SON DAKİKA

#Dayanışma

HABER DEĞER - Dayanışma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dayanışma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP’de kritik toplantı: “Savunmaya sıkışmayalım” mesajı Haber

CHP’de kritik toplantı: “Savunmaya sıkışmayalım” mesajı

Cumhuriyet Halk Partisi bünyesinde gerçekleştirilen toplantılarda, partili belediyelere yönelik operasyonların ardından izlenecek yol haritası masaya yatırıldı. Özgür Özel ile bir araya gelen yaklaşık 400 belediye başkanı, yeni dönemin siyasi ve hukuki stratejilerini değerlendirdi. Toplantılar büyükşehir, il, ilçe ve belde belediye başkanlarının katılımıyla beş ayrı oturum halinde yapılırken, her oturumda alınan kararlar ortak bir çerçevede birleştirildi. Görüşmelerde en çok öne çıkan başlık, soruşturmalara karşı dağınık değil koordineli bir yanıt verilmesi gerektiği oldu. Ortak hukuk hattı önerisi CHP kaynaklarına göre belediye başkanları, “ortak hukuk savunma hattı” kurulması fikrinde birleşti. Bu kapsamda bir kriz merkezi oluşturulması, hukuki süreçlerin tek elden takip edilmesi ve kamuoyuna ortak bir dil ile seslenilmesi gerektiği ifade edildi. Belediye başkanları, parçalı tepkilerin yerine güçlü bir koordinasyonun önemine dikkat çekti. Toplantılarda ayrıca yalnızca savunmada kalınmaması gerektiği yönünde görüşler de dile getirildi. Bazı başkanlar, siyasi olarak daha aktif bir hat izlenmesini ve karşı hamlelerin geliştirilmesini önerdi. Bu çerçevede güçlü bir hukuk komisyonu kurulması fikrinin, parti yönetiminin “çeyiz sandığı” olarak adlandırdığı planın temelini oluşturduğu belirtildi. “Sosyal belediyecilik en güçlü kalkan” Toplantılarda belediyelerin sahadaki performansı da gündeme geldi. Belediye başkanları, sosyal belediyecilik uygulamalarının siyasi baskılara karşı en güçlü yanıt olduğunu vurguladı. Kent hizmetleri, ulaşım projeleri ve sosyal yardımların görünür kılınmasının önemine dikkat çekilirken, “Saldırılara rağmen hizmeti sürdürüyoruz” mesajının öne çıkarılması gerektiği ifade edildi. “Bu yalnızca CHP meselesi değil” Belediye başkanları, yaşanan sürecin yalnızca CHP’ye yönelik olmadığını, daha geniş bir “demokrasi sorunu” olarak ele alınması gerektiğini dile getirdi. Bu kapsamda muhalefet partileri, sendikalar ve meslek odalarıyla daha geniş bir dayanışma zemini oluşturulması gerektiği görüşü öne çıktı. Toplantılardan çıkan mesaj, CHP’nin önümüzdeki süreçte hem hukuki hem de siyasi alanda daha organize ve bütüncül bir strateji izleyeceğine işaret etti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Türkiye’den Mali’deki saldırılara tepki: Güçlü şekilde kınıyoruz Haber

