SON DAKİKA

#Felaket

HABER DEĞER - Felaket haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Felaket haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Japonların turna kuşu inancı ve Sadako Sasaki’nin hikâyesi Haber

Japonların turna kuşu inancı ve Sadako Sasaki’nin hikâyesi

Hiroşima: Bir şehrin ve bir çocuğun değişen kaderi “Geniş ada” anlamına gelen Hiroşima, tarihe nükleer saldırıya uğrayan ilk şehir olarak geçti. Amerika Birleşik Devletleri, 6 Ağustos 1945’te atom bombasını Hiroşima’ya attı. Saldırı birkaç dakika içinde kentin büyük bölümünü yok etti; on binlerce insan hayatını kaybetti, yüz binlercesi yaralandı ya da evsiz kaldı. Patlamadan sonra radyasyonun etkileri ise yıllar boyunca sürdü. Bu felaket, o sırada henüz iki yaşında olan Sadako Sasaki’nin hayatını da geri dönülmez biçimde etkiledi. Sadako Sasaki kimdir? Sadako, 7 Ocak 1943’te Hiroşima’da dünyaya geldi. Atom bombası atıldığında patlama noktasına yalnızca iki kilometre uzaklıktaydı. Çevresindeki birçok insan yaşamını yitirirken, Sadako o gün fiziksel olarak yaralanmadı. Ancak annesiyle birlikte kaçarken maruz kaldığı radyasyon, yıllar sonra ortaya çıkacak görünmez bir hasar bıraktı. Sadako, 12 yaşına kadar sağlıklı ve neşeli bir çocukluk geçirdi. Okulda koşmayı, yarışlara katılmayı seviyordu. Bir gün kazandığı bir yarıştan sonra yoğun bir yorgunluk ve baş dönmesi hissetti. Zamanla bu belirtiler arttı; bir gün okulda yere yığıldı ve ayağa kalkamadı. Hastaneye kaldırıldığında doktorlar acı gerçeği açıkladı: Sadako lösemiydi. O dönemde Japonya’da lösemi, “atom bombası hastalığı” olarak anılıyor ve neredeyse her zaman ölümle sonuçlanıyordu. Bin turna kuşu umudu Sadako hastanede tedavi görürken, yakın arkadaşı Chizuko onu ziyarete geldi. Yanında origami kâğıtları ve eski bir Japon efsanesi vardı. Bu efsaneye göre, kutsal kabul edilen turna kuşu yüz yıl yaşardı ve kağıttan bin turna yapan birinin dileği gerçekleşirdi; hasta ise iyileşirdi. Başta bu fikre inanmakta zorlanan Sadako, zamanla turna kuşlarını katlamaya başladı. Her turna, bir dua; her katlama, hayata tutunma çabasıydı. Acılarına rağmen vazgeçmedi. Hastane personelinin anlattığına göre Sadako, yardımsever, güler yüzlü ve umutlu kalmayı başaran bir çocuktu. Sadako bin turnayı tamamladı. Ancak mucize bu kez gelmedi. Küçük kız, 25 Ekim 1955’te, henüz 12 yaşındayken hayatını kaybetti. Sadako’dan dünyaya: Çocuk Barış Anıtı Sadako’nun ölümü yalnızca ailesini değil, okul arkadaşlarını da derinden etkiledi. Onunla birlikte atom bombasının gölgesinde kaybettikleri tüm çocukları anmak isteyen arkadaşları, bir kampanya başlattı. Japonya ve farklı ülkelerden binlerce öğrenci bağışta bulundu. 1958 yılında, Hiroşima Barış Anıtı Parkı’nda Çocuk Barış Anıtı dikildi. Anıtta, elinde kağıttan turna kuşu tutan bir çocuk figürü yer alıyor. Bu figür Sadako’yu ve nükleer saldırılarda yaşamını yitiren tüm çocukları simgeliyor. Bugün dünyanın dört bir yanından çocuklar, barış dileklerini yazdıkları kağıttan turnaları bu anıtın altına bırakıyor. Turna kuşlarıyla taşınan barış mesajı Sadako Sasaki’nin hikâyesi, bireysel bir trajedinin nasıl evrensel bir sembole dönüşebileceğinin en güçlü örneklerinden biri. Kağıttan turna kuşları artık yalnızca bir Japon efsanesi değil; savaş karşıtlığının, çocukların masumiyetinin ve barış umudunun dili. Sadako’nun katladığı her turna, bugün hâlâ aynı mesajı fısıldıyor: “Bir daha asla.”

