SON DAKİKA

#Fetö

HABER DEĞER - Fetö haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Fetö haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CIA’in "Gölge Adamı" Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasına girdi Haber

CIA’in "Gölge Adamı" Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasına girdi

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ve 27 kişinin gözaltına alınıp 19 şüphelinin tutuklandığı genişletilmiş soruşturma kapsamında, kamuoyunda "CIA’in Türkiye’deki gölge adamı" olarak anılan Enver Altaylı’nın adı ilk kez resmen dosyaya girdi. Soruşturma kapsamında, kazanın meydana geldiği gün bölgede F-4 savaş uçağıyla uçuş yaptığı iddia edilen eski Hava Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Ali Armağan’a, aralarında Enver Altaylı'nın da bulunduğu kritik isimlerle irtibatı soruldu. Armağan iddiaları reddederken, Yazıcıoğlu ailesinin avukatı Mustafa Selami Ekici ise suikast iddiaları kapsamında Altaylı'nın rolüne dikkat çekti. "Enver Altaylı kazayı saat 15.15'te biliyormuş" Daha önce de dosyada FETÖ bağlantısına dikkat çektiklerini hatırlatan Avukat Mustafa Selami Ekici, BBP yöneticilerine kazaya ilişkin ilk bilginin Enver Altaylı tarafından iletildiğini savundu. Konuya ilişkin çarpıcı detaylar paylaşan Ekici, şu ifadeleri aktardı: "Muhsin Yazıcıoğlu’nun da dostu olan camiadan bir yakınımız, kazadan uzun zaman sonra bana Yazıcıoğlu’nun helikopterinin düştüğünü daha haberlere çıkmadan saat 15.15’te BBP’li yöneticilere söylediği bilgisini verdi. Ben de bilgiyi nereden aldığını sordum. 'Enver Altaylı'dan' cevabını verdi. Helikopterdeki gazeteci İsmail Güneş saat 15.26’da 112'yi arayıp helikopterin düştüğünü bildirmişti. Enver Altaylı ise 15.15’te kazanın yaşandığını biliyormuş." Ercüment Güler iddiası ve arama-kurtarma çalışmaları Kazanın ardından arama-kurtarma çalışmalarını yönlendiren emekli Yarbay Ercüment Güler’in de soruşturma kapsamında incelenmesi gerektiğini belirten Ekici, Güler ile Altaylı arasında bağlantı olabileceğine dair iddiaların araştırılması gerektiğini vurguladı. Ekici, "Benim çözemediğim, 'Ercüment Güler' diye biri var. Arama-kurtarmada en aktif kişi. Tüm sivil ve askeri personel emrinde. Bu adam sorgulanmadı. Saat 18.00 itibarıyla kaza yeri 1 km'ye 1 km tespit ediliyor. Ama enkaz 50 km tam tersi istikamette aranıyor. Enver Altaylı’nın adamı olduğu yönünde bilgiler var" değerlendirmesinde bulundu. "Yazıcıoğlu'nun son anlarına ilişkin görüntüler var" iddiası Kazaya ilişkin yeni bir iddiayı daha gündeme taşıyan Ekici, Yazıcıoğlu’nun kazadan sonra bir süre hayatta olduğuna dair görüntüler bulunduğunu ileri sürdü. Bu görüntülerle ilgili bilgi sahibi olan kişilerin şüpheli şekilde hayatını kaybettiğini iddia eden Ekici, konuyla ilgili şu ifadeleri aktardı: "Kazadan sonra enkazın başında siyah giyimli kişilerin yaka kamerasından çekildiği düşünülen bir görüntü olduğu iddiası geldi. Görüntülerde Yazıcıoğlu’nun oturur pozisyonda olduğu, bu kişilerin ona yaklaştığı belirtiliyor. BBP'nin kurucularından eski MKYK üyesi Emrullah Önalan bu görüntüyü izlediğini söyledi. Önalan’a görüntüyü polis muhabirliği yapan kıdemli gazeteci Ahmet Akpak izletmiş. Görüntü Akpak’a da bir Özel Kuvvetler mensubundan gelmiş. Akpak’ın şeker komasına girیب öldüğünü öğrendik. Bu kez Akpak’ın oğluyla temasa geçtik. Ancak o da 1 ay sonra bir taraftar kavgasında öldürüldü." Adil Öksüz ile yoğun irtibat tespiti Soruşturma dosyasına giren bilgiler, olay günü bölgede bulunduğu öne çıkan eski Kurmay Başkanı Ali Armağan’ın örgüt bağlantılarını da gözler önüne serdi. Armağan’ın 2010 yılından itibaren örgütsel faaliyetlerde yer aldığı ve örgütün Hava Kuvvetleri yapılanmasında kritik isimlerden Adil Öksüz ile toplam 152 kez irtibat kurduğu belirlendi. Öksüz’ün evinde yapılan aramada ele geçirilen bir kitapta Armağan’ın eşine ait parmak izlerinin bulunması da dosyadaki deliller arasında yer aldı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Mustafa Destici'den Muhsin Yazıcıoğlu açıklaması: "Kastı olanlar bedelini ödeyecek" Haber

