SON DAKİKA

#Ekonomik Savaş

HABER DEĞER - Ekonomik Savaş haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ekonomik Savaş haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi: "Komşularımızla  ilişkilerimiz istenen düzeyde" Haber

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi: "Komşularımızla ilişkilerimiz istenen düzeyde"

"Türkiye ile ilişkilerimiz her alanda özel" İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, başkent Tahran'da düzenlediği haftalık basın toplantısında güncel dış politika gelişmeleri ve bölgesel ilişkilere dair değerlendirmelerde bulundu. ABD'nin "ekonomik savaş" politikaları kapsamında ticari ortaklarına Tahran aleyhine baskı yaptığını ve medyayı bu süreçte araç olarak kullandığını ifade eden Bekayi, komşu ülkelerle ilişkilere dikkat çekti. Medyada yer alan gerilim odaklı haberlerin gerçeği yansıtmadığını dile getiren Bekayi, "İran'ın komşularıyla özellikle de Türkiye ile ilişkisi istenilen düzeydedir. İran ve Türkiye arasındaki ilişkiler her alanda özeldir. Birçok konuda özellikle İsrail rejiminin tahakküm kurma çabası konusunda ortak kaygılarımız ve bakış açımız mevcut. Diplomasi aygıtı, ABD'nin hedeflerine ulaşmasını engellemek için gayret gösteriyor" ifadelerini kullandı. Basın toplantısının devamında bölgesel başlıklara da değinen Sözcü Bekayi, Suudi Arabistan'daki boru hatlarına yönelik saldırılara ilişkin soruları yanıtlayarak, "İran'ın Yemen'deki meselelere müdahalesi yok. Bölge ülkelerine Yemen konusunda gerçekleri görmelerini tavsiye ediyoruz" dedi. ABD Başkanı Donald Trump'ın da gündeme getirdiği ve İran'ın yer altı nükleer tesisine ev sahipliği yaptığı iddia edilen Kazma Dağı çevresinde gizli bir faaliyet yürütülmediğini öne süren Bekayi, "Kazma Dağı'yla ilgili haberler, ABD'nin yürüttüğü psikolojik savaşın parçasıdır" şeklinde konuştu. Ayrıca Hürmüz Boğazı konusunda Körfez ülkelerinin katılımıyla yapılması planlanan Maskat toplantısının ertelenmesine değinen Bekayi, "Maskat toplantısının ertelenmesini Suudi Arabistan istedi" açıklamasında bulundu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İran'ın "kısıtlı bölgesi" brent petrolü vurdu Haber

İran'ın "kısıtlı bölgesi" brent petrolü vurdu

Hürmüz Boğazı'nda genişleyen kısıtlama alanı ABD ile İran arasındaki gerilim enerji hatlarına sıçramaya devam ediyor. İran Devrim Muhafızları, Çabahar'dan başlayıp Umman Körfezi ve Arap Denizi'nin belirli bölümlerine kadar uzanacak yeni bir deniz kısıtlama alanı kurulacağını açıkladı. Kesin koordinatların daha sonra duyurulacağı belirtilirken, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Mohsen Rezaei de pazar günü yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı'nın dışında yeni bir kısıtlı bölge oluşturulacağını ifade etmişti. Temmuz ayından bu yana en yüksek seviye Bölgedeki tırmanan gerilim küresel piyasalara hızla yansıdı. Brent petrolün varil fiyatı çarşamba günü yüzde 3'ü aşan günlük yükselişle 101 doların üzerine tırmandı ve 24 Temmuz'dan bu yana görülen en yüksek seviyeye ulaştı. Fiyat artışlarında Hürmüz çevresindeki krizin yanı sıra Suudi Arabistan'daki enerji tesislerine yönelik saldırılar ve Tahran yönetiminin ABD'ye karşı "ekonomik savaş" yürüteceğine ilişkin açıklamaları etkili oldu. Arz endişeleri ve gemi trafiğindeki düşüş Hürmüz Boğazı'ndan taşınan petrol miktarındaki belirsizlik piyasa oyuncularını endişelendirirken, resmi kurumlar ve enerji şirketlerinin verilerindeki farklılıklar riskin boyutunu hesaplamayı zorlaştırıyor. Öte yandan sahadaki son veriler gemi hareketliliğindeki gerilmeyi gözler önüne serdi. Salı günü boğazdan geçen emtia gemisi sayısının 6'ya düştüğü, son 10 günlük ortalamanın ise yaklaşık 12 olduğu kaydedildi. İran ile Umman arasında yer alan ve küresel sevkiyat için kritik önem taşıyan Hürmüz Boğazı, Washington ile Tahran arasındaki karşılıklı askeri hamlelerin odağında yer alıyor. İran tarafı, ABD'nin 5 İran tankerini hedef almasının ardından bölgede 2 ABD savaş gemisi, 8 petrol tankeri ve 10 farklı gemiyi hedef aldığını duyurmuştu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Türkiye ve Almanya, Hürmüz için birleşiyor Haber

