SON DAKİKA

#Dayanışma

HABER DEĞER - Dayanışma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dayanışma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye ve Katar’dan Sudan’a umut köprüsü: 6. İyilik Gemisi Port Sudan’da Haber

Türkiye ve Katar’dan Sudan’a umut köprüsü: 6. İyilik Gemisi Port Sudan’da

AFAD koordinasyonunda güçlü işbirliği Türkiye Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) öncülüğünde, Katar Kalkınma Fonu işbirliğiyle hazırlanan yardım gemisi; gıda, giyim, barınma, hijyen ve tıbbi malzemelerden oluşan geniş bir yükle Sudan’ın doğusundaki Port Sudan Kuzey Limanı’na demirledi. Yardımın önemli bir bölümü Türk Kızılayı ve 23 Türk sivil toplum kuruluşunun katkılarıyla temin edildi. “Kardeşlik ve dayanışmanın somut göstergesi” Karşılama töreninde konuşan Türkiye’nin Hartum Büyükelçisi Fatih Yıldız, bu sevkiyatın Türkiye–Sudan dostluğunun ve Türkiye–Katar ortaklığının güçlü bir yansıması olduğunu vurguladı. Son üç sevkiyatta Birleşmiş Milletler Uluslararası Göç Örgütü ile birlikte 30 bin çadırın da bölgeye ulaştırıldığını hatırlatan Yıldız, gemideki yardımların özellikle çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve kırılgan gruplara yönlendirileceğini belirtti. “Yalnız değilsiniz” mesajı Yıldız, dağıtım sürecinin Sudan İnsani Yardım Komisyonu ve Sudan Kızılay’ı ile eşgüdüm içinde yürütüleceğini kaydederek, “Yalnız değilsiniz, dostlarınız var” mesajını verdi. Katar’ın Hartum Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Abdullah el-Muhennedi ise bu sevkiyatın Katar–Türkiye ortaklığıyla Port Sudan’a ulaşan ilk gemi olduğuna dikkat çekti ve Sudan halkına destek vurgusu yaptı. Acil destekten iyileşmeye geçiş Sudan İnsani Yardım Komisyonu Komiseri Selva Adem, yardımların ihtiyaç haritasına göre en çok ihtiyaç duyulan bölgelere dağıtılacağını belirterek, acil destekten iyileşme aşamasına geçiş hedefini dile getirdi. Adem, su, eğitim ve sağlık gibi hayati alanlarda yaşanan yıkımın onarımı için Türkiye ve Katar ile işbirliğinin artmasını beklediklerini ifade etti. 6. İyilik Gemisi, Türkiye ve Katar’ın insani diplomasi ve dayanışma anlayışını sahaya taşıyarak Sudanlı yurttaşlar için somut bir umut kaynağı olmayı sürdürüyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

2025’in belgesel listesi: 35 film var, kaçış yok! Haber

2025’in belgesel listesi: 35 film var, kaçış yok!

