SON DAKİKA

#Derin Devlet

HABER DEĞER - Derin Devlet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Derin Devlet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Araştırmacı-yazar Mehmet Sabri Akgönül: "Mansur Yavaş'ın siyasal hayatı bitmiştir" Haber

Araştırmacı-yazar Mehmet Sabri Akgönül: "Mansur Yavaş'ın siyasal hayatı bitmiştir"

Araştırmacı-yazar Mehmet Sabri Akgönül, katıldığı egündem adlı youtube kanalında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın CHP’den istifa kararını, 2023 seçim süreçlerini ve Kaşif Kozinoğlu dosyasını tüm detaylarıyla masaya yatırdı. Programda, Yavaş'ın hamlesinden muhalefetin adaylık krizine ve derin devlet dosyalarına kadar pek çok konuda dikkat çekici değerlendirmelerde bulunuldu. Siyasi Hayatının Sonu mu? Akgönül değerlendirilmesinde "Mansur Yavaş'ın siyasal hayatı bitmiştir." dedi. Nedeni olarak yaptığı açıklamada, "Çünkü Mansur Yavaş bu saatten sonra kendisine "Beni Erdoğan'ın karşısına çıkarmayın" diyebilecek bir siyasal parti veya bir siyasal eğilim arayacak. Onu da herkes Erdoğan'ın karşısına çıkarmak isteyecektir. Zaten Mansur Yavaş gibi adamlar Erdoğan'ın karşısına çıkmazlar. Bu kadar akıllı adamlardı, adamlardılar. 2023 seçimlerini de değerlendiren Akgönül, "Çıksalar zaten 2023'te çıkarlardı. Çıkmadılar. 2023'te çıksalardı da bu oyunların ölçülerini alırlar. 2023 yılıyla ilgili birazdan detaylı bazı bilgiler de verebiliriz. Çünkü fırtına aslında orada başlıyor. Ben Mansur Yavaş'ın siyasal hayatının bittiğini düşünüyorum. Hatta bence Mansur Yavaş'ın belediye başkanlığı hayatı da bundan sonra bitecek. Yani Nisan 2019'da Mansur Yavaş belediye başkan adayı da olmayacaktır" dedi. Mansur Yavaş'ın Siyasi Geçmişi Mansur Yavaş'ın daha önce de siyasi kariyeri hakkında açıklamada bulunan Akgönül, "6-8 ay sonra bir partiye geçerse, söz gelimi yeni parti veya 2 yıl sonra yeniden CHP'ye geçerse —ki biliyorsun o CHP'den ayrılıp yeniden CHP'ye geri dönmüşlüğü de vardı. Aslında Mansur Yavaş'ın CHP ile kurduğu ilişki çok zikzaklıdır. 2014'te CHP'ye giriyor. 2014'teki yerel seçimlerde yine CHP'den aday olarak gösteriliyor. 2014'te %1 farkla... ve orada büyük bir şey vardı, büyük bir infial kopmuştu, elektrikler kesilmişti vesaire. %1 oy farkla Melih Gökçek'e kaybediyor. 2016'da ayrılıyor, CHP'den ayrılıyor. 2018'de yeniden geliyor, bak arada 2 yıl var. 2018'de yeniden geliyor. 2019'da CHP Ankara Belediye Başkan adayı gösteriliyor. %50 küsür oy alıyor. Zaten 2023'te de şey, 2024'te de %60 oy alıyor. Dolayısıyla aslında 2 yıl sonra yeniden CHP'ye dönebilir Mansur Yavaş." ifadelerini kullandı. Akgönül ayrılışın sebebini de değerlendirerek, "Eğer siyasal bir hamle yaptıysa o da yeni partili seçmenlerin kendisine Ankara özelinde bundan sonra muhalefet etmesini engellemek için. Çünkü yeni partililer aslında Mansur Yavaş'a ciddi ciddi bir kimilerine göre karalama kampanyası, kimilerine göre artık gerçeği saklamama ihtiyacı olsun diye Mansur Yavaş'ın aslında Ankara'ya da bir faydasının olmadığını, Ankara'ya da bir hizmet üretmediğini söylemeye başlıyorlardı." dedi. Yavaş ardından ilçe