SON DAKİKA

#Caydırıcılık

HABER DEĞER - Caydırıcılık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Caydırıcılık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Duma’dan sert uyarı: Finlandiya nükleer adımıyla “hedef olur” Haber

Duma’dan sert uyarı: Finlandiya nükleer adımıyla “hedef olur”

Rusya’da alt kanat parlamento olan Devlet Duması’ndan Finlandiya’ya yönelik dikkat çeken bir uyarı geldi. Savunma Komitesi Başkanı Andrey Kartapolov, Helsinki yönetiminin nükleer silahlara kapı aralayacak planını sert sözlerle eleştirdi. “Kendi tercihleri ama sonuçlarına katlanırlar” Andrey Kartapolov, Finlandiya’nın bu yönde adım atması halinde askeri hedef haline gelebileceğini belirterek, “Rus ordusunun stratejik taarruz silahları için hedef olmak istiyorsa, bu onların seçimi” ifadelerini kullandı. Finlandiya’dan nükleer düzenleme hamlesi Finlandiya Savunma Bakanlığı daha önce hükümetin parlamentoya sunduğu teklifte, savunma gerekçesiyle ülkeye nükleer silahların sokulması, taşınması ve depolanmasına izin verilmesini öngören bir düzenleme hazırlandığını açıklamıştı. Bu adım, NATO genişlemesi sonrası bölgede artan güvenlik tartışmalarının yeni bir boyuta taşındığını gösteriyor. Kremlin: “Doğrudan çatışma sinyali” Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Finlandiya’nın bu girişimini “doğrudan bir konfrontasyon” olarak nitelendirdi. Peskov, Finlandiya topraklarında nükleer silah konuşlandırılmasının Rusya için açık bir tehdit oluşturacağını ve Moskova’nın buna karşılık vereceğini vurguladı. “Avrupa daha da nükleerleşiyor” Dmitriy Peskov, Avrupa’da artan militarizasyon ve nükleerleşme eğiliminin kıta güvenliğini artırmak yerine daha da kırılgan hale getirdiğini savundu. NATO ve Batı’ya gönderme Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksandr Gruşko ise NATO’nun büyüyen nükleer kapasitesine dikkat çekti. Gruşko, özellikle İngiltere ve Fransa’nın nükleer planlarının Rusya’nın caydırıcılık stratejisinde dikkate alınacağını belirtti. Avrupa’da yeni gerilim hattı Uzmanlara göre Finlandiya’nın bu adımı, Rusya ile NATO arasındaki gerilimi daha da tırmandırabilir. Baltık ve Kuzey Avrupa hattında artan askeri hareketlilik, kıta genelinde güvenlik dengelerinin yeniden şekillendiğine işaret ediyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Trafik cezalarında geri adım sinyali! Erdoğan’dan “mağduriyet olmasın” talimatı Haber

Trafik cezalarında geri adım sinyali! Erdoğan’dan “mağduriyet olmasın” talimatı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son dönemde tartışma yaratan trafik cezalarıyla ilgili yeni bir talimat verdi. Kabine ve parti toplantılarında gündeme gelen yüksek cezalara yönelik yurttaş şikayetleri sonrası, mevcut düzenlemenin yeniden ele alınması istendi. Cezalar tartışma yarattı, yeni düzenleme geliyor Şubat ayında yürürlüğe giren düzenlemelerle birlikte alkollü araç kullanımı, hız ihlali, makas atma ve sahte plaka gibi suçlara verilen cezalar ciddi oranda artırılmıştı. Ancak bu artışlar kısa sürede kamuoyunda tartışma yarattı. Yurttaşlardan gelen yoğun tepkiler üzerine Erdoğan’ın kurmaylarına, hazırlanacak yeni yönetmeliğin “mağduriyet oluşturmayacak şekilde” düzenlenmesi talimatı verdiği öğrenildi. Çalışmanın Nisan ayı sonuna kadar tamamlanması bekleniyor. Şikayetler doğrudan siyasete taşındı Artan trafik cezaları, özellikle ekonomik koşullar nedeniyle yurttaşlar tarafından ağır bulunurken, şikayetler Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri ve parti yöneticilerine iletildi. Bu geri bildirimler sonrası konu hem Kabine Toplantısı’nda hem de parti içi değerlendirmelerde gündeme alındı. AK Parti içinde görüş ayrılığı Yeni düzenlemeler sadece yurttaşlar arasında değil, parti içinde de farklı görüşlerin ortaya çıkmasına neden oldu. Bazı isimler cezaların fazla yüksek olduğunu savunarak yurttaşların ödeme güçlüğüne dikkat çekerken, diğerleri trafik güvenliği için caydırıcılığın korunması gerektiğini vurguluyor. Amaç: Hem caydırıcılık hem adalet dengesi Hazırlanacak yeni düzenlemede, trafik güvenliğini zayıflatmadan cezaların daha dengeli hale getirilmesi hedefleniyor. Yetkililer, hem kurallara uyumu sağlayacak hem de yurttaşlar üzerinde aşırı ekonomik yük oluşturmayacak bir model üzerinde çalışıldığını belirtiyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

