SON DAKİKA

#Cezaevi

HABER DEĞER - Cezaevi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Cezaevi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

BirGün Muhabiri İsmail Arı Eski RTÜK Başkanı’nın şikayetiyle gözaltına alındı Haber

BirGün Muhabiri İsmail Arı Eski RTÜK Başkanı’nın şikayetiyle gözaltına alındı

Gazeteci ve BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı hakkında eski Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin’in şikayeti üzerine hukuki süreç başlatıldı. Arı’ya "kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret" ve "halkı yanıltıcı bilgiyi yayma" suçlamalarının yöneltildiği bildirildi. ifade vermeye gittiği emniyette gözaltı kararı tebliğ edildi Edinilen bilgilere göre Arı, bugün saat 15.30’da ifade işlemleri için Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü'ne davet edildi. Belirtilen saatte emniyet binasına giden muhabire, hakkında verilen gözaltı kararı burada tebliğ edildi. Gözaltına alınan gazeteci İsmail Arı’nın geceyi emniyette geçireceği ve yarın ifadesi alınmak üzere savcılığa sevk edileceği aktarıldı. Daha önce 75 gün cezaevinde kalmıştı Kamu kurumlarındaki usulsüzlük ve yolsuzluk haberleriyle tanınan İsmail Arı, 21 Mart 2026 Cumartesi gecesi eşinin ailesini ziyaret ettiği Tokat’ta, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında gözaltına alınmıştı. "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" iddiasıyla tutuklanan Arı, 75 gün boyunca Sincan Cezaevi’nde kalmıştı. 5 Haziran 2026 Cuma günü Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen ilk duruşmada, savcılığın tutukluluğun devamı yönündeki talebine rağmen mahkeme heyeti Arı'nın herhangi bir adli kontrol şartı olmaksızın tahliyesine karar vermişti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Kozinoğlu soruşturmasında tutuklu Gazeteci: "Çekmediğim bir görüntüden sorumlu tutuldum" Haber

Kozinoğlu soruşturmasında tutuklu Gazeteci: "Çekmediğim bir görüntüden sorumlu tutuldum"

"Haksız ve hukuksuz bir muameleye maruz kaldım" Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun 2011 yılında Silivri Cezaevi’nde yaşamını yitirmesine yönelik yeniden başlatılan soruşturma kapsamında tutuklanan gazeteci Selahattin Günday, cezaevinden kamuoyuna seslendi. Yaşadığı sürece tepki gösteren Günday, özgürlüğünün haksız yere kısıtlandığını belirterek şu ifadeleri kullandı: "Herkese selam, Sizlere cezaevini şirin gösterecek cümleler kurmayacağım. 13 gün önce özgürlüğüm elimden alındı. Haksız, hukuksuz hatta anlam veremediğim düşmanca muameleye maruz kaldım. Çekmediğim bir görüntüden sorumlu tutuldum. Üstelik o tarihte 'çekenler' için bile 'suç' değilken." "İkinci kez tutuklandım, asla geri adım atmam" Avukatlarının ilk tutuklama kararına yaptığı itiraz değerlendirme aşamasındayken hakkında bu kez "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" iddiasıyla ikinci bir tutuklama kararı çıkarıldığını hatırlatan Günday, yaşanan hukuki sürece tepki gösterdi. Meslek hayatı boyunca ilkelerden ödün vermediğini vurgulayan Günday, savunmasında şunları kaydetti: "Hukukun h'sinin olmadığı, zaman aşımına uğrayan isnatlardan tahliyem kaçınılmazdı. Ancak yine düşmanca bir tavır takınıldı. İtiraz dilekçemizin verilmesinden 'birkaç saat sonra' bu kez suç örgütü kurmaktan 2. kez tutuklandım. Beni tanıyan bilir, haklıysam hakkımı sonuna kadar arar, asla geri adım atmam. Hem şahsım hem de mesleğimin namusu adına yaparım bunu. Ve haklıyım! Ben gazeteciyim, ne bir suçun faili ne de suç örgütü yöneticisiyim." Açıklamasının devamında meslektaşlarının ve ailesinin desteğiyle bu süreci geride bırakacağına olan inancını dile getiren Günday, 2011 yılında Kaşif Kozinoğlu'nun avukatına mikrofon uzatırken dönemin kudretli savcılarından korkmadığı gibi bugün de korkmadığını ifade ederek, Hayatım boyunca meslek ilkelerine halel getirmemek için çaba sarfettim. İmza attığım tüm haberlerin arkasındayım. Biliyorum bugünler de biter, geçer gider. Neler geçmedi ki... Arkamda dağ gibi eşim, omuz omuza yürüdüğüm gazeteci büyüklerim ve dostlarım var. Bu hukuksuz uygulamalar elbet bir gün son bulacak. Hakkım bana namuslu, dürüst hukuk adamları tarafından iade edilecek. O güne kadar kalbimin sizlerle attığını bilin. Çünkü her gün sizin desteğinizi hissediyor ve bundan güç buluyorum. Ve yine bilin ki korkmuyorum. 2011 senesinde Kaşif Kozinoğlu’nun avukatına mikrofon uzatırken, dönemin kudretli savcılarından korkmadığım gibi... Haklı olan neden korksun ki? Ben tarihte hep haklı olarak anılmak için kalem tuttum, bunu cezaevinde de sürdürüyorum. diyerek sözlerini tamamladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Bahçeli'den İmralı açıklaması: "250 metrekarelik bir konut yapıldı" Haber