belediylerinin de ardı arkasına istfa etmeleri hakkında Akgönül, "Sadece Mansur Yavaş değil diğer ilçe belediyeleri de istifa etti. Evet. Ama onlar hepsi yedi ilçe belediye başkanı istifa etti. Ben bu istifaların Ankara dışına da taşacağını düşünüyorum. Hepsi sadece bir ya da iki kişi hariç Mansur Yavaş'ın ismini vererek istifa ettiler. Yani "Mansur Başkan'la birlikteyiz" diye. Bu zaten kaçınılmaz. Yani sen Büyükşehirle iş tutan bir ilçe belediye başkanı olmaya çalışacaksın ve dahası zaten seni Mansur Yavaş getirdi. Yani zaten Mansur Yavaş'ın CHP listelerine soktuğu adamlardı bu giden belediye başkanları. Orada bence racona aykırı bir durum yok. Burada esas durum şu: Yani Mansur Yavaş 2028'de Cumhurbaşkanı adayı olmayacak. Bu bir. İki, eğer bağımsız kalırsa Nisan 2029'da da belediye başkanı adayı olmayacak."dedi. "Bağımsız kalırsa Nisan 2029'da belediye başkanı adayı olmayacak" Akgönül Yavaş'In bağımsız kalırsa belediye başkanı adayı olmayacağı tespitinde bulunarak, "Mansur Yavaş'ın kişisel bir karizması yok. Yani kişisel karizması %20'lerdedir. Hatta şunu diyebilirim: MHP'den belediye başkan adayı olduğunda %27 oy almıştı. 2014 yerel seçimlerinden önce değil mi? Evet, %27 oy almıştı. O da hani Mansur Yavaş'ın kişisel karizması belki %15-20'dir. Yani belediyeleri biz sizinle geçen hafta analiz ettik. Ben bu yüzden belediyelerin kapatılması gerektiğini savunmuştum. Belediyelerde partizanlar seçim yaparlar. Sempatizanlar seçim yapmazlar. Yani "ben şu belediye başkanının hizmetini çok iyi buluyorum, onu tercih ediyorum" diyen bir tane aklı başında insan yoktur. Çünkü hiçbir belediye başkanı çok iyi hizmet yapmaz. Belediye başkanları politik bir kariyer inşa etmek için belediye başkanı olurlar. Ve bunu da partiler üzerinden yaparlar. Parti dışı bir belediye başkanı olmaz." dedi. Demirtaş ve Cumhurbaşkanı değerlendirmesi Akgönül Demirtaş tahliyesi hakkında çıkacağını öngördüğünü söyledi. Cumhurbaşkanının adaylığı hakkında ise, "Cumhurbaşkanlığı mevcut seçim tarihinden, 2028 yılındaki seçim tarihinden bir gün önce bile yapılan seçimde aday olabilir. Erken seçim olacağını düşünüyoruz. Tabii aslında hukuki teknik anlamıyla 2028 Nisan ayında bir seçim yapılacak. Bu erken seçim olmayacak. Hukuki anlamda bu öne alınmış seçim olacak. Öne alınan bir seçimde veya erken seçimde ki ikisinde de meclisin onayı lazım. Meclisin onayını aldığında halihazırda iki dönem cumhurbaşkanlığı yapmış biri yeniden cumhurbaşkanı adayı olabilir." dedi. "Kaşif Kozinoğlu bir kahramandır ve bir şehittir" Son dönemde ölümü ile ilgili soruşturma yürütülen eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu dosyası hakkında da kritik açıklamalarda bulundu. Kozinoğlu'nu bir şehit olarak nitelendiren Akgönül, "Fethi kabir yapılmıştı ve bu fethi kabirde Kaşif Kozinoğlu'nun vücut bütünlüğünün büyük oranda bozulmadığı, 15 yıllık yeraltında değil mi, defnedilmesine rağmen bu bizim inancımıza göre şehitlere verilen bir payedir aslında. Bu yüzden ben Kaşif Kozinoğlu'nun kahraman olduğunu ve bir şehit olduğunu düşünüyorum. Niye kahramandır'ı söylüyorum? Burada