SON DAKİKA

#Direniş

HABER DEĞER - Direniş haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Direniş haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bağımsızlığın sesi: İstiklal Marşı 104 yıldır antiemperyalist direnişi anlatıyor Haber

Bağımsızlığın sesi: İstiklal Marşı 104 yıldır antiemperyalist direnişi anlatıyor

12 Mart 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen İstiklal Marşı, yalnızca bir milli marş değil; emperyalist işgale karşı verilen bağımsızlık mücadelesinin şiirle ifadesi olarak tarihe geçti. Şair Mehmet Akif Ersoy’un kaleme aldığı marş, Kurtuluş Savaşı’nın en kritik döneminde Anadolu’daki direnişe moral veren bir çağrı niteliği taşıyordu. İstiklal Marşı emperyalizme karşı verilen mücadelenin simgesi oldu Birinci Dünya Savaşı sonrasında Anadolu’nun birçok bölgesi işgal altındayken, Türkiye halkı bağımsızlık için topyekûn bir direniş başlattı. Bu dönemde açılan yarışmaya gönderilen yüzlerce şiir arasından Mehmet Akif Ersoy’un kaleme aldığı metin seçildi ve 12 Mart 1921’de Meclis’te kabul edildi. Marş, yalnızca bir şiir değil; emperyalist işgale karşı verilen mücadeleyi, halkın inancını ve özgürlük iradesini anlatan bir manifesto olarak görüldü. Mehmet Akif Ersoy marşı milletine armağan etti Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı’nı yazarken ödül olarak verilen para teklifini kabul etmedi. Marşın bir “millet eseri” olduğunu vurgulayan Ersoy, bu ödülü almamayı tercih ederek bağımsızlık mücadelesinin maddi değil, ahlaki ve tarihsel bir sorumluluk olduğunu dile getirdi. Şairin Ankara’daki Taceddin Dergâhı’nda kaleme aldığı marş, kısa sürede Anadolu’daki direniş ruhunun sembolüne dönüştü. İstiklal Marşı bağımsızlık fikrinin şiirsel ifadesi olarak görülüyor İstiklal Marşı, yalnızca bir döneminin değil, Türkiye toplumunun bağımsızlık ideallerinin de simgesi olarak kabul ediliyor. “Korkma” sözüyle başlayan marş, özgürlüğün, direnişin ve bağımsızlığın halkın iradesiyle mümkün olacağını vurgulayan güçlü bir antiemperyalist anlatı olarak değerlendiriliyor. Bugün 12 Mart, yalnızca bir marşın kabul edildiği gün değil; aynı zamanda Türkiye halkının emperyalizme karşı verdiği bağımsızlık mücadelesinin hafızasını canlı tutan tarihsel bir dönüm noktası olarak anılıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Ali Şeriati’nin fikir dünyasına açılan kapı: Bir Kültür Gerillası Ali Şeriati Haber