“Her karışı savunacağız” mesajı! NATO’dan Türkiye için kritik açıklama Haber

“Her karışı savunacağız” mesajı! NATO’dan Türkiye için kritik açıklama

Türkiye’ye yönelen füzeler havada imha edildi Rutte, yaptığı açıklamada İran’dan Türkiye’ye yönelen üç balistik füzenin üç ayrı olayda havada etkisiz hale getirildiğini duyurdu. Bu gelişme, NATO’nun Türkiye’ye yönelik güvenlik taahhütlerinin sahada aktif şekilde uygulandığına dair önemli bir mesaj olarak değerlendirildi. “NATO topraklarının her karışını savunacağız” Rutte açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “32 müttefik olarak NATO topraklarının her bir karışını savunmak için elimizden geleni yapacağız. Türkiye’ye yönelen füzelerin düşürülmesi bunun açık bir göstergesidir.” Bu sözler, özellikle bölgedeki gerilimin arttığı bir dönemde ittifakın ortak savunma refleksine vurgu yaptı. Bağdat’ta kritik karar: Tahliye tamamlandı Milli Savunma Bakanlığı, Bağdat’ta NATO kapsamında görev yapan Türk askerlerinin tahliyesinin gerçekleştirildiğini duyurdu. Açıklamada, bölgedeki güvenlik risklerinin artması nedeniyle NATO Irak Misyonu çerçevesinde çekilme kararı alındığı belirtildi. ABD’den vatandaşlarına acil çağrı Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri, Irak’taki vatandaşlarına yönelik en yüksek seviyede uyarı yaptı. ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği, ülkede bulunan vatandaşlarına “derhal ayrılın” çağrısında bulunarak, Irak için “Seviye 4: Seyahat etmeyin” uyarısının geçerli olduğunu hatırlattı. Bölgede gerilim tırmanıyor Ortadoğu’da artan askeri hareketlilik ve karşılıklı saldırılar, Türkiye’nin güvenliği ve NATO’nun rolünü yeniden gündemin merkezine taşıdı. Uzmanlara göre, NATO’nun bu açıklaması yalnızca bir güvenlik mesajı değil; aynı zamanda olası daha büyük bir çatışma riskine karşı “caydırıcılık” hamlesi olarak da okunuyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Bahçeli’den İran sınırı uyarısı: Çok katmanlı hazırlık yapılmalı Haber