2026-01-17’de yayımlanan listede (yazarlar: Burcu Teker, Cem Kayıran, Ekin Sanaç, Elif Yılmaz, Harun Kubat, Marlene Janke, Utkan Çınar, Zelal Buldan) ortak bir iddia var: Bu belgeseller “anlatmak” için değil, izleyiciyi tanıklığa zorlamak için var. Bazısı şiddetin görüntüsüyle yüzleştiriyor, bazısı devletin ve kurumların örtbas düzenini deşiyor, bazısı da müzik ikonlarını “efsane” diye parlatmak yerine insan tarafını kazıyor. Savaş belgeselleri bu yıl konforu iptal ediyor Seçkide savaş hattı çok güçlü. 2000 Meters to Andriivka, Rusya işgali altındaki Ukrayna’yı bir “haber” gibi değil, nefes nefese bir tanıklık gibi kuruyor: askerlerin stratejik bir köy için ilerlediği o orman hattı, izleyicinin kaçamayacağı bir yere dönüşüyor. Aynı şekilde Put Your Soul on Your Hand and Walk da Gazze’ye gidemeyen bir yönetmen ile Filistinli foto muhabir arasındaki uzun soluklu video görüşmelerle, “erişilemeyen coğrafyanın” nasıl görünür kılındığını gösteriyor. Şiddetin imgesi ve etik yük: İzlemek bile bir sorumluluk Afterlives, şiddetin görüntüleriyle nasıl yüzleşileceğini sorguluyor; antik bir heykelden dijital arşivlere, propaganda materyallerinden sanal rekonstrüksiyonlara uzanırken izleyiciyi tek bir soruya sıkıştırıyor: “Gördüğün şeyin yükünü taşıyor musun, yoksa tüketip geçiyor musun?” Bu çizgide The Perfect Neighbor da var; adaletin bir cinayet karşısında nasıl taraflı çalışabildiğini “duygu sömürmeden” göstererek öfkeyi bile gerekçelendiren bir yerden konuşuyor. Kurumların karanlığı: Örtbas, güç ve ceza düzeni The Alabama Solution, ABD’deki en ölümcül hapishane sistemlerinden birine bakarken dramatik numaralara yaslanmıyor; tam tersine soğukkanlılığıyla vuruyor. The Mortician ölüm endüstrisinin ticari yüzünü açıyor; ölümün bile kâra çevrildiği bir düzende “etik” kelimesinin nasıl içinin boşaltıldığını gösteriyor. Cover-Up ise araştırmacı gazeteci Seymour Hersh’ün kariyeri üzerinden ABD’nin karanlık sayfalarına ışık tutan bir hat kuruyor: devlet, medya ve güç ilişkileri yan yana geliyor. Pop kültür ve müzik: Efsaneler parlatılmıyor, kazınıyor Becoming Led Zeppelin arşiv görüntülerine yaslanıyor; hatta bazı şarkıları neredeyse baştan sona canlı performans olarak taşıyor. Üstelik merhum John Bonham’ın ilk kez duyulan röportaj kayıtlarıyla “grup mitini” somutlaştırıyor. It’s Never Over, Jeff Buckley Buckley’nin anlatısını fotoğraflar, eski röportajlar ve canlı performanslarla örüyor; müziği “çekinerek” değil, doya doya kullanıyor. John Candy: I Like Me ise Candy’yi sadece komedyen olarak değil, yıldız olmanın yükünü taşıyan bir insan olarak anlatıyor. Sly Lives! da “Siyah dehanın yükü” üzerinden şöhret, ırk ve düşüş ilişkisini didikliyor. Kimlik, ırkçılık, dayanışma: Teselli bile saklanabiliyor Die Möllner Briefe çok sert bir yerden geliyor: Irkçı kundaklama sonrası aileye destek için yazılan ama teslim edilmeyip arşive kaldırılan mektuplar… Dayanışmanın bile nasıl gasp edilebildiğini anlatıyor. Black Is Beautiful: The Kwame Brathwaite Story ise “Black Is Beautiful” sloganının ardındaki estetik ve politik gücü görünür kılıyor. Dear Ms.: A Revolution in Print de feminist yayıncılığın bir dergiden ibaret olmadığını; kürtaj hakkından ekonomik eşitsizliğe kadar pek çok başlığı düşüncede kırılmaya dönüştürdüğünü hatırlatıyor. Spor belgeselleri: Soyunma odası, rekabet ve miras Court of Gold, Olimpiyat oyunlarına içeriden bir bakış sunarak yıldızlarla dolu kadroların arkasındaki çalışma ve gerilimi gösteriyor. Taurasi Diana Taurasi’nin mirasını “parlak başarı” diye değil, bitmeyen mükemmellik arayışı ve bedeller üzerinden anlatıyor. Ange & The Boss: Puskás in Australia ise Puskás’ın Avustralya günlerini daha hafif, sevimli ve yer yer komik bir hat üzerinden aktarıyor. Ekoloji ve teknoloji: Roket yükselirken bir hayat sökülüyor Shifting Baselines, SpaceX Starbase projesinin küçük bir sahil köyünü nasıl dönüştürdüğüne bakıyor: gökyüzü değişirken kıyı ekosistemi bozuluyor, yerel halk “yeni uzay kapısı” masalının gölgesinde yaşamayı öğreniyor. Island of the Winds ise Losheng Sanatoryumu’nda yıllardır ayrıştırılmış lepra hastalarının gündelik yaşamına odaklanarak dayanışmayı ve direnişi sakin ama sarsıcı bir dille taşıyor. Türkiye’den güçlü işler: Hafıza, sahne, barış dili Ferhangi Bir Yaşam, Ferhan Şensoy’un arşivi ve yakınlarının tanıklıklarıyla verimli bir hayatın izini sürüyor. Kardeş Türküler ile 30 Yıl ise Türkiye’nin yakın tarihindeki karanlık geçitlerle sahnedeki ısrarlı barış dilini aynı anda taşıyor. Sound Dreams of İstanbul da İstanbul’u “bildiğimiz” halinden çok “hatırladığımız/düşlediğimiz” haliyle dinleyen bir belgesel olarak öne çıkıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

