SON DAKİKA

#Bürokrasi

HABER DEĞER - Bürokrasi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bürokrasi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Trafik sigortasında 1 Temmuz dönemi: Vatandaşı neler bekliyor? Haber

Trafik sigortasında 1 Temmuz dönemi: Vatandaşı neler bekliyor?

Hasar süreçlerinden tazminat hesaplamalarına kadar pek çok alanda bürokrasiyi azaltmayı ve şeffaflığı artırmayı hedefleyen yeni düzenleme, trafik sigortası ekosisteminde köklü bir dönüşümü beraberinde getiriyor. Değer kaybında bürokrasisiz dönem Yeni dönemde değer kaybı tazminatı süreçlerindeki bürokrasi tamamen ortadan kalkıyor. Mevcut uygulamada araç sahiplerinin ayrıca başvuruda bulunması gerekirken, artık araç hasarı için başvuran hak sahibi değer kaybı talebinde de bulunmuş sayılacak. Hasar tespiti sırasında eksper, aracın marka, model, yaş ve kaza geçmişini dikkate alarak değer kaybını da hesaplayacak ve bu tutarı hazırlayacağı rapora bağımsız bir kalem olarak ekleyecek. Sigorta şirketleri, hesaplanan bu değer kaybı tutarını raporun kendilerine ulaşmasının ardından hak sahibine SMS veya e-Devlet üzerinden anında bildirmekle yükümlü olacak. Eksper zorunluluğunda 40 bin TL sınırı Hasar tespitlerinde standart bir disiplin oluşturmak adına eksper zorunluluğu da yeniden düzenlendi. Trafik sigortasının 400 bin TL olan maddi teminatının 10’da 1’ini, yani 40 bin TL'yi aşan tüm hasarlarda eksper atanması zorunlu hale getirildi. Bu tutarın altındaki hasarlar için sigorta şirketi ile vatandaş kendi arasında anlaşmaya devam edebilecek. Eksperler ise herhangi bir dış müdahaleye imkan tanınmaması için merkezi bir sistem üzerinden otomatik olarak görevlendirilecek. Parça değişiminde yeni standartlar Onarım süreçlerinde kaliteyi korumak adına parça değişimine ilişkin standartlar da güncellendi. Hasar gören parçanın onarımı mümkün değilse öncelik orijinal parça kullanımına verilecek. Eşdeğer veya yeniden kullanılabilir parça kullanımı ise yalnızca hak sahibinin yazılı onayı ile mümkün olacak ve bu konudaki ispat yükümlülüğü tamamen sigorta şirketinde kalacak. Ayrıca, eksper raporuyla ağır hasarlı olduğu tespit edilen araçlar için "trafikten çekilmiştir" ibareli tescil belgesi sigortacıya ibraz edilmeden tazminat ödemesi gerçekleştirilmeyecek. Dijitalleşme ve şeffaflık zorunluluğu Sürecin şeffaflaşması adına dijital verilerin kullanımı da zorunlu hale getirildi. Sigorta şirketine hasar başvurusunda bulunanlar veya poliçe yaptıranlar, e-Devlet sisteminde kayıtlı cep telefonu numaralarını bildirmek zorunda olacaklar. Böylece değer kaybı tazminatı ve hasar süreçlerine dair tüm kritik bilgiler, kalıcı veri saklayıcıları üzerinden hak sahiplerine doğrudan ulaştırılacak. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Dava, yalnızca bir roman değil, otorite ve adalet üzerine zamansız bir sorgulama Haber