Ali Şeriati’nin fikir dünyasına açılan kapı: Bir Kültür Gerillası Ali Şeriati

İranlı sosyolog ve düşünür Ali Şeriati’nin fikir dünyasını anlatan Bir Kültür Gerillası Ali Şeriati kitabı okurlarla buluştu. Muhammed Can tarafından kaleme alınan eser, Şeriati’nin düşünsel mücadelesini, İslam yorumunu ve modern dünyada bıraktığı entelektüel etkiyi ele alıyor. Kitap, yalnızca bir biyografi değil; aynı zamanda Şeriati’nin toplum, din ve direniş üzerine geliştirdiği fikirlerin anlaşılmasına yönelik kapsamlı bir değerlendirme sunuyor. Ali Şeriati’nin düşünce dünyasına odaklanıyor Kitapta Ali Şeriati’nin özellikle genç kuşaklar üzerindeki etkisine dikkat çekiliyor. Şeriati, sadece bir akademisyen veya yazar değil; düşünceleriyle toplumsal bilinç oluşturmayı hedefleyen bir entelektüel olarak ele alınıyor. Eser, onun fikirlerini “kültürel mücadele” kavramı üzerinden okuyarak Şeriati’yi bir “kültür gerillası” olarak tanımlıyor. “Dine Karşı Din” ve eleştirel din yorumu Şeriati’nin en çok tartışılan eserlerinden biri olan Dine Karşı Din kitabına da geniş yer veriliyor. Bu yaklaşımda Şeriati, dinin özgürleştirici bir mesaj taşıdığını ancak tarih boyunca bazı güç odaklarının dini tahakküm aracı hâline getirdiğini savunuyor. Kitap, Şeriati’nin bu eleştirisinin özellikle modern toplumlarda din-siyaset ilişkisini anlamak açısından önemli bir tartışma alanı açtığını vurguluyor. “Öze dönüş” çağrısı ve kimlik tartışmaları Eserde Şeriati’nin sıkça dile getirdiği “öze dönüş” düşüncesi de ele alınıyor. Şeriati’ye göre toplumların kendi tarihsel ve kültürel köklerini yeniden keşfetmesi, özgürleşmenin önemli adımlarından biri. Kitap, bu düşüncenin özellikle sömürgecilik sonrası toplumlarda kimlik tartışmalarına nasıl etki ettiğini analiz ediyor. İnsanın dört zindanı ve özgürleşme arayışı Şeriati’nin İnsanın Dört Zindanı kavramı kitapta ayrı bir başlık altında inceleniyor. Bu kavrama göre insan; doğa, tarih, toplum ve benlik gibi çeşitli “zindanlar” tarafından kuşatılmış durumda. Ancak bilinç ve irade sayesinde bu sınırlamaların aşılabileceği savunuluyor. Eserde bu düşünce, modern insanın özgürlük arayışı bağlamında yorumlanıyor. Kerbela ve direnişin sembolü Kitapta Şeriati’nin Adem’in Varisi Hüseyin adlı eserine de yer veriliyor. Şeriati bu çalışmasında Kerbela olayını yalnızca tarihsel bir hadise olarak değil, aynı zamanda zulme karşı direnişin sembolü olarak yorumluyor. Muhammed Can’ın kitabı, bu yaklaşımın özellikle İslam dünyasında siyasal ve toplumsal düşünceyi nasıl etkilediğini tartışıyor. Yeni kuşaklara bir çağrı Bir Kültür Gerillası Ali Şeriati kitabı, yalnızca bir düşünürü anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda okurları fikir üretmeye ve sorgulamaya davet eden bir metin olarak öne çıkıyor. Eser, Ali Şeriati’nin düşüncelerinin günümüz toplumlarında hâlâ tartışılmaya devam ettiğini ve özellikle genç kuşaklar için önemli bir entelektüel miras sunduğunu vurguluyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Kibar Feyzo ne söylüyordu? Haber

Kibar Feyzo ne söylüyordu?

