SON DAKİKA

#Film

HABER DEĞER - Film haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Film haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

40 Milyon Dolarlık "7 Dogs" Türkiye'ye geliyor Haber

40 Milyon Dolarlık "7 Dogs" Türkiye'ye geliyor

Yıldızlar Geçidi: Doğu ile Batı bir araya geldi "Bad Boys" serisiyle aksiyon dünyasında rüştünü ispatlayan Adil El Arbi ve Bilall Fallah’ın yönetmen koltuğunda oturduğu film, oyuncu kadrosuyla adeta bir yıldızlar geçidi sunuyor. Karim Abdel Aziz ve Ahmed Ezz’in başrolleri paylaştığı yapımda; Monica Bellucci, Giancarlo Esposito ve Martin Lawrence gibi Hollywood’un ağır topları, Salman Khan ve Sanjay Dutt gibi dünya sinemasının ikonik isimleriyle aynı sahnede buluşuyor. Hikaye ise oldukça sürükleyici; bir Interpol ajanının, küresel bir suç örgütünü durdurmak için örgütün eski bir üyesiyle kurduğu zorunlu iş birliği, izleyiciyi soluksuz bir casusluk macerasına davet ediyor. "Video oyunundan fırlamış bir görsel şölen" Eleştirmenler, filmin teknik başarısı konusunda hemfikir. Sadi Çilingir, filmin bütçesinin hakkını verdiğini ve Hollywood standartlarında bir iş olduğunu belirtirken; Kerem Akça, yönetmenlerin kurgu becerisine dikkat çekiyor: "Film, video klip dinamizmine ve çizgi roman estetiğiyle harmanlanmış bir bilgisayar oyunu akışına sahip çok başarılı bir yapı kurmuş. '7 Dogs', casusluk temasıyla devamı gelebilecek, güçlü bir seriye dönüşme potansiyeli taşıyor." Esposito'nun ihtida haberleri gündemi sarsmıştı Filmin setinden yansıyan en çarpıcı haber ise hiç şüphesiz Giancarlo Esposito’nun Müslüman olmasıydı. Çekimler sırasında yaşanan bu gelişme, sosyal medyada ve sinema dünyasında geniş yankı uyandırdı. Sinema yazarları, bu olayın samimiyetini tartışsa da, filmin küresel pazarlamasına ciddi bir merak unsuru kattığı konusunda şüphe yok. Vizyonda hangi formatlar var? Teknik detaylara önem verenler için vizyonda seçenekler oldukça geniş. Görsel bir şölen sunan '7 Dogs'; IMAX, 4DX ve ScreenX gibi dev formatlarda, altyazılı ve dublajlı opsiyonlarıyla vizyondaki yerini alacak. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Beyaz perdede bu hafta: Oyuncaklardan zombilere 8 farklı dünyaya yolculuk Haber

Beyaz perdede bu hafta: Oyuncaklardan zombilere 8 farklı dünyaya yolculuk

Animasyon ve efsanelerin dönüşü Animasyon dünyasının sevilen serisi, Andrew Stanton’ın yönetmen koltuğunda oturduğu "Oyuncak Hikayesi 5" ile geri dönüyor. Orijinal seslendirme kadrosunda Tom Hanks, Tim Allen ve Joan Cusack'ın yer aldığı yapım, yine macera ve komedi dolu bir serüven vadediyor. Bilim kurgu ve aksiyon tutkunları için ise nostalji rüzgarı esiyor; Francis Lawrence'ın yönettiği, Jennifer Lawrence, Josh Hutcherson ve Liam Hemsworth’lü "Açlık Oyunları: Alaycı Kuş Bölüm 2", yıllar sonra yeniden izleyiciyle buluşuyor. Dram ve aksiyonun birleştiği nokta Hugh Jackman’ın başrolünü üstlendiği "Robin Hood'un Ölümü", efsanevi karakterin şiddet dolu geçmişiyle yüzleştiği dramatik bir kurtuluş arayışını konu alıyor. Aksiyon ve suç türünü sevenler için ise Ben Wheatley’nin "Normal" adlı filmi öne çıkıyor. Başrollerinde Bob Odenkirk ve Lena Headey’nin yer aldığı yapımda, sıradan bir banka soygununun perde arkasındaki sırlar aydınlatılmaya çalışılıyor. Ayrıca Gabriel Beristain’in yönettiği, Ron Perlman’ın başrolünde olduğu "Romantik Kahraman" ise eski bir askerin karanlık intikam yolculuğunu beyaz perdeye taşıyor. Korku ve gerilim severlere özel seçkiler Bu haftanın vizyon programı korku türünden vazgeçemeyenler için de iddialı yapımlar sunuyor. Özgür Akbaş’ın yönettiği "Cinhar", geçmişteki karanlık bir anlaşmanın bedelini ödeyen bir köyün gerilim dolu hikayesini anlatırken; Abbas Karatekin imzalı yerli yapım "Dakhul" ise kıskançlık büyüsünden kurtulmaya çalışan bir kadının çaresizliğini konu ediyor. Dünya sinemasından ise gerilim dozu yüksek bir seçenek öne çıkıyor: Yeon Sang-ho'nun yönettiği Güney Kore yapımı "Koloni". Bilinmeyen bir salgının karantinaya aldığı bir binada verilen hayatta kalma mücadelesini konu alan film, izleyicilere soluksuz bir seyir deneyimi sunmaya hazırlanıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Vizyonda bu hafta: Sinema salonlarında 5 yeni film izleyiciyle buluşuyor Haber

