SON DAKİKA

#Felaket

HABER DEĞER - Felaket haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Felaket haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Beyrut Limanı faciasının 6. yılı: Anma programında adalet çağrısında bulunuldu Haber

Beyrut Limanı faciasının 6. yılı: Anma programında adalet çağrısında bulunuldu

Beyrut Limanı'nda büyük bir yıkıma ve felakete yol açan patlamanın altıncı yıl dönümünde, felaketin yaşandığı bölgede ve anıt önünde resmi törenler ve anma etkinlikleri gerçekleştirildi. Törene Lübnan Adalet Bakanı Adil Nassar, Enformasyon Bakanı Paul Markus, Sosyal İşler Bakanı Hanin es-Seyyid, patlamada hayatını kaybeden yabancı vatandaşların ülkelerinin büyükelçileri, bürokratlar ve yakınlarını kaybeden acılı aileler katıldı. Katılımcılar anıt alanına çelenk ve çiçekler bırakarak saygı duruşunda bulundu. Bakan Markus: "İddianame birkaç ay içinde hazırlanacak" Enformasyon Bakanı Paul Markus, Cumhurbaşkanı'nın açıklamalarına ve Başbakan Nevvaf Selam başkanlığında gerçekleştirilen kapsamlı Bakanlar Kurulu toplantısına atıfta bulundu. Markus, şu ifadeleri kullandı: "Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi ve dün Başbakan Nevvaf Selam başkanlığında gerçekleştirilen kapsamlı Bakanlar Kurulu toplantısında vurgulandığı üzere; iddianame en geç gelecek birkaç ay içinde hazırlanacak." Yürütme organı ile yargı arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesine ve yargı bağımsızlığına olan saygılarının tam olduğunu belirten Markus, gerçeğin ortaya çıkarılması ve adaletin tecelli etmesinin kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu vurguladı. Bakan Seyyid: "Bu dava tüm Lübnanlıları ilgilendiriyor" Sosyal İşler Bakanı Hanin es-Seyyid ise önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da mağdur aileleriyle birlikte gerçeğin açığa çıkması için verilen mücadelenin sabırla sürdürüldüğünü kaydetti. Yargıya güvendiklerini belirten Seyyid, şunları kaydetti: "Bu dava tüm Lübnanlıları ilgilendiriyor. Bekliyoruz ve beklemeye devam edeceğiz. Bu vesileyle sokaklarda olmayı, adalet arayışımızı sürdüreceğiz." Soruşturmada sona yaklaşılıp yaklaşılmadığı yönündeki soruya ise Seyyid, "Evet, yaklaştık. Umarım yıl sonundan önce bu süreç tamamlanır. Herhangi bir resmi bilgiye sahip olmasak ve yargı sürecine müdahale etmesek bile bunun gerçekleşmesini umuyoruz" yanıtını verdi. 235'ten fazla insan hayatını kaybetmişti Lübnan'ın başkentindeki Beyrut Limanı'nda 4 Ağustos 2020'de tonlarca patlayıcı maddenin bulunduğu bir depoda meydana gelen devasa patlama, tüm kenti sarsmıştı. Felaket sonucunda 235'ten fazla kişi yaşamını yitirmiş, yaklaşık 6 bin kişi yaralanmış ve 300 bin kişi evinden ve yurdundan olmuştu. Süreç içerisinde İngiltere Yüksek Adalet Divanı 2023 yılında Londra merkezli bir şirketi sorumlu bularak tazminat ödenmesine hükmetmişti. Patlamaya ilişkin soruşturmayı yürüten Hakim Tarık Bitar ise temel soruşturmayı Mart 2026'da tamamlayarak dosyayı mütalaa için Yargıtay Başsavcılığına göndermişti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Venezuela’da acı tablo: Binlerce kişi için toplu definler düzenlendi Haber