Yeşilçam komedileri çoğu zaman “sadece güldüren” filmler olarak hatırlanır. Oysa bazı yapımlar vardır ki kahkahayı bir perde gibi kullanır; arkasında sert, rahatsız edici ve son derece politik bir dünya kurar. Kibar Feyzo bu filmlerin başında gelir. Başrolde halk sinemasının simge ismi Kemal Sunal’ın yer aldığı film, yüzeyde köy komedisi gibi ilerlerken, derinlerde sosyalizm, komünizm, sınıf mücadelesi ve sistem eleştirisi üzerine güçlü bir anlatı kurar. Film, bireysel bir aşk hikâyesi gibi başlar; ancak çok kısa sürede iktidar–emek ilişkilerinin merkezine yerleşir. Feyzo ve Bilo’nun Gülo’yla evlenme isteği, aslında iki farklı siyasal tavrı temsil eder. Feyzo, otoriteye karşı çıkarak hakkını almaya çalışır. Bilo ise güce yanaşır, boyun eğer ve bunun karşılığında ödül bekler. Bu karşıtlık, filmin başından itibaren itaat ile direniş, uyum ile çatışma arasındaki ideolojik farkı görünür kılar. Ağalık düzeni: Yerel bir feodalite, küresel bir sistem Köydeki ağa figürü, yalnızca yerel bir zorba değildir. O, sermayeyi, mülkiyeti ve iktidarı tek elde toplayan bir sınıfın temsilidir. Ağa, “herkesi beslediğini” iddia eder; toprağın, kadının, emeğin ve hatta inancın sahibi gibi davranır. Bu söylem, sosyalist literatürde sıkça eleştirilen “koruyucu ama sömürücü egemen sınıf” anlatısıyla birebir örtüşür. Ağanın ismi Maho’dur. Bu isim, komünist ideolojinin en bilinen liderlerinden Mao Zedong’u çağrıştırır. Ancak film burada bilinçli bir ironi kurar. Kendini halkın sahibi gibi gören, en ağır sömürüyü yapan bir karakterin, komünizmle özdeşleşmiş bir isim taşıması, otoriter rejimlerin ideolojileri nasıl ters yüz edebildiğine dair güçlü bir göndermedir. Halk adına konuşan ama halkı ezen iktidarlar eleştirilir. Başlık parası: Kadın bedeni, mülkiyet ve kapitalist mantık Filmin merkezindeki başlık parası meselesi, yalnızca bir gelenek eleştirisi değildir. Gülo’nun açık artırmaya çıkarılması, kadının metalaştırılmasının çarpıcı bir ifadesidir. Senetler, kefiller, imzalar… Hepsi kapitalist düzenin soğuk diliyle işler. Kadın, evlilikte bir özne değil, alınıp satılan bir değer haline gelir. Bu yönüyle film, sosyalist ve feminist bir kesişim noktasında durur. Özel mülkiyetin yalnızca toprağı değil, insan ilişkilerini de belirlediğini gösterir. Kadının özgürlüğü, sınıfsal özgürlükten bağımsız değildir; film bu gerçeği ironik bir dille ama net biçimde ortaya koyar. Kent ve bilinç: Sınıf farkındalığının doğuşu Feyzo’nun İstanbul’a gidişi, filmin ideolojik kırılma anıdır. Kent, burada yozlaşmanın değil, sınıf bilincinin mekânı olarak resmedilir. Feyzo sendikayla, dayanışmayla ve hak arama fikriyle tanışır. Paralı tuvalet gibi basit bir detay bile, kâr mantığının gündelik hayata nasıl sızdığını anlatır. Ancak asıl önemli olan, Feyzo’nun öğrendiklerini köye taşımasıdır. Sosyalizm, filmde bir teori olarak değil; örgütlenme, paylaşma ve itiraz etme pratiği olarak görünür. Feyzo’nun duvarlara yazdığı sloganlar, köylüyü bir araya getirme çabası, kolektif hareketin ilk adımlarıdır. Din, korku ve antikomünizm Film, dinin nasıl bir kontrol aracına dönüştürüldüğünü de açıkça gösterir. Köydeki imamın “din elden gidiyor” çıkışı, dinin egemen sınıf tarafından bir bastırma aracı olarak kullanılmasını simgeler. Bu söylem, özellikle 1960’lar ve 70’lerde sosyalist hareketlere yöneltilen antikomünist propagandaların birebir yansımasıdır. Ağanın kullandığı “1412” ifadesi ise dönemin anayasal maddelerine yapılan doğrudan bir göndermedir. Sosyal düzeni yıkmaya yönelik faaliyetleri suç sayan bu maddeler, devletin ideolojik aygıtlarının nasıl işlediğini hatırlatır. Film, komünizm korkusunun yalnızca bir fikir değil, hukuki ve toplumsal bir baskı mekanizması olduğunu vurgular. Silah mı, sistem mi? Filmin finalinde ağa öldürülür. İlk bakışta bu, klasik bir “mutlu son” gibi görünür. Ancak kısa süre sonra daha sert bir gerçek ortaya çıkar: Ağa gitmiştir ama ağalık düzeni sürmektedir. Köye daha kötüsü gelir ve köylü eski zalimi arar hale düşer. İşte Kibar Feyzo’nun asıl ideolojik cümlesi burada kurulur. Film, sorunun kişilerde değil, o kişileri üreten sistemde olduğunu söyler. Bu yönüyle, dönemin silahlı sol hareketlerine de dolaylı bir eleştiri getirir. “Zengini öldürmek çözüm değildir” demeden, bunu acı bir tecrübeyle gösterir. Kibar Feyzo, güldüren bir Yeşilçam filmi olmanın çok ötesindedir. Sosyalizmi romantize etmeden, komünizmi slogana indirgemeden, sınıf mücadelesini gündelik hayatın içinden anlatır. Mizahı bir kalkan gibi kullanır; ama arkasında son derece ciddi bir sistem eleştirisi bırakır. Bugün yeniden izlendiğinde, film yalnızca geçmişi değil, bugünü de sorgulatır. Çünkü değişen isimler, mekânlar ve kostümler olsa da iktidar, mülkiyet ve emek arasındaki gerilim hâlâ yerli yerindedir. Kibar Feyzo, tam da bu yüzden eskimeyen bir politik metin olarak varlığını sürdürür. Azra YILMAZ