Bahçeli’den İran sınırı uyarısı: Çok katmanlı hazırlık yapılmalı

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, belediye başkanlarının katılımıyla düzenlenen iftar programında yaptığı konuşmada bölgesel gelişmelere ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. ABD, İsrail ve İran arasında devam eden savaşın bölgeyi daha geniş bir istikrarsızlık alanına sürükleyebileceğini belirten Bahçeli, Türkiye’nin özellikle İran sınırına yönelik güvenlik tedbirlerini artırması gerektiğini vurguladı. Ortadoğu’daki krizlerin birbirinden kopuk olmadığını söyledi Bahçeli konuşmasında Gazze’den İran’a kadar uzanan krizlerin tek tek değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Lübnan, Suriye, Irak ve İran hattında yaşanan gelişmelerin daha geniş bir jeopolitik hesaplaşmanın parçası olduğunu belirten Bahçeli, küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiğini söyledi. Bahçeli’ye göre Avrasya’dan Ortadoğu’ya uzanan geniş coğrafyada enerji hatları, ticaret koridorları ve nüfuz alanları üzerinden yeni bir güç mücadelesi yürütülüyor. Ortadoğu’da çatışmanın yeni bir aşamaya geçtiğini belirtti Bahçeli, bölgede uzun yıllar vekâlet savaşları üzerinden yürüyen mücadelenin artık daha doğrudan bir çatışma evresine girdiğini söyledi. Gazze’de başlayan gerilimin Lübnan, Suriye ve Irak üzerinden İran’a kadar uzanan bir etki yarattığını ifade etti. Bu durumun yalnızca askeri hedeflerin değil, devletlerin caydırıcılık kapasitesinin ve bölgesel nüfuz alanlarının da test edildiği bir süreç olduğunu vurguladı. İran’da yaşanabilecek çözülmenin bölgeyi etkileyebileceğini söyledi Bahçeli konuşmasında İran’da yaşanabilecek olası bir zayıflamanın yalnızca iç politika meselesi olmayacağını ifade etti. Böyle bir durumun düzensiz göç hareketleri, kaçak ekonomi ağları ve silahlı grupların yayılması gibi sonuçlar doğurabileceğini belirtti. Bahçeli, Suriye krizinin Türkiye’ye ağır bedeller ödettiğini hatırlatarak benzer risklerin İran merkezli gelişmelerde de ortaya çıkabileceğini söyledi. “Sınır güvenliği en üst düzeyde tahkim edilmelidir” Türkiye’nin bu süreçte güçlü bir devlet refleksi göstermesi gerektiğini vurgulayan Bahçeli, İran sınırına özel olarak dikkat çekti. Bahçeli, “Her şeyden önce sınır güvenliği en üst düzeyde tahkim edilmelidir. İran hattında doğabilecek her ihtimal için çok katmanlı bir hazırlık yapılmalıdır” ifadelerini kullandı. Bahçeli ayrıca muhtemel göç hareketleri, kaçakçılık faaliyetleri ve terör sızmaları gibi risklerin aynı güvenlik perspektifi içinde ele alınması gerektiğini söyledi. Avrupa ile koordinasyon çağrısı yaptı Bahçeli konuşmasında Avrupa Birliği ile erken koordinasyon kurulması gerektiğini de ifade etti. Suriye krizinde Avrupa’nın hazırlıksız yakalandığını ve yükün büyük bölümünü Türkiye’nin taşıdığını hatırlatan Bahçeli, yeni bir bölgesel kriz durumunda aynı tablonun yaşanmaması gerektiğini belirtti. Türkiye’nin yalnız yük taşıyan bir sınır ülkesi değil, kriz yönetiminde merkezi bir aktör olması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin jeopolitik rolüne dikkat çekti Bahçeli konuşmasının sonunda Türkiye’nin jeopolitik önemine değinerek küresel rekabette ticaret koridorları ve enerji hatlarının belirleyici hale geldiğini ifade etti. Türkiye’nin Avrasya’nın merkezinde yer alan stratejik bir ülke olduğunu söyleyen Bahçeli, bu konumun kriz dönemlerinde stratejik akıl ve güçlü devlet refleksi gerektirdiğini belirtti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Kuzey Kore’den Washington’a mesaj: Diyaloğa açık, Seul’e kapılar kapalı Haber

Kuzey Kore’den Washington’a mesaj: Diyaloğa açık, Seul’e kapılar kapalı

Kim Jong-un, iktidardaki Kore İşçi Partisi kongresinde yaptığı konuşmada dış politikaya ilişkin sert ve çelişkili mesajlar verdi. Kuzey Kore lideri, Washington’a diyalog sinyali gönderirken Seul yönetimiyle temas ihtimalini bir kez daha dışladı. Washington’a koşullu diyalog mesajı Kim, ABD’nin Kuzey Kore’yi nükleer güç olarak tanıması ve “düşmanca politikalarını” geri çekmesi halinde iki ülke arasında ilişkilerin normalleşebileceğini söyledi. Devlet ajansı KCNA’nın aktardığı açıklamalarda Kim, ABD ile “iyi geçinmemek için bir neden olmadığını” ifade ederek müzakere kapısını tamamen kapatmadı. Uzmanlar bu mesajı, Pyongyang’ın diplomatik seçeneklerini açık tutma stratejisinin parçası olarak değerlendiriyor. Seul’e sert ret: “Hiçbir işimiz yok” Kuzey Kore lideri, Güney Kore’yi “en düşmanca varlık” olarak tanımlayarak iki ülke arasındaki diyaloğun gündemlerinde olmadığını vurguladı. Kim, Seul’ün artık “aynı ulusun parçası” olarak görülmediğini ifade ederken güvenliğin tehdit edilmesi halinde Güney Kore’ye karşı askeri güç kullanabileceklerini öne sürdü. Bu söylem, son yıllarda Koreler arası ilişkilerde artan gerilimin sürdüğüne işaret ediyor. Nükleer ve askeri kapasiteyi büyütme çağrısı Kim konuşmasında, nükleer silahlı ordunun güçlendirilmesi gerektiğini belirterek denizaltından fırlatılabilen kıtalararası balistik füzeler, kısa menzilli taktik nükleer silahlar ve Güney Kore’yi hedef alan topçu sistemleri üzerinde çalışılması talimatı verdi. Pyongyang yönetiminin bu adımlarının, bölgesel caydırıcılık stratejisinin merkezinde yer aldığı değerlendiriliyor. Rusya ve Çin dengesi, ABD ile temas ihtimali Kuzey Kore’nin son dönemde Moskova ve Pekin ile ilişkilerini derinleştirdiği, özellikle Rusya’ya askeri destek karşılığında teknoloji ve ekonomik yardım beklentisi içinde olduğu belirtiliyor. Bununla birlikte ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin ziyareti sırasında Kim ile olası bir görüşme ihtimaline dair spekülasyonlar da artmış durumda. Analistler, Pyongyang’ın hem askeri güç gösterisi hem de diplomatik manevra alanını genişletmeye çalıştığını ifade ediyor. Diplomasi hâlâ belirsiz Kuzey Kore, nükleer programın sınırlandırılmasına yönelik çağrıları reddetmeyi sürdürürken 2019’daki başarısız ABD-Kuzey Kore zirvesinden sonra kesilen diplomatik sürecin yeniden başlayıp başlamayacağı belirsizliğini koruyor. Kim, ülkesinin hem barışçıl birlikte yaşama hem de kalıcı çatışma senaryolarına hazır olduğunu söyleyerek kararın Washington’ın tutumuna bağlı olduğunu vurguladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Suça sürüklenen çocuklar için kritik adım! Yeni yasa yolda Haber