Türkiye ve Almanya, Hürmüz için birleşiyor

Türkiye ve Almanya’nın ortak girişimiyle, Hürmüz Boğazı'nda yaşanan krizin aşılmasına yönelik üst düzey bir dışişleri bakanları toplantısının 30 Ağustos Pazar günü İstanbul'da gerçekleştirileceği bildirildi. Alman haber ajansı dpa'nın Alman hükümeti kaynaklarına dayandırdığı bilgilere göre, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul'un ev sahipliği yapacağı bu önemli buluşmaya; Suudi Arabistan, Pakistan, Mısır, Fransa ve İngiltere dışişleri bakanlarının da katılması öngörülüyor. Hürmüz Boğazı'nın güvenliği Zirvenin ana gündem maddesini, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz taşımacılığının serbestliği ve güvenliği oluşturacak. Yaklaşık altı aydır devam eden İran savaşında ABD'nin yürüttüğü müzakerelerin tıkanma noktasına gelmesi ve sürecin çıkmaza girmesi dikkati çekiyor. Tahran yönetimi, boğazın yeniden açılması için haziran ayında uzlaşılan çerçeve anlaşma maddelerinin hayata geçirilmesini isterken; ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a karşı "ekonomik savaş" stratejisiyle baskıyı sürdürdüğü biliniyor. Bu çerçevede İstanbul'da yapılacak kritik toplantının Washington yönetimine yönelik güçlü bir mesaj niteliği taşıması bekleniyor. Karadeniz ve Ukrayna tahıl ihracatı gündemde İstanbul zirvesinin bir diğer önemli başlığını ise Karadeniz'deki gelişmeler ve Ukrayna'nın tahıl ihracatında yaşanan aksaklıklar oluşturacak. Savaş koşulları sebebiyle sekteye uğrayan tahıl sevkiyatına kalıcı bir çözüm bulunmasının toplantıya iştirak eden tüm aktörlerin ortak menfaatine olduğu Berlin yönetimince ifade edildi. Türkiye'nin Ukrayna buğdayını işleyen ülkelerin başında geldiği, Pakistan ve Mısır'ın ise Ukrayna tahıl ve ürünlerinin en büyük alıcıları arasında yer aldığı hatırlatıldı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Trump, İran'a "ekonomi savaşı" ilan etti Haber