ABD müdahalesi Türkiye siyasetinde ortak tepki yarattı Haber

ABD müdahalesi Türkiye siyasetinde ortak tepki yarattı

ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’ya yönelik operasyonu Türkiye siyasetinde geniş yankı uyandırdı. İktidar ve muhalefet partileri, farklı gerekçelerle de olsa açıklamalarında egemenlik, uluslararası hukuk ve halk iradesi vurgusunda birleşti. Partilerin açıklamalarında ağırlıklı olarak uluslararası hukukun ihlali, egemenlik hakkı, emperyalizm ve halk iradesi vurguları öne çıktı. Yapılan değerlendirmelerde, müdahalenin yalnızca Venezuela’yı değil, küresel düzeni ilgilendiren sonuçlar doğurabileceği ifade edildi. AK Parti (Adalet ve Kalkınma Partisi) Parti Sözcüsü Ömer Çelik, ABD’nin müdahalesini uluslararası hukuku ve siyasi meşruiyeti ihlal eden bir eylem olarak nitelendirdi. Çelik, “Siyasi tapu yalnızca ve yalnızca o ülkenin halkına aittir” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sessizliği kamuoyunda tartışma yaratırken, parti açıklamalarında egemenlik vurgusu öne çıktı. BBP (Büyük Birlik Partisi) Genel Başkan Mustafa Destici, operasyonu “hukuk dışı” ve “küresel zorbalık” olarak tanımlayarak ABD’yi “eşkıyalık ve haydutluk”la suçladı. CHP (Cumhuriyet Halk Partisi) Genel Başkan Özgür Özel, müdahaleyi “emperyalist işgal” olarak nitelendirdi, Erdoğan’ın sessizliğini eleştirdi ve geçmişteki Maduro desteğini hatırlattı. Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, jeopolitik hesapların faturasının halka kesildiğini söyledi. Kayseri Milletvekili Aşkın Genç, “Güç değil hukuk kazanmalıdır” diyerek egemenlik ihlaline dikkat çekti. CTP (Cumhuriyetçi Türk Partisi – Kıbrıs) Merkezi Yürütme Kurulu açıklamasında, müdahalenin uluslararası hukuka aykırı olduğu belirtilerek halkların kaderinin zorla tayin edilemeyeceği vurgulandı. DEM Parti Dış İlişkiler Komisyonu Eşsözcüleri Ebru Günay ve Berdan Öztürk, operasyonu egemenlik gaspı olarak tanımladı. Açıklamada, müdahalenin tüm bölgeyi tehdit ettiği ve halk iradesini hedef aldığı belirtildi. DEVA Partisi Genel Başkan Ali Babacan, devletlerin eşitliği ilkesinin açık biçimde çiğnendiğini vurguladı. DP (Demokrat Parti) Genel Başkan Gültekin Uysal, saldırının ve Maduro’nun kaçırılmasının iktidar için “bir turnusol testi” olduğunu söyleyerek hükümetin sessizliğini eleştirdi. DSP (Demokratik Sol Parti) Demokrat Sol Parti Genel Başkanı Önder Aksakal, Venezuela’ya yönelik ABD müdahalesinin uluslararası hukuk kapsamında meşru olmadığını vurguladı. Birleşmiş Milletler’in kurucu üyelerinden birine karşı bu yöntemin