SON DAKİKA

#Blockquote

HABER DEĞER - Blockquote haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Blockquote haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ayhan Bilgen’den küresel sisteme sert eleştiri: Kapitalist uygarlık insanlığı çıkmaza sürüklüyor! Haber

Ayhan Bilgen’den küresel sisteme sert eleştiri: Kapitalist uygarlık insanlığı çıkmaza sürüklüyor!

Hisar Araştırmalar Koordinatörü ve eski milletvekili Ayhan Bilgen, yaptığı değerlendirmede kapitalist sistemin yarattığı küresel krizlere dikkat çekti. Bilgen, mevcut düzenin yalnızca ekonomik eşitsizlikleri büyütmekle kalmadığını, aynı zamanda siyasal ve ahlaki bir çürüme ürettiğini savundu. Ona göre insanlığın önündeki gerçek alternatif, katılımcı ve dayanışmacı bir uygarlık modelinin inşa edilmesi. “Kapitalist uygarlık insanlığı ağır bir krize sürükledi” Bilgen yazısında kapitalist sistemin bugün ulaştığı noktayı sert ifadelerle eleştirdi. Mevcut düzenin sınırsız tüketim ve güç biriktirme anlayışı üzerine kurulu olduğunu belirten Bilgen şu değerlendirmeyi yaptı: “Kapitalist uygarlık iddiasının insanlığı getirdiği nokta bugün çok daha net biçimde görülmektedir. Temsili demokrasi kurumları ve kurulları küresel saldırı altındadır.” Bilgen’e göre bu saldırının kaynağı sistemin dışında değil, bizzat sistemin rantından beslenen güç odaklarıdır. Epstein dosyası sistemin çürümesinin sembolü Bilgen, son yıllarda dünya gündeminde geniş yer tutan Epstein skandalını da küresel sistemin işleyişine dair önemli bir gösterge olarak değerlendirdi. “Epstein dosyası bireysel bir ahlaki yozlaşma vakası değil, küresel sistemin rehin alınma mekanizmasıdır.” Bilgen’e göre bu tür skandallar yalnızca bireysel suçlar olarak ele alınamaz. Asıl sorun, küresel güç ilişkilerinin manipülasyon ve baskı araçları üzerinden şekillenmesidir. “Sınırsız tüketim hırsı bugünkü tabloyu yarattı” Bilgen, kapitalist sistemin temel motivasyonunun sınırsız tüketim ve kaynakların tek elde toplanması olduğunu belirtti. “Sınırsız tüketme ve dünyanın bütün kaynaklarını tek elde toplayarak yönetme hırsı bugünkü tabloyu ortaya çıkarmıştır.” Bu durumun yalnızca Batı ülkelerini değil Türkiye dahil pek çok Orta Doğu ülkesini de etkileyen ciddi riskler doğurduğunu ifade etti. Alternatif: mağdurların dayanışması Bilgen’e göre kapitalist sistemin yarattığı eşitsizliklere karşı gerçek alternatif, mağdur kesimlerin dayanışması ve ortak mücadele hattı oluşturmasıdır. “Bu küresel sistematik çürümenin alternatifi, mağdurların dayanışması ve buluşması ile inşa edilebilir.” Bilgen ayrıca farklı uygarlıkların değer mirasının da bu süreçte önemli bir rol oynayabileceğini vurguladı. İslam medeniyetinin değer mirasına vurgu Bilgen yazısında İslam medeniyetinin tarihsel mirasına da dikkat çekti. Ona göre İslam’ın temel yaklaşımı güç ve hakimiyet kurmak değil, toplumun gönlünü kazanmak ve değer üretmektir. “Tercihi sınırsız güç elde etmek yerine, değerler dünyasına katkı üretmek üzerine yapmak belirleyici bir farktır.” Bilgen, İslam’ın kendinden önceki inanç ve medeniyetlerin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak görülmesi gerektiğini ifade etti. “Kurtuluş, toplumların katılımından geçiyor” Bilgen, insanlığın karşı karşıya olduğu krizlerin çözümünün tek bir lider ya da güçten beklenmemesi gerektiğini vurguladı. “İnsanlığı tehdit eden sermaye hegemonyasının gerçek alternatifi, toplumların kurtarıcı beklemek yerine kurtuluş mücadelesine katılımıdır.” Ona göre katılımcı demokrasi ve sivil siyasal mekanizmalar güçlendirilmeden küresel krizlerin çözülmesi mümkün değil. Yeni uygarlık arayışı Bilgen yazısını, kapitalizmin yarattığı ayrışmalara karşı toplumların dayanışmasının yeni bir uygarlık modelinin temelini oluşturabileceği görüşüyle tamamladı. Etnik, dini veya bölgesel ayrımların ötesine geçen bir dayanışma hattının kurulmasının insanlık için güçlü bir alternatif yaratabileceğini belirten Bilgen, bu yaklaşımın hem Türkiye’de hem de küresel ölçekte yeni siyasal arayışların önünü açabileceğini ifade etti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Trump: İran’ın önerdiği anlaşma kabul edebileceğim türden değil! Haber

Trump: İran’ın önerdiği anlaşma kabul edebileceğim türden değil!