Smart Solar’da direniş 58. gününde: Grev kırıcılığına izin vermeyeceğiz Haber

Smart Solar’da direniş 58. gününde: Grev kırıcılığına izin vermeyeceğiz

Kocaeli’de faaliyet gösteren Smart Solar fabrikasında çalışan işçilerin, insanca yaşam koşulları ve güvenceli çalışma talebiyle başlattığı grev 58 gündür devam ediyor. Grev sürecinde yaşanan gelişmeler, sendikanın İstanbul Beykoz’daki şirket merkezi önünde yaptığı açıklamayla yeniden kamuoyunun gündemine taşındı. Sendika, şirket merkezinin önünde grev kırıcılığına karşı uyardı. Birleşik Metal-İş Sendikası yöneticileri ve grevdeki işçiler, Smart Solar’ın Beykoz’daki genel merkezi önünde bir araya gelerek basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Smart Solar işçisi kazanacak” pankartı açılırken, sık sık grev ve direniş sloganları atıldı. “Grev anayasal bir haktır, kararlılıkla sürüyor.” Basın açıklamasını yapan Birleşik Metal-İş Genel Sekreteri Ali Çeltek, Smart Solar işçilerinin grevinin 2. Dönem Toplu İş Sözleşmesi görüşmelerinde işverenin uzlaşmaz tutumu nedeniyle başladığını söyledi. Çeltek, işçilerin anayasal hakları olan grev hakkını kullanarak mücadeleyi ilk günkü kararlılıkla sürdürdüğünü vurguladı. Üretimin başka yollarla sürdürülmesi iddiası gündemde. Çeltek, grev sürecinin başlamasıyla birlikte işverenin grevin etkisini kırmaya yönelik uygulamalara yöneldiğini belirterek, üretimin başka işyerlerine kaydırıldığı ya da fason yöntemlerle devam ettirildiğine dair ciddi bulgular olduğunu ifade etti. Bu durumun grev hakkını fiilen ortadan kaldırmaya yönelik açık bir grev kırıcılığı olduğunu söyledi. Sendikalar Kanunu hatırlatıldı, hukuksuzluğa dikkat çekildi. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’na işaret eden Çeltek, yasal bir grev süresince işverenin grevdeki işçilerin yerine başka işçileri çalıştıramayacağını ve üretimi doğrudan ya da dolaylı biçimde sürdüremeyeceğini hatırlattı. Grevin doğasında üretimin durmasının bulunduğunu belirten Çeltek, aksi halde grev hakkının işlevsiz hale geleceğini dile getirdi. “Bu mücadele yalnızca bir işyerinin değil.” Birleşik Metal-İş, Smart Solar yönetiminin hukuksuz girişimlere rağmen işçilerden sessizlik beklemesinin büyük bir yanılgı olduğunu vurguladı. Çeltek, sendikanın Smart Solar işçilerinin haklı ve meşru mücadelesinin sonuna kadar arkasında olduğunu belirterek, bu direnişin yalnızca Smart Solar işçilerinin değil, Türkiye toplumunda işçi sınıfının grev hakkı ve sendikal özgürlükleri için verilen tarihsel bir mücadele olduğunu söyledi. Smart Solar’daki grev, emeğin karşılığı, adil ücret ve güvenceli çalışma talebi etrafında şekillenirken, gözler hem işverenin atacağı adımlara hem de toplu sözleşme sürecinin nasıl sonuçlanacağına çevrilmiş durumda.