uygulanmasının, bundan sonra hiçbir devletin güvende olmadığını gösterdiği ifade edildi. EHP (Emekçi Hareket Partisi) Parti yönetimi, müdahaleyi küresel bir tehdit olarak nitelendirerek AKP iktidarına sert eleştiriler yöneltti. EMEP (Emek Partisi) Parti yönetimi, saldırının hedefinin Venezuela’nın enerji kaynakları olduğunu belirtti. “Barbarlık yenilecek, direnen halklar kazanacak” ifadeleri kullanıldı. ESP (Ezilenlerin Sosyalist Partisi) Saldırıya karşı sol partilerle ortak açıklamada yer aldı. Gelecek Partisi Genel Başkan Ahmet Davutoğlu, bu tür müdahalelerin dünyayı kalıcı çatışmalara sürükleyebileceği uyarısında bulundu. HÜDA-PAR Parti yönetimi, operasyonun arkasında Venezuela’nın doğal kaynaklarının bulunduğunu savunarak işgal vurgusu yaptı. İYİ Parti Genel Başkan Musavat Dervişoğlu, otoriterliğin ya da yozlaşmanın dış müdahaleyi meşrulaştıramayacağını belirterek ABD’nin yöntemini sert sözlerle eleştirdi. MHP (Milliyetçi Hareket Partisi) Genel Başkan Devlet Bahçeli, müdahaleyi hukuksuz bir darbe girişimi olarak nitelendirdi ve 15 Temmuz’la kıyasladı. Saadet Partisi Genel Başkan Mahmut Arıkan, operasyonu “açık bir emperyal saldırı” olarak tanımladı ve halk iradesine bomba yağdırılamayacağını söyledi. SMF, TÖP, THK Bu yapılar, sol partilerle birlikte ortak açıklamalarda yer alarak müdahaleyi küresel tehdit olarak niteledi. Sol Parti Saldırıyı “emperyalist haydutluk” olarak tanımladı ve “Yankee Go Home” çağrısı yaptı. TDP (Toplumcu Demokrasi Partisi – Kıbrıs) Emperyalist saldırganlığı sert biçimde kınadı, yaptırımların sivilleri hedef aldığına dikkat çekti. TİP (Türkiye İşçi Partisi) ABD Ankara Büyükelçiliği önünde protesto düzenledi. Açıklamada, hedefin Venezuela’nın doğal kaynakları olduğu vurgulandı. TKP (Türkiye Komünist Partisi) Genel Sekreter Kemal Okuyan, saldırıyı pervasız bir emperyalist hamle olarak nitelendirdi ve dayanışma çağrısı yaptı. Vatan Partisi Saldırıyı kınayarak sol partilerle ortak tepki gösterdi. Yeşil Sol Parti Müdahaleyi doğal varlıkların yağmalanması ve rejim değişikliği dayatması olarak tanımladı. Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Fatih Erbakan, operasyonu açık işgal olarak nitelendirdi ve emperyalizme karşı net tutum çağrısı yaptı. Zafer Partisi Genel Başkan Ümit Özdağ, müdahalenin uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirterek, bunun küresel çatışmaları tetikleyebileceği uyarısında bulundu.

Çay demlerken dehşeti yaşadı: Patlama oldu, ev başına yıkıldı! Haber

Çay demlerken dehşeti yaşadı: Patlama oldu, ev başına yıkıldı!