Donald Trump, Orta Doğu’da devam eden çatışmalarla ilgili yeni bir açıklama yaptı. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik 28 Şubat’ta başlattığı saldırıların ardından bölgede gerilim sürerken Trump, İran’ın bir anlaşma yapmak istediğini ancak önerilen şartların kabul edilebilir olmadığını belirtti. “İran anlaşma yapmak istiyor” Trump açıklamasını kendi sosyal medya platformu olan Truth Social üzerinden paylaştı. ABD medyasını da eleştiren Trump, Amerikan ordusunun İran karşısında başarılı olduğunu savundu. Trump mesajında şu ifadeleri kullandı: “Yalan haber medyası, ABD ordusunun tamamen yenilgiye uğrayan ve bir anlaşma yapmak isteyen İran karşısında ne kadar başarılı olduğunu haber yapmaktan nefret ediyor.” “Bu benim kabul edeceğim türden bir anlaşma değil” Trump, İran’ın sunduğunu iddia ettiği anlaşma teklifine ilişkin ise net bir tavır ortaya koydu. ABD Başkanı, İran’ın teklif ettiği anlaşmanın kabul edilebilir olmadığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “İran bir anlaşma yapmak istiyor. Ancak bu, benim kabul edeceğim türden bir anlaşma değil.” Orta Doğu’da gerilim sürüyor ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan çatışma süreci bölgede tansiyonu yükseltirken İran da misilleme saldırılarıyla karşılık veriyor. Son haftalarda karşılıklı füze saldırıları ve askeri hamleler Orta Doğu’daki güvenlik dengelerini yeniden gündeme getirdi. Trump yönetimi ise İran’a yönelik askeri ve diplomatik baskının süreceğini ifade ediyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İngiltere’de şok rapor: 262 mahkûm yanlışlıkla serbest bırakıldı Haber

İngiltere’de şok rapor: 262 mahkûm yanlışlıkla serbest bırakıldı

Hapishane sistemindeki hata zinciri, yüzlerce mahkûmun tahliyesine yol açtı İngiltere’de cezaevi sisteminde yaşanan yönetim ve kayıt hataları, aralarında cinsel saldırı ve dolandırıcılık suçlarından hüküm giymiş isimlerin de bulunduğu 262 mahkûmun yanlışlıkla serbest bırakılmasına neden oldu. Resmî verilere göre bu sayı, bir önceki yılın iki katından fazla. Son vakalar arasında cinsel saldırı suçundan mahkûm Brahim Kaddour-Cherif ile dolandırıcılıktan hüküm giyen William Smith bulunuyor. Kaddour-Cherif 29 Ekim’de, Smith ise 3 Kasım’da hatalı olarak tahliye edildi. İngiliz polisi iki mahkûmu bulmak için arama çalışmalarını sürdürüyor. Hükümet: “Şimdiye kadarki en sıkı denetim başlatıldı” İngiltere Başbakan Yardımcısı ve Adalet Bakanı David Lammy, konuya ilişkin parlamentoda yaptığı açıklamada sistemdeki ciddi hataların kabul edildiğini belirterek şunları söyledi: “Bu olayın ardından hapishane sisteminde bugüne kadar uyguladığımız en sıkı denetimleri devreye aldım. Mevcut yapı geçmiş yönetimden kalan karmaşık bir sistemdi. Bunu düzeltmeye çalışıyoruz.” Lammy, eski Metropolitan Polis Yardımcı Komiseri Lynne Owens liderliğinde bir soruşturma yürütüldüğünü ve raporun kısa sürede kamuoyuyla paylaşılacağını duyurdu. Muhalefet: “Bu tam bir idari çöküş” Muhafazakâr Parti’nin Gölge Adalet Bakanı Robert Jenrick, hata zincirini “tam anlamıyla bir skandal” olarak değerlendirdi: “Mahkûmlar yanlışlıkla serbest bırakılıyor, hükümet günler sonra fark ediyor. Polis bir haftalık gecikmeyle aramaya başlıyor. Bu, Adalet Bakanlığı’nın yönetim krizidir.” Hapishane Görevlileri Derneği Başkanı Mark Fairhurst ise sistemde çöküş yaşandığını belirterek, “Ayda ortalama 22 mahkûm yanlışlıkla tahliye ediliyor, artık kraliyet soruşturması açılmalı” dedi. Yanlış tahliyelerde yüzde 128 artış İngiltere hükümetinin yayımladığı resmî verilere göre, Mart 2025’e kadarki 12 aylık dönemde 262 mahkûm yanlış tahliye edildi. Bu sayı, bir önceki yılın 115 kişilik verisine göre yüzde 128 artışa işaret ediyor. Eski Cezaevi Müfettişi Nick Hardwick, artışın nedenini “hızlı boşaltma baskısı” olarak açıklayarak şu değerlendirmeyi yaptı: “Cezaevleri aşırı doluydu, hükümet geçen yıl ‘erken tahliye programı’ başlattı. 40 bin mahkûm erken salıverildi. Bu da tarih hesaplamalarında büyük karışıklık yarattı.”

Bahis skandalı futbolu sarstı: Kulüplerden peş peşe açıklamalar!  Haber

Bahis skandalı futbolu sarstı: Kulüplerden peş peşe açıklamalar! 