Aydoğan Doğan: O ruhban okulunu açtırmayacağız! Haber

Aydoğan Doğan: O ruhban okulunu açtırmayacağız!

“İznik Konsili’nin ruhu yeniden canlandırılmak isteniyor” İnsan hakları aktivisti ve siyasetçi Aydoğan Doğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Papa 14. Leo’nun İznik’te düzenlenecek dini etkinliğe katılacağını hatırlatarak, bu ziyaretin 1700 yıl önceki konsilin “ruhani mirasını canlandırma” amacı taşıdığı iddiasını gündeme getirdi. Doğan, paylaşımında törende Fener Rum Patrikhanesi ile birlikte hareket edilmesini “Anadolu’nun ruhani mirasının ortaklaşa gaspı” olarak nitelendirdi. “Ruhban Okulu” başlığı yeniden siyasetin merkezine çekildi Doğan, açıklamasında uzun süredir tartışılan “Ruhban Okulu” talebine özel bir yer ayırarak, bu başlığı yalnızca bir eğitim meselesi değil “siyasal ve ruhani nüfuz alanı” olarak değerlendirdi. Paylaşımda, “Amaç belli; Ruhban Okulu’nu bir kez daha yüksek sesle gündeme getirmek” ifadesi dikkat çekerken, talebin Türkiye’nin egemenlik ve toplumsal hafızası açısından sakıncalar doğuracağı savunuldu. “Hangi ruh bu?” Doğan, mesajında tartışmayı bölgesel bir başlıktan çıkarıp küresel bir eleştiriye taşıdı. “Kongo’da kobalt, Nijerya’da petrol, Latin Amerika’da lityum madenlerinde çocuk işçilerin kanıyla semiren ruh” sözleriyle uluslararası sermaye ve sömürgecilik eleştirisi yapan Doğan, Vatikan’ı da hedef alan sert bir dil kullandı. “Vatikan Bankası’nın mafya parasını akladığı” ve “yoksullar söylemiyle pazarlanan bir imaj” oluşturulduğu yönündeki sözleri, paylaşımın en dikkat çeken bölümleri arasında yer aldı. “Bizim okulumuz adalet ve emektir” Doğan, alternatif bir “okul” tanımı yaparak, “Bu toprakların ihtiyacı olan okul ‘adalet okulu’dur, ‘emek okulu’dur” ifadelerini kullandı. Grev çadırlarından maden ocaklarına, tarım işçilerinin direnişlerinden savaş bölgelerinde eğitim almaya çalışan çocuklara uzanan bir hat çizen Doğan, “Direniş” kavramını toplumsal mücadelelerin ortak paydası olarak tanımladı. “O okul açılmayacak” Paylaşımın en sert bölümü “Ruhban Okulu”na yönelik açık karşı çıkış oldu. Doğan, “O okul burada açılmayacak” ifadesiyle talebe net bir biçimde karşı durduklarını ilan etti. Vatikan ve Patrikhane’nin Anadolu’yu “Hristiyan dünyasının parçası” ilan etme hayali kurduğu yönündeki iddiasını da paylaşımına ekledi. Ziyaretin yankıları büyürken, tartışma çok boyutlu hale geldi Papa 14. Leo’nun programı çerçevesinde İznik’teki dini etkinlik, yalnızca bir ziyaret gündemi olmaktan çıkıp tarih, egemenlik, inanç özgürlüğü ve siyaset kesişiminde yeni bir tartışma alanı açtı. Doğan’ın çıkışı, sosyal medyada geniş yankı bulurken; farklı çevreler, din özgürlüğü ile siyasal alan arasındaki sınırların nasıl çizileceğine dair karşılıklı görüşlerini dile getirdi. Gözler İznik’teki törene ve resmi açıklamalara çevrildi Ziyaretin nasıl bir diplomatik ve toplumsal yankı doğuracağı, törende verilecek mesajların içeriği ve olası resmi açıklamalar merakla bekleniyor. Tartışmanın seyri, Türkiye toplumunda din–siyaset ilişkisine dair hassas başlıkların yeniden ele alınmasına yol açabilecek bir gündem oluşturdu.

