SON DAKİKA

#Demokratikleşme

HABER DEĞER - Demokratikleşme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Demokratikleşme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ayhan Bilgen: "Demirtaş  AİHM’le tahliye olmak istiyor" Haber

Ayhan Bilgen: "Demirtaş AİHM’le tahliye olmak istiyor"

Röportaj sırasında Ankara Temsilcisi Cüneyt Alphan, kısa süre önce yayımlanan “Türk Tarihinin Kayıp Yılları ve Kürdistan” adlı kitabını da Ayhan Bilgen’e hediye etti. Bilgen; silah bırakma tartışmalarından Öcalan ve Demirtaş’ın rollerine, DEM Parti ve muhalefetin tutumundan anayasa ve referandum gündemine, geçmiş çözüm süreçlerinin neden başarısız olduğundan AİHM ve yüzleşme süreçlerine kadar birçok başlıkta dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Aktif siyaset ve sivil toplum katkısı Aktif siyasetin mevcut durumu hakkındaki soruya yanıt veren Ayhan Bilgen, genel başkanlık görevini devrettiğini ve parti yönetiminin yanı sıra teşkilat çalışmalarının başka bir arkadaş tarafından yürütüldüğünü belirtti. 53 ilde ve yaklaşık 170 ilçede kongre süreçlerinin tamamlandığını ifade eden Bilgen, kendisinin ise dışarıdan katkı sunmaya çalıştığını söyledi: "Ben genel başkanlık görevini bıraktım. Şimdi başka bir arkadaşımız parti yönetimini ve teşkilat çalışmalarını yürütüyor... Daha çok sivil toplum ve medya çalışmaları üzerinden katkı vermeye gayret ediyorum. Doğrudan parti siyaseti içerisinde aktif bir görev üstlenmiş değilim. Bundan sonraki süreçte ne yapacağım konusunda benim açımdan da kesinleşmiş bir tablo yok. Nerede katkı sunabileceğim ortaya çıktıkça elimden geleni yaparım." Kürt meselesinin bölgesel doyutu ve yeni dış dinamikler Kürt meselesinin sadece bir ülkenin iç meselesi olarak ele alınamayacak kadar geniş bir coğrafyaya yayıldığını vurgulayan Bilgen, Kürtlerin dört farklı ülkede yaşadığını, bu ülkelerin karşılıklı ilişkilerinin, bölgesel dengelerin ve uluslararası aktörlerin tutumunun doğrudan etkili olduğunu belirtti. Geçmişteki çözüm sürecinin uluslararası koşulların daha olumlu olduğu bir dönemde başladığını ancak Suriye’deki gelişmelerle birlikte bölgesel şartların değiştiğini hatırlattı. Bugünkü döneme ilişkin dış koşulların daha elverişli olduğunu düşündüğünü belirten Bilgen, sürecin dışarıdan dayatılmadığının altını çizdi: "Ama bugünkü sürecin dışarıdan organize edilmiş bir süreç olduğunu düşünmüyorum. Daha çok Türkiye’nin kendi iç ihtiyaçlarının, bölgesel gelişmelerle birlikte oluşturduğu bir arayış söz konusu. Özellikle güvenlik açısından Türkiye’nin önünde yeni bir tablo var. İsrail’in bölgedeki politikaları, bölgesel ittifaklar ve Türkiye’nin kendi güvenlik ihtiyaçları Kürt meselesini yeniden önemli bir başlık haline getiriyor. Daha çok Türkiye’nin kendi güvenlik ve siyasi ihtiyaçlarından kaynaklanan bir arayış olduğunu düşünüyorum." Devlet içerisindeki bütünlük ve önceki süreçlerden farklar Geçmişteki çözüm süreçlerinin başarısız olmasında devlet içindeki yapının önemli bir rol oynadığını belirten Bilgen, bu kez tablonun farklı olduğunu vurguladı: "Üstelik bu kez önceki süreçlerden farklı bir durum var. Devlet içerisinde daha fazla bütünlük görüyorum. Önceki süreçlerde devletin farklı kurumları arasında ciddi dirençler vardı. Güvenlik bürokrasisiyle siyasi irade arasında da farklı yaklaşımlar bulunabiliyordu. Bugün ise güvenlik bürokrasisinin sürece daha fazla destek verdiği veya en azından sürecin gerekliliği konusunda daha net bir pozisyonda olduğu görülüyor. Bu önemli bir fark. Çünkü geçmişte süreci sadece siyasi irade yürütmeye çalışıyordu ve devletin bazı kesimlerinde ciddi bir direnç vardı." TBMM Komisyon raporları ve eksik bırakılan temel haklar TBMM’deki komisyon raporları ve partilerin hazırladığı metinleri değerlendiren Bilgen, raporda Şeyh Sait’ten Cumhuriyet döneminin kırılmalarına kadar uzanan tarihi bir arka plan bulunduğunu, ancak asıl meselenin yeterince açık konulmadığını ifade etti: "Fakat bana göre asıl mesele yeterince açık biçimde ortaya konulmuyor. Kürt meselesinin temelinde bir halkın