Türk futbolunda kara gün: 152 hakemin bahis oynadığı ortaya çıktı Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, dün yaptığı basın toplantısında futbol tarihinde eşi görülmemiş bir skandalı açıkladı: 571 hakemden 371’inin bahis hesabı bulunduğunu, bunlardan 152’sinin aktif olarak bahis oynadığını duyurdu. “Bir hakemin tek başına 18 binin üzerinde bahis oynadığı tespit edildi. Bu kişiler kısa sürede PFDK’ya sevk edilecek.” — TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu Bu açıklama, hem spor kamuoyunda hem de kulüpler arasında şok etkisi yarattı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da konuyla ilgili soruşturmanın sürdüğünü açıkladı. Kulüplerden arka arkaya açıklamalar: “Türk futbolu için milat” Hacıosmanoğlu’nun açıklamasının ardından Türkiye’nin önde gelen kulüpleri — Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor, Ümraniyespor, Karagümrük, Kayserispor, Sarıyer ve Samsunspor — art arda resmi duyurular yayımladı. Hepsinin ortak mesajı: “Türk futbolunda adaletin yeniden inşası için tarihi bir fırsat.” Galatasaray: “Türk futbolunun temel değerlerine ağır bir darbe” Galatasaray Başkanı Dursun Özbek, açıklamasında skandalın “futbolda güven ve adalet krizini” gözler önüne serdiğini belirtti: “Sahada adaleti sağlamakla yükümlü hakemlerin bahis hesaplarının bulunduğu ve aktif olarak bahis oynadıklarının tespit edilmesi, yalnızca spor ahlakına değil, Türk futbolunun temel değerlerine de ağır bir darbedir. Federasyonun bu isimleri, yönettikleri maçları ve oynadıkları bahisleri şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşması büyük önem taşımaktadır.” Özbek, Galatasaray’ın sürece tam destek vereceğini vurgulayarak, “Temiz futbolun tesisi için üzerimize düşen her sorumluluğu alacağız” dedi. Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran: “Üzücü ama umut verici” Gaziantep’te gazetecilerin sorularını yanıtlayan Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran, yaşananları “vahim ama geç kalınmış bir yüzleşme” olarak tanımladı: “Bu açıklamalar hem bir spor adamı hem de Fenerbahçe Başkanı olarak beni mutlu etti. Çünkü biz bu konuyu yıllardır dile getiriyorduk. Şimdi haklılığımız ortaya çıkıyor. Bu süreç Türk futbolu adına bir milat olmalı.” Beşiktaş: “Bahis oynayan hakemleri ve maçları şeffafça açıklayın” Beşiktaş JK, yayımladığı bildiride TFF’ye doğrudan çağrıda bulundu: “Federasyondan, bahis hesabı bulunan ve aktif olarak kullanan hakemleri; bu hakemlerin bahis oynadığı maçları ve ne tür bahisler oynadıklarını şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşmalarını talep ediyoruz. Bu süreç, temiz futbol için bir milat olmalıdır.” Siyah-beyazlılar, ayrıca “Geriye dönük tüm haklarımızı arayacağız” diyerek hukuki mücadele mesajı verdi. Ümraniyespor: “Bu pisliğin üzeri örtülürse futbol biter” Trendyol 1. Lig temsilcisi Ümraniyespor, en sert tepkiyi veren kulüplerden biri oldu: “Bu pisliğin üzeri bir kez daha örtülürse, futbolun geleceği tamamen yok olur. Bahis skandalına karışan tüm hakemler derhal futboldan ihraç edilmelidir. Bu sezonun sportif bütünlüğü fiilen yok edilmiştir, küme düşme kaldırılmalıdır.” Kulüp ayrıca TFF’ye “bağımsız denetim mekanizması kurulması” çağrısı yaptı. Trabzonspor: “Tarihi bir fırsat” Trabzonspor’un açıklamasında, yaşananların “adalet sistemini temelden sarstığı” vurgulandı: “Bazı hakemlerin on binlerce kez futbol müsabakalarına bahis oynamış olması, Türk futbol tarihinin en karanlık tablolarından birini ortaya koymuştur. Bu süreç, adaletin yeniden inşası için tarihi bir fırsattır.” Karagümrük: “Bahis oynayanlar futbol camiasından temizlenmeli” Fatih Karagümrük, TFF’ye çağrısını açık biçimde dile getirdi: “Bahis oynayan hakemlerin kimler olduğunu, hangi maçlarda ve nasıl bahis oynadıklarını kamuoyuna açıklayın. Bugünü bir milat olarak görelim. Futbola gölge düşüren herkes bu camiadan temizlenmeli.” Kayserispor: “Futbolun doğasına neşter vuruldu” Kayserispor Başkanı Nurettin Açıkalın, açıklamasında yaşananları “utanç verici” olarak nitelendirdi: “Hakemlerin kişisel menfaatleri uğruna maçlara direkt etki etmeleri, futbolun doğasına neşter vurmuştur. Bu karanlık günler temizlenmeden futbolun adı bile anılmamalıdır.” Sarıyer: “Yanlış kararlarla kaybettiğimiz puanların nedeni ortaya çıktı” Lig’e yeni çıkan Sarıyer Spor Kulübü, adalet çağrısı yaptı: “Yanlış hakem kararlarıyla kaybedilen puanların nedeni bugün netleşmiştir. TFF’nin süreci dikkatle yöneteceğine inanıyoruz ve ortak bir açıklama için tüm kulüpleri birlik olmaya çağırıyoruz.” Samsunspor: “Toplumun vicdanı yaralandı” Samsunspor ise açıklamasında, yaşananların sadece futbolu değil “toplumun vicdanını” da yaraladığını belirtti: “Sahada ter döken futbolcuların ve tribünlerde inançla destek veren milyonların tek beklentisi adil bir rekabet ortamıdır. Bu nedenle bu iddialar yalnızca sporun değil, toplumun vicdanını derinden yaralamıştır. Türk futbolunun itibarını korumak için sürecin kararlı takipçisiyiz.” Ortak vurgu: Adalet, şeffaflık ve temiz futbol Kulüplerin tamamı, açıklamalarında üç ortak noktada birleşti: Adaletin yeniden sağlanması Bahis oynayan hakemlerin açıklanması Türk futbolunun şeffaf bir yapıya kavuşturulması Bu gelişmeler, Türk futbolu tarihinde “hakemlik sisteminin en kapsamlı soruşturması” olarak kayda geçti. “Bu kriz, temiz futbolun yeniden doğması için bir dönüm noktası olabilir.” — Spor yorumcusu Uğur Meleke, Kafa Topu programı “Temiz futbol” için kulüpler birleşti Türk futbolunda “bahis skandalı” yalnızca bir yolsuzluk değil, bir güven krizi yarattı. Ancak kulüplerin ortak tavrı, bu krizi temiz futbol hareketine dönüştürme potansiyeli taşıyor. “Türk futbolu bu lekeden arınacaksa, bu birliktelikle arınacak.” — Galatasaray Başkanı Dursun Özbek

Karadağ’da Türk karşıtı şiddet tırmandı: Restoran kundaklandı, araçlar yakıldı, 45 Türk gözaltında! Haber

Karadağ’da Türk karşıtı şiddet tırmandı: Restoran kundaklandı, araçlar yakıldı, 45 Türk gözaltında!

