SON DAKİKA

#Eğitim Düzeyi

HABER DEĞER - Eğitim Düzeyi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Eğitim Düzeyi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kahve düşman mı dost mu: 460 bin kişiyle yapılan araştırma ezberi bozdu Haber

Kahve düşman mı dost mu: 460 bin kişiyle yapılan araştırma ezberi bozdu

Güne kahveyle başlayan milyonlarca yurttaşı yakından ilgilendiren dikkat çekici bir araştırma yayımlandı. Kahvenin uzun süredir tartışılan etkilerine dair yeni bulgular, alışılmış yargıları sorgulatacak nitelikte. Fudan Üniversitesi tarafından yürütülen ve Journal of Affective Disorders’da yayımlanan araştırmada, 460 binden fazla kişi yaklaşık 13 yıl boyunca takip edildi. Çalışmada kahve tüketimi ile stres, anksiyete ve depresyon arasındaki ilişki incelendi. İdeal doz şaşırtmadı ama etkisi dikkat çekti Araştırma sonuçlarına göre, günde 2 ila 3 fincan kahve tüketen kişilerin ruh hali bozukluklarına yakalanma riskinin en düşük seviyede olduğu tespit edildi. Bu miktarın altına düşüldüğünde koruyucu etkinin azaldığı, 5-6 fincan ve üzerine çıkıldığında ise risklerin yeniden arttığı görüldü. Bilim insanları, kahvenin “dozunda tüketildiğinde faydalı, aşırıya kaçıldığında zararlı” bir dengeye sahip olduğunu vurguladı. Kafein değil, kahvenin kendisi etkili olabilir Çalışmanın en çarpıcı bulgularından biri ise kahvenin etkisinin yalnızca kafeine bağlı olmaması oldu. Kafeinsiz kahve tüketen bireylerde de benzer olumlu sonuçlar gözlemlendi. Bu durum, kahvenin içerdiği anti-inflamatuar bileşenlerin ve biyolojik etkilerin ruh sağlığı üzerinde önemli rol oynayabileceğini gösterdi. Yaşam tarzından bağımsız sonuç Araştırmada yaş, egzersiz alışkanlıkları, eğitim düzeyi ve genetik faktörler gibi birçok değişken kontrol altına alındı. Ancak tüm bu farklılıklara rağmen, orta düzey kahve tüketiminin daha iyi ruh sağlığı ile ilişkili olduğu bulgusu değişmedi. Kesin sonuç değil ama güçlü bir işaret Uzmanlar, bu çalışmanın doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kurmadığını özellikle vurguluyor. Ancak elde edilen veriler, kahve tüketimi ile zihinsel iyi oluş hali arasında güçlü bir bağlantı olabileceğine işaret ediyor. Türkiye toplumunda da yaygın olan kahve tüketimi alışkanlıklarının, bu tür bilimsel veriler ışığında yeniden değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İş arayan sayısı patladı: En büyük başvuru dalgası bu gruptan geldi Haber