Dava, yalnızca bir roman değil, otorite ve adalet üzerine zamansız bir sorgulama

Franz Kafka'nın ölümünden sonra 1925 yılında yayımlanan Dava, dünya edebiyatının en önemli klasiklerinden biri olarak kabul ediliyor. Roman, banka memuru Josef K.'nın bir sabah nedenini bilmediği bir suçlamayla karşı karşıya kalmasıyla başlıyor. Suçunun ne olduğunu öğrenemeyen Josef K., giderek karmaşıklaşan bir yargı sürecinin içinde kendisini savunmaya çalışırken, okur da onunla birlikte belirsizlik ve sorgulama dolu bir yolculuğa çıkıyor. Romanın merkezinde yalnızca bir dava değil, insanın anlam arayışı ve sistem karşısındaki konumu yer alıyor.Kafka, kurduğu atmosferle okura kesin cevaplar vermek yerine düşünme alanı bırakıyor. Bu nedenle Dava, her dönemde farklı bakış açılarıyla yeniden yorumlanan eserler arasında gösteriliyor. Eser, adalet, bürokrasi ve sorumluluk kavramlarını sade ama etkileyici bir anlatımla ele alıyor. Josef K.'nın yaşadığı belirsizlik, yalnızca hukuk sistemiyle ilgili bir hikâye olarak değil, hayatın farklı alanlarında karşılaşılan karmaşık süreçlerin de sembolü olarak değerlendiriliyor. Romanın yıllardır ilgi görmesinin en önemli nedenlerinden biri de bu çok katmanlı yapısı. Aradan geçen yaklaşık yüz yıla rağmen Dava, günümüz dünyasında da okurlarına farklı pencereler açmayı sürdürüyor. Dijitalleşmenin arttığı, kurumlarla birey arasındaki ilişkilerin daha karmaşık hâle geldiği bir dönemde eser; şeffaflık, iletişim ve adalet duygusunun önemini yeniden hatırlatıyor. Bu yönüyle yalnızca edebiyat meraklılarının değil, hukuk, siyaset bilimi ve sosyoloji alanına ilgi duyan okurların da başvurduğu temel eserlerden biri olmayı sürdürüyor. Kafka'nın en büyük başarısı ise mesajlarını doğrudan vermek yerine okuru düşünmeye yöneltmesi. Kimin haklı ya da haksız olduğundan çok, bireyin karşılaştığı belirsizliklerin insan psikolojisi üzerindeki etkisini anlatan roman, her okunuşta farklı anlamlar kazanıyor. Franz Kafka kimdir? Franz Kafka, 1883 yılında Prag'da doğdu. Hukuk eğitimi aldıktan sonra uzun yıllar sigorta alanında görev yaptı. Yaşamı boyunca az sayıda eseri yayımlanan Kafka, 1924 yılında hayatını kaybetti. Ölümünün ardından yakın dostu Max Brod'un yayımladığı Dava, Şato ve Amerika gibi eserleriyle dünya edebiyatının en etkili yazarları arasında yer aldı. Yabancılaşma, bürokrasi, insan psikolojisi ve bireyin yaşam karşısındaki yalnızlığını işleyen Kafka'nın eserleri, bugün de dünyanın birçok ülkesinde okunmaya ve akademik çalışmalara konu olmaya devam ediyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan MKYK'da disiplin talimatı: "Siyasete kulak tıkayan icranın başarı şansı yoktur" Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan MKYK'da disiplin talimatı: "Siyasete kulak tıkayan icranın başarı şansı yoktur"