Vizyonda bu hafta: Sinema salonlarında 5 yeni film izleyiciyle buluşuyor

Sinema salonlarında bu hafta farklı türlerde yapımlar izleyiciyle buluşuyor. Dramdan korkuya, komediden fantastik türlere uzanan 5 film, beyaz perdede yerini aldı. Altın Ayı ödüllü Sarı Zarflar vizyonda Sarı Zarflar, yönetmen İlker Çatak imzasıyla sinemaseverlerle buluştu. 76. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü kazanan film, tiyatro oyunları sonrası işsiz kalan bir sanatçı çiftin hayat mücadelesini konu alıyor. Başrollerde Özgü Namal ve Tansu Biçer yer alıyor. Gerilim ve kara mizah bir arada Seni Öldürecekler, korku ve komediyi harmanlayan yapısıyla öne çıkıyor. Yönetmen Kirill Sokolov imzası taşıyan film, gizemli bir binada geçen hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Oyuncu kadrosunda Patricia Arquette, Heather Graham ve Zazie Beetz bulunuyor. Komedi sevenlere Çamaşır Sepeti Çamaşır Sepeti, yanlış anlaşılmalar üzerinden ilerleyen hikâyesiyle izleyiciye eğlenceli anlar vadediyor. Yönetmen koltuğunda Salih Karakaş otururken, film aile içi karmaşık ilişkileri mizahi bir dille ele alıyor. Fantastik bir hikâye: Drakula Drakula, Luc Besson yönetmenliğinde romantik ve fantastik öğeleri bir araya getiriyor. Film, yüzyıllar öncesinden gelen lanetli bir prensin modern dünyadaki mücadelesini konu alıyor. Korku severlere yerli yapım Cinzar, yönetmen Onur Aldoğan imzasıyla izleyici karşısına çıktı. Film, köy ortamında geçen doğaüstü olaylar üzerinden gerilim dolu bir hikâye sunuyor. Türkiye toplumunda sinemaya olan ilginin sürdüğü bu dönemde, farklı türlerdeki yapımların geniş bir izleyici kitlesine hitap etmesi bekleniyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Bilim kurgu sinemasından alışılmışın dışında 6 film Haber

