Nihilist Penguen” diye adlandırırken, aslında bir tür toplumsal duygu raporu yazdı: tükenmişlik, sessiz istifa, sistemden uzaklaşma, açıklaması zor bir yorgunluk. Mizahın içine gömülen bu karanlık duygulanım, tam da bu yüzden geniş bir kitlede yankı buldu; kısa bir belgesel anı, dijital çağın ortak diline dönüştü. Siyaset de trende tutundu, tartışma büyüdü Akım yalnızca popüler kültürle sınırlı kalmadı; bazı paylaşımlar siyasi bir tartışmayı da tetikledi. Haberlere göre Beyaz Saray’ın resmi hesabından, Donald Trump’ı buzullar arasında bir penguenle yürürken gösteren yapay zekâ üretimi bir görsel/video paylaşımı gündem oldu; sosyal medya ise “Grönland’da penguen olmaz” itirazıyla bu içerikleri hızla alaya aldı. Bu tür yapay zekâ içeriklerinin resmi hesaplar üzerinden yayılması, “meme” ile “yanıltıcı temsil” arasındaki çizgiye dair yeni bir tartışmayı da büyüttü. Bir belgesel karesi, dijital çağın kolektif cümlesine dönüştü Sonuçta “Nihilist Penguen”, tek bir canlıdan çok daha fazlasını temsil ediyor: kalabalığın içinde yalnızlaşmayı, konuşmadan uzaklaşmayı, “neden?” sorusunun ağırlaştığı bir dönemi. Herzog’un kadrajındaki sessiz yürüyüş, bugün Türkiye toplumunda da dahil olmak üzere pek çok yerde, “ben de bazen ters yöne yürümek istiyorum” hissinin kısa ve vurucu bir ifadesi gibi dolaşıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İstanbul Modern’de perde Çin’e açılıyor: “Hikâye Çin’de Geçiyor” seçkisi başlıyor! Haber

İstanbul Modern’de perde Çin’e açılıyor: “Hikâye Çin’de Geçiyor” seçkisi başlıyor!

Toplumsal dönüşüm beyazperdede Türk Tuborg AŞ’nin katkıları ve Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu işbirliğiyle bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilen seçki, Çin toplumunun sosyo-ekonomik dönüşümüne ayna tutuyor. Program, 1940’ların trajedisinden 1990’ların sanat ortamına, günümüz Şanghay’ından Hong Kong’un göçmen hikayelerine uzanan geniş bir yelpazede, sinemanın yeni anlatı biçimlerini keşfe çıkıyor. İşte seçkide yer alan 5 çarpıcı yapım İstanbul Modern Sinema’nın küratörlüğünde hazırlanan programda gösterilecek filmler ve detayları şöyle: Sanat Akademisi 1994 (Yi shu xue yuan 1994): Yönetmen Jian Liu imzalı animasyon, 1990’lar Çin’inde sanat eğitimi alan üç gencin geleneksel ile modern arasında sıkışmışlığını, politik belirsizlikler içindeki özgürlük arayışlarını konu alıyor. Gölgesiz Kule (Bai ta zhi guang): Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı için yarışan Zhang Lu imzalı film, Pekin’de yaşayan orta yaşlı bir yemek eleştirmeninin kayıp babasıyla yüzleşme sürecini ve eksik aile bağlarını, 13. yüzyıldan kalma Beyaz Pagoda metaforu üzerinden anlatıyor. Onun Hikâyesi (Hao dong xi): "Çin’in Barbie’si" olarak anılan ve gişede büyük başarı yakalayan film, Şanghay’da yaşayan yalnız bir annenin hikayesine odaklanıyor. Yönetmen Shao Yihui, kadın dayanışmasını ve toplumsal cinsiyet rollerini güçlü bir mizahla ele alıyor. Mantı Kraliçesi (Shui jiao huang hou): Gerçek bir başarı öyküsüne dayanan film, 1970’lerde çocuklarıyla Hong Kong’a göç eden Zang Jianhe’nin, iskelede mantı satarak başladığı işini dev bir gıda imparatorluğuna dönüştürmesini konu ediniyor. Lisbon Maru’nun Batışı (Li si ben wan chen mo): Fang Li’nin yönettiği belgesel, 1942’de yüzlerce Britanyalı savaş esirinin hayatını kaybettiği trajik gemi kazasını, hayatta kalanların tanıklıkları ve arşiv görüntüleriyle gün yüzüne çıkarıyor.