Suça sürüklenen çocuklar için kritik adım! Yeni yasa yolda

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, suça sürüklenen çocuklara yönelik hazırlanan yasa taslağının siyasi partiler arasında değerlendirildiğini ve belirli bir mutabakata varıldığını duyurdu. Tunç, çocukları suça iten nedenlerin kapsamlı biçimde araştırılması ve elde edilecek sonuçlara göre kanun değişikliğine gidilmesinin planlandığını belirtti. Taslak Meclis sürecine hazırlanıyor Bakan Tunç, Mattia Ahmet Minguzzi’nin ailesini ziyaretinin ardından yaptığı açıklamada, Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan taslağın Meclis grubunda ele alındığını söyledi. Komisyon çalışmalarının sürdüğünü ifade eden Tunç, düzenlemelerin tamamlanmasının ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yasal değişikliğin gündeme geleceğini dile getirdi. Hakimlere dosya bazlı takdir yetkisi Taslakta, özellikle kasten öldürme gibi ağır suçlarda çocuğun suçu işleme biçimi, geçmiş suç kaydı ve eğilimi gibi unsurların dikkate alınarak hakimlere daha geniş bir takdir hakkı tanınmasının öngörüldüğü aktarıldı. Mevcut düzenlemelerin Türk Ceza Kanunu’nun 31’inci maddesinde yer aldığını hatırlatan Tunç, gelinen noktada caydırıcılığı artıracak adımlara ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. “Çocukları suça iten nedenler araştırılacak” Tunç, yapılacak çalışmalarda yalnızca cezai boyutun değil, çocukları suça sürükleyen sosyal ve çevresel faktörlerin de inceleneceğini vurguladı. Bu kapsamlı soruşturmanın ardından ortaya çıkacak verilerin yasa değişikliğine temel oluşturmasının hedeflendiğini belirtti. Tehdit soruşturmasında dört kişiye ceza Bakan Tunç, Ahmet Minguzzi’nin ailesine yönelik sosyal medya tehditlerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında dört kişinin ceza aldığını açıkladı. Çocukların korunması konusundaki hassasiyetin yüksek olduğunu dile getiren Tunç, evladını kaybeden ailelerin yaşadığı acının farkında olduklarını ve süreci yakından takip ettiklerini söyledi. “Gerekli düzenlemeler gündeme gelecek” Türkiye’de çocukların korunmasına yönelik yasal çerçevenin 2005 yılında yürürlüğe girdiğini hatırlatan Tunç, anayasal ve yasal düzenlemelerin uygulamaya tam olarak yansıması için çalışmaların sürdüğünü belirtti. Komisyon raporlarının tamamlanmasının ardından gerekli yasal düzenlemelerin Meclis gündemine taşınacağı ifade edildi. Planlanan değişiklikler, çocuk adalet sistemi ile caydırıcılık arasındaki dengeye ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirirken, Türkiye toplumunda hem çocukların korunması hem de suçla mücadele konusunda nasıl bir yol izleneceği merakla bekleniyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