kimliğinin, dilinin ve kültürel haklarının tanınmasıyla ilgili sorunlar var. Bunların raporda yeterince kapsamlı şekilde ele alındığını düşünmüyorum. Örneğin anadilde eğitim meselesi, kültürel haklar, özgürlükler ve demokratikleşme boyutu daha kapsamlı tartışılmalıydı. Sadece günü kurtaracak bir çözümle yetinmemek gerekiyor. Kürt meselesini Türkiye’nin genel demokratikleşmesinden ayrı düşünmemek lazım." "Önce silah mı, önce demokrasi mi?" ikilemi Geçmişte yaşanan hataların tekrarlanmaması için iki farklı yaklaşımın çarpıştığını belirten Bilgen, bugünkü stratejinin izlediği yolu şu sözlerle değerlendirdi: "Bir kesim 'Önce demokrasi, sonra silah bırakma' diyor. Diğer yaklaşım ise 'Silah varken demokratikleşmeyi ve insan haklarını konuşmak zor' diyor. Bugünkü süreç daha çok ikinci yaklaşım üzerinden ilerliyor. Yani silahların devreden çıkarılması, silahlı çatışmanın sona erdirilmesi ve ondan sonra demokratikleşme, insan hakları ve özgürlüklerin daha kapsamlı biçimde konuşulması... Silahların tamamen devreden çıkması halinde artık Türkiye’nin demokratikleşmesi, anayasa, yönetim modeli, dil ve eğitim gibi bütün meselelerin demokratik zeminde konuşulmasının önünde daha az engel kalacaktır." Abdullah Öcalan ve Selahattin Demirtaş’ın rolleri Abdullah Öcalan’ın silahlı mücadelenin bir yöntem olarak sürdürülemeyeceği noktasında olduğunu belirten Bilgen, Öcalan ile Selahattin Demirtaş’ın rollerinin kesinlikle birbirinden ayrılması gerektiğini vurguladı: "Öcalan’ın konumu ile Demirtaş’ın konumunu birbirinden ayırmak gerekiyor. Öcalan’ın doğrudan muhataplığı silah bırakma ve silahlı yapının tasfiyesi meselesinde daha belirgin. Demirtaş’ın rolü ise daha çok toplumsal ikna, demokratik siyasetin güçlendirilmesi ve toplumun sürece katılması bakımından değerlendirilebilir. Demirtaş’ın katkısını sadece silah bırakma meselesine indirgememek gerekir. Çünkü Kürt toplumu bir siyasi partiye veya tek bir örgüte indirgenebilecek bir yapı değil." Alphan’ın gündeme getirdiği Demirtaş’ın hukuki süreçleri bağlamında Bilgen, Demirtaş’ın istinaf kararlarını beklemek yerine uluslararası mekanizmalarla, özellikle AİHM eksenli bir demokratik güvenceyle tahliye olmayı hedeflediğini vurguladı. "Kürt sosyolojisi siyasetin çok ilerisinde" Kürt toplumunun coğrafi ve sosyolojik olarak çok büyük bir dönüşüm geçirdiğine dikkat çeken Bilgen, mevcut siyasetin bu yapının gerisinde kaldığını belirtti: "Kürt sosyolojisi siyasetin çok ilerisinde. Siyaset onun gerisinde kalmış durumda. Kürtlerin toplumsal varlığı artık sadece Diyarbakır’la veya bölge illeriyle sınırlı değil. İstanbul’da, İzmir’de, Antalya’da, Ege’de ve Türkiye’nin çok farklı yerlerinde ciddi bir Kürt nüfusu ve toplumsal yapı var. Dolayısıyla Kürt toplumunu sadece silahlı örgüt üzerinden okumak artık mümkün değil. Parlamentoda, belediyelerde ve toplumun farklı alanlarında Kürtlerin siyasi ve sosyal temsili var. Silahların devreden çıkması halinde bu sosyolojinin kendisini daha rahat biçimde siyaset üzerinden ifade etmesinin önü açılabilir." Tarihsel yüzleşme ve travmaların aşılması Sürecin sadece idari ve hukuki adımlarla tamamlanamayacağını, toplumsal yüzleşmenin şart olduğunu belirten Ayhan Bilgen, sözlerini şu vurguyla tamamladı: "Bunu değerlendirirken o dönemin koşullarını göz ardı etmemek gerekir. Bir halkın kendisini yok sayılmış, tanınmamış veya haklarından mahrum bırakılmış hissettiği dönemleri anlamadan silahlı mücadelenin ortaya çıkışını da anlayamazsınız. Ama bugün geldiğimiz noktada silahla ilgili faslı yüzleşmeyle aşmanız gerekiyor. Hem devletin hem örgütün hem de siyasetin geçmişle yüzleşmesi lazım. Bu yüzleşme yeni bir çatışma üretmemeli. Geçmişte yaşanan acıları kabul ederken geleceği geçmişteki çatışmanın içine hapsetmemek gerekiyor. Bütün tarafların kendi sorumluluklarıyla yüzleşebilmesi önemli. Çünkü yeni bir dönem ancak geçmişle hesaplaşmayı yeni bir kavganın nedeni haline getirmeden mümkün olabilir." haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Ayhan Bilgen'den Sermaye Kuşatmasına Karşı Çağrı Haber