Kars’ın Digor ilçesine bağlı Varlı köyünde meydana gelen olayda, gaz kaçağı bulunan mutfak tüpünü fark edemeyen 29 yaşındaki Mehmet Gezer, çakmağı yakmasıyla patlamanın ortasında kaldı. Patlamada vücudunun yüzde 26’sı yanan Gezer, Erzurum’da tedavi altına alındı. Gaz kaçağı patlamaya yol açtı Kars’ta, Digor ilçesinin Varlı köyünde toprak bir evde yaşayan Mehmet Gezer, mutfakta çay demlemek istediği sırada büyük mutfak tüpündeki gaz sızıntısını fark edemedi. Çakmağı yakmasıyla birlikte şiddetli bir patlama meydana geldi ve evin büyük bölümü çöktü. Ağır yanıklarla hayatta kaldı Patlamanın ardından çıkan yangında Gezer’in yüzü, elleri, kolları ve bacaklarında ikinci ve üçüncü derece yanıklar oluştu. Toprak yığınlarıyla dolan evden kendi imkânlarıyla çıkmayı başaran Gezer, çevredekilerden yardım istedi. İlk müdahalesi Digor Devlet Hastanesi’nde yapılan yaralı, ambulansla Erzurum Şehir Hastanesi’ne sevk edildi. Yoğun bakım sürecinin ardından tedavi sürüyor Erzurum’da üç gün yoğun bakımda kalan Gezer’in hayati tehlikeyi atlattığı, tedavisinin Yanık Tedavi Merkezi’nde devam ettiği bildirildi. Doktorlar, ilerleyen süreçte cerrahi müdahale gerekebileceğini belirtti. “Ev tamamen kullanılamaz hale geldi” Ailenin verdiği bilgilere göre patlama ve yangın sonrası evde kullanılabilir hiçbir eşya kalmadı. Olayın ardından Gezer’in yaşadığı travmayı atlatmakta zorlandığı ifade edilirken, köyde dayanışma çağrıları da yükseldi. Uzmanlardan uyarı: Gaz güvenliği hayati Yetkililer ve sağlık çalışanları, mutfak tüplerinde düzenli kontrol yapılmasının, gaz kokusu hissedildiğinde kesinlikle ateş yakılmamasının ve acil durumlarda hızla dışarı çıkılarak yardım istenmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı.

Cansever’den kahreden açıklama: Lösemi teşhisi konuldu Haber

Cansever’den kahreden açıklama: Lösemi teşhisi konuldu

Bir süredir Almanya’da yaşamını sürdüren arabesk müzik sanatçısı Cansever, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla sağlık durumuna ilişkin açıklamada bulundu. Nerede tedavi gördüğü, hangi sürecin başladığı ve hayranlarından ne istediği kısa açıklamayla netlik kazandı. Lösemi teşhisi Almanya’da konuldu Arabesk müziğin sevilen ismi Cansever, kendisine lösemi teşhisi konulduğunu açıkladı. Almanya’da bulunduğunu belirten sanatçı, doktorlarının süreci yakından takip ettiğini ve tedaviye başlandığını ifade etti. Kemoterapi süreci başlıyor, sahnelere ara veriliyor Cansever, yaptığı açıklamada kemoterapiye başlayacağını duyurarak bu süreçte sahne çalışmalarına ara vereceğini belirtti. Tedavinin planlı şekilde ilerlediğini aktaran sanatçı, sağlık sürecine odaklanacağını vurguladı. “Dualarınızı bekliyorum” mesajı paylaşıldı Sanatçı, kendisine ulaşan çok sayıda mesaj ve telefon nedeniyle herkese tek tek yanıt veremediğini ifade ederek, “Bana lösemi teşhisi konuldu. Almanya’dayım ve doktorlarım çok iyi. Cuma günü kemoterapiye başlayacağım. İnşallah her şey çok güzel olacak. Dualarınızı bekliyorum” sözleriyle Türkiye toplumuna ve sevenlerine seslendi. Hayranlarından destek mesajları yağıyor Cansever’in açıklamasının ardından sosyal medyada çok sayıda destek ve geçmiş olsun mesajı paylaşıldı. Sanatçının tedavi sürecinin yakından takip edildiği ve dayanışma çağrılarının arttığı görülüyor. Bu haber, yurttaşların sağlıkla ilgili hassasiyetlerini gözeten, ayrımcı olmayan ve bütünleştirici bir dil anlayışıyla hazırlanmıştır.