Görev alanındaki isimlere "birlikte hareket etme" sorumluluğunu hatırlatan Erdoğan, sistemdeki aksaklıklara müsamaha gösterilmeyeceğini vurguladı. "Başına buyruk hareket dönemi bitti" Toplantıda ekip çalışmasının ve kurumsal uyumun önemine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, bireysel inisiyatiflerin yarattığı kopukluğa sert tepki gösterdi. Görevde bulunan isimlerin kendi çalışma alanlarında bağımsız hareket etme anlayışını eleştiren Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: "Kabinede, partide, Meclis’te, bürokraside görev verdiğimiz hiç kimse başına buyruk hareket edemez. 'Her koyun kendi bacağından asılır' anlayışının bizde yeri yoktur." İcra ve siyaset arasında "eşgüdüm" şartı Erdoğan'ın üzerinde durduğu temel hususlardan biri, icra makamları ile siyaset kurumu arasındaki ilişkinin niteliği oldu. İcraatların başarılı olabilmesi için siyasetin sahadaki sesine kulak verilmesi gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı, kurmaylarına şu net mesajları verdi: "Siyasete kulak tıkayan icranın başarı şansı yoktur. İcrayı yok sayan siyaset de millete hizmet edemez. Bilhassa siyaset kurumunun dışlanmasına, icraat makamında olanların siyasetçiyle arasına mesafe koymasına toleransımız olamaz." "Şikayetlerin üzerine gideceğiz" Sahadan gelen geri bildirimlerin yakından takip edildiğini ifade eden Erdoğan, parti kademeleri ve bürokrasi arasındaki koordinasyon eksikliğinin giderilmesi talimatını verdi. Tespit edilen eksikliklerin ve kamuoyundan gelen şikayetlerin titizlikle inceleneceğini belirten Erdoğan, sözlerini şu şekilde tamamladı: "Kurulumuz, kabinemiz, bürokrasi; her kademede birlikte yol yürüdüğümüz arkadaşlarımızdan güçlü bir koordinasyon bekliyorum. Tarafımıza iletilen şikayetlerin, tespit ettiğimiz eksiklerin üzerine gideceğimizin bilinmesini istiyorum." haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İzmir Ekonomi Kulübü'nde Türkiye'nin NATO üyeliği ve güvenlik politikaları ele alındı Haber

İzmir Ekonomi Kulübü'nde Türkiye'nin NATO üyeliği ve güvenlik politikaları ele alındı

İzmir Ekonomi Kulübü tarafından düzenlenen "Ortak Gelecek İçin Ortak Akıl ile Vizyon Arayışları" toplantısında, "Milli Güvenliğin Ekonomik Boyutu: Türkiye'nin NATO Üyeliği" başlıklı sunumuyla katılımcıların karşısına çıkan Dr. Zekeriya Akçam, milli güvenlik ile ekonomik kalkınma arasındaki ilişkiyi kapsamlı bir çerçevede ele aldı. Toplantının açılış konuşmasını Kulüp Başkanı Dr. Sıddık Topaloğlu yaparken, moderatörlüğü İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Attila Acar üstlendi. İş dünyası, akademi, bürokrasi ve sivil toplum temsilcilerinin katıldığı etkinlikte, Türkiye'nin NATO içindeki konumu, savunma harcamalarının ekonomik etkileri ve küresel güç dengelerindeki değişimler değerlendirildi. Konuşmasında NATO'nun yalnızca bir savunma ittifakı olmadığını belirten Akçam, örgütün aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen uluslararası düzenin ve ABD liderliğindeki küresel güç mimarisinin önemli kurumsal araçlarından biri olduğunu ifade etti. Türkiye'nin 1952 yılında NATO'ya katılımının da yalnızca diplomatik bir tercih değil, dönemin uluslararası güvenlik koşullarının ortaya çıkardığı stratejik bir zorunluluk olduğunu söyledi. Akçam, Türkiye'nin dış politika tercihlerini anlamada yapısal gerçekçilik (neo-realizm) yaklaşımının önemli olduğunu belirterek, devletlerin güvenlik politikalarının büyük ölçüde uluslararası sistemin yapısı tarafından şekillendirildiğini vurguladı. Cumhuriyet'in ilk yıllarında uygulanan denge ve tarafsızlık politikasının dönemin uluslararası şartlarının bir sonucu olduğunu ifade eden Akçam, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyet tehdidinin ortaya çıkmasıyla Türkiye'nin NATO üyeliğine yöneldiğini kaydetti. Sunumunun son bölümünde güncel gelişmelere değinen Akçam, Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki çatışmalar ve İran kaynaklı gerilimlerin mevcut uluslararası sistemin dönüşüm geçirdiğini gösterdiğini söyledi. Soğuk Savaş sonrasında NATO'nun önemini yitireceği yönündeki beklentilerin gerçekleşmediğini belirten Akçam, düzensiz göç, terörizm ve bölgesel çatışmaların küresel güvenlik açısından ciddi tehditler oluşturmaya devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin jeopolitik konumu ve güvenlik ihtiyaçları dikkate alındığında NATO üyeliğinin stratejik önemini koruduğunu dile getiren Akçam, Türkiye'nin hem ulusal güvenliği hem de bölgesel istikrar açısından ittifak içerisinde güçlü bir konumda bulunmasının kritik önemde olduğunu söyledi. NATO'nun gelecekte de uluslararası güvenlik mimarisinin temel unsurlarından biri olacağını belirten Akçam, Türkiye'nin bu yapı içerisindeki rolünün önemini sürdüreceğini vurguladı haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Antalya’da 65 yaş üstüne ulaşım kolaylığı: Kart vizeleri süresiz oldu Haber