bir tersine çevirme yapalım. Ekrem Dumanlı vardı bilirsiniz. Zaman Gazetesi'nin genel yayın yönetmeni ve aynı zamanda bir numaralı FETÖ'cü. Hatta bana göre o mahrem imamların biridir. Ekrem Dumanlı Kaşif Kozinoğlu'nun öldürülmesinden, bana göre öldürülmesinden sonra ya da şüpheli ölümünden sonra diyelim ama ben onun şehit edildiğini düşünüyorum, öldürülmesinden sonra bir yazı yazmıştı: "Kaşifinizden kahraman çıkmaz" demişti. Bu hitabı üzerime alınıyorum. Yani aslında "Kaşifimiz kahramandı"yı Ekrem Dumanlı'nın yazısına bir cevap olarak bence herkesin vermesi gerekir." dedi. Kurtlar Vadisi hakkında değerlendirme Akgönül dizi hakkında yürütülen soruşturmaya da atıfta bulunarak, "Her kim yaptıysa suyu bulandırıyor arkadaşlar. Hatta hatırlayın en son o Ömer Baba karakterini canlandıran Emin Olcay da ifade vermeye gitti. Yani böyle bir şey olabilir mi? Emin Olcay ne bilsin yani Kaşif Kozinoğlu cinayeti ile ilgili ne bilsin? Dün, dün dediğim yani birkaç gün önce Sabah Gazetesi'ne röportaj veriyor. Raci Şaşmaz ve Necati Şaşmaz'ı kötülüyor. Bir diss atıyor kendince. Ertesi gün savcılıktan ifadesine başvurulmak için bile değil, bilgi almak için o sıfatla çağrılıyor. Abi bu adam ne bilsin yani?" dedi. Dizinin tarihinden itibaren değerlendirmelerde bulunan Akgönül, " Kurtlar Vadisi ilk çıktığından beri 2002'den beri zaten MİT içerisindeki kapışmanın, Milli İstihbarat Teşkilatı içerisindeki kapışmanın bir tarafı olarak konuşuyordu. Her zaman konuşuyordu. Bak 2004 yılında çok şaşıracaksın, dönemin MİT başkanı Şenkal Bey'e, Şenkal Atasagun'a Kurtlar Vadisi ile ilgili bir rapor gidiyor. Raporu kim yazıyor? Kaşif Kozinoğlu. Ve raporda ne diyor? "Bu dizinin konsept danışmanı Soner Yalçın ama akıl babası, akıl vereni Hasan Atilla Uğur" diyor. Peki Hasan Atilla Uğur ne oluyor? Bugün Kaşif Kozinoğlu'nun bana göre cinayet şüphelisi ki sağlık problemleri el vermediği için cezaevine konulmadı ama şu anda ev hapsinde. Zaten o da Kaşif Kozinoğlu'nun şüpheli ölümünde bir payı var Hasan Atilla Uğur'un ve bana göre güçlü bir payı var." diye konuştu. Hasan Atilla Uğur'un savcılık ifadeleri Akgönül soruşturmanın önemli ismi Hasan Atilla Uğur hakkında da açıklamalarda bulundu. Açıklamasında "Rasim Ozan Kütahyalı Kaşif Kozinoğlu cinayeti için "kokteyl cinayet" dedi. Daha doğrusu "kokteyl operasyon". Doğru telaffuz edelim: kokteyl operasyon. Kokteyl operasyon şu demek: Başfail FETÖ'cüdür ama zamanında Ergenekoncu olarak bilinenlerden de destek almıştır. Dolayısıyla bence cinayeti FETÖ işletti ama dönemin Ergenekoncularından da bazılarından —Ergenekon örgütünden değil, Ergenekonculardan bazılarından— da destek aldı. İşte bu destekçilerden zaten ikisi Kaşif Kozinoğlu rahmetlinin koğuş arkadaşıydı. Ve orada dikkat et sen Hasan Atilla Uğur'un savcılıktaki ifadelerini? Ne diyor? Hiçbir şey demiyor. "Hatırlamıyorum" diyor. "Hatırlamıyorum". "Hangi ilacı verdin?", "Hatırlamıyorum". "Çıktığında elinin arkasında bir şey var saklıyorsun, değnek mi iğne mi her neyse artık bir şey var saklıyorsun, ne var?", "Hatırlamıyorum" diyor. Şimdi savcılık bu kadar çok nisyan