Bilim kurgu sinemasından alışılmışın dışında 6 film

Bilim kurgu filmleri çoğu zaman geleceği anlatıyormuş gibi görünür. Ancak aslında bugünün dünyasına dair sorular sorar: İnsan nedir? Teknoloji bizi nereye götürüyor? Kimliğimiz ve varlığımız ne kadar kırılgan? Bazı filmler bu soruları devasa uzay savaşlarıyla anlatırken, bazıları tek bir insanın zihnündeki çatışmayı merkeze alır. Bu listede, bilim kurgu türünü farklı açılardan ele alan ve her öneri listesinde karşınıza çıkmayan altı filmi derledik. Mickey 17: İnsan hayatının değeri üzerine rahatsız edici bir soru Bong Joon-ho’nun yönettiği Mickey 17, yakın gelecekte insanların tehlikeli uzay kolonizasyon görevlerinde “harcanabilir” işçiler olarak kullanıldığı bir sistemi anlatıyor. Mickey adlı karakter, öldüğünde hafızası korunarak yeniden klonlanan bir işçi olarak görevine devam eder. Ancak sistemin temel bir kuralı vardır: Aynı anda iki Mickey var olamaz. Yeni bir kopya üretilebilmesi için önceki versiyonun tamamen ortadan kalkmış olması gerekir. Film, insan hayatının değeri ve kimlik kavramı üzerine oldukça sarsıcı bir soru sorar: Eğer bir insanın yerine yenisi üretilebiliyorsa, gerçekten ne kadar değerliyiz? Aniara: Uzayın ortasında kaybolan bir geminin varoluş hikâyesi Pella Kågerman ve Hugo Lilja’nın yönettiği Aniara, Mars’a doğru yola çıkan bir koloni gemisinin yaşadığı kazanın ardından rotasından sapmasıyla başlar. Gemideki yolcular başlangıçta bunun geçici bir sorun olduğunu düşünür. Fakat zaman ilerledikçe geri dönüş ihtimalinin giderek azaldığı anlaşılır. Hikâye bu noktadan sonra uzayın ortasında sıkışıp kalan insanların psikolojisine odaklanır. Aniara; tüketim kültürü, insanın evrendeki yeri ve umut fikri üzerine karanlık atmosferiyle dikkat çeken varoluşsal bir bilim kurgu anlatısıdır. District 9: Bilim kurgu üzerinden ayrımcılık eleştirisi Neill Blomkamp’ın yönettiği District 9, Dünya’ya gelen uzaylıların insanların kontrolü altındaki bir gettoda yaşamak zorunda bırakıldığı bir geleceği anlatır. Bu bölgede çalışan bir devlet görevlisi beklenmedik bir olayın ardından kendisini bir anda gettonun içinde, sürgün edilmiş halde bulur. Film, bilim kurgu çerçevesini kullanarak ayrımcılık, yabancılaşma ve güç ilişkileri üzerine sert bir eleştiri sunar. Hikâye ilerledikçe insan ile “öteki” arasındaki sınırın ne kadar hızlı değişebileceğini gösterir. Prey: Avcı ile av arasındaki dengeleri tersine çeviren hikâye Dan Trachtenberg imzalı Prey, Predator evrenine farklı bir bakış getiren bir film. Comanche halkından genç bir savaşçı olan Naru, kabilesini korumaya çalışan yetenekli bir avcıdır. Dünya’ya gelen son derece gelişmiş bir Predator, Naru ve kabilesi için ölümcül bir tehdit haline gelir. Film boyunca Naru’nun yalnızca bir yaratıkla değil, kendi sınırlarıyla da mücadele ettiğini görürüz. Prey; doğayla kurulan ilişki, hayatta kalma içgüdüsü ve cesaret üzerine kurulu sade ama etkili bir bilim kurgu anlatısıdır. Moon: Yalnızlık ve kimlik üzerine minimalist bir bilim kurgu Duncan Jones’un yönettiği Moon, Ay yüzeyindeki bir madende çalışan astronot Sam Bell’in hikâyesini anlatır. Üç yıllık görev süresinin sonuna yaklaşan Sam, günlerini yalnızlık içinde geçirir ve tek arkadaşı yapay zekâ bilgisayar GERTY’dir. Ancak görevinin sonuna doğru yaşanan beklenmedik bir olay, Sam’in hem görevini hem de kendi varlığını sorgulamasına yol açar. Moon, büyük aksiyon sahneleri yerine kimlik, yalnızlık ve insanın kendi kopyasıyla yüzleşmesi üzerine kurulu sakin ama güçlü bir bilim kurgu filmidir. Bugonia: Paranoya ve gerçeklik arasındaki ince çizgi Yorgos Lanthimos’un yönettiği Bugonia, iki komplo teorisyeninin büyük bir şirketin CEO’sunun aslında dünyayı ele geçirmeye çalışan bir uzaylı olduğuna inanmasıyla başlayan tuhaf bir hikâye anlatır. Bu inanç, karakterleri giderek daha radikal eylemlere sürükler. Lanthimos’un absürt anlatım diliyle şekillenen filmde paranoya ile gerçeklik arasındaki çizgi sürekli bulanıklaşır. Bugonia; komplo kültürü, güç algısı ve modern toplumdaki güvensizlik hissi üzerine düşündüren sıra dışı bir bilim kurgu olarak öne çıkar. haberdeger.com — Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Çığlık 7 Türkiye gişesinde zirvede! Haber

Çığlık 7 Türkiye gişesinde zirvede!