1 Ocak’ta resmen başlıyor: Uçakta bir sigaranın bedeli 24 bin TL Haber

1 Ocak’ta resmen başlıyor: Uçakta bir sigaranın bedeli 24 bin TL

2026’ya sayılı günler kala sivil havacılık alanında uygulanacak yeni ceza tarifesi yürürlüğe giriyor. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) tarafından hazırlanan ve Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğle, 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu kapsamındaki ihlaller için öngörülen para cezaları yeniden değerleme oranına göre artırıldı. Yeni yılda cezalar yüzde 25,49 arttı 1 Ocak 2026 itibarıyla yürürlüğe girecek düzenlemede yeniden değerleme oranı yüzde 25,49 olarak uygulandı. Böylece hem yolcular hem pilotlar hem de havaalanı kullanıcıları için caydırıcılığı yüksek yeni yaptırımlar devreye alındı. Uçakta sigara içene 24 bin 681 TL ceza Uçak içinde sigara veya duman çıkaran cihaz kullanan yolculara 24 bin 681 TL idari para cezası uygulanacak. Aynı tutar; kabin ekibinin uyarılarına rağmen elektronik cihazları kapatmamak, kemer takmamak, yerini terk etmemek, baş üstü dolaplarını kapatmamak ya da kabin ekibiyle tartışmaya devam etmek gibi davranışlar için de geçerli olacak. Uçağa lazer tutmanın bedeli çok ağır Uçuş emniyetini riske atacak şekilde hava araçlarına lazer tutulması, uçak haberleşmesine müdahale edilmesi veya benzeri ihlallerde bulunanlara 164 bin 613 TL ceza kesilecek. Pilotların uçuş izni olmadan uçuş gerçekleştirmesi ya da uçuş emniyetini kasten riske atması da aynı tutarla cezalandırılacak. İHA uçuşları ve güvenlik ihlalleri de kapsama alındı İHA pilotları veya şahısların uçuş izni gerekliliklerine uymaması ya da yasak bölgelerde uçuş yapması halinde 98 bin 762 TL ceza uygulanacak. Güvenlik kontrol noktalarında aramaya direnenler ile yetkisiz alanlara girenler içinse cezalar 32 bin 911 TL’ye kadar çıkıyor. Amaç: Caydırıcılık ve uçuş güvenliği Yetkililer, yeni ceza tarifesinin temel amacının uçuş güvenliğini sağlamak ve yolcu ile personelin can güvenliğini riske atan davranışların önüne geçmek olduğunu vurguluyor. Yeni düzenlemeyle birlikte sivil havacılıkta “küçük ihlal” döneminin kapandığı mesajı veriliyor.

“Ege’yi füzelerle kapatacağız” çıkışına Ankara’dan yanıt Haber

“Ege’yi füzelerle kapatacağız” çıkışına Ankara’dan yanıt

MSB: Türkiye toplumuna yönelen her tehdit bertaraf edilir Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias’ın “Ege’yi seyyar füzelerle kapatacağız” sözlerine Ankara’dan net mesaj geldi. Milli Savunma Bakanlığı, Türkiye toplumuna yönelebilecek her türlü tehdidin “güç ve kararlılıkla” bertaraf edileceğini açıkladı. Gerilimi tırmandıran sözlere resmî yanıt geldi MSB Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, haftalık basın bilgilendirme toplantısında yaptığı açıklamada, Yunanistanlı yetkililerin uluslararası anlaşmalara aykırı ve gerilim artırıcı beyanlarının iki ülke ilişkilerine zarar verdiğini vurguladı. Aktürk, “Ege Denizi’nin barış ve istikrar bölgesi olması Türkiye’nin temel önceliğidir” diyerek Ankara’nın yapıcı duruşunu yineledi. “Ege denizi karadan kapatılamaz” vurgusu öne çıktı Dendias’ın “Ege’yi yüzlerce adaya dağıtılmış seyyar füzelerle kapatacağız” ifadesine dolaylı göndermede bulunan Aktürk, gerçeklerden kopuk ve hayalci açıklamaların sahadaki dengeleri değiştirmeyeceğinin altını çizdi. Aktürk, Türkiye’nin kimseye tehdit olmadığını ancak ülkeye yönelen her kalkışmaya karşı hazır olduğunun altını çizdi. Türkiye, diyaloğa açık ama savunmada kararlı Açıklamalarda, Türkiye’nin komşuluk ilişkilerinde diyaloğu öncelediği, gerilimi tırmandırmak yerine kalıcı istikrarı savunduğu vurgulandı. Ancak Ankara’nın, Ege’de ya da başka bir bölgede güvenliği tehdit eden her adımı da yakından izlediği ve gerektiğinde karşılık verecek kapasiteye sahip olduğu ifade edildi. “Hedef alan girişimler sonuçsuz kalır” mesajı verildi MSB Sözcüsü, Türkiye’yi hedef alan her türlü girişimin geçmişte olduğu gibi bugün de sonuçsuz kalacağını belirterek, caydırıcılık mesajını açık biçimde dile getirdi. Açıklama, Ege’de tansiyonun yükseltilmesinin değil, ortak güvenliğin güçlendirilmesinin bölge halklarının yararına olduğu vurgusuyla tamamlandı

Ayhan Bilgen: Ukrayna feda edildi, Karadeniz savaş gölüne dönüşmemeli! Haber

Ayhan Bilgen: Ukrayna feda edildi, Karadeniz savaş gölüne dönüşmemeli!