Türkiye’den Mali’deki saldırılara tepki: Güçlü şekilde kınıyoruz

Türkiye, Mali’de meydana gelen saldırılara ilişkin resmi açıklama yaptı. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, ülkenin farklı bölgelerinde gerçekleşen terör saldırılarının güçlü şekilde kınandığı belirtildi. Açıklamada, saldırılarda hayatını kaybedenler için başsağlığı dilekleri iletilirken, “Mali’nin farklı bölgelerinde bugün meydana gelen terör saldırılarını güçlü biçimde kınıyoruz” ifadelerine yer verildi. Türkiye, yaşamını yitirenlerin ailelerine ve Mali halkına taziyelerini iletti. Türkiye’den dayanışma mesajı Bakanlık açıklamasında ayrıca, Türkiye’nin Mali ile dayanışma içinde olmaya devam edeceği vurgulandı. Açıklamada, “Terörle mücadelesinde Mali’yle dayanışma içinde olmaya ve bölgede kalıcı barış ve istikrarın tesisine yönelik çabalara destek vermeye devam edeceğiz” denildi. Ülke genelinde eş zamanlı saldırılar Mali ordusundan yapılan açıklamalara göre, kimliği henüz belirlenemeyen silahlı gruplar başta Bamako olmak üzere birçok noktaya saldırı düzenledi. Sabah saatlerinde başlayan saldırıların, askeri üsler ve kritik bölgeleri hedef aldığı bildirildi. Başkentteki Kati askeri üssü ve Modibo Keita Havalimanı çevresindeki askeri kampın yanı sıra Kidal, Gao ve Sevare şehirlerinde yoğun silah sesleri ve patlamalar yaşandığı aktarıldı. Ülke genelinde güvenlik durumunun hassasiyetini koruduğu ifade ediliyor. Yaşanan gelişmeler, Sahel bölgesinde uzun süredir devam eden güvenlik krizinin yeni bir boyut kazandığını ortaya koyarken, uluslararası toplumun bölgeye yönelik yaklaşımı da yeniden tartışma konusu haline geliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Egemenlikten geleceğe: 23 Nisan 106. yılında ne anlatıyor? Haber

Egemenlikten geleceğe: 23 Nisan 106. yılında ne anlatıyor?

23 Nisan, 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla birlikte Türkiye tarihinde bir kırılma noktası olarak kabul ediliyor. Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde kurulan Meclis, egemenliğin saraydan alınıp yurttaşa devredildiği bir dönemin başlangıcını temsil ediyor. Bu tarih, yalnızca bir kurumun açılışı değil; aynı zamanda halk iradesine dayalı yeni bir yönetim anlayışının ilanı olarak değerlendiriliyor. Bir ulusun kendi kaderini belirlediği gün 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan Meclis, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde yaşanan işgaller ve siyasal krizler karşısında ulusal direnişin merkezi haline geldi. Meclis’in açılmasıyla birlikte “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi somut bir yönetim biçimine dönüştü. Bu süreç, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı en kritik aşamalardan biri olarak görülüyor. Çocuklara armağan edilen ilk ve tek bayram 23 Nisan’ın en dikkat çekici yönlerinden biri, dünyanın ilk ve tek çocuk bayramı olması. Mustafa Kemal Atatürk, 1929 yılında bu günü çocuklara armağan ederek geleceğin teminatı olarak gördüğü yeni nesillere özel bir anlam yükledi. Bu karar, yalnızca sembolik bir jest değil; aynı zamanda çocukların toplumsal yaşamda özne olarak görülmesinin de erken bir örneği olarak kabul ediliyor. Her yıl Türkiye’nin dört bir yanında ve farklı ülkelerden gelen çocukların katılımıyla kutlanan bayram, uluslararası bir boyut da kazanmış durumda. Özellikle TRT tarafından düzenlenen Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenlikleri, farklı kültürlerden çocukları bir araya getirerek barış ve dayanışma mesajı veriyor. Geçmişten bugüne değişen anlamlar 106 yıl sonra 23 Nisan, yalnızca tarihsel bir anma günü değil; aynı zamanda çocuk hakları, eğitim politikaları ve toplumsal eşitlik tartışmalarının da odak noktası olmaya devam ediyor. Uzmanlar, bayramın ruhunun korunabilmesi için çocukların yaşam koşullarının iyileştirilmesi, nitelikli eğitime erişimlerinin sağlanması ve haklarının güvence altına alınması gerektiğine dikkat çekiyor. Bugün 23 Nisan, bir yandan ulusal egemenliğin sembolü olarak hatırlanırken, diğer yandan çocukların geleceğine dair sorumlulukları da yeniden hatırlatan güçlü bir tarihsel miras olarak varlığını sürdürüyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

HAK-İŞ'ten 'Sumud Gemisi' yorumu! Haber

HAK-İŞ'ten 'Sumud Gemisi' yorumu!

HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan, Hizmet-İş Sendikası 2026 yılı 1. Grup Büyük Temsilci Buluşması kapsamında düzenlenen eğitim seminerine katılarak önemli açıklamalarda bulundu. Arslan, HAK-İŞ’in Filistin dayanışmasına değinerek, Global SUMUD filosunun Gazze’ye umut taşıdığını ifade etti. Programa, Genel Başkan HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan’ın yanı sıra; Genel Başkan Yardımcısı ve Hizmet-İş Sendikamızın Genel Başkan Vekili Halil Özdemir, Genel Başkan Yardımcıları İdris Ersoy ve Celal Yıldız, Şube Başkanları ve yönetim kurulu üyeleri, işyeri sendika temsilcileri, komite başkanları ve yardımcıları ile uzmanlar katıldı. Filistin’e yönelik dayanışmanın sadece sözle değil, fiili desteklerle de sürdürüldüğünü belirten Arslan, uluslararası girişimlerle Gazze’ye ulaşmaya çalışan yardım filolarına da değindi. Bu kapsamda, Özgürlük Filosu girişimiyle Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Sumud (Direniş) gemisinin önemine dikkat çeken Arslan, farklı ülkelerden gönüllülerin bu gemide yer alarak büyük bir risk üstlendiğini ifade etti. Arslan, “Gazze’ye ulaşmak için yola çıkan bu gemiler, sadece yardım taşımıyor; aynı zamanda insanlığın vicdanını temsil ediyor. Bu yolculuk, fedakârlık ve adanmışlık gerektiren bir mücadeledir” dedi. Sumud gemisine katılan gönüllülere de değinen Arslan, bu kişilerin canlarını ortaya koyarak Filistin halkının yanında yer aldığını belirterek, bu dayanışmanın tüm dünyaya örnek olması gerektiğini ifade etti. “Ülkemizin, bölgemizin ve dünyanın bütün mazlumları HAK-İŞ’ten alacaklıdır” Konfederasyonumuz HAK-İŞ’in yerli ve milli bir duruşa sahip olduğunu ifade eden Genel Başkanımız Mahmut Arslan, aynı zamanda uluslararası sendikal hareketin önemli ve etkin bir parçası olduklarını ifade etti. Arslan, HAK-İŞ/Hizmet-İş’in sendikal mücadelesinin sadece Türkiye ile sınırlı olmadığını belirterek, Filistin, Sudan, Suriye, Irak ve Afrika’daki birçok ülkede yaşanan zulümlere dikkat çekti. “Bizim anlayışımıza göre; sadece Türkiye’deki değil, ülkemizin, bölgemizin ve dünyanın bütün mazlumları HAK-İŞ’ten alacaklıdır. Bizim de bu mazlumlara karşı bir borcumuz vardır” diyen Arslan, bu anlayışın sendikamızın temel ilkelerinden biri olduğunu vurguladı. Mazlumun yanında duruyoruz” HAK-İŞ’in bu yaklaşımı sözde bırakmadığını ifade eden Arslan, uluslararası platformlarda mazlum coğrafyaların sesi olduklarını, farklı ülkelerden sendikalarla dayanışma içinde hareket ettiklerini ve küresel sendikal yapılarda aktif görevler üstlendiklerini söyledi. Arslan, HAK-İŞ’in yüzlerce ülkede milyonlarca işçiyi temsil eden uluslararası sendikal platformlarda Türkiye’yi temsil ettiğini belirterek, “Biz hem kendi ülkemizde emeğin hakkını savunuyoruz hem de dünyanın neresinde bir mazlum varsa onun yanında duruyoruz” dedi. Arslan, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının sürdüğünü, bölgede ağır bir yıkım yaşandığını ve temel insani ihtiyaçlara erişimde ciddi sorunlar bulunduğunu ifade etti. Yardım girişlerinin büyük ölçüde engellendiğini belirten Arslan, Türkiye başta olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşunun farklı yollarla Gazze’ye destek ulaştırmaya çalıştığını söyledi. Gazze düşerse bu sadece oranın meselesi olmaz” Gazze’de yaşananların sadece bölgesel bir mesele olmadığını vurgulayan Arslan, bu sürecin tüm bölgeyi etkilediğini ifade etti. “Gazze düşerse sadece orası değil, tüm bölge etkilenir. Bu mücadele sadece Filistin’in değil, insanlığın