Mustafa Destici'den Muhsin Yazıcıoğlu açıklaması: "Kastı olanlar bedelini ödeyecek"

BBP Genel Başkanı Mustafa Destici partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki heyetin 25 Mart 2009 tarihinde yaşamını yitirdiği helikopter kazasına yönelik soruşturma sürecine geniş yer veren Destici, dosyanın 12 Haziran'da Kahramanmaraş'tan Ankara'ya gelmesinin soruşturma sürecinde tarihi bir olay ve yeni bir süreç olduğunu belirtti. Adalet Bakanlığı'nın kararlılığına teşekkür eden Destici, soruşturma kapsamında ulaşılan aşamayı şu sözlerle aktardı: "Adalet Bakanımız, ki kendisine teşekkür ediyoruz bu konudaki kararlılığı için, Adalet Bakanı tarafından yapılan açıklama; soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü kurmak, yönetmek ve üye olmak ile tasarlayarak kasten adam öldürme suçlarının işledikleri değerlendirilen 29 şüpheli tespit edilmiş ve bunlarla ilgili operasyonlar düzenlenerek gözaltı kararı uygulanmıştır. Buradaki en dikkat çekici cümle; soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü kurmak, yönetmek ve üye olmak ile tasarlayarak kasten adam öldürmek. Bu, 17 yıllık süreçte çok net ifade edilen bir açıklama, çok önemli bu açıklama." "FETÖ'nün karanlık izleri araştırılıyor" Bu dosyanın yalnızca geçmişte yaşanmış acı bir olayın değil, devletin kılcal damarlarına sızarak hakikati karartmaya çalışan FETÖ'nün karanlık izlerinin de araştırıldığı bir dosya olduğunu vurgulayan Destici, yargı makamlarının maddi gerçeğe ulaşmak için çalışmalarını sürdürdüğünü ifade etti. Soruşturmanın ucu nereye uzanırsa uzansın devletin hukuk içinde sonuna kadar gideceğini belirten Destici, açıklamasını şu ifadelerle sürdürdü: "Bu dosya yalnızca geçmişte yaşanmış acı bir olayın değil, devletin kılcal damarlarına sızarak hakikati karartmaya çalışan FETÖ'nün karanlık izlerinin de araştırıldığı bir dosyadır. Yargı makamlarımız, hukukun çizdiği sınırlar içinde ve deliller ışığında maddi gerçeğe ulaşmak için çalışmalarını kararlılıkla sürdürmektedir. Şunu özellikle ifade etmek isterim, soruşturmanın ucu nereye uzanırsa uzansın, devletimiz hukuk içinde sonuna kadar gidecektir. Hiçbir şüphenin cevapsız bırakılmasına, hiçbir kutsal yapının milletimizin adalet beklentisinin önüne geçmesine müsaade edilmez. Bu soruşturmanın hangi ciddiyetle yapıldığı bizzat Adalet Bakanımız tarafından kamuoyuna net bir şekilde açıklanmıştır. Onun için hiç kimsenin endişesi olmasın. Bu sefer mutlaka ama mutlaka kastı, kusuru olanlar bedelini ödeyecek." haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Yazıcıoğlu soruşturmasında itiraflar: "Enkazı bulup beklediler" Haber