Türkiye’nin savunma sanayisindeki hamlesi, caydırıcılık ve bağımsız dış politika için kritik Programda önce Türkiye’nin savunma sanayisindeki dönüşümünü değerlendiren Ayhan Bilgen, güçlü bir savunma kapasitesi olmadan ne bağımsız dış politikanın ne de gerçek anlamda barışın mümkün olmadığını vurguladı. Savunma kapasitesi ile barış arasındaki ilişkiyi, sıkça atıf yapılan bir sözle hatırlattı: Ayhan Bilgen: “İstiyorsan sulh, salah; hazır ol cenge. Kimse silahı kullanma iştiyakıyla hareket etmez ama savunma sanayiniz olmadan güvenliğinizi, barışınızı, caydırıcılığı ve bağımsız dış politikayı tesis etmek imkânsız.” Bilgen, Almanya ve Japonya örneği üzerinden “ekonomik güç–siyasi özneleşme” dengesizliğine dikkat çekerek, savunma alanındaki dışa bağımlılığın siyasi iradeyi sınırladığını söyledi: Ayhan Bilgen: “Ekonomik olarak çok güçlü olabilirsiniz ama savunma politikanız başka bir ülkeye angaje ise dünyadaki gücünüze denk bir özne olamıyorsunuz. Bağımlılığı ne kadar azaltırsanız, milli menfaatlerinizin gerektirdiği dış politikayı yapma özgüvenini o kadar hissedersiniz.” Türkiye’nin savunma sanayinde geldiği yerin, sadece teknik bir başarı değil, yarım asrı aşan bir mücadelenin sonucu olduğuna işaret etti; Nuri Killigil’den ASELSAN mühendislerine uzanan saldırı hatlarını hatırlatarak, “Bu ülkenin kendi silahını üretmesine dönük sistematik engelleme girişimleri”nden bahsetti: Ayhan Bilgen: “1949’da Nuri Killigil’in silah fabrikasının patlatılmasıyla verilen mesaj şuydu: ‘Kendi silah fabrikanızı kuramazsınız.’ 1950’lerden bugüne savunma sanayine emek veren herkes, Türkiye’nin geleceği ve güvenliği açısından çok kıymetli bir miras bıraktı.” NATO, Avrupa ve “kurgusal tehdit” tartışması: “Hiçbir ittifak sınırsız güvence değil” Bilgen, Ukrayna savaşıyla birlikte Avrupa’da derinleşen güvenlik tartışmalarına da değindi. NATO’nun tarihsel olarak Sovyet tehdidine karşı kurulduğunu hatırlattı, ancak bugün gelinen noktada Avrupalı aktörlerin hem Rusya’dan, hem de ABD’nin “güvence kapasitesinden” duyduğu tereddütlerin arttığını söyledi: Ayhan Bilgen: “Avrupa’da bugün şu tartışılıyor: Rusya tehdidine karşı Amerika bizi gerçekten koruyacak mı? Bu tehdidin kendisi de kurgusal olabilir, yani bizzat Amerika’nın Avrupa’yı kontrol altında tutmak için tercih ettiği bir strateji de olabilir. Gerçek tehdit de olabilir.” Bu tartışmanın, NATO içinde yeni arayışları, “Avrupa ordusu” gibi başlıkları ve Türkiye dahil bazı ülkelere yönelik yeni beklentileri beraberinde getirdiğini anlattı. Buradan hareketle kritik bir uyarıda bulundu: Ayhan Bilgen: “Hiçbir ittifak sonsuz ve sınırsız güvence değildir. Ne kadar öz gücünüz, ne kadar bağımsız savunma sanayiniz varsa; diğer alanlarda da o kadar caydırıcı olabilir, dostlarınıza güven verebilir ve uluslararası ilişkileri kendi gücünüz doğrultusunda şekillendirebilirsiniz.” Bilgen’e göre Türkiye’nin savunma kapasitesindeki artış, sadece kendi sınırlarını koruma meselesi değil, aynı zamanda Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e uzanan geniş coğrafyada daha saldırgan politikaları frenleyebilecek bir caydırıcılık aracı. Suriye, İsrail ve İran başlığında “Türkiye’yi çatışmaya çekme” riskine dikkat çekti Programda tartışılan başlıklardan biri de Suriye’deki denklemin, İsrail’in bölgesel planları ve İran’ın hamleleriyle iç içe geçmesi oldu. Ayhan Bilgen, SDG, Şam yönetimi, İran ve İsrail hattında yaşanan gelişmeleri okurken, önümüzdeki dönemde Irak merkezli yeni bir gerilim dalgasının Suriye’yi ve Türkiye’yi de etkileme riski taşıdığını dile