Boğaziçi Film Festivali'nde Altın Yunuslar sahiplerini buldu Haber

Boğaziçi Film Festivali'nde Altın Yunuslar sahiplerini buldu

13. Boğaziçi Film Festivali’nin en iyileri; Parçalı Yıllar ve Tavşan İmparatorluğu oldu. Parçalı Yıllar; En İyi Film ve En İyi Senaryo ödüllerini kazanırken Tavşan İmparatorluğu da En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetmeni ve FİYAB En İyi Yapımcı ödüllerinin sahibi oldu. 13. Boğaziçi Film Festivali, bir haftalık maratonun ardından Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) Merve Aydın’ın sunduğu ödül töreniyle sona erdi. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen festivalde bu yıl Altın Yunus ödüllerini; “Parçalı Yıllar” ve “Tavşan İmparatorluğu” paylaştı. Gecede konukları selamlayan, Boğaziçi Film Festivali Artistik Direktörü Enes Erbay, “Bu yıl beni en çok etkileyen şey; Türk sinema sektörünün, tüm farklılıklarına rağmen, aslında ne kadar güçlü bir potansiyele sahip olduğunu görmekti. Bizim işimiz yalnızca filmleri seçmek değil sektörü bir araya getirecek bir zemin oluşturmak. Çünkü ancak birbirimizi destekleyerek, birlikte üretmenin yollarını bularak ve aramızdaki görünmez duvarları kaldırarak Türk sinemasını büyütebiliriz.” diye konuştu. Erbay; sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunun için önümüzdeki yıldan itibaren Bosphorus Film Lab’i yeniden hayata geçiriyoruz. Bosphorus Film Lab hem projelerin üretim süreçlerini destekleyecek hem de uluslararası ortaklıkların önünü açacak güçlü bir platform olarak geri dönecek. Bununla birlikte genç sinemacıların yaratım süreçlerine nefes aldıracak, ülkemizin ruhuyla beslenen yeni bir yaratıcı geliştirme programının da hazırlıklarını yapıyoruz. Bu yıl, geçtiğimiz seneye kıyasla izleyici sayımızın yüzde 30 artması hem festivalin büyüyen etkisinin hem de sinemaya duyduğunuz sevginin en güçlü göstergesi oldu. Bugün burada hep birlikte kurduğumuz birlik duygusunun, yarın katlanarak büyümesini diliyorum.” Gecede Ulusal Uzun Metraj, Uluslararası Uzun Metraj, Ulusal Belgesel ve Ulusal Kısa Metraj kategorilerindeki ödüller sahiplerini buldu. Başkanlığını, yönetmen Aydın Sayman’ın üstlendiği; oyuncu Hande Doğandemir, senarist Tufan Bora, yapımcı İris Tahhuşoğlu ve görüntü yönetmeni Ege Ellidokuzoğlu’ndan oluşan Ulusal Uzun Metraj Jürisi; Hasan Tolga Pulat’ın yönettiği “Parçalı Yıllar”ı En İyi Film seçti. Ödülü; filmin yapımcıları Tayfun Burus ve Tuncay Kaymaz’la birlikte, Boğaziçi Film Festivali Başkanı Ogün Şanlıer’den alan Pulat, şöyle konuştu: “Bizim için çok iyi bir süreçti; festivale ve jüri üyelerine çok teşekkür ederiz. Kostüm tasarımcımız ve aynı zamanda kız arkadaşım olan Tuba’ya ve aileme teşekkür ederim. Türk sinemasının, anlatılmamış bir dönemine bakmaya, bunu yaparken bağımsız kalmaya çalıştık. Yıllar içinde bu projeyi çok kez yapma imkânı oldu ama sömürüye, çarpıtmaya çok açık olduğu için bağımsız kalmayı tercih ettim hep. Bu konuda yıllar sonra bana inanan Tayfun Burus ve Tuncay Kaymaz’a gerçekten teşekkür ederim. Umarım bundan sonra Türk sinemasının parçalı yıllar olarak anılan dönemi daha fazla konuşulur. Bugünkü Türkiye’yi anlamak için o dönemi anlamak gerekiyor.” Jüri; En İyi Senaryo Ödülü’ne de “Parçalı Yıllar” ile Hasan Tolga Pulat’ı layık gördü. Jüri üyesi Tufan Bora’dan ödülünü alan Pulat; duygularını şu sözlerle paylaştı: “20 yıldır dönüyordu bu hikâye kafamın içinde, sonunda bu hikâyeyle vedalaşabildim. Bu bir dönem filmi, fazla konuşulmak istenmeyen bir dönem. Bir cesaretle o döneme girmek istedik, bunu yaparken de bağımsız kalmak istedik, hak ettiği gibi anlatmak istedik. Ve bu süreçte çok değerli ekip arkadaşlarıyla çalıştık. 