Yazıcıoğlu soruşturmasında itiraflar: "Enkazı bulup beklediler"

Şüphelilerin savcılık ifadeleri, kazanın ardından yürütülen arama kurtarma çalışmalarında kasıtlı bir ihmal ve yönlendirme yapıldığını ortaya koyan çarpıcı iddiaları gün yüzüne çıkardı. Soruşturma kapsamında ifadesi alınan dönemin Kahramanmaraş İstihbarat Şube görevlisi İsmail Kaya, arama çalışmalarının nasıl sabote edildiğine dair kritik bir itirafta bulundu. Kaya, çalışma arkadaşı İlyas Uçar'ın baz istasyonu verileri sayesinde kaza yerini kazadan hemen sonra doğru tespit ettiğini belirterek, "İsrarla benim bulduğum adrese gitmiyorlar" diyerek sitem ettiğini aktardı. Buna rağmen enkazın ancak üç gün sonra bulunabildiği vurgulandı. "Sahte bilgi notu" ile hedef saptırma İsmail Kaya'nın ifadelerine göre, arama çalışmalarının duraksamasına ve ekiplerin yanlış bölgelere yönlendirilmesine neden olan "Yazıcıoğlu'nun ayağının kırık olduğu ve hastaneye götürüldüğü" yönündeki sahte bilgi notu, dönemin İstihbarat Amiri Dursun Özmen’in emriyle gönderildi. Ayrıca şüphelilerin büyük çoğunluğu suçlamaları reddederken, arama kurtarma çalışmalarına katılan pilotlar ve kaza kırım ekibindeki bazı isimlerin FETÖ ile bağlantılı olduğu tespit edildi. Kayıp cihazların sırrı Kaza Kırım ekibinde yer alan Kerem Mumcuoğlu, cihazların enkazda olduğu ancak daha sonra kaybolduğu bilgisini rapora yansıtmak istediğini ancak ekibin başında bulunan Feridun Seren'in, "Raporda yazmamıza gerek yok" diyerek engel olduğunu belirtti. Olay yerindeki cihazların kaybolduğunu doğrulayan Mehmet Sevdim'in ise FETÖ'nün emniyet yapılanmasındaki mahrem isimlerle irtibatlı olduğu belirlendi. Pilotlar ve teknik incelemeler Kazanın hava şartlarından dolayı gerçekleştiğini savunan Kaza Kırım heyeti üyeleri ile alçak uçuş ve sonik patlama iddialarını reddeden pilotlara karşın, teknik incelemeler farklı bir tabloya işaret ediyor. Soruşturma dosyasında, kaza anında bölgede bulunan F-4 uçağının pilotu Ali Armağan’ın 15 Temmuz sonrası FETÖ üyeliğinden tutuklandığı ve örgütün sözde TSK imamı Adil Öksüz ile yoğun iletişim trafiği olduğu delilleriyle yer aldı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

YRP Genel Başkanı Erbakan NATO Zirvesi'ni eleştirdi:  "Türkiye masadan garson olarak kalktı" Haber

YRP Genel Başkanı Erbakan NATO Zirvesi'ni eleştirdi: "Türkiye masadan garson olarak kalktı"