Trump, İran'a "ekonomi savaşı" ilan etti

"En ezici ekonomik operasyon" Sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, İran'a bir anlaşma yapma fırsatını kendisinden başka kimsenin sunmadığını savunan ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın bu fırsatı değerlendiremediğini ifade etti. Trump, "Bu nedenle bugün, herhangi bir ülkeye karşı şimdiye kadar uygulanmış en ezici ekonomik operasyonu ilan ediyorum. Bu, eşi benzeri görülmemiş ölçekte ekonomik savaş ve izolasyon olacak" ifadelerini kullandı. Açıklamasında İran donanmasının yok edildiğini, hava kuvvetlerinin imha edildiğini, askeri fabrikaların enkaz halinde bulunduğunu ve ülke para biriminin değersizleştiğini öne süren Trump, İran'ın ekonomik açıdan pamuk ipliğine bağlı olduğunu iddia etti. İran'a destek veren ülkelere gözdağı İran'a destek sağlayan yapıları ve ülkeleri de hedef alan Trump, "Bugün ayrıca, finans kuruluşlarının, şirketlerin, havalimanlarının veya devlet kurumlarının İran'a herhangi bir tür can simidi sağlamasına izin veren herhangi bir ülkenin de muazzam ekonomik sonuçlarla karşı karşıya kalacağını ilan ediyorum. Petrol kaçakçılığı, swap hatları, nakit transferleri, döviz büroları, gemi sicilleri, paravan şirketler, bunların hepsinin derhal sonlandırılması gerekiyor. Kim olduğunuzu biliyorsunuz" diyerek uyarılarda bulundu. İran'ı izole etmek ve yenilgiye uğratmak adına müttefiklerin ABD'nin yanında durması gerektiğini vurgulayan Trump, bu tarihi önlemlerin ülkenin dünya genelinde terör yayma kabiliyetlerini felce uğratacağını belirtti. İslamabad Mutabakatı'nın arka planı Öte yandan, taraflar arasında savaşı sonlandırmak amacıyla 17 Haziran'da imzalanan mutabakat zaptı, nihai bir barış anlaşması için 60 günlük bir süre öngörüyordu. Nükleer programı ve yaptırımları kapsayan geniş kapsamlı müzakere süreci, küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ticareti açısından kritik önem taşıyan Hürmüz Boğazı'nın kontrolü konusunda yaşanan anlaşmazlıklar neticesinde hızla çözülmeye başladı. Bu sürenin dolmasının ardından ABD, geçici ateşkesin uzatılmayacağını kamuoyuna duyurmuştu. Daha öncesinde ise Pakistan aracılığıyla yürütülen müzakereler kapsamında 14 Haziran'da varılan ve "İslamabad Mutabakatı" adı verilen 14 maddelik zapt, 18 Haziran'da İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile ABD Başkanı Donald Trump tarafından dijital ortamda imzalanmıştı. Söz konusu mutabakat; Lübnan dahil savaşın durdurulması, Hürmüz Boğazı'nın açılması ve deniz ablukasının kaldırılması gibi maddeleri barındırıyordu. Pezeşkiyan'dan müzakere vurgusu Yaşanan gelişmelerin ardından İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD ile müzakerenin "teslimiyet" anlamına gelmediğini belirterek, ülkesinin gücünün zirvesindeyken bilgelik, onur ve çıkarları gözeterek müzakere yolunda adım adım ilerlemeyi hedeflediğini söyledi. İran'ın saldırılara karşı toprak bütünlüğünü savunduğunu ve savaşı hedef olarak görmediğini kaydeden Pezeşkiyan, "Müzakereler sürecinde, gücümüzün zirvesinde, bilgelik, onur ve çıkarları göz önünde bulundurarak adım adım ilerleyeceğiz. Amacımız savaşı sona erdirmek, kuşatmayı kaldırmak, bloke edilmiş kaynakları serbest bırakmak ve ardından nükleer görüşmeler yapmaktı" dedi. Çin'i örnek göstererek ekonomik rekabete dikkat çeken Pezeşkiyan, vatanı korumanın ve halka hizmet etmenin esas olduğunu vurguladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

ABD, Venezuela’ya karşı iki cepheli bir savaş yürütmektedir! Haber

ABD, Venezuela’ya karşı iki cepheli bir savaş yürütmektedir!