Venezuela’da acı tablo: Binlerce kişi için toplu definler düzenlendi

Felaketin 17. gününde bilanço ağırlaşırken, hayatını kaybeden binlerce kişi için "acil durum" koduyla toplu mezarlar oluşturuldu. Can kaybı 4 bini aştı Venezuela İletişim ve Enformasyon Bakanlığı’ndan yapılan son açıklamaya göre, deprem felaketinde hayatını kaybedenlerin sayısı 4 bin 118’e yükseldi. Yaralı sayısı 16 bin 740 olarak açıklanırken, arama-kurtarma ekipleri şimdiye kadar 6 bin 462 kişiyi enkaz altından sağ çıkarmayı başardı. Depremin yarattığı maddi hasar da devasa boyutlarda. 190 bina tamamen yerle bir olurken, 856 bina ağır hasar aldı. 17 bin 907 vatandaş evsiz kaldı. 86 bin 794 aileye insani yardım ulaştırılırken, 29 bin 966 kişiye tıbbi destek sağlandı.Bölgede depremden bu yana tam 1.171 artçı sarsıntı kaydedildi, bu durum arama-kurtarma çalışmalarını zorlaştırmaya devam ediyor. Acil durum koduyla toplu mezarlar Felaketin en yürek burkan tablosu ise La Guaira kentindeki La Esperanza Mezarlığı'ndan geldi. Depremde yaşamını yitiren ancak yakınlarına ulaşılamayan veya kimlik tespiti yapılamayan yüzlerce kurban için devlet eliyle acil durum koduyla toplu mezarlar açıldı. Catia La Mar ile Carayaca arasındaki ana arter üzerinde bulunan mezarlıkta, kimliği belirlenen depremzedelerin yanı sıra teşhis edilemeyen yüzlerce kişinin cenazesi aynı alana defnedildi. Bölgeden yansıyan havadan görüntüler, depremin yarattığı insani yıkımın ne denli büyük olduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. 39 saniye arayla gelen yıkım 24 Haziran'da gerçekleşen felaket, sadece 39 saniye arayla meydana gelen 7,2 ve 7,5 büyüklüğündeki iki büyük sarsıntıyla tarihe geçti. Toplamda 3 bin 454’ü uluslararası olmak üzere, 60 binden fazla görevli ve gönüllü enkaz altında kalanları kurtarmak için zamana karşı yarışıyor. Yetkililer, bölgedeki insani krizin boyutunun ciddiyetini koruduğunu ve yardım çalışmalarının kararlılıkla sürdürüldüğünü belirtirken, Venezuela hükümeti tarafından ilan edilen acil durum önlemleri ile depremzedelerin temel ihtiyaçlarının karşılanmasına öncelik veriliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Alıştığımız dünyaya darbe: Düzeni sarsan 5 kitap önerisi Haber