Ayhan Bilgen'den Sermaye Kuşatmasına Karşı Çağrı

Ayhan Bilgen, "Halkweb.com.tr" sitesinde yayınlanan yazısında Türkiye’de ve dünyada siyasetin son yıllarda giderek kimlik tartışmaları etrafında şekillendiğini, bunun ise emek-sermaye ilişkileri gibi temel meselelerin geri plana itilmesine neden olduğunu savunuyor. Sol siyasetin tarihsel olarak eşitsizlik, adalet ve sermaye ilişkileri üzerinden şekillendiğini hatırlatan Bilgen, bugün yaşanan birçok siyasi krizin yalnızca kimlikler üzerinden okunmasının eksik ve yanıltıcı olduğunu belirtiyor. Bilgen’e göre Türkiye’de yaşanan siyasi gerilimler, CHP’deki tartışmalar, belediyelere yönelik soruşturmalar ve muhalefet içindeki ayrışmalar yalnızca kişiler veya partiler üzerinden değerlendirilemez. Bu süreçlerin arkasında ekonomik güç ilişkilerinin, sermayenin siyasetteki etkisinin ve güç odaklarının konum alış biçimlerinin de bulunduğunu ifade ediyor. Siyasetin yeniden toplumun ortak çıkarlarını merkeze alan bir zemine dönmesi gerektiğini vurgulayan Bilgen, bunun hem sol siyasetin geleceği hem de Türkiye’nin demokratikleşme süreci açısından önemli olduğunu dile getiriyor. Yazıda ayrıca Kürt siyaseti, Alevi siyaseti ve farklı toplumsal kesimlerin taleplerinin meşru olduğuna dikkat çekilirken, bu taleplerin sermaye düzeni ve ekonomik eşitsizliklerden bağımsız ele alınmasının yeni çıkmazlar üretebileceği savunuluyor. Bilgen, toplumsal sorunların yalnızca kimlik eksenli değil, aynı zamanda ekonomik ve sınıfsal boyutlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor. CHP’de yaşanan gelişmelerin yalnızca parti içi bir iktidar mücadelesi olarak görülmemesi gerektiğini belirten Bilgen, siyasetin yeniden kendi ilkeleriyle yüzleşmesi ve toplumun beklentilerine cevap verebilmesi için bir yenilenme ve arınma sürecine ihtiyaç duyulduğunu savunuyor. Türkiye’deki siyasi dönüşümün sadece bugünün aktörlerini değil, gelecekte ortaya çıkacak yeni siyasi dengeleri de şekillendireceğini ifade ediyor. Ayhan Bilgen yazısında şu ifadeleri kullandı: "Küresel ölçekte liberal politikalar, nasıl ırkçı, yabancı düşmanı, islamofobik, sağ milliyetçiliği dünyada 'saman alevi' gibi yükseltmiş, 'balon' gibi şişirmiş ise Türkiye’de de bu dalga kısa sürede bitecektir. Sol, titreyip kendine dönecek, yurtsever ve gerçek halk iradesiyle, yarınların Türkiye’sine ve bölgesel dönüşüm hamlesine öncülük edecektir. Bunu, Osmanlıcılık ve hilafet tartışmalarına kurban etme hevesleri de, engellemeye yetmeyecektir." haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’ten 27 Nisan değerlendirmesi: Demokrasi, hukukla güç kazanır! Haber

Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’ten 27 Nisan değerlendirmesi: Demokrasi, hukukla güç kazanır!

Türkiye’de 2007 yılında yaşanan 27 Nisan e-Muhtırası’nın yıl dönümünde açıklamalarda bulunan eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, geçmişteki askerî müdahalelerin demokratik sürece verdiği zarara dikkat çekerken, günümüzde de hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Vesayet eleştirisi Çelik, Türkiye’nin yakın tarihinde askerî vesayet anlayışının demokratik iradeyi zaman zaman gölgelediğini belirterek, bu tür müdahalelerin millet iradesini sınırlayan yaklaşımlar olduğunu dile getirdi. Bu anlayışın artık geride bırakılması gerektiğini ifade eden Çelik, demokratik standartların korunmasının önemine işaret etti. Muhtıra tartışması Açıklamasında yalnızca 27 Nisan sürecine değil, geçmişte farklı dönemlerde yaşanan müdahalelere de değinen Çelik, 2004 yılında YÖK Yasa Tasarısı sürecinde ortaya çıkan bazı açıklama ve bildirilerin de muhtıra niteliği taşıdığını belirtti. Bu tür girişimlerin demokratik işleyiş üzerinde baskı oluşturduğunu kaydetti. Demokrasi vurgusu Türkiye’nin demokrasi yolculuğunda yaşanan gerilimlerin tarihsel bir süreç olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Çelik, demokrasinin yalnızca vesayet odaklarına karşı durmakla sınırlı olmadığını vurguladı. Hukukun üstünlüğünün sağlanmasının, demokratik sistemin temel şartı olduğunu dile getirdi. Adalet uyarısı Çelik, günümüzde adalet duygusunun yeterince karşılık bulup bulmadığının tartışılması gerektiğini belirterek, yargı bağımsızlığına ilişkin soru işaretlerinin giderilmesinin önemine dikkat çekti. Farklı görüşlerin özgürce ifade edilebildiği bir ortamın, demokrasinin sağlıklı işleyişi açısından kritik olduğunu ifade etti. Hukuk çağrısı Adaletin olmadığı bir sistemde demokrasinin güçlenemeyeceğini belirten Çelik, hukukun üstünlüğünün tesis edilmediği bir yapıda cumhuriyetin de sağlam temeller üzerine inşa edilemeyeceğini söyledi. Türkiye’nin hem geçmişteki vesayetçi anlayışları hem de günümüzdeki keyfi uygulamaları aşması gerektiğini vurguladı. Gelecek mesajı Çelik, Türkiye’nin geleceğinin; çoğulculuk, hukuk devleti ve millet iradesinin birlikte var olduğu bir demokratik zemin üzerinde şekillenmesi gerektiğini ifade etti. Darbeler ve muhtıralar kadar, güncel antidemokratik uygulamalara karşı durmanın da toplumsal bir sorumluluk olduğunu belirtti. ???? 27 Nisan E-Muhtırası Dolayısıyla Bugün, 27 Nisan olarak hafızalara kazınmış müdahalenin yıl dönümü. Türkiye, geçmişte askerî vesayetin gölgesinde kalmış; demokratik iradenin önünün zaman zaman farklı yol ve biçimlerle kesildiği dönemler yaşamıştır. Bu tür müdahaleler, millet… pic.twitter.com/LGB3rL634y — Hüseyin Çelik (@hc_huseyincelik) April 27, 2026 27 Nisan e-Muhtırası’nda ne oldu? 27 Nisan e-Muhtırası, 27 Nisan 2007 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin internet sitesinden yayımlanan bir bildiriyle gündeme geldi. Bildiride, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecine ilişkin laiklik vurgusu yapılırken, askerî makamların sürece müdahil olabileceği yönünde mesajlar yer aldı. Bu gelişme kamuoyunda “e-muhtıra” olarak adlandırıldı. Dönemin hükümeti ise söz konusu bildiriyi sert bir şekilde eleştirerek demokratik sürece müdahaleye karşı durduğunu açıkladı. Süreç, Türkiye’de sivil-asker ilişkileri ve demokratikleşme tartışmalarında önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirildi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