Bahçeli'den İmralı açıklaması: "250 metrekarelik bir konut yapıldı"

"Villa Diye Bir Şey Yok, 250 Metrekarelik Konut Yapıldı" MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gazeteci Nagehan Alçı'nın aktardığı ve kamuoyunda tartışma yaratan İmralı Adası'ndaki yeni yapı iddialarına açıklık getirdi. Alçı, 11 Eylül'deki görüşmesinin ardından İmralı'da PKK lideri Abdullah Öcalan için bahçeli bir ev inşa edildiğini ancak Öcalan'ın "statü" talebiyle buraya geçmediğini öne sürmüştü Tartışmalara noktayı koyan Bahçeli, söz konusu yapının bir villa olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı: "Geçenlerde gazeteci Nagehan Alçı geldi. Hanımefendinin aktardıklarından 'villa' yorumu çıkardılar. Villa diye bir şey yok. 250 metrekarelik bir konut yapıldı. Zaten bu konut cezaevi yerleşkesi içerisindedir. 4 tarafı suyla çevrili bir ada. Abdullah Öcalan, zaten 26 yıldır cezaevinde. Yaşı ilerlemiş durumda. Bu süreçte örgütü feshetmesi önemli. " "Örgütü Feshetmesi Önemli, Görüşmelerini Yapsın Diye Yapıldı" Abdullah Öcalan'ın 26 yıldır cezaevinde bulunduğunu ve yaşının ilerlediğini vurgulayan Bahçeli, örgütün feshedilmesi sürecinin önemine dikkat çekti. Bahçeli, inşa edilen konutun amacını şu sözlerle aktardı: "2025'teki açıklamasıyla Şubat 2026'daki açıklamasının birbirinden farksız ve örgütün ortadan kalkması noktasında bu sürecin arkasında olması kıymetli. O arada bir konut yapıldı. Orada görüşmelerini yapsın, vereceği mesajlarını aktarsın diye bir konut yapıldı. Yeri geldiğinde gazetecilerle de görüşsün. Bu imkanlar sağlanmalı, sağlanacaktır." Öte yandan Bahçeli, süreç kapsamında daha önce gündeme getirdiği "Barış süreci siyasallaşma koordinatörlüğü" önerisinin de geçerliliğini koruduğunu belirtti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

