SON DAKİKA

#Ekonomik Savaş

HABER DEĞER - Ekonomik Savaş haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ekonomik Savaş haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ABD, Venezuela’ya karşı iki cepheli bir savaş yürütmektedir! Haber

ABD, Venezuela’ya karşı iki cepheli bir savaş yürütmektedir!

Anti-Emperyalist Akademisyenler Kolektifi (AISC), 3 Ocak 2026’da gerçekleşen ABD müdahalesini yalnızca bir lider hedef alma eylemi olarak değil; Amerika kıtasındaki anti-emperyalist birikime ve egemen kalkınma projelerine yönelmiş tarihsel bir kırılma anı olarak tanımlıyor. 3 Ocak 2026’da ABD’nin Caracas’ta yürüttüğü ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ile eşi Cilia Flores’in ABD gözetimine alındığı bildirilen operasyon, “askeri başarı” anlatısı ile “egemenliğe saldırı” tezi arasında sert bir ideolojik fay hattı üretti. Reuters, operasyonun aylar süren hazırlıkla, istihbarat ve özel kuvvet unsurlarının birlikte kullanıldığı yüksek ölçekli bir planlama sonucu gerçekleştirildiğini yazdı. AISC ise yayımladığı “Kırmızı Kağıt” metninde bunu, ABD emperyalizmi ile Venezuela’nın egemenlik iddiası arasındaki varoluşsal çatışmanın yeni perdesi olarak tarif ediyor. Bu olayın nasıl adlandırıldığı, meselenin kendisi kadar belirleyici. ABD cephesinde “yakalama” ve “hukuk” vurgusu öne çıkarken, AISC ve Venezuelanalysis çevresi “kaçırma” kavramında ısrar ediyor. Çünkü tartışmayı kişilerden çok, devletlerin egemenlik kapasitesine odaklıyorlar. Trump’ın Truth Social üzerinden yaptığı “yakalandılar, ülke dışına çıkarıldılar” paylaşımı da bu söylem savaşının bir parçası. İki dilin kesiştiği yer ise uluslararası hukuk ve meşruiyet tartışması. AISC’ye göre hedef alınan şey, “Venezuela halkı” gibi soyut bir kategori değil; ülkenin petrol gelirlerinin yönünü ve dış ittifaklarını belirleme iradesine sahip Bolivarcı devlet yapısıdır. AISC metninin omurgası nettir: ABD, Venezuela’ya karşı iki cepheli bir savaş yürütmektedir. Birincisi, Amerika kıtasındaki devrimci ve anti-emperyalist projeleri geriletme çabasıdır. İkincisi ise, çok merkezli dünya düzenini güçlendiren Çin–Rusya–İran gibi ittifak hatlarını zayıflatma girişimidir. Bu yaklaşım, Venezuela’yı yalnızca bir “iç siyaset” meselesi olmaktan çıkarıp, küresel enerji, mineral ve finans akışlarının merkezine yerleştirir. Tam da bu nedenle metin, “Venezuela bir diktatörlük mü?” sorusunun, sahadaki gerçek güç ilişkilerini görünmez kılarak emperyal müdahaleye zemin hazırladığını savunur. AISC’ye göre bu tür meşruiyet tartışmaları, çoğu zaman müdahaleyi normalleştiren bir ideolojik araç haline gelir. Metnin en yoğunlaştığı kavram ise “kaynak egemenliği”dir. Venezuela’nın petrol zenginliğini küresel şirketlerin denetiminden çıkarıp ulusal kalkınma ve sosyal programlara yönlendirme iradesi, ABD’nin tarihsel çıkarlarıyla doğrudan çatışmaktadır. AISC, yaptırımların “insani” değil, bilinçli bir ekonomik savaş aracı olduğunu vurgular. 2013–2020 yılları arasında yaşanan derin ekonomik daralma, kamu sağlığı üzerindeki yıkıcı etkiler ve kitlesel göç dalgaları bu çerçevede ele alınır. Bu noktada operasyonun kendisi de ekonomik jeopolitiğin diliyle okunur. Reuters’in aktardığı ölçek ve hazırlık düzeyi, bunun tek seferlik bir “lider yakalama” olmadığını düşündürmektedir. Bir devlet başkanını hedef almak, aynı zamanda o devletin petrol anlaşmalarını, dış politika yönelimlerini ve iç güç dengelerini de hedef almak anlamına gelir. AISC metni, Venezuela’daki komünleri ve halk temelli örgütlenmeleri, klasik bir “sosyal politika” başlığı altında değil; ulusal savunmanın maddi ve örgütsel zemini olarak ele alır. Gıda egemenliği, yerel üretim, dayanışma ağları ve devlet-toplum koordinasyonu, yaptırımların aşındırıcı etkisine karşı bir direnç hattı olarak sunulur. Bu bakış açısında egemenlik, yalnızca sınır çizgileriyle değil; bütçe tercihleri, enerji akışları, sağlık hizmetleri ve toplumsal örgütlenme kapasitesiyle ölçülür. Operasyon sonrası Venezuela iç siyasetinde “kontrol kimde?” sorusu daha da görünür hale geldi. Financial Times, İçişleri Bakanı Diosdado Cabello’nun Maduro’nun “New York’ta savaş tutsağı” olduğunu söylediğini, buna karşılık geçici liderlik çizgisinin devlet işleyişini sürdürme mesajı verdiğini aktardı. Bu tablo, AISC’nin temel tezini güçlendiriyor: Liderin yokluğu üzerinden yürütülen meşruiyet tartışmaları, ya daha sert bir güvenlikçi hatta ya da dış baskıyla şekillenen “uzlaşma” senaryolarına kapı aralayabilir. AISC’nin “Kırmızı Kağıt” metni, yalnızca bir analiz değil; açık bir siyasal çağrıdır. Başkan Maduro ve Cilia Flores’in serbest bırakılması, ABD yaptırımlarının kaldırılması ve Venezuela egemenliğinin tanınması talep edilir. Metnin asıl uyarısı ise şudur: Eğer bu olay yalnızca bir “rejim” tartışmasına indirgenirse, emperyal güç kullanımının normalleşmesi gözden kaçırılır. Katılalım ya da katılmayalım, AISC’nin iddiası nettir: Bugün Venezuela’da test edilen şey, yarın başka bir ülkenin egemenliğine uygulanabilecek bir şablondur. HABER: Azra Yılmaz haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Trump’tan Çin mesajı: Başkan Şi ile konuşacak çok şeyimiz var Haber