AK Parti eski MKYK üyesi Mücahit Birinci: Demokratikleşmezsek ilk seçimde CHP iktidara gelir Haber

AK Parti eski MKYK üyesi Mücahit Birinci: Demokratikleşmezsek ilk seçimde CHP iktidara gelir

AK Parti’nin eski Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi Mücahit Birinci, Türkiye’de siyasal sistemin yönü, demokrasi tartışmaları ve ekonomik tabloya ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Uzun yıllar partinin farklı kademelerinde görev alan Birinci, AK Parti’nin kuruluş kodlarından uzaklaştığını kabul ederken, yeniden özgürlükçü bir çizgiye dönülmemesi halinde ciddi bir siyasi kırılma yaşanabileceğini ifade etti. AK Parti eski çizgisinden uzaklaştı Birinci, AK Parti’nin kuruluş yıllarında daha özgürlükçü ve sivil bir siyaset anlayışına sahip olduğunu ancak zamanla bu çizgiden uzaklaşıldığını dile getirdi. Özellikle devletçi reflekslerin artmasının partinin toplumsal bağını zayıflattığını belirten Birinci, bu değişimde çeşitli siyasi ve güvenlik süreçlerinin etkili olduğunu ifade etti. Demokratik alan daralıyor Sivil siyasetin alanının daralmasının Türkiye’de demokratik yapıyı zayıflattığını savunan Birinci, aşırı devletçi politikaların yurttaş üzerinde baskı algısı oluşturduğunu söyledi. Ona göre bu durum, sandıkta doğrudan karşılık bulabilecek bir tepkiyi de beraberinde getiriyor. Seçimler yapılmaya devam eder Toplumda zaman zaman dile getirilen “seçimlerin yapılmayacağı” yönündeki kaygıların yersiz olduğunu ifade eden Birinci, Türkiye’nin demokratik seçim geleneğinin güçlü olduğunu vurguladı. Seçimlerin zamanında yapılacağını belirten Birinci, yurttaşların demokrasiye bağlılığının altını çizdi. Ekonomi en büyük sorun Birinci’ye göre yurttaşların temel gündemi siyasal tartışmalardan çok ekonomi. Sahada en çok dile getirilen sorunun geçim sıkıntısı olduğunu belirten Birinci, mevcut ekonomik politikaların yeterli bulunmadığını açıkça ifade etti. Yargı tartışmaları sürüyor Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Birinci, sürecin siyasi olarak daha iyi yönetilmesi gerektiğini söyledi. Yargının bağımsızlığına vurgu yapan Birinci, bu tür süreçlerin kamuoyuna doğru anlatılmasının önemine dikkat çekti. Parti muhalif ruhunu kaybetti AK Parti’nin geçmişte sistem karşıtı ve değişim odaklı bir hareket olduğunu hatırlatan Birinci, bu muhalif ruhun kaybedilmesinin oy oranlarını da etkilediğini belirtti. Partinin yeniden bu dinamizme dönmesi halinde eski gücüne ulaşabileceğini ifade etti. Seçim kaybı riski var Birinci, en dikkat çekici değerlendirmesinde ise açık bir uyarıda bulundu. AK Parti’nin demokratikleşme yönünde adım atmaması halinde ilk seçimde iktidarı kaybedebileceğini söyleyen Birinci, bunun Türkiye’de siyasi dengeleri kökten değiştirebileceğini dile getirdi. Değişim iradesi mevcut Parti içinde değişim isteyen kadroların olduğunu ifade eden Birinci, bu iradenin varlığından emin olduğunu ancak ne zaman hayata geçirileceğine dair net bir öngörüsünün olmadığını söyledi. Demokratikleşme ve özgürlük alanlarının genişletilmesi gerektiğini yineledi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Ankara’da siyaset ve demokrasi gündemi: Önemli isimler bir araya geliyor Haber