“Gerçek bir kahraman çıktı”: Bondi’de silahlı saldırıyı durduran isim Ahmed el-Ahmed Haber

“Gerçek bir kahraman çıktı”: Bondi’de silahlı saldırıyı durduran isim Ahmed el-Ahmed

Bondi Plajı’nda kanlı saldırı, cesur bir müdahaleyle durduruldu Sydney’in Bondi Plajı’nda yaklaşık bin kişinin katıldığı Hanuka kutlaması sırasında gerçekleşen silahlı saldırı, Avustralya kamuoyunu derinden sarstı. Saldırı sırasında bölgede bulunan 43 yaşındaki manav Ahmed el-Ahmed, saldırganlardan birinin üzerine atlayarak silahını aldı ve daha büyük bir katliamın önüne geçti. Olayda 15 kişi yaşamını yitirirken, el-Ahmed’in müdahalesi sayesinde çok sayıda yurttaşın hayatta kaldığı belirtiliyor. Kameralara yansıyan anlar saldırının seyrini değiştirdi Sosyal medyada yayılan görüntülerde, beyaz tişört giyen Ahmed el-Ahmed’in saldırganlardan birine arkadan hamle yaptığı, tüfeği ele geçirerek saldırganı köprü yönüne doğru geri çekilmeye zorladığı görülüyor. El-Ahmed, tehdit oluşturmadığını göstermek için silahı bir ağaca dayadıktan sonra ellerini havaya kaldırdı. Yetkililer, bu hamlenin saldırının yayılmasını engellediğini vurguluyor. İki kurşunla yaralandı, ameliyata alındı Mücadele sırasında ikinci saldırgan tarafından kolundan ve elinden vurulan el-Ahmed, pazar gecesi ameliyata alındı. Hastane kaynakları, sağlık durumunun stabil olduğunu ve iyileşme sürecinin olumlu ilerlediğini açıkladı. Kuzeni Mustafa, hastane önünde yaptığı açıklamada, “Silahlarla hiçbir deneyimi yoktu. Orada sadece bulunuyordu ama doğru olanı yaptı. O yüzde yüz bir kahraman,” dedi. Yetkililerden ve dünyadan övgü mesajları geldi New South Wales Eyalet Başbakanı Chris Minns, Ahmed el-Ahmed’i “gerçek bir kahraman” olarak nitelendirerek, “Onun cesareti sayesinde bu gece hayatta olan çok ama çok insan var,” ifadelerini kullandı. Avustralya Başbakanı Anthony Albanese de saldırının ardından yaptığı açıklamada toplumlar arası dayanışmanın altını çizdi. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ise hükümet toplantısında el-Ahmed’i överek, masum insanların hayatını kurtardığını söyledi. Saldırının ayrıntıları netleşiyor Yetkililer, saldırının iki kişi tarafından gerçekleştirildiğini ve saldırganların baba-oğul olduğunu açıkladı. 50 yaşındaki baba olay yerinde polis tarafından vurularak öldürüldü, 24 yaşındaki oğul ise ağır yaralı olarak hastanede tedavi altına alındı. Polis, şu aşamada üçüncü bir saldırgan aranmadığını duyurdu. Dayanışmanın simgesi haline gelen bir isim Ahmed el-Ahmed’in müdahalesi, Avustralya’da ve dünya genelinde inançlar ve kimlikler üstü bir dayanışma örneği olarak değerlendiriliyor. Yetkililer ve sivil toplum temsilcileri, bu olayın nefret ve şiddete karşı ortak yaşam iradesinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdiğini vurguluyor.