12 Eylül’ün Sanat Dünyasındaki İzleri Haber

12 Eylül’ün Sanat Dünyasındaki İzleri

Millî Güvenlik Konseyi'nin yönetime el koymasıyla birlikte, ülkedeki tüm özgür düşünce mecraları denetim altına alındı. Darbenin ilk hedef aldığı kesimlerden biri olan sanatçılar, yazarlar, sinemacılar ve müzisyenler; hapis cezaları, sürgünler, kitap yakma eylemleri ve kapsamlı sansür mekanizmalarıyla karşı karşıya kaldı. Basın ve Yayın Dünyasına Yönelik Baskılar Darbe döneminde basın özgürlüğü büyük ölçüde kısıtlandı. Cumhuriyet başta olmak üzere dönemin önde gelen gazeteleri yüzlerce dava ile karşılaştı ve yayınları geçici sürelerle durduruldu. Binlerce gazeteci hakkında hapis cezaları istendi. Basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasal düzenlemelerin yanı sıra, imha edilmek üzere depolanan gazete, dergi ve kitapların ağırlığı resmi rakamlara göre 39 tonu buldu. Birçok eser daha okunmadan sobalarda ve açık arazilerde yakıldı. Bu sürecin en acı örneklerinden biri, Onur Yayınları sahibi İlhan Erdost’un 8 Kasım 1980’de gözaltına alındıktan sonra Mamak Cezaevi’ne nakledilirken hayatını kaybetmesi oldu. Yazar Muzaffer Erdost, kardeşinin ölümünün ardından onun adını kendi adıyla birleştirerek "Muzaffer İlhan Erdost" olarak yazmaya devam etti. Sinemada Sansür ve Yasaklar Darbe yönetimi sinema sektörünü de sıkı bir denetim mekanizmasına tabi tuttu. Dönemde toplam 937 film yasaklandı. Erden Kıral’ın yönettiği, Adana Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından yasaklanan Bereketli Topraklar Üzerinde filminin nüshalarının imha edildiği iddia edildi. Doğu bölgesindeki yoksulluğu konu alan Hakkâri’de Bir Mevsim filmi de uzun süre yasaklı kalan yapımlar arasında yer aldı; film uluslararası festivallerde ödüller alsa da gösterimi engellerle karşılaştı. Müzik Dünyası ve Sürgünler Müzik alanı da 12 Eylül rejiminin baskılarından doğrudan etkilendi. TRT repertuvarından yüzlerce şarkı çıkarıldı; Ruhi Su, Selda Bağcan ve Zülfü Livaneli gibi isimlerin eserleri yasaklı listelerine eklendi. Konser izinleri iptal edilen, pasaportlarına el konulan ve yargılanan sanatçılardan Selda Bağcan uzun yıllar yurt dışına çıkamadı, çeşitli davalardan yargılandı ve konser vermesi yasaklandı. Darbe sırasında bir konser için Almanya'da bulunan Cem Karaca, hakkında açılan davalar ve Interpol kararları nedeniyle uzun yıllar yurda dönemedi ve vatandaşlıktan çıkarıldı. Melike Demirağ, Şanar Yurdatapan gibi isimler de ülkeyi terk etmek zorunda kalan sanatçılar arasında yer aldı. Yeni Türkü'nün Buğdayın Türküsü albümü piyasadan çekildi. Bunun yanı sıra, dönemin idari kararları doğrultusunda sanatçıların kimlik hakları ve ifade biçimleri de baskı gördü. Sanatçı Bülent Ersoy’a sahne yasağı getirildi ve hukuki süreçler sonucunda dönemin mahkemeleri ve idari kurumları tarafından cinsiyet kimliğine yönelik kısıtlamalar uygulandı. Kürtçe dilinin kamusal alanda ve eğitimde kullanımı yasaklandı; bu yasaklar daha sonraki yıllarda kaldırılsa da dönemin kültürel hayatta açtığı tahribat kalıcı oldu. Barış Derneği Davası ve Aydınlar 1977 yılında kurulan Türkiye Barış Derneği, darbenin ardından kapatıldı ve yöneticileri ile kurucuları hakkında İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından dava açıldı. Mahkeme süreci yıllarca sürdü; Mahmut Dikerdem, Reha İsvan, Orhan Apaydın, Erdal Atabek, Ataol Behramoğlu, Ali Sirmen gibi çok sayıda aydın, yazar, hukukçu ve bilim insanı tutuklanarak uzun süre cezaevinde yargılandı. Dava, 1991 yılında sanıkların beraatıyla sonuçlandı. 12 Eylül rejimi, edebiyattan sinemaya, müzikten akademiye kadar geniş bir yelpazede yarattığı korku iklimi, otosansür ve yapısal dönüşümlerle Türkiye'nin kültürel hafızasında derin izler bıraktı. Sanatçılar ve aydınlar üzerindeki bu baskı ortamı, sonraki yıllarda da Türk sanat hayatının en çok tartışılan veirdilerini şekillendiren temel kırılma noktalarından biri olmayı sürdürdü. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