Podgorica’da bıçaklı kavga sonrası sokaklar karıştı Cumartesi gecesi Karadağ’ın başkenti Podgorica’da yaşanan bıçaklı yaralama olayı, kısa sürede diplomatik krize dönüştü. Karadağ basınına göre, olayda 25 yaşındaki bir Karadağ vatandaşı bıçakla yaralandı. Saldırganlardan birinin Türk, diğerinin ise Azerbaycan vatandaşı olduğu iddia edildi. Polis iki kişiyi gözaltına aldı, ancak olayın ardından şehirde Türklere yönelik öfke büyüdü. “Türkleri öldürün!” sloganları atıldı, Türk restoranı kundaklandı Olayın ardından yüzlerce kişi Podgorica sokaklarında protesto gösterileri düzenledi. Reuters’ın aktardığı bilgilere göre kalabalık, Türk plakalı araçlara saldırarak camlarını kırdı, bazılarını yaktı. Pazar gecesi ise tansiyon zirveye çıktı: Podgorica’nın merkezinde Türklerin işlettiği bir restoran, saldırgan bir grup tarafından basılarak ateşe verildi. Tanıklara göre, kalabalığın arasında “Türkleri öldürün!” sloganları atıldı. Olay anı kameralara yansıdı; görüntülerde, dumanlar yükselirken çevredeki yurttaşların korku içinde kaçıştığı görüldü. “Saldırganlar ellerinde sopalar ve taşlarla geldi. Restoranı yağmalayıp ateşe verdiler. Polis geldiğinde her şey çoktan yanmıştı.” — Görgü tanığı, Podgorica yerel basınına 45 Türk gözaltına alındı, 8’i sınır dışı ediliyor Karadağ polisi olayların ardından yaptığı açıklamada, 45 Türk vatandaşının gözaltına alındığını duyurdu. Gözaltına alınanların çoğunun yasal ikamet belgeleri olmadığı açıklandı. Polis Sözcüsü, “Gözaltına alınan 7 kişiye para cezası verildi, 8 kişi ise sınır dışı edilecek,” dedi. Karadağ İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, olayların “kamu düzenini ciddi biçimde ihlal ettiği” belirtildi. Karadağ Başbakanı Spajic: “Türklere vizesiz giriş geçici olarak askıya alındı” Gerginliğin tırmanmasının ardından Karadağ Başbakanı Milojko Spajic, sosyal medya hesabından dikkat çeken bir açıklama yaptı: “Türk vatandaşları için vizesiz rejimin geçici olarak askıya alınmasına ilişkin kararı acil bir prosedürle alacağız. Ekonomik faaliyetlerin ve iyi ikili ilişkilerin korunması amacıyla, önümüzdeki dönemde Türkiye Cumhuriyeti ile yoğun görüşmeler başlatacağız.” Bu açıklama, Türkiye-Karadağ ilişkilerinde son yılların en ciddi diplomatik gerilimi olarak değerlendirildi. Dışişleri Bakanlığı devrede: “Vatandaşlarımızın güvenliği önceliğimizdir” Türkiye Dışişleri Bakanlığı, yaşanan olayların ardından yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, “müessif gelişmelerin” Türk vatandaşlarını da etkilediği vurgulanarak, Karadağ makamlarıyla anında temas kurulduğu bildirildi. “Türk vatandaşlarımızın güvenliğinin tesisi amacıyla gerekli tedbirlerin alınması sağlanmıştır. Gelişmeler tüm boyutlarıyla yakından takip edilmekte olup, Karadağ makamlarıyla temas kesintisiz sürdürülmektedir.” — T.C. Dışişleri Bakanlığı açıklaması Hakan Fidan’dan Karadağ yönetimine telefon diplomasisi AA’nın diplomatik kaynaklardan aktardığına göre, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Karadağ Başbakanı Milojko Spajic ve Dışişleri Bakanı Ervin İbrahimovic ile telefon görüşmeleri yaptı. Fidan, Türk vatandaşlarının haklarının korunması ve can güvenliklerinin sağlanması yönündeki beklentilerini iletti. Karadağ tarafı, bu konuda “güvence verdiklerini” bildirdi. Karadağ’da yaklaşık 13 bin Türk yaşıyor Karadağ İçişleri Bakanı Danilo Saranovic, ülkede 100 bin yabancı uyruklu kişinin yaşadığını, bunların yaklaşık 13 bininin Türk vatandaşı olduğunu açıkladı. Son yıllarda Karadağ’ın, Türk yatırımcılar ve dijital göçmenler için popüler bir yaşam ve iş merkezi haline geldiği biliniyor. “Ülkede Türk vatandaşlarının sayısında belirgin bir artış gözlemleniyor. Ancak son olaylar sonrası güvenlik kaygıları ciddi biçimde arttı.” — Karadağ basını değerlendirmesi Diplomatik kriz derinleşiyor Karadağ’daki şiddet olayları, iki ülke arasında gerilimi tırmandırırken, Türk Dışişleri olayın “yakın takipçisi” olduğunu duyurdu. Olayın seyrine göre vize muafiyetinin askıya alınması sürecinin kalıcı hale gelebileceği konuşuluyor. Uzmanlar, Podgorica’daki olayın tekil bir asayiş vakası olmaktan çıkıp iki ülke ilişkilerini etkileyebilecek boyuta ulaştığını vurguluyor. “Karadağ, Türk yatırımcılar ve göçmenler için cazibe merkeziydi. Ancak bu olay, iki halk arasında güvenin ciddi şekilde sarsılmasına yol açabilir.” — Bölge uzmanı, Balkan Insight değerlendirmesi