mücadelesidir” diyen Arslan, Türkiye’nin bu konuda daha güçlü bir duruş sergilemesi gerektiğini dile getirdi. “HAK-İŞ bu davanın yanında olmaya devam edecek” HAK-İŞ’in yıllardır Filistin meselesinde aktif bir duruş sergilediğini belirten Arslan hem ulusal hem de uluslararası platformlarda Filistin halkının yanında yer almaya devam edeceğimizi söyledi. Arslan, “Bu mücadele bir vicdan meselesidir. Filistin davasına sahip çıkmaya, mazlumların yanında durmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu. “Kadın üyelerimizin temsiline önem veriyoruz” Kadınların sendikal hayattaki yerine de değinen Mahmut Arslan, kadınların sendikamız içinde yalnızca sayısal bir unsur olarak değil, karar alma süreçlerinin aktif bir parçası olarak görülmesi gerektiğini vurguladı. Kadınların sendikal mücadelede daha aktif rol üstlenmesi gerektiğini de vurgulayan Arslan, kadın üyelerimizin teşkilat içinde görev almaktan çekinmemesi, sorumluluk üstlenmesi ve hak ettiği yerlere gelmesi için mücadele etmeleri gerektiğini söyledi. “Üyelerimizin işlerine dönmeleri için mücadelemiz sürüyor” Hizmet-İş Sendikamızın temel ilkesinin hak ve adalet olduğunu vurgulayan Mahmut Arslan, siyasi ayrım gözetmeksizin haksızlığa uğrayan tüm emekçilerin yanında olduğumuzu ifade etti. Arslan, Diyarbakır, Van, Altındağ, Bolu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere birçok bölgede yürüttüğümüz eylemlere dikkat çekerek, sendikamızın sahada aktif ve kararlı bir mücadele yürüttüğünü belirtti. Van, Diyarbakır ve Altındağ’daki yaptığımız eylemlerde de sendikamızın kararlı duruş sergilediğini ifade eden Arslan, işten çıkarılan üyelerimizin haklarını alana kadar mücadelemizi sürdüğümüzü söyledi. Demokrasiye sahip çıktık, bedeller ödedik” Genel Başkan Mahmut Arslan, HAK-İŞ’in Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde her zaman net ve kararlı bir duruş sergilediğini belirterek, 12 Eylül ve 28 Şubat süreçlerinde darbelere karşı açık şekilde tavır alındığını ifade etti. Arslan, bu dönemlerde HAK-İŞ’in diğer bazı yapılar gibi darbecilerle birlikte hareket etmediğini, aksine millet iradesinin ve demokrasinin yanında durduğunu vurgulayarak, HAK-İŞ’in ve Hizmet-İş’in bu duruşu nedeniyle kapatılma, baskı ve çeşitli yaptırımlarla karşı karşıya kaldığını söyledi. “Biz her zaman demokrasiden yana olduk” diyen Arslan, HAK-İŞ’in zor dönemlerde gösterdiği bu kararlı tavrın bugün de aynı şekilde devam ettiğini belirterek, “Biz her zaman millet iradesinin yanında olduk ve bunun bedelini ödedik. Ama hiçbir zaman geri adım atmadık” ifadelerini kullanarak, HAK-İŞ’in geçmişte olduğu gibi bugün de demokrasiye sahip çıkmaya devam edeceğini vurguladı. “Ekonomik ve sosyal haklar için mücadelemiz sürüyor” Arslan, belediye şirket işçilerinin 52 günlük ilave tediye hakkı için yürütülen çalışmalara değinerek, bu sorunun çözümü için girişimlerin sürdüğünü belirtti. KİT’lerde çalışan işçilerin kadro sorununa da dikkat çeken Arslan, bu sorunun çözülmesi için sendika olarak yoğun çaba sarf ettiklerini ifade etti. “Vergi ve emeklilik sisteminin değişmesi gerekli” Vergi sistemi ve emeklilik konularına da değinen Arslan, mevcut sistemin adaletsiz olduğunu belirterek, HAK-İŞ olarak vergi mitingleri düzenledik ve sistemin değişmesi için mücadele ettiğimizi söyledi. Emeklilik sistemindeki sorunların çözümü için hazırlanan raporların ilgili kurumlarla paylaşıldığını belirten Arslan, çalışanların ve emeklilerin haklarının korunması için çalışmaların sürdüğünü ifade etti."