“Nefret mezarlığa taştı”: Sydney’de Müslüman mezarlığına domuz kafaları bırakıldı Haber

“Nefret mezarlığa taştı”: Sydney’de Müslüman mezarlığına domuz kafaları bırakıldı

Silahlı saldırının hemen ardından mezarlık hedef alındı Avustralya’nın New South Wales (NSW) eyaletine bağlı Sydney kentinde, Bondi Plajı’nda düzenlenen ve çok sayıda kişinin yaşamını yitirdiği silahlı saldırının ardından toplumlar arası gerilimi artıran yeni bir olay yaşandı. Yerel basında yer alan bilgilere göre, saldırının ertesi günü kentin güneybatısındaki Narellan banliyösünde bulunan bir Müslüman mezarlığına domuz kafaları bırakıldı. Polis: Hayvan kalıntıları mezarlık girişine bırakıldı Polis yetkilileri, mezarlığın girişinde hayvan kalıntıları bulunduğuna dair ihbar alındığını, olay yerine giden ekiplerin birden fazla domuz kafası tespit ettiğini açıkladı. Kalıntıların toplanarak uygun şekilde imha edildiği belirtilirken, olayın nefret suçu kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceğine ilişkin soruşturmanın sürdüğü bildirildi. Toplumlar arası hassasiyetin arttığı bir dönemde gerçekleşti Söz konusu provokasyon, bir gün önce Sydney’in Bondi Plajı’nda yaşanan ve 15 kişinin hayatını kaybettiği, 42 kişinin yaralandığı silahlı saldırının hemen ardından gerçekleşti. Polis, saldırının “Yahudi Avustralyalılara yönelik” olduğunu açıklamış, Başbakan Anthony Albanese de kamuoyuna yaptığı açıklamada bu yönde değerlendirmede bulunmuştu. Müslüman toplumdan dayanışma mesajı Avustralya’daki Müslüman toplumun temsilcileri, silahlı saldırıyı açık biçimde kınayarak yaşamını yitirenlerin yakınlarıyla dayanışma içinde olduklarını duyurmuştu. Buna karşın Müslüman mezarlığının hedef alınması, nefretin farklı inanç gruplarına yönelme riskini yeniden gündeme taşıdı. Toplumun vicdanında yankı uyandıran müdahale Silahlı saldırı sırasında şüphelilerden birinin elindeki silahı alarak daha büyük bir katliamı önlediği belirtilen Ahmed el-Ahmed’in cesur müdahalesi Avustralya basınında geniş yer bulmuş, farklı inanç ve kimliklerden yurttaşların dayanışmasının önemine dikkat çekilmişti. Yetkililere çağrı: Nefret suçlarına karşı net tutum Yaşanan son olay, Avustralya toplumunda artan kutuplaşma ve inanç temelli nefret suçlarına karşı daha güçlü ve kapsayıcı önlemler alınması çağrılarını beraberinde getirdi. Müslüman yurttaşlar başta olmak üzere, farklı inanç grupları, bu tür saldırıların yalnızca bir mezarlığı değil, birlikte yaşam kültürünü hedef aldığını vurguluyor.

Madenciler ölüyor, sermaye büyüyor: Bu düzenin adı sömürü, artık dur diyoruz! Haber

Madenciler ölüyor, sermaye büyüyor: Bu düzenin adı sömürü, artık dur diyoruz!