Ankara’da siyaset ve demokrasi gündemi: Önemli isimler bir araya geliyor

Türkiye’de siyasal sistem ve demokrasi tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde, farklı alanlardan önemli isimler Ankara’da düzenlenecek bir konferansta bir araya geliyor. Etkinlikte, siyaset kurumunun işleyişi ve çözüm önerileri masaya yatırılacak. Demokrasi Platformu tarafından düzenlenen “Bahar Konferansları” serisinin ilk buluşması, 5 Nisan’da Ankara’da gerçekleştirilecek. “Önce siyaset değişmeli” başlığıyla yapılacak konferansta, Türkiye’nin demokratikleşme süreci farklı yönleriyle ele alınacak. Hukuk, siyaset ve etik başlıkları öne çıkıyor Platformdan yapılan açıklamada, Türkiye’de yaşanan pek çok sorunun temelinde siyaset kurumunun işleyişine dair yapısal sorunların bulunduğu vurgulandı. Bu kapsamda konferansta hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, siyasal etik ve siyasetin finansmanı gibi başlıkların tartışılacağı belirtildi. Alanında deneyimli isimler konuşacak Konferans programında Haşim Kılıç, Taha Akyol, Bekir Ağırdır, Doğu Ergil, Hüseyin Çelik ve Ertuğrul Günay gibi isimler yer alıyor. Katılımcıların, farklı perspektiflerden çözüm önerilerini paylaşması bekleniyor. Konferans 5 Nisan’da düzenlenecek Etkinlik, 5 Nisan 2026 Pazar günü saat 14.00 ile 17.00 arasında The Green Park Hotel’de gerçekleştirilecek. Konferansın basına açık olacağı ve kamuoyunun süreci yakından takip edebileceği ifade edildi. Türkiye toplumunda siyasal tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde düzenlenecek konferansın, farklı görüşlerin bir araya geldiği bir diyalog zemini oluşturması hedefleniyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

ÖCALAN: Tek çözüm demokratik entegrasyondur! Haber

ÖCALAN: Tek çözüm demokratik entegrasyondur!

“Süreç tarihsel bir eşiğe ulaştı” Heyetin açıklamasında, yürütülen sürecin yalnızca siyasi değil, tarihsel bir sorumluluk taşıdığı ifade edildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu noktada üstlendiği rolün hayati olduğu belirtilirken, hazırlanacak yasal çerçevenin gecikmeden ve kapsayıcı şekilde hayata geçirilmesi gerektiği vurgulandı. Demokratik siyasetin güçlendirilmesi ve diyalog kanallarının açık tutulmasının çözüm için temel olduğu ifade edildi. “Ortadoğu’da üç farklı hat oluştu” Öcalan’ın değerlendirmelerinde Ortadoğu’daki gelişmelere geniş yer verildi. Özellikle İran merkezli gelişmeler üzerinden üç farklı siyasi çizginin ortaya çıktığını belirten Öcalan, ABD-İsrail hattı, İngiltere merkezli statüko hattı ve kendi savundukları demokrasi ve ortak yaşam çizgisini karşılaştırdı. Bu gelişmelerin Türkiye’de yürütülen sürecin önemini daha da artırdığı ifade edildi. “Silahlı mücadele dönemi sona erdi” Öcalan’ın açıklamalarında en dikkat çeken vurgulardan biri, silahlı mücadeleye ilişkin oldu. Sürecin geri dönülemez bir noktaya ulaştığını belirten Öcalan, “Silahlı mücadele dönemi sona ermiştir. Artık geriye dönüş mümkün değildir” ifadelerini kullandı. Bu sürecin “Demokratik Cumhuriyet ile barışa geçiş” olarak tanımlandığı aktarıldı. “Demokrasi Cumhuriyeti iki kat güçlendirir” Cumhuriyet ile bir sorunlarının olmadığını ifade eden Öcalan, esas meselenin demokratikleşme olduğunu belirtti. Demokrasi ile güçlenen bir Cumhuriyetin mümkün olduğunu vurgulayan Öcalan, sürecin başarıya ulaşması halinde Cumhuriyetin daha güçlü hale geleceğini söyledi. Açıklamada, kimlik, ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve kadın özgürlüğünün tüm yurttaşlar için güvence altına alınması gerektiği belirtildi. “Toplum temelli çözüm vurgusu” Öcalan, çözümün yalnızca devlet düzeyinde değil, toplum temelli bir dönüşümle mümkün olacağını ifade etti. Demokratik entegrasyon modelinin, Türkiye’de yaşayan tüm halklar ve inançlar için ortak bir gelecek sunduğu belirtildi. Sürecin doğru anlaşılması için kamuoyuna daha geniş şekilde anlatılması gerektiği de vurgulandı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Ufuk Uras: Özgürlüğün şarkısı şiddetin çalgısıyla çalınmaz! Haber