10 gün gibi kısa bir sürede hızla çekmek zorundaydık, bu yüzden ekibimizdeki çok yetenekli insanların önemi daha da fazlaydı. Başta Yetkin Dikinciler olmak üzere şahane bir oyuncu kadrosuyla çalıştık; ki o olmasa hikâye bu kadar gerçekçi olmazdı sanırım. Ayrıca beraber çalışmaktan onur duyduğum Levent Özdilek, İlkim Tüfekçi ve bütün oyuncular, filmi gerçekten inanılır kıldı. Hepsine çok teşekkür ederim.” 13. Boğaziçi Film Festivali’nde Ulusal Uzun Metraj En İyi Yönetmen Ödülü ise “Tavşan İmparatorluğu” ile Seyfettin Tokmak’ın oldu. Ödülü, jüri başkanı Aydın Sayman’dan alanTokmak; “Film yapmanın ne kadar zor olduğunu bence salondaki birçok insan yakînen biliyor. Ama yönetmenin en kritik meselesi; öncelikle ekibini inandırması. Ben, ekibimi, bu zorlu şartlarda yani hayvanlarla, küçük çocuklarla, kışın ortasında, Elazığ’da film yapmaya inandırdım. Onlara bu emekleri için çok teşekkür ederim. Bu ödülü, yakın zamanda kaybettiğimiz, çok değerli Foley sanatçımız Murat Şenürkmez adına alıyorum.” dedi. Film yapımının büyük bir endüstri olduğunu hatırlatan Tokmak; sözlerini şöyle tamamladı: “12 Punto’da çok şey öğrendim, senaryo doktorlarıyla çalıştım. Yurt dışında da pek çok yeri gezdikten sonra sinemacı yetiştirme anlamında, filmleri uluslararası zeminde en doğru yere taşıma anlamında tüm 12 Punto ekibine teşekkür etmem gerekiyor.” Ulusal Uzun Metraj En İyi Görüntü Yönetimi Ödülü de Claudia Becerril Bulos’un çalışmasıyla “Tavşan İmparatorluğu”na gitti. Bulos adına ödülü, filmin yardımcı yönetmeni Serap Aydoğan alırken yönetmen Seyfettin Tokmak da teşekkürlerini şöyle dile getirdi: “Onun için ne söylesem azdır; sonsuz teşekkürler içindeyim. Onunla birlikte filmin yaratımında katkısı olan 12 Punto ekibine, TRT Sinema ekibine, Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’ne ve ortak yapımcılarıma çok teşekkür ediyorum.” “Tavşan İmparatorluğu”; yönetmenler Hakan Kerim Karademir, Belkıs Bayrak ve Cafer Özgül’den oluşan FİYAB Jürisi’nce verilen En İyi Yapımcı ödülünün de sahibi oldu. Koçak, teşekkür konuşmasında “Aslında yapımcı olmak isteyen biri değilim, mecburiyetten yapımcı olmuş biriyim. Birçok insanın desteğiyle bu işi yapabildim.” dedi. Festivalin Ulusal Uzun Metraj Yarışması’nda “Kanto” filmindeki performansıyla Didem İnselel, En İyi Kadın Oyuncu seçildi. İnselel’in ödülünü, filmdeki rol arkadaşı, usta oyuncu Yıldız Kültür aldı. En İyi Erkek Oyuncu Ödülü ise “Bir Adam Yaratmak” filmindeki rolüyle Engin Altan Düzyatan’ın oldu. Oyuncu, ödülünü; “Bu kadar değerli aday arasından jürinin, beni layık görmesi çok gurur verici.” diyerek aldı. Düzyatan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Oyunculuk her ne kadar yalnız ve bireysel bir meslek gibi görünse de çok büyük bir bütünün parçası. Ve bir başarı gösterdiğinizde aslında tek başınıza göstermiş olmuyorsunuz. Müthiş bir ekiple çalıştım; benim daha iyi oynamam için ellerinden geleni yaptılar. Her birine tek tek teşekkür ediyorum. Ve film süresince bana katlandığı için eşime çok teşekkürler.” Ulusal Uzun Metraj En İyi Kurgu Ödülü’nün sahibi ise “Kesilmiş Bir Ağaç Gibi” filmiyle Naim Kanat oldu. Ödülü, Boğaziçi Film Festivali programcısı Elif Bulut Kahraman’dan alan Kanat; tüm film ekibine teşekkür etti. Uluslararası Jürinin favorileri; “DJ Ahmet” ve “The Love That Remains” oldu Oyuncu Kani Kusruti, yönetmen Reinaldo Marcus Green, festival programcısı Angela Prudenzi, yapımcı Nataliya Libet ve yönetmen Senad Şahmanoviç’ten oluşan Uluslararası Uzun Metraj Yarışma Jürisi; Hasan Hadi’nin yönettiği “The Presidents’ Cake”i, En İyi Film seçti. Hadi adına ödülü; Jüri Başkanı Reinaldo Marcus Green’den