SON DAKİKA

#Dargeçit

HABER DEĞER - Dargeçit haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dargeçit haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TRT seti Dargeçit’i karıştırdı: İsrail bayrağını gören yurttaşlar tepki gösterdi Haber

TRT seti Dargeçit’i karıştırdı: İsrail bayrağını gören yurttaşlar tepki gösterdi

Mardin’in Dargeçit ilçesinde bir kontrol noktasına asılan ve bazı kişilerin elinde taşıdığı İsrail bayraklarını gören yurttaşlar kısa süreli şaşkınlık yaşadı. İlk etapta protesto ya da provokasyon zannedilen görüntüler, yetkililerden alınan bilgiyle açıklığa kavuştu. Bayrakların TRT tabii’nin viral hale gelen Sumud dizisinin çekimleri için kullanıldığı öğrenildi. Bayrakları gören yurttaşlar önce şaşırdı, sonra set hazırlığını fark etti Olay, ilçede çekim hazırlığı yapan prodüksiyon ekibinin kurduğu sahne dekoru nedeniyle yaşandı. Kameralar, çekim araçları ve set çalışanlarını gören yurttaşlar, yetkililerle konuştuklarında durumun bir dizi sahnesinden ibaret olduğunu öğrenerek rahatladı. Görüntülerin gerçek bir eylem ya da provokasyon olmadığının anlaşılmasıyla bölgedeki hareketlilik kısa sürede son buldu. TRT tabii’nin Sumud dizisi Dargeçit’i Gazze ve Batı Şeria mekânı olarak kullanıyor Edinilen bilgilere göre, TRT’nin dijital platformu tabii’de yayınlanan ve son günlerde geniş izleyici kitlesine ulaşan Sumud dizisinin yeni bölümleri Dargeçit’te çekiliyor. Filistin’in Gazze ve Batı Şeria’da geçen sahneleri için ilçe sokakları set alanına dönüştürüldü. Midyat’ta başlayan çekimler, Filistin’in işgal altındaki bölgelerini temsilen Dargeçit’te devam ediyor. Sumud dizisi Filistinli bir doktorun hikâyesi üzerinden kimlik ve dayanışma temalarını işliyor Dizinin başrolünde genç oyuncu Şifanur Gül bulunuyor. Gül, New York’ta büyümüş Melisa karakterine hayat veriyor. Melisa, yıllar sonra babasının aslında Filistinli bir doktor olduğunu öğreniyor ve köklerine doğru zorlu bir yolculuğa çıkıyor. Bu yolculuk, hem kimlik arayışını hem de Filistin halkına destek olma çabasını güçlü bir şekilde işliyor.