Ufuk Uras: Özgürlüğün şarkısı şiddetin çalgısıyla çalınmaz!

“Dünya adil değil” Uras, “Dünya Savaşı’ndan sonra büyük bir hesaplaşma” başlığıyla tartışılan döneme dair değerlendirmesinde, kapitalist sistem içinde kaynakların ve pazarların paylaşımı eksenindeki mücadelenin sürdüğünü ifade etti. Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası “tarihin sonu” ve “eşit bir dünya” söylemlerinin 11 Eylül sonrasında çöktüğünü savunan Uras, günümüz dünyasının adil olmadığını söyledi. “Karbon mu silikon mu” Uras, yapay zekâ ve “robotlar dünyası” tartışmasına değinerek “karbon varlıklarla silikon varlıkların mücadelesini anlamlandırmak” için hâlâ yoğun bir düşünsel mesai gerektiğini belirtti. Uras, teknolojinin belirleyiciliğinin arttığı yeni dönemde, dünyanın nereye evrileceğinin kolay öngörülemediğini dile getirdi. “Meşru müdafaa” Uras: “Burada Müslüman Müslümana vuruyor okuması yok, meşru müdafaa var” dedi. İran’ın Körfez ülkelerine dönük saldırılarını değerlendiren Uras, ana akım medyada öne çıkan yaklaşımın meseleyi çarpıttığını savundu. “Doğrudan ABD üslerine yönelik bir meşru müdafaa hakkı kullanılıyor” görüşünü dile getiren Uras, müzakereler sürerken İran yönetimine dönük saldırıların kabul edilebilir olmadığını söyledi ve yaşananları uluslararası hukukun aşınması bağlamında değerlendirdi. “Uluslararası hukuk” Uras, Türkiye’nin tutumunu “diplomasi ve eşit mesafe” vurgusuyla olumlu bulduğunu söyledi. Türkiye’nin hem NATO üyesi hem de İran’la sınır komşusu olması nedeniyle hassas bir denklemde bulunduğunu belirten Uras, çatışmanın müzakere zeminiyle sonlandırılması çağrılarının önemli olduğunu ifade etti. “Akıllı bombaların aklı olmuyor” diyen Uras, savaşın sivil yurttaşlar ve tarihî mekânlar açısından yıkıcı sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. “Öcalan bildirisi” Uras, Abdullah Öcalan’ın son bildirisine de değinerek metnin genel çerçevede devletin açıkladığı perspektifle uyumlu olduğunu söyledi. Bildiride yer alan “demokratik entegrasyon”, “buyurgan dilden uzaklaşma” ve “barış yasaları” vurgularının yeni bir siyasal dil arayışına işaret ettiğini belirten Uras, metni eşitlikçi ve anayasal zeminde bir çözüm çağrısı olarak okuduğunu ifade etti. Öcalan’ın umut hakkı tartışmasını kişisel bir talep zeminine çekmemesini de değerlendiren Uras, sürecin bireysel bir mesele üzerinden değil, toplumsal mutabakat ve Meclis zemininde ilerlemesi gerektiğini söyledi. Uras, “Senkronize adımlar atılmazsa süreç pazarlığa dönüşür. Eş anlı ilerleme önemli” değerlendirmesinde bulundu. “İsrail’in meşruiyeti yok” Uras, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları sonrası ölçünün kaçtığını, izlenen politikaların uluslararası meşruiyeti olmadığını savundu. “Normalleşme, normal olmayanla olmaz” diyen Uras, bölgesel gerilimlerin Türkiye’de demokratikleşme ve barış gündemini daha kritik hale getirdiğini belirtti. “Adres Meclis” Uras, Meclis zeminini “süreçlerin temel muhatabı” olarak işaret etti. “Şiddetten arındırılmış bir toplum” hedefinin ortak bir yurttaş mutabakatıyla güçlenebileceğini söyleyen Uras, siyasal partilerin tutumlarının Meclis’te sınanacağını vurguladı. “Demokrasilerde asgari müştereklerde buluşulur; azami müştereklerde buluşmak faşizmde olur” ifadelerini kullandı. Ufuk Uras kimdir? Ufuk Uras, siyasetçi ve akademisyendir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 23. Dönem İstanbul milletvekili olarak görev yaptı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi kökenlidir ve aynı üniversitede öğretim üyesi olarak çalıştı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Süreçte yeni faz mesajı: Erdoğan “Riske girmek dahil üzerimize düşeni yaptık” dedi Haber