KKTC’de protestolar büyüdü: Eylemciler meclis bahçesine girdi Haber

KKTC’de protestolar büyüdü: Eylemciler meclis bahçesine girdi

Kuzey Kıbrıs’ta ekonomik politikalar nedeniyle başlayan protestolar büyüyerek meclis önüne taşındı. Sendikaların çağrısıyla toplanan yurttaşlar, polis barikatlarını aşarak meclis bahçesine kadar ilerledi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’de sabah saatlerinden itibaren toplanan binlerce yurttaş, hayat pahalılığına karşı düzenlenen eylemler kapsamında yeni meclis külliyesine yürüdü. “Birlik, mücadele, dayanışma” ve “Hükümet istifa” sloganları atılan eylemde tansiyon zaman zaman yükseldi. Barikatlar aşıldı, gözaltılar yaşandı Polis ve çevik kuvvet ekiplerinin kurduğu barikatlar eylemciler tarafından aşılırken, çok sayıda kişinin gözaltına alındığı bildirildi. Buna rağmen kalabalığın meclis bahçesine kadar ilerlediği aktarıldı. Tartışmanın merkezinde ekonomik kararlar var Protestoların odağında, hükümetin hayat pahalılığı artış ödeneğini dondurma kararı bulunuyor. Söz konusu düzenlemenin meclisten geçmemesi üzerine kararın kanun hükmünde kararname ile yürürlüğe sokulması, “halk iradesinin yok sayıldığı” eleştirilerine neden oldu. Muhalefetten sert tepki Sıla Usar İncirli, eylem sırasında yaptığı açıklamada hükümeti sert sözlerle eleştirdi. İncirli, yaşanan gerilimden hükümeti sorumlu tutarak kararların toplumda ciddi bir tepkiye yol açtığını ifade etti. Siyasi kriz derinleşiyor Protestoların büyümesiyle birlikte ülkede siyasi tansiyonun yükseldiği görülüyor. Türkiye toplumu ve bölgedeki gelişmeleri takip eden çevreler açısından bu sürecin nasıl ilerleyeceği merak konusu olmaya devam ediyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Otizm farkındalığında sporun birleştirici gücüne Sakarya'dan anlamlı şenlik Haber