Alıştığımız dünyaya darbe: Düzeni sarsan 5 kitap önerisi

Günlük hayatın değişmeyeceğine inanmak güven verici olsa da edebiyat çoğu zaman bu konforu sarsıyor. Bireysel vazgeçişlerden toplumsal çöküş senaryolarına kadar uzanan anlatılar, kurulu sandığımız dünyaların ne kadar hassas olduğunu gözler önüne seriyor. Hafta sonu için derlenen beş kitap, gerçekliğin sınırlarını ve alışılmış düzeni sorgulayan hikâyeleri bir araya getiriyor. Ölümsüzlüğün yükünü anlatan bir savaşçı hikâyesi öne çıkıyor Keanu Reeves ve China Miéville imzalı Öteyer Kitabı, binlerce yıl yaşamış bir savaşçının ölümsüzlüğün bedeliyle yüzleşmesini merkezine alıyor. Tanrılarla yapılan bir anlaşma sonucu hayatta kalan karakter, son bir görev karşılığında ölme ihtimaliyle karşı karşıya kalırken roman mitoloji ile modern şiddeti buluşturuyor ve sonsuz yaşamın bir güçten çok ağır bir yük olabileceğini vurguluyor. Modern hayatın görünmeyen yüklerini anlatan bir kaçış hikâyesi dikkat çekiyor Hyunam-Dong Kitabevi, dışarıdan “doğru” görünen bir hayatın içinde kendini kaybeden Youngju’nun küçük bir kitabevi açarak yeniden başlama kararını konu alıyor. Roman yalnızca bireysel dönüşümü değil, kitabevine yolu düşen farklı karakterler üzerinden modern hayatın sıkışmışlık hissini ve görünmeyen yüklerini anlatıyor. Felaket sonrası toplumun kırılganlığı sorgulanıyor John Wyndham’ın Triffidlerin Günü adlı romanı, kitlesel körlük ve yürüyebilen zehirli bitkilerle değişen dünyayı anlatırken medeniyetin ne kadar hızlı çözülebileceğini tartışmaya açıyor. Eserde dayanışma, güç ve hayatta kalma gibi kavramlar felaketin ortasında yeniden tanımlanıyor. Aile ve annelik fikri karanlık bir atmosferde ele alınıyor Joy Williams’ın Diğer Çocuk romanı, izole bir adada belirsizlik içinde yaşayan karakterler üzerinden aile kavramını sorguluyor. Olaydan çok atmosferin ön planda olduğu anlatı, özgürlük ile tehlike arasındaki ince çizgiyi ve yetişkinlerin dünyasının güvenilirliğini tartışmaya açıyor. “Normal” ve “anormal” sınırını tartışan bir bilim kurgu klasiği listede yer alıyor Philip K. Dick’in Alfa Ayının Kabileleri adlı eseri, akıl hastalarının sürgün edildiği bir gezegende kurulan yeni toplumsal düzeni konu alıyor. Roman, gerçekliğin kim tarafından üretildiği ve hangi gerçeğin geçerli sayıldığı sorusunu gündeme getirirken bilim kurguyu bugünün toplumsal yapısına ayna tutan bir araç olarak kullanıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Çernobil’in sessiz mirası: Radyasyonun genetik izleri çocuklarda görüldü Haber