ile malul olan birine onun hatırlayacağı bir şeyler söylemeli." kaydetti. "Kaşif Kozinoğlu cinayetinin veya şüpheli ölümünün en bilgili kişisidir" Akgönül Perinçek'in soruşturmada bilgili olduğunu değerlendirerek, "Peki kimdir acaba hatırlayanlar? Kim olabilir? Doğu Perinçek. Bence Doğu Bey, Doğu Perinçek Kaşif Kozinoğlu cinayetinin veya şüpheli ölümünün en bilgili kişisidir. Yani Raci Şaşmaz ve Bahadır Özdener'i çağıracağına, Emin Olcay'ı çağıracağına, Doğu Perinçek'i bilgi verme sıfatıyla... Ama ne sanık ne tanık. Hani burada da Doğu Bey'i biz zan altında bırakmayalım. Çünkü Kaşif Kozinoğlu ölmeden önce Doğu Perinçek'e bir sürü mektup gönderiyor. Bunlar var. "Kaşif Kozinoğlu'nun Mezara Götürmediği Sırlar" diye kitap olarak yayınlanıyor. Kaynak Yayınları'nın genel yayın yönetmeni ve Doğu Perinçek bilgi verme sıfatıyla savcılığa davet edilmelidir." dedi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Bomba İddia: YEŞİL yaşıyor mu? Haber

Bomba İddia: YEŞİL yaşıyor mu?

Saygı Öztürk’ü arayan isim “Ben Yeşil’im” dedi Sözcü yazarı gazeteci Saygı Öztürk, 9 Aralık 2025’te gazetenin santralına gelen bir telefonla başlayan görüşmeyi köşesinde anlattı. Öztürk’ün aktardığına göre, ilk aramada konuşamayan kişi, yaklaşık yarım saat sonra tekrar hattı aradı ve “Ben Yeşil” diyerek kendini tanıttı. Faili meçhul cinayetler, derin devlet iddiaları ve 1990’lı yılların karanlık dosyalarıyla anılan “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, resmi kayıtlarda 1997’den bu yana “ortadan kaybolmuş” kabul ediliyor. Telefona çıkan kişi ise, ayrıntılı bilgiler vererek yaşadığını ve hâlâ gölgede kaldığını iddia etti. Sağlık durumunu anlattı: “Karaciğer nakli oldum, iyi değilim” Öztürk, telefondaki kişinin kimliğini test etmek için geçmişte yazdığı haberlere ve bilinen ayrıntılara dair sorular yöneltti. Kendisini “Yeşil” olarak tanıtan şahıs, 1953 doğumlu olduğunu, sahte bir isimle karaciğer nakli geçirdiğini ve “bu süreçte kendisine yardım eden ünlü bir isim” bulunduğunu söyledi. Sağlık durumunun iyi olmadığını belirtti. Uzun süre Azerbaycan’da kaldığını, şu anda ise Türkiye sınırına yakın Suriye’de, güvendiği bir ülkücü dostunun yanında saklandığını anlattı. Telefona çıkan kişi, “Şu an kaldığım yeri derin devlet biliyor” diyerek, devlet içindeki bazı yapıların kendisinden haberdar olduğunu öne sürdü. Öcalan’a Şam’da suikast iddiası: “Öldürecektik ama ihanete uğradık” Görüşmenin en çarpıcı bölümlerinden biri, PKK lideri Abdullah Öcalan’a Şam’da planlandığı iddia edilen suikast girişimi oldu. Saygı Öztürk’ün aktardığına göre, kendisini Yeşil olarak tanıtan kişi, Öcalan’ın kaldığı eve yönelik bombalı saldırı planına katıldığını söyleyerek şu cümleleri kurdu: “Evet, Abdullah Öcalan’ı Şam’da kaldığı evde bombalı araçla öldürecektik. Arabada bir kadın, iki üsteğmen, Bursa Özel Tip Cezaevi’nden alınan ismini vermek istemediğim bir arkadaşımız ve başka bir kişi daha vardı. Aslında Öcalan’ı ortadan kaldırmamız mümkündü, ancak ihanete uğradık. Bize yardımcı olan Suriyeli aracı uzağa park edince bütün plan bozuldu.” Bu anlatım, 1990’lı