Otizm farkındalığında sporun birleştirici gücüne Sakarya'dan anlamlı şenlik

Sakarya Büyükşehir Belediyesi ile SUBÜ iş birliğinde düzenlenen 2’nci Spor Şenliği’nde özel çocuklar ve gençler sporla buluştu. Gün boyu süren etkinlikler, dayanışma ve empati duygusunu güçlendiren renkli görüntülere sahne oldu. Sakarya Büyükşehir Belediyesi, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık gününe özel olarak düzenlediği ve bu yıl 2’ncisi düzenlenen Spor Şenliği, renkli görüntülere sahne oldu. Otizm konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi iş birliğinde gerçekleştirilen şenlikte, gençler ve özel çocuklar birlikte spor yapmanın yanı sıra paylaşmanın, dayanışmanın ruhunu yaşadılar. Geniş katılımın olduğu şenliğe Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Dr. İlhan Yılmaz, Gençlik ve Spor İl Müdürü Cemil Boz, Büyükşehir Gençlik ve Spor Hizmetleri Daire Başkanı Orhan Bayraktar’ın yanı sıra akademisyenler, öğrenciler ve özel çocukların ailelerinin katıldı. Sabahın erken saatlerinde otizme dikkat çekmek amacıyla düzenlenen bisiklet turuyla başlayan şenlik, SUBÜ Spor Bilimleri Fakültesi etrafında kurulan çeşitli spor etkinlikleriyle devam etti. Masa tenisi, golf, bocce, masa güreşi, topla puan kazanma, bardaktan top geçirme, balon yapımı gibi çeşitli oyunlar ve etkinliklerle katılımcılara keyifli anlar yaşadı. Program kapsamında oynanan Sakarya AmputeFutbol Takımı ile SUBÜ Kadın Futbol Takımı arasındaki gösteri maçı, izleyenlerden büyük ilgi gördü. Karşılaşma, sporun birleştirici ve kapsayıcı gücünü yansıtan anlara sahne oldu. Programa katılanlar arasında yer alan Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık “Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında bu yıl ikincisi düzenlenen olan Büyükşehir Belediyemizle ortaklaşa yaptığımız Spor Şenliği etkinliğinde emeği geçen herkese çok teşekkür ediyoruz. Hocalarımızla ve öğrencileriyle yapmış olduğumuz bu etkinliğin hayırlara vesile olmasını diliyoruz” ifadelerini kullandı. Sporun birleştirici gücünü ön plana çıkararak katılımcılardan tam not alan şenlik, gün sonunda coşkulu bir atmosferle sona erdi.