getirdi. Irak seçim sonuçlarının, daha radikal Şii grupların temsil gücünü artırdığına dikkat çeken Bilgen, bunun hem ABD ve İsrail açısından yeni bir “güvenlik tehdidi” gerekçesi, hem de İran’a karşı muhtemel bir operasyonun zeminini oluşturabileceğini söyledi: Ayhan Bilgen: “Irak seçim sonuçları iki türlü risk içeriyor. Daha radikal Şii grupların ciddi oy artışı, İsrail ve Amerika için yeni bir tehdit algısı yaratacak. Ben, Suriye ile ilgili riski de besleyen ve muhtemel bir İran operasyonunun altyapısını oluşturacak bir Irak müdahalesinin gündeme gelebileceğini düşünüyorum; askeri müdahaleden bahsediyorum.” Bu tabloda Türkiye açısından en kritik noktalardan birinin, Suriye sahasında YPG üzerinden yürüyebilecek provokasyonlar olduğuna dikkat çekti: Ayhan Bilgen: “Türkiye’yi Suriye’de bir askeri operasyon ve çatışmanın içine çekmek arayışı, son derece ciddi bir provokasyon olacaktır. Önümüzdeki dönem İran’la ilgili muhtemel gelişmeler ve İsrail’in planları, bunu YPG içindeki bir ekibe de tercih ettirebilir.” Bilgen, bu nedenle Ankara’nın hem sahadaki gelişmelere hem de “Öcalan üzerinden yürütülen tartışmalara” soğukkanlı ve çok kanallı okuma ile yaklaşması gerektiğini belirtti; Öcalan’a atfedilen mesajların hem Türk kamuoyu hem de Kürt siyasetindeki yansımalarının, süreci zorlaştırma potansiyeli taşıdığı uyarısını yaptı. İran–İsrail gerilimi: “İran çatışma istemiyor ama daha sert cevap vermeye zorlanıyor” Programın ilerleyen bölümünde, stüdyo konuklarının büyük çoğunluğu gibi Bilgen de İsrail–İran hattında yeni bir çatışma ihtimalinin yüksek olduğunu ifade etti. İran’ın hem içeride hem dışarıda ciddi manevra kabiliyeti olan bir devlet olduğunu, buna rağmen son saldırılarla birlikte daha sert bir çizgiye itilme riskinin büyüdüğünü anlattı: Ayhan Bilgen: “İran devletinin manevra kabiliyetinin yüksek olduğunu düşünenlerdenim. Uzun süre Avrupa ile nükleer müzakereleri bilinçli biçimde sürdürdüler; sanki taviz veriyorlarmış gibi yaparak zaman kazandılar. Ama bugün, içeride daha kapsayıcı bir siyaset güçlenirken dışarıda daha aktif ve sert cevap verme eğilimi de güçlenecek gibi görünüyor.” İran’da bir yanda “dışarıdaki hareketleri destekleyerek ülkeyi ekonomik olarak zayıf bırakıyoruz” diyenler, diğer yanda “uzlaştık da ne oldu, Atom Enerjisi Kurumu’yla işbirliği yaptık, adresleri onlar verdi” diyenlerin bulunduğunu hatırlatan Bilgen, dış saldırıların rejimi zayıflatmak yerine içeride ulusal refleksi güçlendirdiğini vurguladı: Ayhan Bilgen: “İran’ın çatışmadan yana menfaat gördüğünü düşünmüyorum. Ama çatışmanın kaçınılmazlığı durumunda artık çıtayı aşağıda tutan bir savunma refleksi, toplumun beklentisi açısından yönetilebilir değil. Daha sert, daha ileri düzeyde cevap vermek zorunda kalacakları bir duruma doğru gittiklerinin herkes farkında.” Bu durumun dış müdahalelerle içeride “ayaklanma” hedefleyen senaryoları boşa çıkardığını söyleyen Bilgen, “Her saldırı, rejime karşı olan muhalifleri bile İran’ı savunmaya, İran’ı İsrail ve Amerika’ya karşı korumaya itiyor.” değerlendirmesini yaptı. “Ukrayna kazanmak için değil, barışamadığı için savaşan bir ülke” Programın odak sorusu olan “Ukrayna savaşı Karadeniz’e yayılır mı?” başlığında ise Ayhan Bilgen, Ukrayna’nın artık klasik anlamda “zafer” hedefiyle savaşmadığını, barış ilan edemediği için savaşmaya devam eden bir ülkeye dönüştüğünü söyledi. Ukrayna’nın ağır bir stratejik yanlışın kurbanı olduğunu vurguladı: Ayhan Bilgen: “Artık Ukrayna’nın kazanmak için savaştığı bir noktada olduğunu düşünmüyorum. Barışamadığı için