Ekrem İmamoğlu Çağlayan’da: “Casusluk” suçlamasıyla ifade veriyor, adliye önünde binler toplandı Haber

Ekrem İmamoğlu Çağlayan’da: “Casusluk” suçlamasıyla ifade veriyor, adliye önünde binler toplandı

İmamoğlu 7 ay sonra ilk kez cezaevinden çıktı 19 Mart’ta gözaltına alınıp 23 Mart’ta Marmara Cezaevi’ne konulan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu, bugün Çağlayan Adliyesi’nde ifade veriyor. İmamoğlu, “casusluk” suçlamasıyla yürütülen soruşturma kapsamında savcılık tarafından çağrıldı. Cezaevinden çıkarılarak saat 10.55’te adliyeye getirilen İmamoğlu, uzun bir bekleyişin ardından 16.10’da ifade vermeye başladı. Adliye önünde yoğun güvenlik önlemi — yurttaşlar yasağa rağmen toplandı Sabahın erken saatlerinden itibaren Çağlayan Adliyesi çevresi polis ablukasına alındı. CHP’li milletvekilleri gece boyunca “demokrasi nöbeti” tutarken, yüzlerce yurttaş toplanma yasağına rağmen adliye önüne geldi. CHP İstanbul İl Örgütü’nün çağrısıyla çok sayıda kişi “İmamoğlu’na özgürlük, demokrasiye sahip çık” sloganları attı. CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, İmamoğlu’nun adliyedeki ilk sözlerinin “İstanbullu yurttaşlarımız yasağa rağmen Çağlayan’da toplandı, hepsine teşekkür ediyorum” olduğunu aktardı. Dilek İmamoğlu ve Özgür Özel adliyede İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu, ifade sürecini takip etmek üzere adliyeye geldi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise saat 11.08’de Çağlayan Adliyesi’ne ulaştı. Özel, partililer ve İmamoğlu’nun avukatları tarafından karşılandı. Adliyede ayrıca CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Bülent Tezcan, Yunus Emre, Gül Çiftçi, Cem Avşar, Suat Özçağdaş ve İBB Başkanvekili Nuri Aslan da hazır bulundu. Özgür Özel: “Casusluk suçlaması bir itiraftır” İmamoğlu’nun ifadesi başlamadan önce CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Çağlayan Adliyesi önünde toplanan kalabalığa otobüsün üzerinden seslendi. “Geçen sene Çağlayan’a ‘Ak Toroslar çetesini’ yolladılar, o gün bugündür huzurumuz yok. Hırsız dediler olmadı, yolsuz dediler olmadı, terör dediler olmadı. Şimdi de casus dediler, yazıklar olsun!” Özel konuşmasında, savcılığın çaresiz kaldığını öne sürerek şunları ekledi: “İmamoğlu’na ‘casus’ demek bir itiraftır. Yolsuzluk dediler, geri tepti. Terör dediler, geri tepti. Şimdi casusluk diyorlar; bu, başsavcının çaresizliğidir.” Özel ayrıca, soruşturmanın merkezinde yer alan Hüseyin Gün adlı kişinin “İngiliz istihbaratıyla çalıştığını itiraf ettiğini” söyledi. İtirafçı ifade verdi, İmamoğlu 5 saat bekletildi CHP’li Gökhan Günaydın, ilk olarak itirafçı Hüseyin Gün’ün ifadesinin alındığını, yaklaşık yarım saat sürdüğünü belirtti. İmamoğlu, 5 saat boyunca avukatlarıyla dahi görüştürülmeden bekletildi. Ardından Merdan Yanardağ, Necati Özkan ve İSTTELKOM A.Ş. Genel Müdürü Melih Geçek’in ifadelerinin de alınmaya başlandığı bildirildi. Soruşturmanın geçmişi: TELE1’e kayyum, “casusluk” suçlaması İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Ekrem İmamoğlu ve Necati Özkan hakkında “casusluk” suçlamasıyla soruşturma başlatıldığını açıklamıştı. Soruşturma kapsamında gazeteci Merdan Yanardağ gözaltına alınmış ve Genel Yayın Yönetmeni olduğu TELE1 televizyonuna kayyum atanmıştı. Savcılık kaynakları, soruşturmanın “yabancı bir ülke lehine bilgi paylaşımı yapıldığı iddiaları” çerçevesinde yürütüldüğünü belirtmişti. “Casusluk davası” politik mi, hukuki mi? İmamoğlu’nun ifade süreci, yalnızca bir yargılamanın değil, Türkiye’deki siyasal iklimin de kritik testi olarak görülüyor. CHP cephesi, davayı “siyasi bir operasyon” olarak nitelendirirken; hükümet çevreleri “devlet güvenliğiyle ilgili ciddi bir soruşturma” yürütüldüğünü savunuyor. Gazeteciler ve hukukçular, Çağlayan’daki sürecin, önümüzdeki seçimlerin seyrini ve muhalefet içi dengeleri doğrudan etkileyeceği görüşünde birleşiyor. Sonuç: Ekrem İmamoğlu’nun “casusluk” iddiasıyla verdiği ifade, Türkiye siyasetinde yeni bir kırılma anı olarak kayda geçti. Adliye önünde toplanan yurttaşların sloganları ise günün özetiydi: “İradeye dokunma, adaleti geri ver!”