Endüstriyel futbol: Sınıfsal bağın aşınması Haber

Endüstriyel futbol: Sınıfsal bağın aşınması

Futbolu yalnızca bir oyun olarak görmek, onu eksik okumaktır. Çünkü futbol, modern toplumun en görünür kültürel pratiklerinden biri olmasının ötesinde, sınıfsal ilişkilerin, kimliklerin ve güç dengelerinin sahaya ve tribünlere yansıdığı bir alandır. Hafta sonları milyonlarca insanı ekran başına ya da stadyumlara çeken bu oyun, aynı zamanda kimlerin konuşabildiğini, kimlerin görünür olduğunu ve kimlerin dışarıda kaldığını da anlatır. Bu nedenle futbolu anlamak, sadece oyunun kurallarını değil; onun içinde şekillendiği toplumsal yapıyı da anlamayı gerektirir. Modern futbolun ortaya çıkışı, Sanayi Devrimi ile birlikte şekillenen yeni toplumsal düzenle yakından ilişkilidir. Fabrika sistemi, işçi sınıfının yaşamını disipline ederken, boş zamanı da sınırlı ama yoğun bir deneyim haline getirmiştir. İşte bu sınırlı boş zaman, futbolu işçi sınıfı için vazgeçilmez bir kolektif etkinliğe dönüştürmüştür. Fabrika çıkışlarında, mahalle aralarında ve işçi yerleşimlerinde oynanan futbol, zamanla kurumsallaşarak kulüplerin ve liglerin doğmasına zemin hazırlamıştır. Bu yönüyle futbol, aristokratların değil; doğrudan emekçi sınıfların ürettiği ve sahiplendiği bir kültürel formdur. Karl Marx’ın sınıf kuramı çerçevesinde bakıldığında futbol, altyapı ve üstyapı ilişkisini anlamak için oldukça verimli bir örnek sunar. Ekonomik üretim ilişkileri (altyapı), kültürel pratikleri (üstyapı) belirlerken; futbol da bu kültürel alanın bir parçası olarak sınıfsal dinamiklerden bağımsız değildir. Tribünler, bu anlamda yalnızca bir izleme mekânı değil; aynı zamanda sınıf bilincinin üretildiği ve yeniden üretildiği alanlardır. Taraftarlar arasında kurulan dayanışma, kolektif tezahüratlar ve ortak ritüeller, Marx’ın “kolektif bilinç” ve “sınıf dayanışması” kavramlarıyla doğrudan ilişkilendirilebilir. Futbol sahasında oynanan oyun kadar, tribünde kurulan birliktelik de bu sınıfsal deneyimin bir parçasıdır. Ancak futbol yalnızca işçi sınıfına hitap eden bir alan olarak kalmamıştır. Zamanla farklı sınıfların da dahil olduğu geniş bir toplumsal kesimi kapsar hale gelmiştir. Üst sınıflar için futbol, çoğu zaman bir temsil ve prestij alanı olurken; orta sınıflar için bir aidiyet ve kimlik inşa aracı olarak işlev görür. Buna karşın işçi sınıfı açısından futbol hâlâ en yoğun duygusal ve kolektif anlamı taşıyan alanlardan biridir. Bu durum, futbolun sınıflar arası bir kesişim noktası olduğunu, ancak bu kesişimin eşitlikçi bir zeminde gerçekleşmediğini de gösterir. Tribünlerde yan yana oturan farklı sınıflar, aynı oyunu izlese de o oyuna yükledikleri anlamlar ve oyuna erişim biçimleri birbirinden oldukça farklıdır. Türkiye’de futbolun gelişimi de bu sınıfsal çerçeveden bağımsız değildir. İstanbul merkezli büyük kulüpler tarihsel olarak ekonomik, kültürel ve medyatik güçle daha iç içe geçmişken, Anadolu kulüpleri çoğu zaman yerel halkın, emekçilerin ve daha sınırlı imkânlara sahip kesimlerin temsil alanı olmuştur. Beşiktaş JK’nin “halkın takımı” olarak anılması ya da Adana Demirspor’un demiryolu işçileriyle kurduğu tarihsel bağ, futbolun Türkiye’de de sınıfsal köklerini koruduğunu gösterir. Benzer şekilde Zonguldak Kömürspor gibi kulüpler, doğrudan işçi kentlerinin kültürel uzantısı olarak varlığını sürdürür. Bu örnekler, futbol kulüplerinin yalnızca sportif organizasyonlar değil, aynı zamanda toplumsal yapının taşıyıcı unsurları olduğunu açıkça ortaya koyar. Futbol aynı zamanda kimliklerin görünürlük kazandığı bir alan olarak da öne çıkar. Belirli coğrafyalar ve toplumsal kesimler, kendilerini ifade etmek için futbolu bir araç olarak kullanabilir. Bu noktada Amed Sportif Faaliyetler örneği, futbolun yalnızca sportif değil, aynı zamanda sembolik bir temsil alanı olduğunu gösterir. Kulüp etrafında oluşan taraftar kültürü, belirli bir coğrafyanın ve kimliğin görünür hale geldiği bir kamusal alan yaratır. Bu durum, futbolun doğrudan politik bir araç olmasından ziyade, toplumsal gerçekliklerin futbol üzerinden ifade bulması olarak değerlendirilmelidir. Bununla birlikte, günümüz futbolu giderek daha fazla endüstriyel bir yapıya bürünmektedir. Yayın gelirleri, sponsorluklar ve transfer piyasası, futbolu küresel kapitalizmin önemli bir parçası haline getirmiştir. Bu süreç, Marx’ın metalaşma kavramı ile açıklanabilecek bir dönüşümü de beraberinde getirir. Futbol artık yalnızca oynanan bir oyun değil; aynı zamanda satın alınan, tüketilen ve pazarlanan bir üründür. Taraftar ise giderek bir özne olmaktan çıkıp, tüketiciye dönüşmektedir. Türkiye’de bu dönüşümün en somut örneklerinden biri Passolig uygulamasıdır. Güvenlik ve düzen sağlama amacıyla hayata geçirilen bu sistem, tribün kültürünü köklü biçimde değiştirmiştir. Geçmişte bir şehre gidildiğinde, o şehirde maç varsa spontane bir kararla stadyuma gitmek mümkünken; bugün bu deneyim, önceden tanımlı kartlar, kayıt süreçleri ve bürokratik adımlarla sınırlandırılmıştır. Bu durum, futbolun kolektif ve kendiliğinden doğasını zayıflatmakta; tribünleri daha kontrollü ve disipline edilmiş alanlara dönüştürmektedir. Güvenlik gerekçesi, bu dönüşümün meşru zemini olarak sunulsa da, ortaya çıkan tablo aynı zamanda taraftar davranışlarının denetim altına alınması anlamına gelmektedir. Futbol, yalnızca sahada oynanan bir oyun değil; sınıfların, kimliklerin ve toplumsal ilişkilerin iç içe geçtiği çok katmanlı bir alandır. İşçi sınıfı için tarihsel olarak bir dayanışma ve ifade alanı olan futbol, bugün hem bu mirası taşımakta hem de onu dönüştüren yeni dinamiklerle karşı karşıya kalmaktadır. Tribünlerde yükselen ses, hâlâ kolektif bir ruhun izlerini taşır; ancak bu ruh, giderek daha fazla kontrol edilen, yönlendirilen ve sınırlandırılan bir alan içinde varlığını sürdürmektedir. Futbolun hikâyesi, tam da bu gerilimde anlam kazanır. Azra YILMAZ