yıllarda Suriye’de Öcalan’a yönelik suikast iddialarına dair tartışmaları yeniden alevlendirdi. Şahıs, “Öldürmemiz mümkündü” ifadesiyle, başarısız girişimin arkasında içeriden bir sabotaj olduğunu öne sürdü. Cem Ersever ve Abdullah Çatlı iddialarına yanıt: “Köroğlu efsanesi” ve “Aramız bozuk değildi” Telefondaki kişi, 1990’larda JİTEM’in kilit isimlerinden Emekli Binbaşı Cem Ersever’in öldürülmesiyle ilgili suçlamaları da reddetti. Öztürk’ün aktardığına göre, “Yeşil” olduğunu söyleyen şahıs, “Cem Ersever’i benim öldürdüğüme ilişkin söylentiler tam anlamıyla Köroğlu efsanesi” diyerek bu iddiayı kesin bir dille yalanladı. Ayrıca, adı sık sık faili meçhul dosyalarla anılan Abdullah Çatlı ile aralarının bozuk olduğu yönündeki söylentileri de doğru bulmadığını söyledi. Eski Jandarma Genel Komutanı ve MİT Müsteşarı Teoman Koman’ın desteğini her zaman gördüğünü öne süren kişiye göre, 1990’lı yıllarda bölgede yürütülen kirli savaşın pek çok boyutu devlet içindeki güç mücadeleleriyle iç içe geçmişti. “Konya’da yakalandım ama emirle bırakıldım” sözleri yeni soru işaretleri doğurdu Kendini “Yeşil” olarak tanıtan kişinin bir diğer iddiası, Türkiye’ye gizlice dönüş yaptığı bir dönemde Konya’da yakalanıp serbest bırakılması oldu. Anlattığına göre, yıllar sonra görünüşünün değiştiğini düşünerek Türkiye’ye giriş yaptığını, burada Konya’da yakalandığını, ancak “yukarıdan gelen emirle” bırakıldığını söyledi. Kimin emir verdiği sorulduğunda ise isim paylaşmaktan kaçındı. Şahıs, 1990’lı yıllardaki Hizbullah–PKK çatışmasına dair de tartışmalı bir yorum yaptı. Öztürk’ün yazısına göre, o dönem il ve ilçelerde Hizbullah’ın “PKK’ye karşı devlet tarafından desteklendiğini” ve bunun “başarı” olarak görüldüğünü savundu. Bu sözler, 90’lı yılların karanlık dosyalarında adı geçen paramiliter yapılar, kontrgerilla faaliyetleri ve derin devlet iddialarını yeniden gündeme taşıdı. Faili meçhul cinayetlerin gölgesi: “Yeşil dosyası” kapanmayan bir hesap olarak duruyor “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, özellikle 1990’lı yıllarda Kürt yurttaşların yoğun yaşadığı illerde işlenen faili meçhul cinayetlerin sembol ismi haline gelmişti. DEP Milletvekili Mehmet Sincar, gazeteci Musa Anter, JİTEM bağlantılı pek çok dosyada Yıldırım’ın adı sık sık geçti. Eski MİT Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür, daha önce verdiği bir röportajda Yeşil’in bir dönem kendisine bağlı çalıştığını söylemiş ve öldürüldüğünü düşündüğünü açıklamıştı. Buna karşılık, Emniyet İstihbarat kayıtlarında Yeşil’in yurtdışına çıktığı yönünde bilgiler olduğu da uzun süredir konuşuluyor. Saygı Öztürk, kendisini arayan kişinin gerçekten Mahmut Yıldırım olup olmadığının kesinleşmediğini, ancak verdiği ayrıntıların “düşündürücü” olduğunu vurguladı. Yazısının sonunda ise şu soruyu yeniden gündeme taşıdı: “Yeşil gerçekten öldü mü, yoksa yaşadığını birilerine duyurmak mı istiyor?” Resmi kayıtlarda akıbeti hâlâ belirsiz olan Mahmut Yıldırım hakkındaki bu gizemli telefon görüşmesi, Türkiye toplumunun hafızasındaki “Yeşil yaşıyor mu?” sorusunu bir kez daha alevlendirdi.