Anti-Emperyalist Akademisyenler Kolektifi (AISC), 3 Ocak 2026’da gerçekleşen ABD müdahalesini yalnızca bir lider hedef alma eylemi olarak değil; Amerika kıtasındaki anti-emperyalist birikime ve egemen kalkınma projelerine yönelmiş tarihsel bir kırılma anı olarak tanımlıyor. 3 Ocak 2026’da ABD’nin Caracas’ta yürüttüğü ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ile eşi Cilia Flores’in ABD gözetimine alındığı bildirilen operasyon, “askeri başarı” anlatısı ile “egemenliğe saldırı” tezi arasında sert bir ideolojik fay hattı üretti. Reuters, operasyonun aylar süren hazırlıkla, istihbarat ve özel kuvvet unsurlarının birlikte kullanıldığı yüksek ölçekli bir planlama sonucu gerçekleştirildiğini yazdı. AISC ise yayımladığı “Kırmızı Kağıt” metninde bunu, ABD emperyalizmi ile Venezuela’nın egemenlik iddiası arasındaki varoluşsal çatışmanın yeni perdesi olarak tarif ediyor. Bu olayın nasıl adlandırıldığı, meselenin kendisi kadar belirleyici. ABD cephesinde “yakalama” ve “hukuk” vurgusu öne çıkarken, AISC ve Venezuelanalysis çevresi “kaçırma” kavramında ısrar ediyor. Çünkü tartışmayı kişilerden çok, devletlerin egemenlik kapasitesine odaklıyorlar. Trump’ın Truth Social üzerinden yaptığı “yakalandılar, ülke dışına çıkarıldılar” paylaşımı da bu söylem savaşının bir parçası. İki dilin kesiştiği yer ise uluslararası hukuk ve meşruiyet tartışması. AISC’ye göre hedef alınan şey, “Venezuela halkı” gibi soyut bir kategori değil; ülkenin petrol gelirlerinin yönünü ve dış ittifaklarını belirleme iradesine sahip Bolivarcı devlet yapısıdır. AISC metninin omurgası nettir: ABD, Venezuela’ya karşı iki cepheli bir savaş yürütmektedir. Birincisi, Amerika kıtasındaki devrimci ve anti-emperyalist projeleri geriletme çabasıdır. İkincisi ise, çok merkezli dünya düzenini güçlendiren Çin–Rusya–İran gibi ittifak hatlarını zayıflatma girişimidir. Bu yaklaşım, Venezuela’yı yalnızca bir “iç siyaset” meselesi olmaktan çıkarıp, küresel enerji, mineral ve finans akışlarının merkezine yerleştirir. Tam da bu nedenle metin, “Venezuela bir diktatörlük mü?” sorusunun, sahadaki gerçek güç ilişkilerini görünmez kılarak emperyal müdahaleye zemin hazırladığını savunur. AISC’ye göre bu tür meşruiyet tartışmaları, çoğu zaman müdahaleyi normalleştiren bir ideolojik araç haline gelir. Metnin en yoğunlaştığı kavram ise “kaynak egemenliği”dir. Venezuela’nın petrol zenginliğini küresel şirketlerin denetiminden çıkarıp ulusal kalkınma ve sosyal programlara yönlendirme iradesi, ABD’nin tarihsel çıkarlarıyla doğrudan çatışmaktadır. AISC, yaptırımların “insani” değil, bilinçli bir ekonomik savaş aracı olduğunu vurgular. 2013–2020 yılları arasında yaşanan derin ekonomik daralma, kamu sağlığı üzerindeki yıkıcı etkiler ve kitlesel göç dalgaları bu çerçevede ele alınır. Bu noktada operasyonun kendisi de ekonomik jeopolitiğin diliyle okunur. Reuters’in aktardığı ölçek ve hazırlık düzeyi, bunun tek seferlik bir “lider yakalama” olmadığını düşündürmektedir. Bir devlet başkanını hedef almak, aynı zamanda o devletin petrol anlaşmalarını, dış politika yönelimlerini ve iç güç dengelerini de hedef almak anlamına gelir. AISC metni, Venezuela’daki komünleri ve halk temelli örgütlenmeleri, klasik bir “sosyal politika” başlığı altında değil; ulusal savunmanın maddi ve örgütsel zemini olarak ele alır. Gıda egemenliği, yerel üretim, dayanışma ağları ve devlet-toplum koordinasyonu, yaptırımların aşındırıcı etkisine karşı bir direnç hattı olarak sunulur. Bu bakış açısında egemenlik, yalnızca sınır çizgileriyle değil; bütçe tercihleri, enerji akışları, sağlık hizmetleri ve toplumsal örgütlenme kapasitesiyle ölçülür. Operasyon sonrası Venezuela iç siyasetinde “kontrol kimde?” sorusu daha da görünür hale geldi. Financial Times, İçişleri Bakanı Diosdado Cabello’nun Maduro’nun “New York’ta savaş tutsağı” olduğunu söylediğini, buna karşılık geçici liderlik çizgisinin devlet işleyişini sürdürme mesajı verdiğini aktardı. Bu tablo, AISC’nin temel tezini güçlendiriyor: Liderin yokluğu üzerinden yürütülen meşruiyet tartışmaları, ya daha sert bir güvenlikçi hatta ya da dış baskıyla şekillenen “uzlaşma” senaryolarına kapı aralayabilir. AISC’nin “Kırmızı Kağıt” metni, yalnızca bir analiz değil; açık bir siyasal çağrıdır. Başkan Maduro ve Cilia Flores’in serbest bırakılması, ABD yaptırımlarının kaldırılması ve Venezuela egemenliğinin tanınması talep edilir. Metnin asıl uyarısı ise şudur: Eğer bu olay yalnızca bir “rejim” tartışmasına indirgenirse, emperyal güç kullanımının normalleşmesi gözden kaçırılır. Katılalım ya da katılmayalım, AISC’nin iddiası nettir: Bugün Venezuela’da test edilen şey, yarın başka bir ülkenin egemenliğine uygulanabilecek bir şablondur. HABER: Azra Yılmaz haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Trump’tan Çin mesajı: Başkan Şi ile konuşacak çok şeyimiz var Haber