Emek ölüyor, adalet susuyor: Dünya Madenciler Günü’nde Türkiye’nin acı tablosu 4 Aralık Dünya Madenciler Günü, tarihte madencilere sığınarak yaşamını kurtaran Santa Barbara’nın anısıyla dünyanın pek çok yerinde dayanışma günü olarak anılırken; Türkiye’de ise madenciler “ölümüne çalışma” düzeninin simgesi haline gelmiş durumda. Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Yüksel Caddesi’nde yaptığı açıklamada, işçi katliamlarının artık kader değil politik tercihler olduğunu vurguladı. Açıklamada, yalnızca geçen hafta Siirt Şirvan’da maden işçilerini taşıyan minibüsün uçuruma yuvarlanmasıyla 15 madencinin yaralandığı hatırlatıldı; Soma, Amasra, Ermenek, Şırnak, Kozlu, Elbistan, Sivas ve Zonguldak’ta yaşanan katliamların hâlâ Türkiye toplumunun hafızasında olduğu belirtildi. “Soma’nın katilleri özgür, işçinin avukatları hapiste” Açıklamada, iş cinayetlerinin yargı süreçleri için şu ifadeler kullanıldı: “301 madencinin katili, Soma Holding yöneticisi Can Gürkan, her bir emekçinin yaşamı için altı gün hapis yattıktan sonra serbest bırakıldı. İşçinin avukatlığını yapan Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay ise yıllardır hapishanede.” Bu durumun, Türkiye’de adaletin sermayeden yana işlediğinin en çarpıcı göstergelerinden biri olduğu vurgulandı. Maden Kanunu ve ÇED kararları: ‘Saray’ın sınırsız yetkisi tepki çekiyor Maden Kanunu’nda yapılan son değişikliklerle maden sahalarının açılması, genişletilmesi ve işletilmesi kararlarında tüm yetkinin Saray’a verilmesine değinilerek: “Akbelen’de, İkizköy’de süren direnişleri aşmak için hazırlanan düzenlemeler, yargı kararlarını yok sayarak sermayeye sınırsız bir imtiyaz sunuyor.” denildi. Çocuk emeği, MESEM ve ölümler: “Sorumluluk alması gerekenler kendini aklıyor” MESEM uygulamasıyla çocukların düşük ücretlerle uzun saatler çalıştırıldığı, pek çok çocuğun yaşamını yitirdiği hatırlatılarak: “Çocuklar ölürken Milli Eğitim Bakanı sorumluluk duymuyor; kendisine ‘katil’ denmesini hakaret sayıyor. Bu gerçeği yüzlerine söyleyen 16 öğrenci tutuklandı.” denildi. MESEM’lerde ölümler nedeniyle eylem yapan öğretmenlerin ters kelepçe ile gözaltına alınması da tepkiyle dile getirildi. “İşçi sağlığı yetersiz, denetim yok: Sermaye kanla büyüyor” İSİG Meclisi’nin raporuna göre yılın ilk on ayında 1737 işçi hayatını kaybetti; en az 85’i çocuk. Açıklamada şu vurgu yapıldı: “Sermaye, kadın-çocuk demeden işçilerin kanıyla semiriyor. İşçiler sendikaya üye olduğunda işten atılıyor, direnişleri ise polis-patron-valilik üçgeninde bastırılıyor.” Bütçe ve asgari ücret görüşmeleri: “Yine krizin yükü emekçinin sırtında” Meclis’te görüşülen bütçede de halktan çok sermayeye kaynak ayrıldığı belirtilerek: “Şehir hastaneleri, MESEM gibi modellerle halk için ayrılan sınırlı bütçe bile sermayeye aktarılıyor.” Yakında başlayacak asgari ücret görüşmelerindeki tablo içinse: “İşçi sınıfına yalnızca hayatta kalabileceği bir ücret reva görülüyor.” ifadeleri kullanıldı. Direnişler yayılıyor: “Genel grev, genel direniş mümkündür” Açıklamada, maden işçilerinin tarihsel mücadelesine atıf yapılarak: “1990-91 Zonguldak Büyük Madenci Direnişi, dayanışmanın ve birleşik mücadelenin kazanabileceğini gösteriyor.” denildi ve işçi sınıfı, öğrenciler ve kadın hareketlerinin ortak mücadele hattı kurması çağrısı yapıldı. Son çağrı: “Ölüm değil, insanca yaşam istiyoruz" Açıklama şu sözlerle tamamlandı: “Yer üstünü de yer altı gibi ölüm alanına çeviren bu düzene karşı mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. Tüm maden emekçilerinin Dünya Madenciler Günü’nü saygıyla selamlıyoruz.” Açıklama, Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla Yüksel Caddesi’nde yapıldı ve Madenci Anıtı’na yürüyüşle son buldu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.