Antalya’da 65 yaş üstüne ulaşım kolaylığı: Kart vizeleri süresiz oldu

Antalya’da toplu ulaşım hizmetlerinden ücretsiz yararlanan 65 yaş üstü yurttaşlar için önemli bir kolaylık getirildi. Antalya Büyükşehir Belediyesi, her yıl yapılması gereken Antalyakart vize yenileme işlemlerinin kaldırıldığını ve kartların artık süresiz geçerli olacağını duyurdu. Her yıl yenileme zorunluluğu kaldırıldı Belediyeden yapılan açıklamaya göre şehir içi toplu taşıma araçlarından ücretsiz yararlanma hakkına sahip olan 65 yaş ve üzeri Antalyakart sahipleri artık vize işlemi yaptırmak zorunda kalmayacak. Daha önce her yıl belirli dönemlerde kartlarını yeniletmek için başvuru merkezlerine gitmek zorunda kalan yurttaşlar, yeni düzenleme sayesinde bu işlemi tekrar yapmak zorunda olmayacak. Kartlar sistem üzerinde otomatik olarak süresiz geçerli sayılacak. Yaşlı yurttaşlar için bürokrasi azalacak Uygulamanın özellikle yaşlı yurttaşların bürokratik işlemlerle uğraşmasını önlemek ve ulaşım hizmetlerinden daha kolay faydalanmalarını sağlamak amacıyla hayata geçirildiği belirtildi. Belediye yetkilileri, alınan kararın hem vatandaşlar için zaman kaybını önleyeceğini hem de başvuru merkezlerinde oluşan yoğunluğu azaltacağını ifade etti. Toplu ulaşımda kesintisiz kullanım Yeni uygulamayla birlikte 65 yaş üstü yurttaşlar, herhangi bir işlem yapmadan mevcut kartlarını kullanarak toplu taşıma araçlarından ücretsiz yararlanmaya devam edebilecek. Yetkililer, her yıl yapılan binlerce vize yenileme işleminin kaldırılmasıyla birlikte hem hizmet süreçlerinin hızlanacağını hem de vatandaşların günlük yaşamının kolaylaşacağını belirtti. Belediyeden yapılan açıklamada, uygulamanın sosyal belediyecilik anlayışı kapsamında hayata geçirildiği vurgulandı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Cem Küçük'ten Furkan Torlak'a: Uyuşturucu testi ver! Haber

Cem Küçük'ten Furkan Torlak'a: Uyuşturucu testi ver!

Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy’un tutuklandığı uyuşturucu soruşturmasında adı geçen ve görevinden istifa eden eski İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi Koordinatörü Furkan Torlak, bu kez gazeteci Cem Küçük’ün hedef tahtasında. TGRT ekranlarında zehir zemberek açıklamalarda bulunan Küçük, Torlak’a "hodri meydan" diyerek uyuşturucu testi yaptırması çağrısında bulundu ve kaynağı belirsiz servetini sorguladı. "40 milyonluk evin, 10 milyonluk araban var" Cem Küçük, Torlak’ın istifasının ardından gündeme getirdiği iddialarda, bürokratın mal varlığına dikkat çekti. Torlak'ın Ankara’daki lüks yaşamını eleştiren Küçük, şu ifadeleri kullandı: "Meseleyi kişiselleştirmek istemem ama Ankara'da oturduğun ev 40 milyon lira, bindiğin araba 10 milyon lira. Menekşe İnşaat üzerinden neler çevirdiğini, hangi arsaları kapattığını biliyoruz. Elimde belgeleri mevcut." "O ifadelerde adı geçiyor, test yaptırmalı" Mehmet Akif Ersoy dosyasında ifade veren 2-3 kişinin Furkan Torlak’ın ismini zikrettiğini hatırlatan Küçük, Torlak'ın temizlenmesi için tek yolun test olduğunu savundu. Küçük, "İsimler veriliyor, bazı kirli işlerden bahsediliyor. Çok net söylüyorum; Furkan Torlak'ın da uyuşturucu testinden geçmesi lazım" dedi. "Bakanlara kumpas kurup, Külliye'de dedikodu yaptı" Küçük’ün iddiaları sadece uyuşturucu ve yolsuzlukla sınırlı kalmadı; Torlak’ı bürokrasi içinde "kumpas kurmakla" suçladı. Torlak’ın HAS Parti ekibiyle geldiğini ve Fahrettin Altun tarafından giderayak atandığını belirten Küçük, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bakanlar hakkında 'Cumhurbaşkanımız böyle istedi' diyerek sahte istihbarat raporları hazırlayıp sağa sola dağıtıyorlar. Bakanları korkutmaya çalışıyorlar. Benim hakkımda da Külliye'de defalarca yaygara kopardığını biliyorum." Ne olmuştu? Uyuşturucu operasyonunda tutuklanan Mehmet Akif Ersoy ile ilgili soruşturma dosyasına giren ifadelerde Furkan Torlak’ın adı geçmişti. İddiaların ardından Torlak, Ersoy’u çocukluktan tanıdığını kabul etmiş ancak suçlamaları reddederek görevinden istifa etmişti.

Bir ihtimalin anatomisi: Aziz Nesin’i “Cuntacı” olmaktan Kars mı kurtardı? Haber

Bir ihtimalin anatomisi: Aziz Nesin’i “Cuntacı” olmaktan Kars mı kurtardı?