Lice Katliamı'nın 32. yıldönümünde: Acılarla yüzleşme zamanı Haber

Lice Katliamı'nın 32. yıldönümünde: Acılarla yüzleşme zamanı

Lice Katliamı'nın 32. Yıldönümünde: Acılarla Yüzleşme Zamanı Bugün, 22 Ekim, Türkiye'nin karanlık sayfalarından birinin yıldönümü. 1993'te Diyarbakır'ın Lice ilçesinde başlayan ve üç gün süren olaylar, 16 canın yitirilmesine, yüzlerce ev ve iş yerinin yıkılmasına yol açan bir trajedi olarak hafızalara kazındı. "Lice Katliamı" olarak anılan bu süreç, sadece bir ilçeyi değil, tüm ülkeyi derinden sarsan bir yaranın simgesi haline geldi. Yıldönümünde, bu acıyı yeniden hatırlamak ve devletten tüm katliamlarla kapsamlı bir yüzleşme talep etmek, barışın ve adaletin ilk adımı olmalı. Olayların fitili, 22 Ekim sabahı Lice Jandarma Komando Bölük Komutanlığı'na düzenlenen bir saldırıyla ateşlendi. Dönemin Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, ilçeye giderek durumu yerinde incelemek üzere helikopterle bölgeye indi. Halka yakınlığı, yasadışı şiddet yöntemlerini reddetmesiyle tanınan Aydın, görev bilinciyle hareket eden bir komutan olarak biliniyordu. Ne yazık ki, helikopterden iner inmez, keskin nişancı ateşiyle vurularak hayatını kaybetti. Aydın'ın ölümü, sadece bir askeri trajedi değil; aynı zamanda, o dönemde bölgede barışçıl yaklaşımları savunan bir figürün kaybı olarak değerlendiriliyor. Onun gibi, halkla diyalog kurmaya çalışan subayların eksikliği, bugün bile Kürt sorununun çözümü tartışmalarında yankılanıyor. Ancak Aydın'ın ölümü, trajedinin sadece başlangıcıydı. Suikastın hemen ardından başlatılan geniş çaplı operasyon, Lice'nin dar sokaklarını cehenneme çevirdi. Üç gün süren çatışmalar ve baskınlarda, 14 sivil vatandaş hayatını kaybetti; aralarında çocuklar, kadınlar ve yaşlılar vardı. Köyler boşaltıldı, 650'ye yakın ev ve iş yeri ateşe verildi veya yıkıldı. Gözaltına alınanlar arasında işkence iddiaları, faili meçhul kayıplar ve yıkılan umutlar birikti. PKK saldırıyı üstlenmedi; resmi tezler zamanla sorgulandı ve iddianameler, olayların karmaşıklığını ortaya koydu. Derin devlet unsurlarının rolü, itirafçı ifadeleri ve delil eksiklikleri, bu katliamı hala gizemle sarılı bir dosya haline getirdi. 32 yıl sonra, Lice'nin tanıkları hala yaralarını sarmaya çalışıyor. Mizgin Cantürk gibi hayatta kalanlar, kardeşlerini, evlerini ve çocukluklarını kaybedişlerini unutamıyor. "Havuzda saklanırken cenazeleri gördük, ama yardım yerine kurşunlar yağdı" diye anlatanlar, adalet arayışında. Bu olay, tek başına değil; Sivas, Başbağlar, Roboski gibi diğer katliamlarla zincirleme bir acının parçası. Her biri, etnik, dini veya siyasi ayrılıkların körüklediği şiddetin izlerini taşıyor. Devletimize sesleniyoruz: Bu yıldönümü, suskunluğun değil, yüzleşmenin günü olsun. Lice Katliamı'nı aydınlatmak, Bahtiyar Aydın'ın katillerini bulmak kadar, sivil kayıpların sorumlularını yargılamak da şart. Tüm katliamlarla –hangi kaynaktan gelirse gelsin– ulusal bir yüzleşme komisyonu kurun.Lice'den Başbağlar'a gerçekleri ortaya çıkarın, mağdurlara tazminat verin, toplumun yaralarını sarın. Adalet olmadan barış olmaz. Türkiye'nin geleceği, bu cesur adımla aydınlanır.Lice'nin dumanı dağıldı, ama acısı kaldı. Bugün, mumlar yakalım; yarın, el uzatalım.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.