Erbakan, basın toplantısına 15 Temmuz darbe girişiminde hayatını kaybedenleri anarak başladı ve FETÖ’nün devlet içinde güç kazanmasının uzun yıllara yayılan siyasi tercihler sonucu olduğunu belirtti. İktidarın "aldatıldık" söylemiyle sorumluluktan kaçamayacağını vurgulayan Erbakan, yaşananları Milli Görüş gömleğinin çıkarılmasına bağladı. Erbakan, "Bütün yanlışlar aslında siz Milli Görüş gömleğini çıkarttıktan sonra başladı. FETÖ'nün devlete sızması, yapılanması, ittifak yapılması da Milli Görüş gömleğinin çıkartılması ile oldu. Milli Görüş'ün çıktığı kaba maalesef FETÖ dolduruldu ve yaşananlar da bunun bir sonucudur. Milli Görüş'ün yıllarca yaptığı uyarılar dikkate alınsaydı o kara gece yaşanmayabilirdi." dedi. "Siyaset değil magazin konuşuldu" Ankara'daki NATO Zirvesi'nin diplomatik başarı olarak sunulmasına tepki gösteren Erbakan, zirvede Türkiye'nin somut kazanım elde edemediğini belirterek, "Zirve süresince siyasi sonuçlar yerine organizasyonun ve liderlere sunulan yemeklerin konuşuldu. Magazin konuşuldu ama siyaset konuşulmadı. Türkiye'ye uygulanan yaptırımlar, savunma sanayi alanındaki sorunlar gündeme getirilmedi." eleştirisini sundu. Zirve için yapılan harcamaları eleştiren Erbakan, "Sadece NATO liderlerinin gözü boyanacak diye milyarlarca lira harcandı. Millete gelince kaynak bulunamıyor" ifadelerini kullandı. Zirvenin 15 milyar liraya yaklaşan faturasını hatırlatan Erbakan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Hükümet yıkıntıları, gecekonduları perdelerle, vatandaşın sefaletini ise mahalleye giriş engelleri ile örttü. Halbuki bu zirveye gelen liderler Türkiye'nin gayri safi milli hasılasını, dış borcunu, iç borcunu, ödemekle yükümlü olduğu borç faizlerini, asgari ücreti, emekli maaşını, Türkiye'deki açlık ve yoksulluk sınırını çok iyi biliyorlar. Siz perdelerle kapatmaya çalışsanız da liderler Türkiye'deki açlık ve sefaletin boyutunu resmi verilerden biliyorlar." "Trump, 'bakarız' diyerek Türkiye'yi küçümsedi" Savunma sanayi alanındaki beklentilerin karşılanmadığına dikkat çeken Erbakan, ABD Başkanı Trump’ın tutumunu şöyle özetledi: "Trump'ın bütün kibiriyle ve üstenciliği ile söylediği tek şey ‘son kararımı vermedim ama olumlu düşünüyorum’ cümlesi oldu. Bunun manası küçümseyici ve üsttenci bir ‘bakarız’ cümlesidir. Türkiye, NATO Zirvesi'nde masaya ev sahibi olarak oturdu ama garson olarak kalktı." "Asgari ücret 55 bin lira olmalı" Ekonomik krizle ilgili çözüm önerilerini paylaşan Erbakan, asgari ücretin yoksulluk sınırının yarısı seviyesine çekilmesi gerektiğini vurguladı: "Asgari ücret yoksulluk sınırının yarısı seviyesinde, yani 55 bin lira olmalıdır. Bir senede faiz lobilerine aktardığınız 2,7 trilyon lirayı oradan kurtarsanız buradan aileleri ile birlikte 30 milyon insanın yüzünü güldürebilirsiniz. Borç zam, vergi ekonomisi yerine üretimi, istihdam ve ihracat odaklı bir ekonomiyi inşallah Türkiye'de hakim kılacağız." Hamaney'in cenazesindeki görüntüye açıklama Erbakan, Tahran'da katıldığı Ali Hamaney'in cenaze töreninde ağladığı yönündeki iddialara ise, "Orada Kur'an-ı Kerim tilaveti çok güzel bir kıraatle okunuyordu ve bununla beraber de rahmetli Ali Hamaney'in 15 aylık torunu, bir kız çocuğu füzelerle parçalanmış. Onun, küçücük 15 aylık çocuğun bir tabutu duruyordu ve onun başında da onun gülerken, oynarken çekilmiş bir fotoğrafı tabutun başında duruyordu. Bu şartlar altında tabii duygulanmamak elde değil. Orada duygulandık, gözlerimiz yaşardı. Bunu değişik yerlere çekmek uygun bir davranış değil." diyerek cevap verdi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Bakan Gürlek Ahbap soruşturması hakkında konuştu: "Yardımlaşma duygusu istismar edilemez" Haber

Bakan Gürlek Ahbap soruşturması hakkında konuştu: "Yardımlaşma duygusu istismar edilemez"