Trump’tan Çin mesajı: Başkan Şi ile konuşacak çok şeyimiz var

ABD Başkanı Donald Trump, Malezya, Japonya ve Güney Kore’yi kapsayan beş günlük Asya turuna çıkarken gazetecilere açıklamalarda bulundu. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile 30 Ekim’de yapılacak görüşmeye değinen Trump, “Başkan Şi ile konuşacak çok şeyimiz var. Onun da bizimle konuşacak çok şeyi var. İyi bir görüşme olacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı. Ticaret, gümrük ve Tayvan masada olacak Trump, Şi Cinping ile yapacağı görüşmede iki ülke arasındaki ticaret anlaşmazlıklarının yanı sıra gümrük vergileri ve Tayvan konularının da tüm boyutlarıyla ele alınacağını belirtti. Beyaz Saray, söz konusu görüşmenin Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Zirvesi kapsamında gerçekleştirileceğini duyurdu. ABD Başkanı, “Her iki tarafın da çıkarına olacak adil bir sonuç istiyoruz” derken, bu görüşmenin hem piyasalar hem de küresel siyaset açısından belirleyici olacağını söyledi. Trump: “Kanada kirli bir oyun oynuyor” Açıklamasında yalnızca Çin değil, Kanada ile yaşanan ticaret anlaşmazlıklarına da değinen Trump, “Kanada kirli bir oyun oynuyor. Şu anda Başbakan Mark Carney ile görüşmeyi düşünmüyorum” diyerek iki ülke arasındaki gerilimin sürdüğünü ifade etti. Asya turunun rotası: Kuala Lumpur, Tokyo, Busan ve Pekin Trump’ın Asya gezisi, Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’dan başladı. Burada Malezya Başbakanı Enver İbrahim ile görüşmesi beklenen Trump, Tayland ve Kamboçya arasındaki sınır anlaşması törenine de katılacak. Ardından Japonya’ya geçecek olan ABD Başkanı, yeni seçilen Başbakan Takaiçi Sanae ile bir araya gelecek. Trump’ın Japonya ziyareti, Çin ve Kuzey Kore’ye karşı ABD-Japonya ittifakının devam ettiği mesajı olarak değerlendiriliyor. Turun üçüncü durağı Güney Kore’nin Busan kenti olacak. Trump burada APEC Zirvesi’ne katılarak bölge liderleriyle görüşecek. ABD-Çin ticaret restleşmesinde yeni perde Washington ve Pekin arasında uzun süredir devam eden ticaret gerilimi, iki tarafın karşılıklı tarife artışlarıyla tırmanmıştı. Trump yönetiminin bu yıl başında ithalat vergilerini yükseltme kararı, Çin’in de benzer yanıtlar vermesiyle “ekonomik savaş” boyutuna ulaşmıştı. Taraflar, yıl boyunca beş ayrı tur görüşme gerçekleştirdi. Son olarak Malezya’da yapılan toplantıda, Çin Başbakan Yardımcısı Hı Lifıng ve ABD Hazine Bakanı Scott Bessent başkanlığındaki heyetler, gümrük tarifelerinde geçici indirim ve yeni uzlaşma adımlarını değerlendirdi. “Yeni bir dönüm noktası olabilir” 30 Ekim’deki Trump–Şi zirvesi, iki ülke arasında süren ticaret geriliminin geleceği açısından kritik önem taşıyor. Uzmanlara göre, görüşmeden çıkacak olası bir uzlaşma, yalnızca ABD ve Çin ekonomilerini değil, küresel piyasalardaki dengeleri de doğrudan etkileyecek. Trump’ın sözleriyle, “herkes için adil bir sonuç” çıkması hâlinde dünya ekonomisinde yeni bir sayfa açılabilir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.