1941–42 kışında Kars’ta görev yapan genç bir subay, askeri depolardaki erzağı açlık içindeki köylülerle paylaştı; bu karar soruşturmaya, ihraç edilen bir askere ve doğan bir yazara dönüştü. Ordu ile vicdan arasında kalan Nusret Nesin’in tercihi, Türkiye toplumuna Aziz Nesin’i kazandıran kırılma oldu. Kars’ta yaşanan bir karar, bir hayatı değil bir ülkenin hafızasını değiştirdi İkinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde Türkiye savaşa girmedi ancak yoksulluk ve seferberlik, özellikle sınır kentlerini ağır biçimde etkiledi. Kars’ın Susuz ilçesine (Cilavuz) tayin edilen Üsteğmen Nusret Nesin, açlıkla mücadele eden köylülerle, dolu askerî depolar arasındaki çelişkiye her gün tanık oldu. Kışın sertliği çocukların yüzünde, yokluğun ağırlığı evlerin ocağında hissedilirken; devletin “savaş ihtimali” gerekçesiyle tuttuğu stoklar, halkın gündelik hayatta erişemediği bir bolluğa dönüşmüştü. Mevzuat yasakladı, vicdan buyurdu Askerî kurallar, ordu malının siville paylaşılmasını kesin biçimde yasaklıyordu. Buna karşın Nusret Nesin, depolardaki erzakın bir bölümünü —kimi anlatımlarda at yemi olarak tutulan arpayı, kiminde asker tayınını— açlık içindeki köylülere ulaştırdı ya da ulaştırılmasına göz yumdu. O an, kâğıt üzerindeki düzen ile insan hayatı arasında bir tercih noktasıydı; seçimini insanlıktan yana yaptı. Hukuk “zimmet”, toplum “insanlık” dedi Bu davranış askerî bürokrasi içinde “görevi kötüye kullanmak” ve “zimmet” başlıklarıyla dosyalaştırıldı. Erzağın satılmadığı, kişisel çıkar sağlanmadığı açık olmasına rağmen, yetkisiz paylaşım resmî kayıtlara suç olarak geçti. Vicdanın “zorunluluk” dediği yerde hukuk “yasak” dedi ve soruşturma süreci, genç subayın kariyerini hızlıca tüketti. İhraç kararıyla üniforma düştü, kalem kalktı 1944’te verilen ihraç kararıyla Nusret Nesin ordudan atıldı; rütbesi söküldü, hapis cezası aldı ve sivil hayata “sabıkalı” bir yurttaş olarak döndü. Bu kopuş, edebiyat açısından bir doğum anına dönüştü. Geçinmek için yazmaya başlayan Nusret Nesin, kısa süre içinde mizahın en keskin kalemlerinden biri oldu; bürokrasiye, adaletsizliğe ve ikiyüzlülüğe karşı sözün gücünü kullanan Aziz Nesin ortaya çıktı. Kars yalnızca bir durak değil, yazarlığın başlangıcı oldu Aziz Nesin’in eserlerinde sürekli geri dönen tema, Kars’ta tanık olduğu yoksulluk ve eşitsizlikti. Memur–yurttaş ilişkisi, bürokratik akılcılık, küçük insanın büyük sistemle mücadelesi; hepsi o kışın tortusunu taşıdı. Kars, yazar için coğrafi bir nokta olmaktan çıktı; düşünsel bir kırılmanın, kalıcı bir yarığın adı oldu. Atılmasaydı 27 Mayıs’ta nerede olurdu? Askerî terfi teamülleri dikkate alındığında, Nusret Nesin orduda kalsaydı 1960’a gelindiğinde büyük olasılıkla yarbay rütbesinde olacaktı. Yarbaylık, sahra ve karargâh düzeyinde söz ve yetki anlamına geliyor. Bu nedenle şu karşıt ihtimal dile getiriliyor: Eğer ihraç yaşanmasaydı, 27 Mayıs 1960 sürecinde karar mekanizmalarının içinde yer alabilecek bir subay olabilirdi. Bu iddia tarihsel bir gerçek değil; terfi sürelerine dayalı bir varsayımdır. Ancak varsayım bile, Kars’ta açılan bir kapının Türkiye toplumunun kaderinde nasıl yankı bulduğunu göstermeye yetiyor. Türkiye toplumu, bir darbeci değil bir vicdan kazandı Bugünden bakıldığında Kars’ta yaşananlar, tekil bir disiplin vakasından fazlasını anlatır. O kış, Türkiye toplumuna emirle değil sözle yönelen bir figür kazandırdı. Eğer o gün mevzuat galip gelseydi, bugün mizahın en güçlü isimlerinden birini değil; belki de askeri hiyerarşinin sıradan bir rütbesini konuşuyor olacaktık. Bu hikâyenin ayrıntıları, Nesin'in anılarında yer alıyor. Aziz Nesin, Kars ve askerlik yıllarını, vicdan–bürokrasi çatışmasını ve ihraç sürecini kendi dilinden ‘Böyle Gelmiş Böyle Gitmez’ kitabında anlatırken biz okuyuculara da o kışın yalnızca soğuk değil, öğretici olduğunu görüyoruz..

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.