1980 Travması: 20. Yüzyılın En Büyük Anti-Sendikal Kuşatması DİSK Davası nedir? Haber

1980 Travması: 20. Yüzyılın En Büyük Anti-Sendikal Kuşatması DİSK Davası nedir?

"Şimdi Gülme Sırası Bizde" 12 Eylül 1980 sabahı beş generalin yönetime el koymasıyla birlikte meclis feshedilmiş, anayasa askıya alınmış ve siyasi partiler kapatılmıştı. Bu tablonun arkasında yatan en temel motivasyonlardan biri, sermaye sınıfının 1960’lardan itibaren giderek büyüyen ve güçlenen işçi sınıfı mücadelesine karşı duyduğu duyduğu öfkeydi. 15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişi, milyonların katıldığı 1 Mayıs kutlamaları, DGM Direnişi, Faşizme İhtar Eylemleri ve ardı arkası kesilmeyen grevler egemen güçleri ürkütmüştü. Darbe, bu yükselişi kırmak için biçilmiş bir kaftandı. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Başkanı Halit Narin'in darbe sonrasında sarf ettiği "20 yıl işçiler güldü, biz ağladık. Şimdi gülme sırası bizde" sözleri, cunta rejiminin sınıf karakterini ve darbenin asıl sahiplerini net biçimde özetliyordu. Nitekim TİSK’in 1982 genel kurulunda sıraladığı taleplerin tamamı askeri yönetim tarafından eksiksiz hayata geçirildi. Ücret artışlarının sınırlanması, emekli aylıklarının düşürülmesi, emekli yaşının yükseltilmesi, kıdem tazminatına tavan getirilmesi, haftalık ve genel tatillerde ücret ödenmemesi, grev ertelemelerinin kapsamının genişletilmesi ve hak grevinin rafa kaldırılması gibi talepler doğrudan 1982 Anayasası'na ve çalışma yaşamına yasal kılıf olarak geçirildi. Toplu pazarlık hakkı ortadan kaldırılarak zorunlu tahkim sistemi devreye sokuldu. İşkenceler ve İdam Talepleri Aziz Çelik’in tanımıyla 20. yüzyıl Türkiye’sinin en büyük anti-sendikal davası olan DİSK Davası, işçi sınıfının örgütlü iradesine vurulan en kapsamlı darbe girişimlerinden biriydi. DİSK'in faaliyetleri durduruldu, konfederasyona kayyımlar atandı, mal varlıklarına el konuldu ve yöneticileri gözaltına alınarak 100 günü aşan insanlık dışı işkencelerden geçirildi. Dönemin cunta yönetimi, aralarında DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk’ün de bulunduğu 51 yönetici dahil toplam 78 kişi hakkında idam cezası talep etti. Yaklaşık 1.500 sendikacı ve aktivistin yargılandığı, 11 yıl süren bu devasa davada konfederasyonu suçlayacak somut hiçbir şiddet eylemi veya yasadışı delil ortaya konulamadı; tamamen meşru ve yasal sendikal faaliyetler suç unsuru olarak gösterildi. Hücrelerden Yükselen Acılar DİSK Davası, aynı zamanda derin insani trajedilerin ve unutulmaz acıların sahnesiydi. DİSK Onur Kurulu üyesi ve Lastik-İş yöneticisi Osman Özkan, 14 Nisan 1982'deki duruşmasından bir gün önce 16 yaşındaki evladını kaybetti. Askeri rejim, bir babanın evladının cenazesine katılmasına izin vermedi. Kızının tabutu tutuklu bulunduğu Davutpaşa Cezaevi'nin önüne getirildi; Osman Özkan evladını son kez cezaevinin demir parmaklıkları ve nizamiyesinden görebildi. Bu derin acıyı ömrü boyunca unutmayan Özkan, yıllar sonra mahkemede yaptığı tarihi savunmada dönemin savcısına seslenerek "Asla affetmeyeceğim" dedi. Bugün Osman Özkan DİSK tarihinde onurla anılırken, o zulmün faili savcının adını ise kimse hatırlamamaktadır; hafızanın adaleti, zalimleri unuttursa da direnenleri tarihe kazıdı. Enternasyonal Dayanışma ve Uluslararası Ağlar Davasının en kritik ve nefes aldırıcı yönlerinden biri de uluslararası alanda örülen dayanışma ağları oldu. Maden-İş avukatlığı ve DİSK Hukuk İşleri Dairesi Müdürlüğü görevlerini yürütürken 12 Eylül sonrası yurt dışına çıkmak zorunda kalan Yücel Top, Aralık 1981’de DİSK Avrupa Temsilciliği’ne atandı. Hasan Tahsin Benli ile yaptığı "Günlerin Bugün Getirdiği" adlı nehir söyleşi kitabında da yer alan anılarında aktardığı üzere Top; Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) başta olmak üzere uluslararası kurumlar nezdinde yoğun bir diplomasi yürüttü. Tutuklu yöneticilerin serbest bırakılması için kampanyalar örgütlendi, diğer ülkelerdeki sendikalardan destek alındı ve cezaevindeki sendikacıların ailelerine maddi yardım kanalları oluşturuldu. 11 Yılın Sonunda Gelen Beraat 11 yıl boyunca süren hukuk savaşının ardından, Askeri Yargıtay 3. Dairesi 16 Temmuz 1991 tarihinde tarihi bir karara imza attı. Yargılamaya dayanak yapılan Türk Ceza Kanunu’nun 141 ve 142. maddelerinin kaldırılmış olması gerekçe gösterilerek, DİSK yöneticileri hakkında beraat kararı verildi. Şiddete bulaşmamış, tamamen meşru hak arama mücadelesi olan sendikal faaliyetler aklanmış oldu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Özel’den Öcalan’ın mesajına yanıt: “Demokrasinin yolunu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer" Haber