Dünya Madenciler Günü’nde emek sermayeye soruyor Haber

Dünya Madenciler Günü’nde emek sermayeye soruyor

Dünya genelinde her yıl binlerce madenci, iş cinayetlerinde yaşamını yitirirken; 4 Aralık Dünya Madenciler Günü, nerede, nasıl ve neden bu ölümlerin yaşandığını sorgulayan küresel bir vicdan gününe dönüşüyor. Türkiye’de ve dünyada maden kazaları, yalnızca “kaza” değil, siyasal tercihler ve ekonomik sistemin ürettiği bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor. Yeraltında emek, yeryüzünde kâr: Bu düzen kime çalışıyor? Madencilik, insanlık tarihinin en ağır emek biçimlerinden biri olmayı sürdürüyor. Yeraltından çıkarılan her taş, her mineral, her ton kömür; görünmeyen bir emeğin, çoğu zaman da geri dönmeyen hayatların bedeliyle yeryüzüne ulaşıyor. Buna karşın yaratılan zenginlik, alın terinin sahiplerine değil; çoğunlukla büyük sermaye gruplarına ve şirketlere akıyor. Bu tablo, emek-sermaye çelişkisinin en çıplak ve en sert yaşandığı alanlardan birinin madencilik olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. “Kader değil, politik tercih”: Maden faciaları neden bitmiyor? Maden kazalarının ardından sıkça tekrar edilen “kader” veya “fıtrat” söylemi, sorumluluğu görünmez kılmanın bir yolu olarak kullanılıyor. Oysa uzman raporları, sendikal veriler ve uluslararası çalışma standartları gösteriyor ki; facialar teknik yetersizlikten çok, denetimsizlikten, özelleştirme politikalarından ve iş güvenliği maliyetinin “yük” görülmesinden kaynaklanıyor. Kamu denetiminin zayıflatıldığı, taşeronlaşmanın yaygınlaştığı ve üretimin insan yaşamının önüne geçtiği her yerde felaket kaçınılmaz hale geliyor. İşçi sınıfı tarihi yeraltında yazıldı Madenciler yalnızca üretimin değil, direnişin de simgesi oldu. Dünyanın dört bir yanında işçi sınıfı mücadelesinin en önemli dönemeçleri çoğu zaman maden ocaklarında filizlendi. Sosyalist düşüncenin kurucu metinlerinde de madencilerin yeri sıradan değildir. Karl Marx, emek ve sermaye arasındaki ilişkiyi açıklarken, üretim sürecinde işçinin nasıl yabancılaştığını şöyle anlatır: “İşçi ne kadar çok üretirse, o kadar az şeye sahip olur.” Friedrich Engels ise İngiltere’deki işçi sınıfını anlatırken madencilerin durumunu şu sözlerle özetler: “İşçilerin yaşam koşulları, bir toplumun uygarlık düzeyinin aynasıdır.” Bu sözler, bugün hâlâ geçerliliğini koruyor. Maden ocaklarındaki koşullar, bir ülkenin demokratikleşme ve adalet karnesini okumak için en yalın göstergelerden biri olmaya devam ediyor. Sorun denetim eksikliği değil, sistem Sosyalist yaklaşım, maden facialarını münferit ihmallerle değil, yapısal bir sömürü düzeniyle açıklar. Emek, metalaştırılır; insan, maliyet kalemine dönüştürülür; yaşam, üretim bandının sıradan bir parçası haline getirilir. Bu nedenle sosyalizm, madenlerin ve doğal kaynakların toplumun ortak varlığı olduğunu savunur. Rosa Luxemburg bu düzeni şöyle tarif eder: “Kapitalizm, ya insanlığı barbarlığa sürükleyecek ya da sosyalizmle aşılacaktır.” Madencilerin yaşadığı güvencesizlik, yalnızca iş güvenliği probleminden ibaret değil; mülkiyet ilişkilerinin, üretim biçimlerinin ve siyasal iktidarın emek karşısındaki konumunun bir sonucudur. Yurttaşın kömürü, kimin serveti? Türkiye’de madenler, Türkiye toplumunun ortak malıdır. Ancak bu kaynaklardan elde edilen kazanç, Türkiye halkına eşit şekilde yansımıyor. Bir yanda yeraltında can veren emekçiler, diğer yanda milyarlık kâr tabloları… Bu eşitsizlik, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda ahlaki ve toplumsal bir yarılmadır. Dünya Madenciler Günü: Anma değil, hesap sorma günü 4 Aralık, yalnızca madencileri anma günü değildir. Bu tarih, sorulması gereken büyük soruların da günüdür: Neden hâlâ insanlar çalışırken ölüyor? Neden üretim, yaşamın önüne geçiyor? Neden zenginlik tabana değil, azınlığa akıyor? Bu sorular yanıt bulmadıkça, her maden ocağı potansiyel bir mezara; her vardiya, riske dönüşmeye devam edecek. Madenci meselesi, demokrasi meselesidir Madencilerin yaşadığı sorunlar, bir ülkenin demokrasi düzeyiyle doğrudan ilişkilidir. Sendikasızlaştırma, ifade özgürlüğünün baskılanması ve sosyal hakların törpülenmesi; yerin altında yaşanan sömürüyü daha da derinleştirir. Emekçi konuşamazsa, güvenlik de talep edemez. Hak yoksa, yaşam da güvencesizleşir. Bu nedenle Dünya Madenciler Günü, yalnızca emekçilerin değil; eşitlik, adalet ve sosyal hak talep eden tüm yurttaşların günüdür.