Sivil toplum kuruluşlarında şeffaflık vurgusu yapan Bakan Gürlek, "Yardımlaşma duygusu istismar edilemez; toplanan her kuruşun hesabı verilmelidir" diyerek yargının süreci tüm yönleriyle aydınlatacağının altını çizdi. "Yargı, algı operasyonlarına değil delillere göre hareket eder" Bakan Gürlek, Ahbap Derneği soruşturmasına ilişkin yaptığı değerlendirmede, yargı süreçlerini ideolojik bir zemine çekme çabalarına karşı sert bir tutum sergiledi. "Türk yargısı sosyal medyada oluşturulan suni gündemlere, etiket kampanyalarına veya algı operasyonlarına göre değil, somut delillere ve kanunlara göre hareket etmektedir" ifadelerini kullanan Gürlek, bağımsız yargının baskı altına alınmaya çalışılmasının beyhude bir girişim olduğunu vurguladı. Hiç kimsenin yasaların üzerinde olmadığını belirten Bakan, "Milletimizin iyi niyetle, dişinden tırnağından artırarak yaptığı hiçbir bağışın şahsi menfaatler uğruna kullanılmasına göz yumulmayacaktır" dedi. Sivil toplumda "şeffaflık" zorunluluğu Sivil toplum kuruluşlarının (STK) milletin zenginliği olduğunu belirten ancak denetimden muaf olmadıklarını hatırlatan Gürlek, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Sivil toplum, hukuki denetimden kaçmanın, keyfiliğin veya milletin emanetini hesap vermeksizin yönetmenin kalkanı olamaz. Şeffaflık bir tercih değil, hukuki ve ahlaki bir zorunluluktur." Bakan Gürlek, toplanan fonların kullanımına ilişkin koordinasyonun ve mali disiplinin devlet nezdinde takip edildiğini, sürecin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde titizlikle yürütüldüğünü açıkladı. 12. Yargı Paketi ile yeni dönem Toplantıda yargı sistemine dair kapsamlı açıklamalarda da bulunan Bakan Gürlek, "12. Yargı Paketi" ile yargılamaların hızlandırılacağını duyurdu. Gürlek, "Yazılı yargılama usulüne tabi davalarda zorunlu hâller dışında iki duruşma arasındaki sürenin üç ayı aşmamasını öngörüyoruz. Noterlik evraklarının doğrudan mahkemelere veya Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderilmesini sağlayarak inşallah bürokrasiyi azaltacağız. Bilirkişilik kurumunun amacı dışında kullanılmasının önüne geçecek, hukuki bilgiyle çözülebilecek konularda gereksiz bilirkişi incelemesi nedeniyle yargılamanın uzamasını engelleyeceğiz." dedi. Bürokrasiyi azaltmayı hedefleyen pakette, noterlik evraklarının doğrudan mahkemelere iletilmesi, zorunlu haller dışında duruşmalar arası sürenin üç ayı aşmaması ve bilirkişilik kurumunun amacı dışında kullanılmasının engellenmesi gibi önemli başlıklar yer alıyor. Ayrıca, "IBAN kiralama" yöntemiyle banka hesaplarını suç örgütlerine kullandıranlar için daha caydırıcı yaptırımların geleceği mesajı verildi. "Sokaklarımızı suç örgütlerine bırakmayacağız" Sokak çeteleri, uyuşturucu ticareti ve FETÖ ile mücadelede kararlılık mesajı veren Bakan Gürlek, "Sokaklarımızı suç örgütlerine bırakmayacağız" dedi. Uyuşturucu ile mücadelede yalnızca sokaktaki satıcıya değil, finansman sağlayan ve suç gelirlerini aklayan organizasyonlara odaklandıklarını belirten Gürlek, faili meçhul dosyalar konusunda da "zamanın karanlığına terk edilmeyecek" bir irade ortaya koyduklarını ifade etti. Bakan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, kurumlar arası tam koordinasyonla kamu düzenini korumaya kararlı olduklarını yineledi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Mehmet Uçum yazdı: 15-16 Temmuz Milli Demokratik Halk Devrimi Haber