Balıkçılar 80 bin TL maaşa rağmen tayfa bulamıyor Haber

Balıkçılar 80 bin TL maaşa rağmen tayfa bulamıyor

Ege Denizi’nde av sezonu hızla devam ederken balıkçılık sektörünün kronikleşen bir sorunu daha görünür hale geldi: Tayfa krizi. Deniz Ürünleri Avcıları Üreticileri Merkez Birliği Başkan Vekili Mehmet Aksoy, sektörün en büyük darboğazının “nitelikli iş gücü eksikliği” olduğunu belirterek, “Gençler teknede değil, ofiste çalışmak istiyor” dedi. “Asgari ücretin 3-4 katını veriyoruz, yine de kimse gelmiyor” Balıkçılık sektörünün omurgasını oluşturan tayfaların maaşları asgari ücretin 3-4 katına ulaşmış durumda. Ancak Aksoy’a göre bu yüksek kazanç bile gençlerin ilgisini çekmiyor: “Tayfalar bir teknenin olmazsa olmazıdır. Kendilerine asgari ücretin 3-4 katı maaş veriyoruz fakat gençler masa başı iş istedikleri için tayfalığı tercih etmiyor. Gemi sahibi üç öğün yemek, yatacak yer ve sezon sonunda gelirden prim de veriyor. Buna rağmen tayfa bulmakta zorlanıyoruz.” Aksoy, mevcut tayfaların “futbolcu gibi transfer” dönemleri yaşadığını belirterek, iyi personelin her sezon farklı teknelere geçtiğini anlattı. “Bu sorunu çözmek için ara eleman yetiştiren meslek yüksekokulları açılması yönünde çalışmalar yürütüyoruz.” “Maaşlar 80 bin TL’ye dayandı ama eleman yok” İzmir Güzelbahçe Balıkçı Barınağı’nda çalışan Mustafa Baran, mesleği babasından devraldığını belirterek, gençlerin sektörden uzaklaştığını söyledi: “Son dönemlerde tayfa bulmakta zorlanıyoruz. Bulsak bile kalifiye değiller. Eğitmek için aylarca uğraşıyoruz. Maaşlar 80 bin liraya dayandı ama çalışacak kimse yok.” Baran’a göre tayfa eksikliği yalnızca Ege’ye özgü değil; Karadeniz ve Marmara’daki teknelerde de benzer tablo yaşanıyor. “Yüksek para veriyoruz ama gençler işi beğenmiyor” Balıkçılıkta 50 yılı geride bırakan Hüseyin Cambaz, deniz emeğinin ağır ama kazançlı bir iş olduğunu, buna rağmen gençlerin teknelere çıkmak istemediğini vurguladı: “Gençler teknede çalışmak istemiyor. Üç öğün yemek, kalacak yer ve 80 bin lira maaş veriyoruz, ama işi beğenmiyorlar. Bu sadece Ege’nin değil, Türkiye’nin sorunu.” Cambaz, “Tayfa olmadan gemi bir işe yaramaz,” diyerek sorunun sürdürülebilir balıkçılığı tehdit ettiğini dile getirdi. “Zor ama ekmeği denizde” 30 yıldır tayfa olarak çalışan Salih Peşmen ise emeğin karşılığının olduğunu ancak işin zorluğunun gençleri caydırdığını söylüyor: “Gemide çalışmak gerçekten zor. Maaşlar 70 bin liradan başlayıp 100 bine kadar çıkıyor ama deniz hayatı sabır ister. Gençler o sabrı göstermiyor.” Tayfalar, Eylül’den Nisan’a kadar tüm hava koşullarına rağmen denizde çalışıyor, ağları seriyor, balıkları ayrıştırıyor ve teknelerin bakımını üstleniyor. “Balıkçı tayfası denizlerin görünmeyen kahramanı” Uzmanlara göre tayfalar, Türkiye’nin balık üretim zincirinin en kritik halkası. Rota, güvenlik, bakım, temizlik ve ağ hazırlığı gibi görevlerle balıkçılığın sürdürülebilirliğini sağlıyorlar. Ancak bu emek, genç kuşak için cazibesini yitirmiş durumda. Denizin riskli doğası, uzun mesai saatleri ve şehir yaşamından uzak koşullar, yeni nesli masa başı işlere yöneltiyor. Ege’den Karadeniz’e uzanan tayfa sıkıntısı, Türkiye’de denizcilik meslek eğitiminin ve emek politikalarının yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor. Yüksek maaş, barınma ve prim imkânlarına rağmen gençlerin tekneden uzak durması, “emeğin kültürel dönüşümünü” de gözler önüne seriyor. “Balıkçı teknelerinde artık tayfa değil, boş ağlar bekliyor.”

