Alaaddin Aldemir’den “Terörsüz Türkiye” mesajı: Bu iş devlet politikasıdır
Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Alaaddin Aldemir, 24 Aralık 2025’te Haber Değer’e yaptığı değerlendirmede “Terörsüz Türkiye” hedefini Türkiye’nin yeni yüzyılını belirleyecek stratejik bir hamle olarak tanımladı. Sürecin yalnızca güvenlik boyutuyla değil, toplumsal rıza, ortak yaşam iradesi, hukuk devleti ve sosyal adalet başlıklarıyla birlikte ele alınması gerektiğini vurgulayan Aldemir, kutuplaştırıcı dilden kaçınılması çağrısı yaptı.
Aldemir: “Terörsüz Türkiye baştan beri bir devlet politikasıydı”
Aldemir, sürecin “bugün itibarıyla” devlet politikasına dönüştüğü yönündeki tartışmalara, bunun zaten en baştan böyle olduğunu söyleyerek yanıt verdi. “Bu iş bir devlet politikasıdır” diyen Aldemir, süreci bölgesel gelişmelere karşı tedbir niteliğinde, kaçınılmaz bir hat olarak değerlendirdi.
Aldemir, “Terörsüz Türkiye” ifadesini ise 40 yıllık çatışma hafızasına dikkat çeken bir çerçeve olarak yorumladı ve hedefin, yalnızca Türkiye’de değil, bölge ölçeğinde rıza ve yeni bir ittifak zemini üretmesi gerektiğini savundu:
“Türkiye’deki yurttaşların hem bölgede yaşayan insanların geleceğini belirleyecek bir stratejik hamle olarak görüyorum.”
Öcalan’la temas tartışması: “Affedeceğiz ama unutmayacağız”
Devletin Abdullah Öcalan’ı muhatap almasına nasıl baktığı sorulan Aldemir, devletlerin değişen koşullara göre tavır alabileceğini belirterek, “Milletlerin ve devletlerin sürekli dostları ve düşmanları olmaz” dedi.
Aldemir, Öcalan’a ilişkin yaklaşımında abartılı okumaların yanlış olacağını savunurken, sürecin ilerlemesi için temasın kaçınılmaz olduğunu dile getirdi:
“Abdullah Öcalan’la bu iş görüşülmeden, muhatap alınmadan bitmez.”
Bu başlıkta, rahmetli Süleyman Demirel’le yaptığı bir sohbeti de aktararak şu ifadeyi kullandı: “Affedeceğiz ama unutmayacağız.”
“Güvensizliklerin esiri olmadan ortak yaşam aklı kurulmalı”
Sürecin bir sonraki aşamasına ilişkin Aldemir, tüm taraflar için kaygıların tamamen bitmeyeceğini, ancak bu kaygıların siyaseti ve toplumu rehin almaması gerektiğini söyledi. Kürt kanaat önderleriyle sohbetlerinde “devlet tuzak kurdu” türü bir güvensizlik gördüğünü belirten Aldemir, batıda yaşayan yurttaşlarda da “bölünme” ve “iç çatışma” kaygısı bulunduğunu ifade etti.
Aldemir, çözümün dilini tarif ederken şu vurguyu yaptı:
“Kimsenin onuru çiğnenmeden ortak bir onur, şeref, haysiyet düzeni kurabilmeliyiz.”
“Gazoz milliyetçiliği” eleştirisi: “Toplum buraya düşmemeli”
Aldemir, sürece zarar verecek söylemlere ve toplumsal kutuplaşmayı besleyen tutumlara da sert eleştiriler yöneltti. Bazı örneklerin “akıl dışı” olduğunu savunan Aldemir, özellikle linç kültürünü büyüten dilin tehlikeli olduğunu belirterek “Toplumun buraya düşmemesi lazım” dedi.
“Önce barışın dilini yüceltelim” çağrısı yapan Aldemir, kendi konumunu da şöyle tarif etti:
“Ben yurttaşlarımla… etniği ne olursa olsun çatışmayı değil barış içinde bir arada yaşamayı önceleyen bir Türk milliyetçisiyim.”
“Kürt sorunu Türkiye’nin namusudur” sözünü böyle açıkladı
Aldemir, daha önce kullandığı “Kürt sorunu Türkiye’nin namusudur” ifadesinin arkasındaki vurgunun; hukuk, demokrasi ve insan haklarının değeri olduğunu belirtti. 12 Eylül dönemine dair deneyimlerinden söz eden Aldemir, insan onurunun korunmasının önemini öne çıkardı ve çatışma dilinin kontrol edilemez sonuçlar üretebileceğini söyledi:
“Çatışma kendi kontrolümüzden çıkar ve biz namusumuzu koruyamaz hale geliriz.”
Aldemir, meselenin “bir grubun hakkı” diye değil, kapsayıcı biçimde ele alınması gerektiğini de vurguladı:
"Türkiye’deki insan hakkı olarak olaya bakmamız gerekiyor.”
Aldemir: “En büyük tehlike etnik çatışma; bedel ödenecekse ödenir”
Aldemir, Türkiye’nin önündeki en büyük riskin etnik çatışma ihtimali olduğunu söyleyerek, bunun “kapının önündeki tehlike” olduğuna dikkat çekti. Sürecin “polyanacılık” ile yürütülmemesi gerektiğini belirten Aldemir, “Umutsuzluğa gerek yok ama polyanacılık oynamaya da gerek yok” dedi.
Sürecin ağır bir maliyete dönüşmemesi için siyaset kurumunun sorumluluğuna işaret eden Aldemir, “Ne bedel ödememiz gerekiyorsa da öderiz” sözleriyle çatışmasızlık hedefini önceleyen bir tutum ortaya koydu.