Süreçte yeni faz mesajı: Erdoğan “Riske girmek dahil üzerimize düşeni yaptık” dedi

Recep Tayyip Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) grup toplantısında yaptığı konuşmada “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin önemli mesajlar verdi. Cumhurbaşkanı, kritik eşiklerde risk almaktan kaçınmadıklarını belirterek sürecin yeni bir faza geçtiğini duyurdu. Erdoğan: Süreçte önemli mesafeler alındı Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşık 16 aydır devam eden sürecin “bir devlet projesi” olduğunu ifade ederek kayda değer ilerlemeler sağlandığını söyledi. Meclis bünyesinde yürütülen Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarının tamamlanmasının yeni dönemin başlangıcı olduğunu belirten Erdoğan, hedefi “önce Terörsüz Türkiye, ardından Terörsüz bölge” sözleriyle tarif etti. Erdoğan, komisyonun kritik kavşaklarda görevini yerine getirmesi için hükümetin risk almaktan çekinmediğini vurguladı. Yeni aşamada Meclis öne çıkacak Konuşmada sürecin bundan sonraki bölümünde Meclis’in belirleyici rol üstleneceği mesajı verildi. Erdoğan, komisyon raporunun bir sonuç değil, yeni bir yol haritası olduğunu ifade ederek siyasi ve kurumsal koordinasyonun artırılacağını söyledi. Cumhur İttifakı içinde dayanışma ve eşgüdümün güçlendirilmesi gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı, yeni fazda ittifak içi uyumun daha kritik hale geldiğini dile getirdi. Bahçeli’nin “statü” çıkışına Adalet Bakanlığı yanıtı Cumhurbaşkanı, Devlet Bahçeli’nin İmralı’ya ilişkin “statü açığı” tartışmasına da değindi. Erdoğan, konunun Adalet Bakanlığı’nın sorumluluğunda ilerlediğini belirterek sürece ilişkin teknik çalışmaların ilgili kurumlar tarafından yürütüldüğünü söyledi. Bahçeli, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın statüsünün nasıl ele alınacağına dair tartışma çağrısı yapmıştı. Eleştirilere “cımbızlama” tepkisi Erdoğan, komisyon raporuna yönelik eleştiriler için metinden kelimelerin seçilerek spekülasyon yapılmasının sürece zarar verdiğini savundu. Cumhurbaşkanı, toplumun geniş kesimlerinin süreci sahiplendiğini ifade ederek eleştirilerin azınlıkta kaldığını söyledi. DEM Parti’den farklı yaklaşım Komisyon raporuna muhalefet şerhi sunan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), sürecin güvenlik merkezli değil hak ve özgürlükler temelinde ele alınması gerektiğini belirtti. Parti, sürecin adlandırılmasına da itiraz ederek çözümün demokratikleşme ve anadil hakları üzerinden ilerlemesi gerektiğini savundu. Süreçte hedef: Bölgesel boyut Erdoğan konuşmasının sonunda sürecin sadece Türkiye ile sınırlı kalmayacağını, bölgesel ölçekte bir hedefe evrileceğini ifade etti. Cumhurbaşkanı, yeni aşamanın “uhulet ve suhuletle” yürütüleceğini belirterek siyasi aktörlere koordinasyon çağrısı yaptı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.