Gazze Mahkemesi: Nihai karar çıktı — ‘Soykırım ve apartheid’ tespitiyle küresel çağrı Haber

Gazze Mahkemesi: Nihai karar çıktı — ‘Soykırım ve apartheid’ tespitiyle küresel çağrı

Gazze’de işlenen savaş suçlarını incelemek üzere bağımsız olarak düzenlenen “Gazze Mahkemesi”, İstanbul Üniversitesi’ndeki final oturumlarının dördüncü gününde nihai kararını açıkladı. Mahkeme, açlığın silah olarak kullanılması, tıbbi bakımın reddi, zorla yerinden etme gibi uygulamaların soykırım ve toplu cezalandırma araçları olduğunu; İsrail’in eylemlerinin Siyonizm kökenli üstünlükçi bir apartheid rejisi bağlamında değerlendirilebileceğini ilan etti. Kararda ayrıca Batılı hükümetlerin, özellikle ABDnin, diplomatik ve askeri desteğiyle “suç ortaklığı” yaptığı ileri sürülerek BM Genel Kurulu aracılığıyla acil kolektif önlemler alınması çağrısı yapıldı. Mahkemenin en kritik tespiti: İsrail’in uygulamaları soykırım vasfı taşıyor Gazze Mahkemesi karar metni, “Açlığın silah haline getirilmesi, tıbbi bakımın reddi ve zorla yerinden edilme” gibi uygulamaların tüm nüfusu hedef alan toplu cezalandırma ve soykırım araçları olduğunu beyan ediyor. Bu vurgu, mahkemenin delil değerlendirmesinin merkezinde yer aldı ve uluslararası hukukun en ağır suç kategorilerinden birine işaret etti. Mahkeme, bu tespitle İsrail uygulamalarının salt çatışma uygulamaları olmadığını, kitlesel yok etmeye varan politik sonuçlar doğurduğunu savundu. “Bu bir insanlık suçudur; araçları arasında açlık ve sağlık hizmetlerinin sistematik dışında bırakılması vardır,” şeklinde özetlenebilecek bu tespit, karar metninde vurgulanmış bulunuyor. Batılı aktörlerin rolü ve sorumluluk iddiası: ABD ve müttefiklerinin “suç ortaklığı” iddiası Mahkeme kararında Batılı hükümetlerin, özellikle ABD’nin, İsrail’e sağladığı diplomatik koruma, silah ve istihbarat desteği yoluyla sürece suç ortaklığı düzeyinde katkıda bulunduğu ileri sürüldü. Karar, bu destek zincirinin kimi hallerde fiili işbirliğine dönüştüğünü; dolayısıyla yalnızca İsrail değil, yardakçı aktörlerin de sorumluluk taşıdığını belirtiyor. Bu vurgu, uluslararası sorumluluk ve hesap verme yollarının genişletilmesi çağrısını beraberinde getiriyor. “Batılı hükümetler, özellikle ABD, diplomatik koruma, silah, istihbarat, askeri yardım ve eğitim sağlama ve ekonomik ilişkileri sürdürme yoluyla İsrail’in soykırımına suç ortaktır.” Mahkemenin somut önerileri: BM Genel Kurulu’na ve küresel harekete çağrı Karar metni, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD vetoları nedeniyle etkisiz kaldığı vurgusuyla, BM Genel Kurulu’nun “Barış için Birleşme Kararı” (Uniting for Peace) mekanizmasını etkinleştirmesini öneriyor; amaç, Filistin toprakları için koruyucu bir güç kurulması ve soykırımın durdurulması yönünde kolektif adımlar atılması. Ayrıca karar, Siyonist yapıların güç kaynaklarının haritalandırılması ve bunlara karşı hukuki, ekonomik, kültürel ve teknolojik alanlarda koordineli küresel bir strateji inşa edilmesi çağrısını içeriyor. “BM Genel Kurulu’nun Barış için Birleşme Kararı etkinleştirilmeli; Siyonist yapıları ortadan kaldırmaya yönelik hak temelli bir strateji ile güç kaynakları haritalandırılmalıdır.” Hukuki mahiyet ve pratik etkiler: Bu kararın bağlayıcılığı ve olası yansımaları Gazze Mahkemesi bağımsız, sivil toplum odaklı bir girişim olarak kuruldu; uluslararası bir yargı organı statüsünde değildir. Dolayısıyla kararın hukuki bağlayıcılığı sınırlıdır; ancak politik ve normatif etkisi yüksek olabilir. Kararın pratik yansımaları şunlar olabilir: Siyasi baskı ve kamuoyu mobilizasyonu: Karar, hükümetleri ve uluslararası kurumları harekete geçirmek üzere küresel bir kampanyanın dayanak metni haline gelebilir. Hukuki strateji ve delil havuzu: Mahkeme tarafından derlenen deliller ve tespitler, uluslararası ceza yargılamalarında veya ulusal mahkemelerde kullanılmak üzere referans gösterilebilir; özellikle insan hakları örgütlerinin ve mağdur temsilcilerinin ileri sürecekleri davalarda etkili olabilir. Diplomasi ve yaptırım tartışmaları: Kararın “suç ortaklığı” iddiaları, bazı devletlerin İsrail’le ilişkilerini ve silah-ticaret pratiklerini gözden geçirmesine yol açabilir; ancak bunun gerçekleşmesi siyaset, ekonomik çıkarlar ve güvenlik değerlendirmelerine bağlıdır. Eleştiriler ve muhtemel itirazlar: Kararın meşruiyeti ve tarafsızlık tartışmaları Kararın savları, özellikle “soykırım” ve “Siyonizm’i ortadan kaldırma” gibi ifadeler nedeniyle yoğun tartışma doğuracaktır. Olası itirazlar şöyle özetlenebilir: Hukuki usul itirazları: Mahkemenin bağlayıcı bir uluslararası mahkeme olmadığı, metodolojisinin ve delil değerlendirme süreçlerinin tartışmaya açık olduğu iddia edilebilir. Siyasi karşı-ataklar: İsrail ve destekçileri, kararın siyasi amaçlı ve önyargılı olduğunu ileri sürerek itiraz edecek; ayrıca BM nezdinde benzer girişimler karşı kampanyalarla karşılaşabilir. Pratik uygulanabilirlik: Kararın öngördüğü geniş kapsamlı küresel izolasyon ve Siyonist yapıların “ortadan kaldırılması” çağrısı, uluslararası hukuk ve politika gerçekleriyle sınırlanacaktır; dolayısıyla somut adımlara dönüşmesi uzun ve karmaşık bir süreç gerektirir. Karar hem bir hukuk arayışı hem de uluslararası siyaset aynasıdır Gazze Mahkemesi’nin nihai bildirgesi, hukuki terimlerle ağır bir itham (soykırım, apartheid) getirirken, aynı zamanda uluslararası kamuoyunu harekete geçirme amacı taşıyan stratejik bir belge niteliğinde. Kararın gücü, delillerin kamuoyuna açılması, uzman ve gözlemci beyanlarının derlenmesi ve normatif bir çerçeve sunmasından geliyor. Ancak kararın uluslararası sistem üzerindeki etkisi, BM mekanizmalarının işleyişi, büyük güçlerin (özellikle ABD) tepkisi ve Avrupa devletlerinin politik tercihleri ile sınırlandırılacaktır. “Gazze Mahkemesi, soykırım iddiasını delilleriyle ortaya koyuyor; artık soru, uluslararası sistemin bu iddialara nasıl yanıt vereceğidir.” Ne değişti, ne değişebilir? Gazze Mahkemesi’nin İstanbul’daki final oturumunun nihai bildirisinin önemi şu iki düzlemde özetlenebilir: birincisi, hukuki ve vicdani bir belge olarak Gazze’de yaşananlara dair güçlü bir kayıt sunması; ikincisi, politik araç olarak küresel dayanışmayı ve kurumsal müdahaleyi tetikleme potansiyeli taşıması. Ancak unutulmamalıdır ki, kararın bağlayıcılığı sınırlıdır; gerçek değişim, BM organları, devlet siyasetleri ve uluslararası hukuk mekanizmalarının bu tespiti nasıl ele alacağıyla belirlenecektir. Türkiye halkı ve küresel kamuoyu, şimdi bu kararın izlerini diplomasi, sivil toplum kampanyaları ve hukuki takibatta arayacak.