Barışın Yarım Kalan Nefesi: Tahir Elçi Haber

Barışın Yarım Kalan Nefesi: Tahir Elçi

“İnsanlığın bu ortak mekânında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz. Savaşlar, çatışmalar, operasyonlar bu alandan uzak olsun diyoruz.” Bazı insanlar vardır; zaman geçtikçe, tıpkı kökleri derine inen bir çınar gibi daha da görünür hâle gelirler. Unutulmazlar, aksine her yıl daha berrak bir hakikatin ortasında belirirler. Bu topraklarda her geçen gün büyüyen bir vicdan çağrısına dönüşen isimlerden biri de hiç kuşkusuz Tahir Elçi’dir. Dört Ayaklı Minare’nin gölgesinde kurşunlanan bedeni toprağa düşmüş olabilir; ama ruhu hâlâ Diyarbakır’ın, Amed'in semalarında dolaşıyor. Barışa uzanan bir el gibi süzülerek, bu coğrafyaya bir daha savaş, çatışma ve acı gelmesin diye fısıldamayı sürdürüyor. Bazen adaletin işlemediği bir an gelir; mahkeme salonuna bir güvercin konar. Lice davasında olduğu gibi… O narin beden, kapıya ilişen bir sessizlikle “Ben buradayım” der. O ses bugün hâlâ Tahir Elçi’nin sesidir. Tahir Elçi’yi yalnızca bir baro başkanı ya da bir avukat olarak tarif etmek yetersizdir. O, 90’lı yılların faili meçhul karanlığında ölümle burun buruna çalışan bir hukukçuydu. Ergenekon’un, JİTEM’in ve devlet içindeki hukuksuz yapıların karşısına dikilen bir adalet savunucusuydu. Yıllarca: • Yakılan köylerin izini sürdü, • Asit kuyularına atılan gençlerin dosyalarını açtı, • Kayıplarını arayan annelerin sesini duyurdu, • İşkence odalarının karanlığını raporlarla aydınlattı, • Ve Türkiye'nin, Türkiye Kürdistanı'nın dört bir yanında insanlığa karşı işlenen ağır suçları hukuk terazisine taşıdı. Kuşkonar’ın bombalanmasını milim milim inceleyen; tanıklarla, belgelerle hakikati ortaya çıkaran bir hafıza işçisiydi. Diyarbakır Barosu’nun başına geçtiğinde bir makam sahibinden çok, mağdurların dili oldu. Lice’nin, Cizre’nin, Şırnak’ın, Dargeçit’in acılarını kendi bedeninde taşıdı. Her dosyada bir halkın yükünü omzuna aldı. Bu nedenle Elçi, sadece bir baro başkanı değil; binlerce insanın Tahir abisiydi. Çözüm Süreci ve Son Çırpınış 2015’e gelindiğinde çözüm süreci çözülmenin eşiğindeydi. Siyasi açıklamalar umut verse de sahada karanlık bir hazırlığın izleri beliriyordu. Bunu herkesten önce fark edenlerden biri Tahir Elçi’ydi. Bir gün Silvan’da, ertesi gün Lice’de, sonra Cizre’deydi. Gerginliği düşürmeye, çatışmayı durdurmaya, devlet ile halk arasındaki yarılmayı onarmaya çalışıyordu. Baroya bile nadiren uğrar olmuştu; çünkü barış hızla elden kayıyordu. Yine de geri çekilmedi. Çünkü barışın kapısının kapanması demek, binlerce hayatın kararması demekti. O kapının kapanmasına bedenini koydu. Ve o yüzden, Dört Ayaklı Minare’nin ayaklarının altında şu tarihi cümleyi kurdu: “Bu ortak mekânda silah istemiyoruz.” Bu, halka bir çağrı, devlete bir uyarı, tarihe bırakılmış bir vasiyetti. Yarıda Kalan Barışımızdır Tahir Elçi 28 Kasım 2015’te, yıllarca faili meçhullerle mücadele ettiği bu kentin ortasında katledildi. Birçok kişi onun ölümünü “çatışmanın ortasında kalmış talihsiz bir an” diye açıkladı. Oysa yere düşen sadece bir insan değildi; barışın kendisiydi. Tahir Elçi o gün yalnızca bir basın açıklaması yapmıyordu. Barışa kasteden karanlığa sesleniyordu. Ve o karanlık, onu canlı yayında, herkesin gözünün içine bakarak susturdu. Unutulan Cesaret: İmralı Çağrısı Bugün Türkiye yeniden İmralı temaslarını tartışırken, hafızanın tozlu bir köşesine itilmiş bir gerçeği hatırlamak gerekir: 2015’te en cesur çıkışlardan birini yapan kişi Tahir Elçi’ydi. “İmralı ile görüşme yapılmalıdır; çözümün adresi bellidir” diyenlerden biriydi. O dönemki yoğun linç kampanyalarına rağmen bu cümleyi kurdu. Çünkü biliyordu: Barış, doğru adreslerden gelmeden gelmez. Bugün gelinen noktayı ise RED sorunsalı gölgelemektedir. Tahir Elçi, sadece anmalarda adı geçen bir figür değildir. Bu coğrafyanın vicdanıdır, hafızasıdır, barış ihtimalinin simgesidir. Bu topraklar barışı gerçekten konuştuğunda, en önde duran hep oydu. En cesur cümleleri o kurdu. En ağır bedelleri gerektiren zamanlarda bile geri adım atmadı. Ve kapanmak üzere olan barış kapısına kendi bedenini koydu. Bugün hâlâ Diyarbakır'ın, Amed'in sokaklarında, Sur’un taşlarında, Lice’nin dağlarında, Cizre’nin kavşaklarında yankılanan bir ses var: “Bu coğrafyada artık savaş değil, barış olsun.” Ve o ses hâlâ Tahir Elçi’nin sesidir. Sevgili Tahir abinin anısını, emeklerini ve cesaretini bir kez daha minnetle yad ediyorum. ŞİYAR KAYMAZ

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.