Çernobil’in sessiz mirası: Radyasyonun genetik izleri çocuklarda görüldü

1986’daki Çernobil nükleer felaketinin etkileri aradan geçen yıllara rağmen bilim dünyasının gündeminden düşmüyor. Bonn Üniversitesi öncülüğünde yürütülen yeni bir araştırma, felaket sonrası temizlik çalışmalarında görev alan işçilerin çocuklarında normalden daha fazla DNA mutasyonu saptandığını ortaya koydu. Çalışma, radyasyona maruz kalmanın genetik miras üzerindeki etkisini anlamaya yönelik en kapsamlı analizlerden biri olarak değerlendiriliyor. Araştırma DNA’daki “kümelenmiş mutasyonlara” odaklandı Bilim insanları, doğrudan tüm genetik değişimleri saymak yerine “kümelenmiş mutasyonlar” olarak adlandırılan özel bir yapıyı inceledi. Bu mutasyonlar, ebeveynlerde bulunmayan ancak çocukta birlikte ortaya çıkan genetik değişimleri ifade ediyor. Bulgular, DNA sarmalının belirli noktalarda hasar gördüğünü ve vücudun onarım sürecinde hatalar oluştuğunu gösterdi. Çalışmada Çernobil işçilerinin yanı sıra radar operatörlerinin çocuklarını da kapsayan 1500’den fazla kişinin genetik verileri analiz edildi. Radyasyon arttıkça mutasyon sayısı yükseliyor Elde edilen veriler, maruz kalınan radyasyon miktarı ile çocuklardaki mutasyon sayısı arasında doğrudan bir ilişki olduğunu ortaya koydu. Normal bireylerde düşük seviyede görülen bu mutasyonların, Çernobil temizlik işçilerinin çocuklarında yaklaşık üç kat arttığı belirlendi. Uzmanlar, radyasyonun hücrelerde dengesiz moleküller oluşturarak özellikle sperm hücrelerindeki DNA zincirlerini parçaladığını ve bu hasarın sonraki nesillere aktarılabildiğini değerlendiriyor. Mutasyonların büyük bölümü hastalık riski oluşturmuyor Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri ise tespit edilen genetik değişimlerin çoğunun DNA’nın protein üretimini doğrudan yönetmeyen bölgelerinde yoğunlaşması oldu. Bu nedenle mutasyonların çocuklarda ciddi hastalık riskini artırmadığı ifade edildi. Çalışma ayrıca babanın ileri yaşta çocuk sahibi olmasının, düşük doz radyasyona maruz kalmaktan daha yüksek genetik risk yaratabildiğini ortaya koydu. Bilim insanlarına göre Çernobil’in genetik etkisi şu aşamada doğrudan bir hastalık tetikleyicisinden çok hücrelerde kalıcı izler bırakan bir miras niteliği taşıyor. Ancak uzmanlar, radyasyonun nesiller arası etkisini anlamak için uzun vadeli araştırmaların sürdürülmesi gerektiğini vurguluyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Japonların turna kuşu inancı ve Sadako Sasaki’nin hikâyesi Haber