İş arayan sayısı patladı: En büyük başvuru dalgası bu gruptan geldi

Türkiye İş Kurumu’nun 2025 yılı verilerine göre iş arayan yurttaş sayısı 2 milyon 331 bine ulaştı. 24 Mart 2026 tarihinde paylaşılan veriler, iş gücü piyasasında dikkat çeken bir yoğunluğu gözler önüne sererken, başvurularda erkeklerin kadınlara göre daha fazla olduğu belirlendi. Aynı dönemde İŞKUR aracılığıyla kamuya 13 bin 715, özel sektöre ise 1 milyon 464 bin 690 kişi yerleştirildi. İşe yerleştirme verilerinde de erkeklerin sayısının daha yüksek olduğu görüldü. Lise mezunları ilk sırada yer aldı Verilere göre işe yerleştirilenler arasında en büyük grubu lise mezunları oluşturdu. Lisans mezunları ise yaklaşık 135 bin kişi ile listenin alt sıralarında yer aldı. Bu durum, eğitim düzeyi ile istihdam arasındaki ilişkiye dair tartışmaları yeniden gündeme getirdi. En yoğun başvuru gençlerden geldi Yaş gruplarına bakıldığında, en fazla iş arayan kesimin 25-29 yaş aralığında olduğu görüldü. Bu grubu diğer yaş aralıkları takip ederken, 35-39 yaş grubunun daha düşük bir oranla listede yer aldığı belirtildi. Genç işsizlik konusunun, verilerle birlikte yeniden öne çıktığı değerlendiriliyor. En çok bu mesleklerde iş aranıyor İş arayanların meslek dağılımında satış elemanlarının ilk sırada yer aldığı tespit edildi. Bu grubu büro memurları, servis elemanları, konfeksiyon işçileri, turizm ve otelcilik çalışanları ile güvenlik görevlileri izledi. Bu tablo, hizmet ve perakende sektörlerinde yoğun bir iş arayışı olduğunu ortaya koydu. İşsizlik ödeneğine yoğun başvuru İŞKUR verilerine göre 2025 yılında 1 milyon 840 binin üzerinde kişi işsizlik ödeneği için başvuruda bulundu. Yıl sonunda yaklaşık 411 bin kişinin ödenek almaya devam ettiği bildirildi. Ortaya çıkan veriler, Türkiye’de iş gücü piyasasının dinamik yapısını ve istihdam alanındaki rekabetin boyutunu gözler önüne sererken, önümüzdeki dönemde istihdam politikalarının nasıl şekilleneceği merak konusu olmaya devam ediyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

85,5 yıllık rekor: Hong Kong’un uzun yaşam sırrı ne? Haber

85,5 yıllık rekor: Hong Kong’un uzun yaşam sırrı ne?

Çin’e bağlı özel idari bölge olan Hong Kong, yaklaşık 85,5 yıllık yaşam beklentisiyle dünyanın en uzun yaşam süresine sahip yerleri arasında gösteriliyor. Uzmanlar bu tabloyu tek bir faktörle açıklamak yerine sağlık sistemi, şehir planlaması, beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzının birleşimiyle değerlendiriyor. Bölgedeki beslenme kültürü büyük ölçüde Kanton mutfağına dayanıyor. Sebze, deniz ürünleri, pirinç ve etin dengeli şekilde tüketildiği bu mutfakta porsiyonların küçük, pişirme yöntemlerinin ise çoğunlukla buharda veya kısa süreli olduğu dikkat çekiyor. Hong Kong’da et tüketiminin görece yüksek olmasına rağmen işlenmiş gıda, şekerli içecek ve aşırı yağ tüketiminin sınırlı olması, araştırmalarda sık vurgulanan unsurlar arasında yer alıyor. Uzun yaşamın bir diğer belirleyicisi güçlü sağlık altyapısı olarak öne çıkıyor. Evrensel sağlık hizmetlerine erişimin yüksek olması, erken teşhis oranlarının artması ve yaşlı nüfusa yönelik bakım sistemlerinin yaygınlığı, kronik hastalıkların yönetimini kolaylaştırıyor. Kentte düzenli yürüyüş, toplu taşıma kullanımı ve yoğun şehir yaşamı nedeniyle fiziksel hareketin gündelik hayatın parçası olması da yaşam süresini etkileyen faktörlerden biri kabul ediliyor. Araştırmalar, Hong Kong’daki uzun ömrün yalnızca beslenme tercihiyle açıklanamayacağını gösteriyor. Düşük sigara kullanımı, sosyal bağların güçlü olması, eğitim düzeyi ve gelir artışı gibi sosyoekonomik unsurların da belirleyici olduğu ifade ediliyor. Uzmanlara göre bölge, “mavi bölgeler” tartışmalarının ötesinde, modern kent yaşamında uzun ömrün nasıl mümkün olabileceğine dair önemli bir örnek sunuyor. Sonuç olarak Hong Kong modeli, yüksek yaşam beklentisinin tek bir diyet ya da tek bir alışkanlıktan değil; dengeli beslenme, erişilebilir sağlık hizmetleri ve aktif şehir yaşamının birleşiminden doğduğunu ortaya koyuyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.