Ünlü oyuncu Mehmet Yaşa: “Filistin kırmızı çizgim” diyerek Uzak Şehir dizisinden ayrıldı Haber

Ünlü oyuncu Mehmet Yaşa: “Filistin kırmızı çizgim” diyerek Uzak Şehir dizisinden ayrıldı

Kanal D ekranlarında yayınlanan ve son dönemde yüksek izlenme oranlarıyla dikkat çeken Uzak Şehir dizisinde yaşanan bir sahne, sosyal medyada büyük tartışma yarattı. Dizide Filistin bayrağını andıran renklerdeki kıyafetlerin yerlere fırlatıldığı bir sahne, izleyicilerin tepkisine neden oldu. Tepkiler büyürken, dizinin oyuncularından Mehmet Yaşa projeden ayrıldığını duyurdu. “Filistin bizim kırmızı çizgimizdir” Mehmet Yaşa, sosyal medya hesabından paylaştığı video mesajında kararıyla ilgili şu ifadeleri kullandı: “Bu sahnenin ardından Uzak Şehir dizisini bırakıyorum. Filistin bizim kırmızı çizgimizdir. Filistin’de anneler ve çocuklar şehit düşüyor. Bunu ne benim vicdanım kabul eder ne de annem bana hakkını helal eder.” Oyuncu, açıklamasında hem vicdani hem de ahlaki bir duruş sergilediğini belirterek, “Evet biliyorum, bütün kapılar suratıma kapanacak ama Allah Teala bir kapıyı kapatır, diğerini açar. Bu saatten sonra benim için Uzak Şehir dizisi bitmiştir” dedi. Tepki çeken sahne sosyal medyada gündem oldu Uzak Şehir’in son bölümünde yer alan sahnede, Filistin bayrağının renklerine benzeyen yeşil, kırmızı ve siyah tonlardaki kıyafetlerin yere atıldığı bir sahne yer aldı. Görüntüler kısa sürede sosyal medyada binlerce paylaşım alırken, kullanıcılar dizinin yapımcısını ve kanalı eleştiren mesajlar paylaştı. Bazı yurttaşlar sahnenin “simgesel bir saygısızlık” olarak görülebileceğini dile getirirken, dizi ekibinden konuyla ilgili henüz resmi bir açıklama yapılmadı. “Annem bana hakkını helal etmez” Yaşa, paylaştığı mesajda duygusal ifadelerle ailesine de atıfta bulundu: “Filistin’de yaşananlar ortadayken ben o sahnede duramam. Annem bana hakkını helal etmez. Filistin’deki acı bizim acımız, oradaki insanlar bizim kardeşimizdir.” Oyuncunun açıklaması kısa sürede çok sayıda kullanıcı tarafından paylaşıldı. Sosyal medya platformlarında #FilistinKırmızıÇizgimizdir etiketi kısa sürede trend listelerine girdi. Dizinin geleceği merak konusu Mehmet Yaşa’nın projeden ayrılışı sonrası dizinin senaryosunun ve karakter yapısının nasıl şekilleneceği henüz bilinmiyor. Yapım ekibi tarafından kamuoyuna bir açıklama yapılmazken, diziye yönelik tepkiler sürüyor. Yaşa’nın kararının ardından sosyal medyada çok sayıda izleyici, oyuncuya destek mesajı paylaştı. Bazı izleyiciler ise, “Sanatçının sessiz kalmaması gurur verici” yorumunda bulundu. Mehmet Yaşa’nın “Filistin kırmızı çizgim” diyerek diziden ayrılması, Türkiye toplumunun sanat ve vicdan arasındaki sınır çizgisini yeniden gündeme taşıdı. Oyuncunun sözleriyle, “Bir rol gider, ama insanlık kalır.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.