İran’dan Ankara’ya Türkçe mesaj! Pezeşkiyan’dan Erdoğan’a dikkat çeken övgü Haber

İran’dan Ankara’ya Türkçe mesaj! Pezeşkiyan’dan Erdoğan’a dikkat çeken övgü

İran ile İsrail arasında 26 gündür süren savaşın yarattığı gerilim devam ederken, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’dan Türkiye’ye yönelik dikkat çeken bir mesaj geldi. Sosyal medya üzerinden Türkçe paylaşım yapan Pezeşkiyan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’e yönelik tutumunu açık sözlerle övdü. “Kararlı duruşu takdire şayan” sözleri dikkat çekti Pezeşkiyan, açıklamasında Erdoğan’ın İsrail’e karşı sergilediği politikayı vurgulayarak, “Cumhurbaşkanı, aziz kardeşim Sayın Erdoğan’ın saldırgan Siyonist rejimi kınama konusundaki kararlı tutumu takdire şayandır” ifadelerini kullandı. Bu sözler, savaşın ortasında Türkiye’nin diplomatik pozisyonuna verilen güçlü bir destek mesajı olarak yorumlandı. Türk halkına özel vurgu yaptı İran Cumhurbaşkanı yalnızca Erdoğan’a değil, Türkiye toplumuna da mesaj verdi. Açıklamasında Türk halkının bölgedeki rolüne değinen Pezeşkiyan, Türkiye’nin uzun yıllardır İslam dünyasıyla dayanışma içinde olduğunu belirtti. Bu vurgu, İran yönetiminin Türkiye’yi sadece siyasi değil, toplumsal düzeyde de önemli bir aktör olarak gördüğüne işaret etti. Savaşın ortasında diplomatik mesaj Bölgedeki çatışmalar sürerken gelen bu açıklama, İran’ın uluslararası dengelerde yalnız kalmak istemediği ve diplomatik destek arayışını sürdürdüğü şeklinde değerlendiriliyor. Uzmanlara göre Türkçe yapılan bu mesaj, hem doğrudan Türkiye kamuoyuna hitap etmesi hem de sembolik anlamı nedeniyle dikkat çekici bir adım olarak öne çıkıyor. Bölgedeki dengeler yeniden şekilleniyor İran-İsrail hattındaki gerilim devam ederken, Türkiye’nin hem diplomatik hem de siyasi pozisyonu bölgesel dengelerde belirleyici unsurlardan biri olmaya devam ediyor. Pezeşkiyan’ın açıklaması ise bu denklemde Türkiye’ye verilen önemin altını bir kez daha çizdi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.