Trump’tan Çin mesajı: Başkan Şi ile konuşacak çok şeyimiz var

ABD Başkanı Donald Trump, Malezya, Japonya ve Güney Kore’yi kapsayan beş günlük Asya turuna çıkarken gazetecilere açıklamalarda bulundu. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile 30 Ekim’de yapılacak görüşmeye değinen Trump, “Başkan Şi ile konuşacak çok şeyimiz var. Onun da bizimle konuşacak çok şeyi var. İyi bir görüşme olacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı. Ticaret, gümrük ve Tayvan masada olacak Trump, Şi Cinping ile yapacağı görüşmede iki ülke arasındaki ticaret anlaşmazlıklarının yanı sıra gümrük vergileri ve Tayvan konularının da tüm boyutlarıyla ele alınacağını belirtti. Beyaz Saray, söz konusu görüşmenin Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Zirvesi kapsamında gerçekleştirileceğini duyurdu. ABD Başkanı, “Her iki tarafın da çıkarına olacak adil bir sonuç istiyoruz” derken, bu görüşmenin hem piyasalar hem de küresel siyaset açısından belirleyici olacağını söyledi. Trump: “Kanada kirli bir oyun oynuyor” Açıklamasında yalnızca Çin değil, Kanada ile yaşanan ticaret anlaşmazlıklarına da değinen Trump, “Kanada kirli bir oyun oynuyor. Şu anda Başbakan Mark Carney ile görüşmeyi düşünmüyorum” diyerek iki ülke arasındaki gerilimin sürdüğünü ifade etti. Asya turunun rotası: Kuala Lumpur, Tokyo, Busan ve Pekin Trump’ın Asya gezisi, Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’dan başladı. Burada Malezya Başbakanı Enver İbrahim ile görüşmesi beklenen Trump, Tayland ve Kamboçya arasındaki sınır anlaşması törenine de katılacak. Ardından Japonya’ya geçecek olan ABD Başkanı, yeni seçilen Başbakan Takaiçi Sanae ile bir araya gelecek. Trump’ın Japonya ziyareti, Çin ve Kuzey Kore’ye karşı ABD-Japonya ittifakının devam ettiği mesajı olarak değerlendiriliyor. Turun üçüncü durağı Güney Kore’nin Busan kenti olacak. Trump burada APEC Zirvesi’ne katılarak bölge liderleriyle görüşecek. ABD-Çin ticaret restleşmesinde yeni perde Washington ve Pekin arasında uzun süredir devam eden ticaret gerilimi, iki tarafın karşılıklı tarife artışlarıyla tırmanmıştı. Trump yönetiminin bu yıl başında ithalat vergilerini yükseltme kararı, Çin’in de benzer yanıtlar vermesiyle “ekonomik savaş” boyutuna ulaşmıştı. Taraflar, yıl boyunca beş ayrı tur görüşme gerçekleştirdi. Son olarak Malezya’da yapılan toplantıda, Çin Başbakan Yardımcısı Hı Lifıng ve ABD Hazine Bakanı Scott Bessent başkanlığındaki heyetler, gümrük tarifelerinde geçici indirim ve yeni uzlaşma adımlarını değerlendirdi. “Yeni bir dönüm noktası olabilir” 30 Ekim’deki Trump–Şi zirvesi, iki ülke arasında süren ticaret geriliminin geleceği açısından kritik önem taşıyor. Uzmanlara göre, görüşmeden çıkacak olası bir uzlaşma, yalnızca ABD ve Çin ekonomilerini değil, küresel piyasalardaki dengeleri de doğrudan etkileyecek. Trump’ın sözleriyle, “herkes için adil bir sonuç” çıkması hâlinde dünya ekonomisinde yeni bir sayfa açılabilir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.