Özel’den Öcalan’ın mesajına yanıt: “Demokrasinin yolunu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer"

'Terörsüz Türkiye' süreci kapsamında Çerçeve Yasa'nın Meclis'te kabul edilmesiyle birlikte siyaset kulisleri hareketlenirken, DEM Parti heyetinin İmralı'ya gerçekleştirdiği ziyarete ilişkin detaylar kamuoyuna yansıdı. Görüşme notlarında yer alan bilgilere göre Abdullah Öcalan, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’e özel bir selam göndererek "Hukuk ve demokrasi kanalını açmak herkes için, hele sizin için son şanstır demelisiniz. Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer" ifadelerini kullandı. Öcalan ayrıca, Meclis İzleme Kurulu'nda YENİ Parti'den bir yetkilinin bulunmasını istedikini ve bu kurulu özellikle YENİ Parti için dayattığını belirtti. “Meseleyi radarıma almadım” Öcalan’ın kendisine selam gönderdiği ve yol haritası çizdiği iddialarına ilişkin ilk kez konuşan Özgür Özel, İmralı heyeti ve hükümet cephesinden kendilerine hiçbir bilgilendirme yapılmadığını vurguladı. Özel, "DEM Parti'nin İmralı heyeti daha önce partileri ziyaret ediyordu, bu sefer 1 Ağustos görüşmesi sonrası birkaç partiyi ziyaret etti. Bizden bir randevu istemediler ve bana böyle bir şeyden bahsetmediler. O yüzden meseleyi radarıma almadım" dedi. “Demokrasinin yolunu TBMM’den geçiririm” Demokrasi mücadelesinin cezaevi adresli olamayacağının altını çizen Özel, İmralı'dan gelen mesaja karşı duruşunu şu sözlerle netleştirdi: "Genel olarak ben demokrasinin yolunu cezaevlerinden, şehirlerden değil; TBMM’den geçiririm. Şu cezaevinden geçmez, buradan geçer değil; eğer demokratik bir cumhuriyet olacaksak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden, sandıktan geçer." haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Özgürlük ve Adalet Mücadelesinin Sembol İsmi: Zehra Nurulhak Kaya Kimdir? Haber

Özgürlük ve Adalet Mücadelesinin Sembol İsmi: Zehra Nurulhak Kaya Kimdir?