Japonların turna kuşu inancı ve Sadako Sasaki’nin hikâyesi

Hiroşima: Bir şehrin ve bir çocuğun değişen kaderi “Geniş ada” anlamına gelen Hiroşima, tarihe nükleer saldırıya uğrayan ilk şehir olarak geçti. Amerika Birleşik Devletleri, 6 Ağustos 1945’te atom bombasını Hiroşima’ya attı. Saldırı birkaç dakika içinde kentin büyük bölümünü yok etti; on binlerce insan hayatını kaybetti, yüz binlercesi yaralandı ya da evsiz kaldı. Patlamadan sonra radyasyonun etkileri ise yıllar boyunca sürdü. Bu felaket, o sırada henüz iki yaşında olan Sadako Sasaki’nin hayatını da geri dönülmez biçimde etkiledi. Sadako Sasaki kimdir? Sadako, 7 Ocak 1943’te Hiroşima’da dünyaya geldi. Atom bombası atıldığında patlama noktasına yalnızca iki kilometre uzaklıktaydı. Çevresindeki birçok insan yaşamını yitirirken, Sadako o gün fiziksel olarak yaralanmadı. Ancak annesiyle birlikte kaçarken maruz kaldığı radyasyon, yıllar sonra ortaya çıkacak görünmez bir hasar bıraktı. Sadako, 12 yaşına kadar sağlıklı ve neşeli bir çocukluk geçirdi. Okulda koşmayı, yarışlara katılmayı seviyordu. Bir gün kazandığı bir yarıştan sonra yoğun bir yorgunluk ve baş dönmesi hissetti. Zamanla bu belirtiler arttı; bir gün okulda yere yığıldı ve ayağa kalkamadı. Hastaneye kaldırıldığında doktorlar acı gerçeği açıkladı: Sadako lösemiydi. O dönemde Japonya’da lösemi, “atom bombası hastalığı” olarak anılıyor ve neredeyse her zaman ölümle sonuçlanıyordu. Bin turna kuşu umudu Sadako hastanede tedavi görürken, yakın arkadaşı Chizuko onu ziyarete geldi. Yanında origami kâğıtları ve eski bir Japon efsanesi vardı. Bu efsaneye göre, kutsal kabul edilen turna kuşu yüz yıl yaşardı ve kağıttan bin turna yapan birinin dileği gerçekleşirdi; hasta ise iyileşirdi. Başta bu fikre inanmakta zorlanan Sadako, zamanla turna kuşlarını katlamaya başladı. Her turna, bir dua; her katlama, hayata tutunma çabasıydı. Acılarına rağmen vazgeçmedi. Hastane personelinin anlattığına göre Sadako, yardımsever, güler yüzlü ve umutlu kalmayı başaran bir çocuktu. Sadako bin turnayı tamamladı. Ancak mucize bu kez gelmedi. Küçük kız, 25 Ekim 1955’te, henüz 12 yaşındayken hayatını kaybetti. Sadako’dan dünyaya: Çocuk Barış Anıtı Sadako’nun ölümü yalnızca ailesini değil, okul arkadaşlarını da derinden etkiledi. Onunla birlikte atom bombasının gölgesinde kaybettikleri tüm çocukları anmak isteyen arkadaşları, bir kampanya başlattı. Japonya ve farklı ülkelerden binlerce öğrenci bağışta bulundu. 1958 yılında, Hiroşima Barış Anıtı Parkı’nda Çocuk Barış Anıtı dikildi. Anıtta, elinde kağıttan turna kuşu tutan bir çocuk figürü yer alıyor. Bu figür Sadako’yu ve nükleer saldırılarda yaşamını yitiren tüm çocukları simgeliyor. Bugün dünyanın dört bir yanından çocuklar, barış dileklerini yazdıkları kağıttan turnaları bu anıtın altına bırakıyor. Turna kuşlarıyla taşınan barış mesajı Sadako Sasaki’nin hikâyesi, bireysel bir trajedinin nasıl evrensel bir sembole dönüşebileceğinin en güçlü örneklerinden biri. Kağıttan turna kuşları artık yalnızca bir Japon efsanesi değil; savaş karşıtlığının, çocukların masumiyetinin ve barış umudunun dili. Sadako’nun katladığı her turna, bugün hâlâ aynı mesajı fısıldıyor: “Bir daha asla.”