Filipinler’i vuran Kalmaegi Tayfunu can almaya devam ediyor Haber

Filipinler’i vuran Kalmaegi Tayfunu can almaya devam ediyor

Felaket bilançosu ağırlaşıyor: 114 can kaybı, 127 kayıp Pasifik Okyanusu’ndan gelerek Filipinler’i etkisi altına alan Kalmaegi Tayfunu, ülkede büyük bir insani krize dönüştü. Ulusal Afet Riskini Azaltma ve Yönetim Konseyi (NDRRMC), ölüm sayısının 114’e yükseldiğini açıkladı. Kayıpların 71’inin Cebu bölgesinde kaydedildiği, çoğunun heyelan ve sel baskınlarında hayatını kaybettiği bildirildi. 1 milyon 951 bin kişi etkilendi, tahliyeler devam ediyor Tayfun nedeniyle ülke genelinde 5 binden fazla yerleşim birimi doğrudan etkilendi. 127 binden fazla aile, toplam 4 bin 933 tahliye merkezine yerleştirildi. Yetkililer, 127 kayıp kişi için arama kurtarma çalışmalarının kesintisiz sürdüğünü aktardı. Yeni rota Vietnam: Tehlike bitmiş değil Meteoroloji yetkilileri, “Tino” adıyla da bilinen Kalmaegi Tayfunu’nun hafta sonuna kadar Güney Çin Denizi üzerinden Vietnam’a doğru ilerleyeceğini açıkladı. Böylece bölgesel tehdit sürerken, Filipinler’de hasar tespit ve insani yardım çalışmaları devam ediyor. Filipinler hâlâ Haiyan travmasının izlerini taşıyor Ülke, 2013’te 7 bin 300’den fazla kişinin ölümüyle sonuçlanan Haiyan Tayfunu’nu hâlâ hafızasında taşırken, yeni felaketin yaraları yeniden derinleşiyor. Uzmanlar, iklim krizi nedeniyle tayfunların hem daha sık hem de daha yıkıcı hale geldiği görüşünde.

173 yılın en büyük felaketi Jamaika’yı vurdu: Hala ulaşılamayan köyler var Haber

173 yılın en büyük felaketi Jamaika’yı vurdu: Hala ulaşılamayan köyler var

Jamaika, Kasırga Melissa’nın 173 yılın en büyük yıkımını bırakmasının üzerinden neredeyse bir hafta geçmesine rağmen felaketin etkilerini hâlâ atlatamadı. En az 32 kişi hayatını kaybetti, onlarca yerleşime ulaşılamadığı için can kaybının artmasından endişe ediliyor. Yıkımın bilançosu artıyor ve ülkenin bazı bölgelerine hâlâ yardım ulaştırılamıyor Yetkililer, su baskınlarının sürdüğünü, yolların çöktüğünü ve çok sayıda köyün hâlâ dış dünyayla bağlantısının kesik olduğunu açıkladı. Yıkılan kentlerde kepçelerle moloz kaldırılırken, barınaksız kalan yurttaşlar geçici barınma noktalarına yönlendiriliyor. “Su yok, yiyecek yok”: Yerel halk temel ihtiyaçlara ulaşamıyor Jamaika Bilgi Bakanı Dana Morris Dixon, kasırganın yalnızca ülkede değil, Karayipler genelinde 60’tan fazla can aldığını bildirdi. En ağır hasarın yaşandığı Westmoreland bölgesinden Tac­keisha Frazer, “Yiyecek, su, hijyen malzemesi… Ne varsa ihtiyacımız var. İnsanlar evsiz, aç ve çaresiz” diyerek yardım çağrısında bulundu. Onlarca yerleşim hâlâ tamamen izole: Helikopterle malzeme gönderilmeye başlandı Çalışma Bakanı Pearnel Charles Jr., ülke genelinde 25’ten fazla yerleşim yerine hâlâ karadan ulaşılamadığını, ancak bölgeye havadan destek gönderilmeye çalışıldığını söyledi. Bazı bölgelerde evlerin, iş yerlerinin ve altyapının tamamen yok olduğu belirtiliyor. “Her şey gitti” diyen bölge halkı, uluslararası yardım talebini yüksek sesle yineliyor Batı Jamaika’da dükkanını kaybeden Diana Mullings, “Ahşap evler, beton yapılar, dükkanlar, hepsi yok oldu” derken, mahalle sakini Millicent McCurdy, “Kim yardım edebiliyorsa etsin, insanlar giyecekten yiyeceğe kadar her şeyden yoksun” sözleriyle durumu özetledi. Jamaika hükümeti dünyaya seslendi Felaket sonrası altyapı, sağlık sistemi ve lojistik çökme noktasına gelirken, hükümet resmî olarak uluslararası destek talep etti. Gıda, temiz su, barınma ve tıbbi malzeme ihtiyacı kritik seviyede.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.