Annesi Hüda Kaya ve kız kardeşleriyle birlikte henüz lise yıllarında haksız ve ağır yargılamalara maruz kalan Nurulhak, genç yaşını cezaevi koridorlarında ve zindan hücrelerinde göğüslediği ağır bedellerle geçirdi. Özgürlük, insan hakları ve inanç özgürlüğü mücadelesinden bir an olsun taviz vermeyen Nurulhak, yaşamı boyunca vicdanın, onurun ve haysiyetli bir direnişin simgesi oldu. Sınıftan Zindanlara Uzanan Hukuksuzluk Süreci Türkiye'de 28 Şubat sürecinin en sert etkilerinin hissedildiği dönemde, Malatya İnönü Üniversitesi'nde ve liselerde başlatılan başörtüsü yasağına karşı halkın yürüttüğü haklı direnişe katılan Nurulhak, bir basın temsilcisi olarak da eylemleri yakından takip ediyor, yaşanan hak ihvallerini duyuruyordu. Nisan ayında başlayıp Mayıs ayına kadar aralıksız devam eden eylemlerde aktif rol alan Nurulhak ve ailesi hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkartıldı. 18 Mayıs 1999 tarihinde, Malatya İmam Hatip Lisesi'nde son sınıf öğrencisiyken ders sırasında okula gelen terörle mücadele ekipleri tarafından kelepçelenerek sınıflarından alındılar. Ertesi gün, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarının yapıldığı günlerde, özgürce yaşamak ve inançlarını savunmak isteyen üç kız kardeş polis eşliğinde emniyet ve adliye koridorlarında dolandırıldı, ağır ve psikolojik baskı içeren sorgulardan geçirildi. Çıkarıldıkları Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde (DGM), "Anayasal düzeni zorla değiştirip yerine şeriat devleti kurmaya kalkışmak" gibi akıl almaz suçlamalarla, anneleri Hüda Kaya ile birlikte idam talebiyle yargılandılar. Malatya Cezaevi'ne gönderilen Nurulhak ve ailesi, ilerleyen yıllarda Ağrı, Konya, Bandırma ve Bayrampaşa gibi farklı cezaevlerine sürgün edilerek mücadele hayatlarında ilk defa zindanlarda birbirlerinden ayrı düşürüldü. Cezaevi Yılları Yaşıtları üniversite sınavlarına hazırlanırken, genç yaşını cezaevlerinin soğuk ve kasvetli duvarları arasında geçiren Nurulhak; gitar çalan, gazeteci olmak isteyen, kitap okuyan ve yalnızca kendisi için değil bütün insanlık için adalet ve özgürlük talep eden aydınlık bir zihne sahipti. Çeşitli suçlularla aynı koğuşları paylaşmak zorunda bırakıldığı zorlu cezaevi koşullarında dahi inancından, estetik duyarlılığından ve mücadele azminden vazgeçmedi. Zindan günlerinde cezaevinde yolu kesişen çocukların bakımını üstlenecek kadar merhametli, hücredeyken bile yoldaşlarının en büyük desteği olacak kadar iradeliydi. Yargılamalar sonucunda verilen hapis cezalarının ardından, 24 Nisan 2004 tarihinde Bandırma Cezaevi'nden tahliye oldu. Cezaevinden çıktıktan sonra dahi hakikatten ve mazlumların yanında durmaktan geri adım atmadı. Bıraktığı Miras Cezaevinden çıktıktan kısa bir süre sonra, 6 Ağustos 2005 tarihinde Bandırma'da cezaevinde yattığı sahil ilçesinde, yoldan çıkan bir aracın devrilerek çarpması sonucu henüz 26 yaşında Hak'ın rahmetine kavuştu. Kaza anında yanında kardeşi İntisar, arkadaşı Gülay Tekeli ve İLK-DER Genel Başkanı Özden Sönmez bulunuyordu. Fatih Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Eyüp Sultan Mezarlığı'nda toprağa verilen Zehra Nurulhak'ın tabutuna, uğruna hapis yattığı başörtüsü ve hiç giyemediği gelinliğinin duvağı örtüldü. Genç yaşını zindanlarda tüketen, bir şairin dizelerinde olduğu gibi "sen ölmekten değil yaşayamamaktan kork dostum" bilinciyle yaşayan Nurulhak'ın el yazısıyla not defterinin ilk sayfasında yer alan satırlar, onun dünyaya bakışını özetliyordu: "Ve Azrail elma derse çık git ayaktan. Ardına hiç bakmadan." Ölüm yıl dönümünde; 28 Şubat zihniyetinin ve haksız hukuk sistemlerinin genç bir ömürden koparıp aldığı Zehra Nurulhak Kaya'yı; insan hakları, özgürlük ve adalet yolunda ödediği ağır bedellerle, bıraktığı inanç mirası ve tertemiz hatırasıyla saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.