Mehmet Uçum yazdı: 15-16 Temmuz Milli Demokratik Halk Devrimi

İkinci Kurtuluşun ve Milli Egemenliğin İnşası Makalesinde, birinci kurtuluşun Atatürk liderliğinde Anadolu’nun kapsayıcı felsefesine dayandığını hatırlatan Uçum, 15 Temmuz’u Cumhuriyet’in kuruluş felsefesindeki eksiklikleri tamamlayan bir "ikinci kurtuluş mücadelesi" olarak nitelendiriyor. 21. yüzyılın başından itibaren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, antidemokratik ve vesayetçi rejim içinde bir "demokratik merkez" oluşturma çabası güdüldüğünü belirten Uçum, 15 Temmuz’un aslında bu demokratik merkez ile antidemokratik sistem arasındaki çatışmanın zirve noktası olduğunu ifade ediyor. Ona göre, 15 Temmuz’da halkımız, iç dinamikleri kullanarak ülkeyi işgal etmek isteyen emperyalist odaklara karşı, siyasi ve ekonomik olarak daha güçlü bir konumda verdiği bu mücadeleyle milli iradenin üstünlüğünü tescillemiştir. FETÖ'nün Karanlık Yüzü ve Barışçı Halk Devrimi Uçum, 15 Temmuz’un faillerini "siyasal gerici ve faşist" bir çete olarak tanımlıyor; örgütün ideolojik hattının çeşitliliğe kapalı, siyasal pratiğinin ise totaliter ve faşist karakterde olduğunu vurguluyor. Darbe kalkışmasının bir devirme ve işgal girişimi olduğunu belirten Uçum, bu hain girişimin halkın destansı direnişiyle yerle bir edildiğini kaydediyor. Türkiye demokrasisinin, refah toplumuna dayalı kırılgan Batı tipi demokrasilerden farklı olarak, toplumun kendini özgürce ifade etme ihtiyacından doğan "mayası güçlü" bir yapıya sahip olduğunun altını çizen Uçum, bu devrimci eylemin hiçbir sivil çatışmaya mahal vermeden, barışçı bir karakterle icra edilmesinin dünya siyaset literatürü açısından bir ilk olduğunu vurguluyor. Liderlik Tarzında Dönüşüm: Talep Demokrasisi Analizinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi liderliğine özel bir parantez açan Uçum, Türkiye’de temsil siyasetinin yerini "talep siyasetinin" aldığını savunuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "doğrudan ve organik siyasi liderlik" tipini temsil ettiğini belirten Uçum, bu tarzın "tez demokrasisi" yerine halkın doğrudan taleplerine dayanan "talep demokrasisini" merkeze aldığını ifade ediyor. Bu liderlik pratiğinin, Türkiye’de 15 Temmuz sonrası demokrasi kültürünün kalıcı hale gelmesinde ve devlet ile toplum arasındaki temel çelişkilerin çözülmesinde belirleyici rol oynadığına dikkat çekiliyor. Hukuk İçinde Kalma İlkesi ve Tasfiye Süreci Uçum, 15 Temmuz sonrasındaki tasfiye sürecini, devrimci bir dönemde hukuk devleti ilkelerinden taviz verilmeden yürütülen "hukuk içinde kalma ilkesinin" ilk somut örneği olarak takdim ediyor. Kamu görevinden ihraçlardan örgüt kapatmalarına kadar yapılan işlemlerin, idari ve yargısal süreçler içerisinde yürütüldüğünü belirten Uçum, devletin bürokratik kurumsal egemenliğinin parçalandığını ve halkın devletini inşa etme aşamasına geçildiğini belirtiyor. Makalede paylaşılan verilere göre, 26 gün süren demokrasi nöbetlerine 37,6 milyon kişinin katıldığı ve toplamda 40 milyonu aşkın bir iradenin meydanlarda demokrasiye sahip çıktığı ifade ediliyor. Türkiye’nin artık "Milli Devleti yeniden yapılandırma" döneminde olduğunu belirten Uçum, 15-16 Temmuz’un Türkiye’nin geleceğini şekillendiren en güçlü demokrasi manifestosu olduğunu vurguluyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.