Dünya Madenciler Günü’nde emek sermayeye soruyor Haber

Dünya Madenciler Günü’nde emek sermayeye soruyor

Dünya genelinde her yıl binlerce madenci, iş cinayetlerinde yaşamını yitirirken; 4 Aralık Dünya Madenciler Günü, nerede, nasıl ve neden bu ölümlerin yaşandığını sorgulayan küresel bir vicdan gününe dönüşüyor. Türkiye’de ve dünyada maden kazaları, yalnızca “kaza” değil, siyasal tercihler ve ekonomik sistemin ürettiği bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor. Yeraltında emek, yeryüzünde kâr: Bu düzen kime çalışıyor? Madencilik, insanlık tarihinin en ağır emek biçimlerinden biri olmayı sürdürüyor. Yeraltından çıkarılan her taş, her mineral, her ton kömür; görünmeyen bir emeğin, çoğu zaman da geri dönmeyen hayatların bedeliyle yeryüzüne ulaşıyor. Buna karşın yaratılan zenginlik, alın terinin sahiplerine değil; çoğunlukla büyük sermaye gruplarına ve şirketlere akıyor. Bu tablo, emek-sermaye çelişkisinin en çıplak ve en sert yaşandığı alanlardan birinin madencilik olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. “Kader değil, politik tercih”: Maden faciaları neden bitmiyor? Maden kazalarının ardından sıkça tekrar edilen “kader” veya “fıtrat” söylemi, sorumluluğu görünmez kılmanın bir yolu olarak kullanılıyor. Oysa uzman raporları, sendikal veriler ve uluslararası çalışma standartları gösteriyor ki; facialar teknik yetersizlikten çok, denetimsizlikten, özelleştirme politikalarından ve iş güvenliği maliyetinin “yük” görülmesinden kaynaklanıyor. Kamu denetiminin zayıflatıldığı, taşeronlaşmanın yaygınlaştığı ve üretimin insan yaşamının önüne geçtiği her yerde felaket kaçınılmaz hale geliyor. İşçi sınıfı tarihi yeraltında yazıldı Madenciler yalnızca üretimin değil, direnişin de simgesi oldu. Dünyanın dört bir yanında işçi sınıfı mücadelesinin en önemli dönemeçleri çoğu zaman maden ocaklarında filizlendi. Sosyalist düşüncenin kurucu metinlerinde de madencilerin yeri sıradan değildir. Karl Marx, emek ve sermaye arasındaki ilişkiyi açıklarken, üretim sürecinde işçinin nasıl yabancılaştığını şöyle anlatır: “İşçi ne kadar çok üretirse, o kadar az şeye sahip olur.” Friedrich Engels ise İngiltere’deki işçi sınıfını anlatırken madencilerin durumunu şu sözlerle özetler: “İşçilerin yaşam koşulları, bir toplumun uygarlık düzeyinin aynasıdır.” Bu sözler, bugün hâlâ geçerliliğini koruyor. Maden ocaklarındaki koşullar, bir ülkenin demokratikleşme ve adalet karnesini okumak için en yalın göstergelerden biri olmaya devam ediyor. Sorun denetim eksikliği değil, sistem Sosyalist yaklaşım, maden facialarını münferit ihmallerle değil, yapısal bir sömürü düzeniyle açıklar. Emek, metalaştırılır; insan, maliyet kalemine dönüştürülür; yaşam, üretim bandının sıradan bir parçası haline getirilir. Bu nedenle sosyalizm, madenlerin ve doğal kaynakların toplumun ortak varlığı olduğunu savunur. Rosa Luxemburg bu düzeni şöyle tarif eder: “Kapitalizm, ya insanlığı barbarlığa sürükleyecek ya da sosyalizmle aşılacaktır.” Madencilerin yaşadığı güvencesizlik, yalnızca iş güvenliği probleminden ibaret değil; mülkiyet ilişkilerinin, üretim biçimlerinin ve siyasal iktidarın emek karşısındaki konumunun bir sonucudur. Yurttaşın kömürü, kimin serveti? Türkiye’de madenler, Türkiye toplumunun ortak malıdır. Ancak bu kaynaklardan elde edilen kazanç, Türkiye halkına eşit şekilde yansımıyor. Bir yanda yeraltında can veren emekçiler, diğer yanda milyarlık kâr tabloları… Bu eşitsizlik, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda ahlaki ve toplumsal bir yarılmadır. Dünya Madenciler Günü: Anma değil, hesap sorma günü 4 Aralık, yalnızca madencileri anma günü değildir. Bu tarih, sorulması gereken büyük soruların da günüdür: Neden hâlâ insanlar çalışırken ölüyor? Neden üretim, yaşamın önüne geçiyor? Neden zenginlik tabana değil, azınlığa akıyor? Bu sorular yanıt bulmadıkça, her maden ocağı potansiyel bir mezara; her vardiya, riske dönüşmeye devam edecek. Madenci meselesi, demokrasi meselesidir Madencilerin yaşadığı sorunlar, bir ülkenin demokrasi düzeyiyle doğrudan ilişkilidir. Sendikasızlaştırma, ifade özgürlüğünün baskılanması ve sosyal hakların törpülenmesi; yerin altında yaşanan sömürüyü daha da derinleştirir. Emekçi konuşamazsa, güvenlik de talep edemez. Hak yoksa, yaşam da güvencesizleşir. Bu nedenle Dünya Madenciler Günü, yalnızca emekçilerin değil; eşitlik, adalet ve sosyal hak talep eden tüm yurttaşların günüdür.