savaşan bir Ukrayna var. Toprakları işgal edilmiş bir ülkenin barışı, toplumu ikna ederek kabul ettirmesi son derece zor.” Ona göre Ukrayna’nın en baştan itibaren güç dengelerini hesaba katmayan, Batı’dan gelecek desteğe fazlasıyla bel bağlayan bir hataya sürüklendiğini söylemek gerekiyor: Ayhan Bilgen: “Ukrayna feda edildi, kurban edildi. Güç dengesi açısından kabul edilemez, sonuç alma ihtimali olmayan bir yere sürüklendi. Çok büyük bedeller ödedi; göç, kayıplar, tarumar olmuş bir ülke.” Bilgen, bunun bir yanının da Batı’nın izlediği politika olduğunun altını çizdi: Ayhan Bilgen: “Bu sürecin en önemli sebeplerinden biri Batı’nın kışkırtma stratejisiyse, diğeri de Zelenski’nin siyasi ferasetten, akıldan, gerçeklikten uzak yol haritasıydı.” İngiltere’nin rolü ve “Karadeniz’i savaş gölüne çevirme” tehlikesi Ayhan Bilgen, Birleşik Krallık’ın savaşın seyrindeki rolüne dair soruyu yanıtlarken, Londra’nın başından beri ABD’den bile daha “iştahlı” bir çizgi izlediğini söyledi: Ayhan Bilgen: “Başından beri çok açık biçimde İngiltere, bazı Avrupa ülkelerinden de daha iştahlı, daha istekli biçimde bu yol haritasını uygulamaya çalışıyor.” Ukrayna açısından “gerçekçi bir başarı ihtimali” bulunmadığını vurgulayan Bilgen, bunun Karadeniz’i de içine çekme riskine işaret etti. Ona göre, bugün gelinen noktada asıl odaklanılması gereken nokta, Karadeniz’in bir çatışma havzasına dönüşmesini engellemek: Ayhan Bilgen: “Karadeniz’in bir savaş gölüne dönüşmemesi, Türkiye’nin de diğer bütün kıyıdaş ülkelerin de çıkarıdır. Asıl korunması gereken, güvenceye alınması gereken alan burası. Herkesin bu başlığa odaklanması gerekiyor.” Bilgen, Ukrayna’nın sahada kaybettiklerinin diplomasi masasındaki olası bir “denge barışına” nasıl çevrileceğinin, Rusya’ya ne tür tavizler verilerek ama aynı zamanda hangi geri adımların “zafer gibi paketleneceğinin” önümüzdeki dönemin temel tartışması olacağını düşünüyor: Ayhan Bilgen: “Rusya’ya, kontrol ettiği toprakların bir kısmını bırakmış gibi göstererek, Ukrayna’ya da ‘kaybetmedim’ dedirtecek bir denge aranıyor. Amerika–Çin ilişkileri açısından Rusya’ya bir miktar ‘rüşvet’ verileceğini, Ukrayna’nın ise bu tabloda feda edildiğini düşünüyorum.” Türkiye için dersler ve Karadeniz ekseninde yeni denge arayışı Ayhan Bilgen’in analizleri, Türkiye’nin hem savunma sanayinde hem de dış politikada önündeki yol ayrımlarına dair güçlü mesajlar içeriyor. Ona göre: Savunma sanayinde dışa bağımlılığı azaltmak, yalnızca savaş kapasitesi değil, barışı kurma ve “hayır” diyebilme gücü demek. NATO ve Batı ittifakı, hiçbir ülke için mutlak güvence değil; ittifaklar, öz gücü olan aktörler için anlamlı. Suriye, Irak, İran ve İsrail hattında yaşanacak olası bir yeni büyük çatışma, YPG üzerinden Türkiye’yi de sahaya çekmek isteyen provokasyonlarla iç içe ilerleyebilir. Ukrayna savaşının Karadeniz’e yayılması, sadece Ukrayna–Rusya meselesi değil; İngiltere’den ABD’ye, NATO’dan Çin’e uzanan geniş bir jeopolitik satranç tahtasının riski. Bu nedenle Bilgen, Türkiye’nin hem savunma kapasitesini artırırken hem de Karadeniz’deki statükoyu koruyan, çatışmayı sınırlayan ve diplomatik kanalları açık tutan bir çizgiye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu vurguluyor: Ayhan Bilgen: “Kendi savunma sanayinize güvenmeden, sadece Batı’dan alacağınız silaha, paraya güvenerek başka bir ülkeyle savaşmayı tercih etmemek gerektiğine dair bu süreç ciddi bir ders içeriyor. Karadeniz’i savaş gölüne çevirmemek, herkesin ortak sorumluluğu.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.