alan, kostüm tasarımcısı Tamara Abdulrahman Bahjatnour; “Bu harika bir an. Teşekkürler ve diğer adaylara da tebrikler.” dedi. Uluslararası kategoride En İyi Yönetmense “The Love That Remains” ile Hlynur Palmason oldu. Palmason’un ödülünü, jüri üyesi Angela Prudenzi’den, ses tasarımcısı Björn Viktorsson aldı. En İyi Kadın Oyuncu ödülü de yine “The Love That Remains” filmindeki rolüyle Saga Gardarsdottir’in oldu. Geceye bir video mesajıyla katılan Gardarsdottir; şunları söyledi: “Az önce bu güzel habere uyandım. Karanlık ve soğuk Reykjavik’teyim. Sizinle sıcak ve güneşli İstanbul’da olmayı çok isterdim. Herkese çok teşekkür ederim. Bu film, ailelere bir aşk mektubu; yaramaz çocuklara ve kafası karışık yetişkinlere. Bu benim ilk oyunculuk ödülüm; çok etkilendim, kalpten teşekkür ederim.” dedi. Georgi M. Unkovski’nin yönetttiği “DJ Ahmet” filmiyse geceden hem Jüri Özel Ödülü hem de En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’yle ayrıldı. En İyi Erkek Oyuncu seçilen Arif Jakup; ödülünü, jüri üyesi Senad Şahmanoviç’ten alırken heyecanını; “Hiç beklemiyordum ama beni layık gördüğünüz için teşekür ederim; ne söyleyeceğimi bilemiyorum.” sözleriyle paylaştı. Jüri Özel Ödülü ise Angela Prudenzi tarafından filmin oyuncularından Atila Klinche’e sunuldu. En İyi Belgesel; “Kavak Ağacının Gölgesinde” Yapımcı Ringaile Lescinskiene, yönetmen Miriam Karlsın ve akademisyen Sefa Karataş’tan oluşan Ulusal Belgesel Yarışma Jürisi tarafından En İyi Belgesel Film seçilen “Kavak Ağacının Gölgesinde” filminin yönetmeni Kenan Diler, ödülünü, Ringaile Lescinskiene’den aldı. Yönetmen; “Bana inanıp güvenen aileme ve bu yolu benimle yürüyen ekip arkadaşlarıma, en önemlisi; ana karakterimiz Mikail’e teşekkür ederim. Belgesel sinemacılar topluluğu, bu ülkenin vicdanıdır; bu ödülü, vicdanının sesini dinleyerek film üreten tüm dostlara armağan ediyorum.” diye konuştu. Ulusal Belgesel Yarışma Jüri Özel Ödülü ise “Özgür Kelimeler: Gazzeli Bir Şair” ile Abdullah Harun İlhan’ın oldu. Filmin yapımcısı Aslıhan Eker Çakmak; ödülü, Miriam Karlsın’dan “Umarım Filistin de bir gün, filmimizin adında geçtiği gibi, özgür olur.” sözleriyle aldı. Yönetmen Oben Yılmaz, oyuncu Selin Yeninci ve TRT Sinema Proje Sorumlusu Mehmet Ali Karga’dan oluşan Kısa Kurmaca Film Jürisi; Uluslararası kategoride Guillermo Polo’nun yönettiği “Video Store 2001”i, En İyi Kısa Kurmaca Film seçti. Mehmet Ali Karga’nın verdiği ödülü; yönetmen adına alan babası; şöyle konuştu: “Buraya 25 yıl önce bir psikoloji kongresine gelmiştim. Oğlum, İstanbul’a gideceğin i söyleyince ben de gelmek istedim; çünkü çok güzel bir şehir. O, İspanya’ya döndü, ödülü almak da bana kaldı. Umarım 25 yıl sonra da tekrar burada oluruz.” Ulusal kategoride En İyi Kısa Kurmaca Film seçilen “Kesik Kulak”ın yönetmeni İsmail Hakkı Koçak; ödülünü, jüri üyesi Oben Yılmaz’dan alırken “Çok yetenekli üç tiyatro oyuncusuyla çalıştım; oyuncularıma çok teşekkür ederim.” diye konuştu. İstanbul Medya Akademisi Genç Yetenek Ödülü ve bu kapsamda Tolan Film 59 Akademisi tarafından yönetmenle görüntü yönetmenine verilen 1 yıllık sinematografi eğitim bursunun sahibi ise “Defne” filmiyle Hamdi Furkan Yıldırım oldu. Yıldırım, ödülünü Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Nagihan Haliloğlu’ndan aldı. Ahmet Uluçay adına verilen Kısa Film Büyük Ödülü, TV Plus Direktörü Gülçin Alıcı Gökçe tarafından, Karim Huu Do’nun yönettiği “Ne Me Quitte Pas”’nın yapımcısı Zico’ya verildi. Yapımcı; “Seçki çok iyiydi, kazanmayı beklemiyorduk. Bütün haftayı burada geçirmek çok güzeldi.” sözleriyle festivale teşekkür etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.