Filipinler’i vuran Kalmaegi Tayfunu can almaya devam ediyor Haber

Filipinler’i vuran Kalmaegi Tayfunu can almaya devam ediyor

Felaket bilançosu ağırlaşıyor: 114 can kaybı, 127 kayıp Pasifik Okyanusu’ndan gelerek Filipinler’i etkisi altına alan Kalmaegi Tayfunu, ülkede büyük bir insani krize dönüştü. Ulusal Afet Riskini Azaltma ve Yönetim Konseyi (NDRRMC), ölüm sayısının 114’e yükseldiğini açıkladı. Kayıpların 71’inin Cebu bölgesinde kaydedildiği, çoğunun heyelan ve sel baskınlarında hayatını kaybettiği bildirildi. 1 milyon 951 bin kişi etkilendi, tahliyeler devam ediyor Tayfun nedeniyle ülke genelinde 5 binden fazla yerleşim birimi doğrudan etkilendi. 127 binden fazla aile, toplam 4 bin 933 tahliye merkezine yerleştirildi. Yetkililer, 127 kayıp kişi için arama kurtarma çalışmalarının kesintisiz sürdüğünü aktardı. Yeni rota Vietnam: Tehlike bitmiş değil Meteoroloji yetkilileri, “Tino” adıyla da bilinen Kalmaegi Tayfunu’nun hafta sonuna kadar Güney Çin Denizi üzerinden Vietnam’a doğru ilerleyeceğini açıkladı. Böylece bölgesel tehdit sürerken, Filipinler’de hasar tespit ve insani yardım çalışmaları devam ediyor. Filipinler hâlâ Haiyan travmasının izlerini taşıyor Ülke, 2013’te 7 bin 300’den fazla kişinin ölümüyle sonuçlanan Haiyan Tayfunu’nu hâlâ hafızasında taşırken, yeni felaketin yaraları yeniden derinleşiyor. Uzmanlar, iklim krizi nedeniyle tayfunların hem daha sık hem de daha yıkıcı hale geldiği görüşünde.

173 yılın en büyük felaketi Jamaika’yı vurdu: Hala ulaşılamayan köyler var Haber

173 yılın en büyük felaketi Jamaika’yı vurdu: Hala ulaşılamayan köyler var

Jamaika, Kasırga Melissa’nın 173 yılın en büyük yıkımını bırakmasının üzerinden neredeyse bir hafta geçmesine rağmen felaketin etkilerini hâlâ atlatamadı. En az 32 kişi hayatını kaybetti, onlarca yerleşime ulaşılamadığı için can kaybının artmasından endişe ediliyor. Yıkımın bilançosu artıyor ve ülkenin bazı bölgelerine hâlâ yardım ulaştırılamıyor Yetkililer, su baskınlarının sürdüğünü, yolların çöktüğünü ve çok sayıda köyün hâlâ dış dünyayla bağlantısının kesik olduğunu açıkladı. Yıkılan kentlerde kepçelerle moloz kaldırılırken, barınaksız kalan yurttaşlar geçici barınma noktalarına yönlendiriliyor. “Su yok, yiyecek yok”: Yerel halk temel ihtiyaçlara ulaşamıyor Jamaika Bilgi Bakanı Dana Morris Dixon, kasırganın yalnızca ülkede değil, Karayipler genelinde 60’tan fazla can aldığını bildirdi. En ağır hasarın yaşandığı Westmoreland bölgesinden Tac­keisha Frazer, “Yiyecek, su, hijyen malzemesi… Ne varsa ihtiyacımız var. İnsanlar evsiz, aç ve çaresiz” diyerek yardım çağrısında bulundu. Onlarca yerleşim hâlâ tamamen izole: Helikopterle malzeme gönderilmeye başlandı Çalışma Bakanı Pearnel Charles Jr., ülke genelinde 25’ten fazla yerleşim yerine hâlâ karadan ulaşılamadığını, ancak bölgeye havadan destek gönderilmeye çalışıldığını söyledi. Bazı bölgelerde evlerin, iş yerlerinin ve altyapının tamamen yok olduğu belirtiliyor. “Her şey gitti” diyen bölge halkı, uluslararası yardım talebini yüksek sesle yineliyor Batı Jamaika’da dükkanını kaybeden Diana Mullings, “Ahşap evler, beton yapılar, dükkanlar, hepsi yok oldu” derken, mahalle sakini Millicent McCurdy, “Kim yardım edebiliyorsa etsin, insanlar giyecekten yiyeceğe kadar her şeyden yoksun” sözleriyle durumu özetledi. Jamaika hükümeti dünyaya seslendi Felaket sonrası altyapı, sağlık sistemi ve lojistik çökme noktasına gelirken, hükümet resmî olarak uluslararası destek talep etti. Gıda, temiz su, barınma ve tıbbi malzeme ihtiyacı kritik seviyede.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.