Sinemada bugün büyük vizyon günü: 8 yeni film perde açtı! Haber

Sinemada bugün büyük vizyon günü: 8 yeni film perde açtı!

Sekiz yeni film gösterimde 21 Kasım itibarıyla sinema salonlarında 8 yeni film vizyona girdi. İşte bu haftanın öne çıkan yapımları ve kısa konuları: 1. Ölüme Koşan Adam: Distopik Hayatta Kalma Yarışı Stephen King’in romanından uyarlanan film, distopik ABD’de borçlarını kapatmak için 30 gün boyunca katillerden kaçmak zorunda kalan bir adamın ölüm kalım savaşını anlatıyor. 2. Wicked: İyilik Uğruna – Oz’un Karanlık Sırrı Oz diyarının kaos içinde olduğu dönemde, şeytanlaştırılmış bir cadı ile iyiliğin sembolü olan eski dostu, geçmişle yüzleşmek zorunda kalıyor. 3. Cin Mezarı: Sessiz Köyde Karanlık Bir Lanet Şehirden uzak bir köy evine yerleşen Yusuf ve annesinin yeni hayat hayali, evin taşıdığı karanlık sırlarla kâbusa dönüşüyor. 4. Oğul: İnanç ve Şeytan Arasında Sarsıcı Bir Hikâye Roma dönemi Mısır’ındaki bir aile, genç İsa’yı etkisi altına alan doğaüstü bir gücün hedefi hâline geliyor. Aile, çocuklarının “şeytani” bir güce çekildiğini fark ettikçe ruhani bir savaş başlıyor. 5. Keeper: Issız Kulübede Karanlık Bir Misafir Yıldönümlerini kutlamak için kulübeye giden bir çift, gecenin ilerleyen saatlerinde karanlık bir varlıkla yüzleşmek zorunda kalıyor. 6. Senden Geriye Kalan: Bir Annenin Acılı Yolculuğu Batı Şeria’da bir protestoya katılan oğlunun geçmişine dönen bir annenin hikâyesi, direniş ve umudu iç içe anlatıyor. 7. Bir Şair: Gölgelerde Kaybolan Bir Hayat Şiire takıntılı olan Oscar Restrepo, tanıştığı genç Yurlady’nin yeteneğini keşfeder; ancak onu şairler dünyasına sürüklemek, ikisi için de geri dönüşü olmayan bir yola dönüşür. 8. Yeni Şafak Solarken: Hastalık Sonrası Dağılmış Bir Zihin Hastalığı nedeniyle hayatı altüst olan Akın, iyileşme sürecinde İstanbul’un dini mekânlarına yönelir. Ancak bu ruhani arayış, zihninde rahatsız edici bir gerçekliğin kapısını aralar.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.