Korku sinemasının kült serilerinden biri olan Scream 7, Türkiye’de vizyona girdiği ilk hafta sonunda gişe yarışının lideri oldu. Ghostface karakterinin geri dönüşüyle dikkat çeken film, 58 bin 46 seyirci tarafından izlenerek hafta sonunun en çok tercih edilen yapımı olmayı başardı. Serinin yıllardır süregelen popülerliği ve korku türüne getirdiği yenilikçi anlatı, sinemaseverlerin ilgisini yeniden salonlara çekti. Özellikle türün takipçileri tarafından yoğun ilgi gören film, korku sinemasındaki mirasını sürdürdüğünü bir kez daha gösterdi. Üç haftadır gişede güçlü bir performans sergileyen Hamnet ise 44 bin 542 seyirci ile haftayı ikinci sırada tamamladı. Başrolünde Jessie Buckley’nin yer aldığı yapım, etkileyici performansı ve dramatik anlatısıyla dikkat çekmeye devam ediyor. Aksiyon türünün tanınmış ismi Jason Statham’ın yeni filmi Sığınak ise 11 bin 782 izleyici ile listeye üçüncü sıradan giriş yaptı. Dövüş sahneleri ve yüksek tempolu aksiyonuyla öne çıkan film, türün meraklılarını salonlara çekti. Klasik edebiyat uyarlaması olan Uğultulu Tepeler ise 9 bin 927 seyirci ile dördüncü sırada yer aldı. Filmde Margot Robbie ve Jacob Elordi gibi yıldız isimler rol alıyor. Haftanın dikkat çeken animasyon yapımlarından Uzun Kuyruk Marsupilami ise 8 bin 585 seyirci ile gişe listesinin beşinci sırasında kendine yer buldu. 27 Şubat – 1 Mart 2026 hafta sonunda Türkiye’de en çok izlenen filmler listesinde ayrıca Tavşan Luna: Kalp Adası, D.I.S.C.O., Zootropolis 2, SüngerBob: Korsan Macerası ve Mutluyuz Mu? gibi yapımlar da yer aldı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Hak ettiği değeri görememiş 5 film Haber

Hak ettiği değeri görememiş 5 film

Wristcutters: A Love Story (2006) Goran Dukic’in yönettiği film, Etgar Keret’in kısa öyküsünden uyarlanmış sıra dışı bir kara mizah hikâyesi sunuyor. İntihar edenlerin gittiği kasvetli bir arafta geçen anlatı, kayıp, pişmanlık ve umut kavramlarını tuhaf bir yol filmi üzerinden ele alıyor. Eski sevgilisini bulmak için yola çıkan Zia’nın hikâyesi, absürt mizah ile varoluşsal sorgulamayı aynı anda taşımasıyla akılda kalıyor. Perfetti Sconosciuti (2016) Paolo Genovese’nin yönettiği film, basit bir oyun üzerinden ilişkilerin kırılganlığını açığa çıkarıyor. Bir akşam yemeğinde herkes telefonunu ortaya koymayı kabul ettiğinde, sırlar hızla görünür hale geliyor. Modern ilişkilerde mahremiyet, sadakat ve dijital hayatın etkisini çarpıcı bir gerçekçilikle anlatan film, minimal mekânına rağmen yüksek gerilim kurmayı başarıyor. The Sunset Limited (2011) Tommy Lee Jones ve Samuel L. Jackson’ın iki karakter üzerinden yürüttüğü diyalog, sinemada nadir görülen bir felsefi tartışmaya dönüşüyor. Hayatın anlamı, inanç, umutsuzluk ve varoluş üzerine kurulu film neredeyse tamamen konuşmalardan oluşmasına rağmen güçlü oyunculuklarıyla izleyiciyi içine çekiyor. Minimal anlatımıyla büyük sorular soran bir yapım. The Last Seduction (1994) Neo-noir türünün en güçlü örneklerinden biri sayılan film, manipülasyon ve güç ilişkileri üzerine kurulu karanlık bir gerilim sunuyor. Linda Fiorentino’nun performansı filmi sürüklerken, hikâye klasik suç anlatısını ters yüz ediyor. Karakter merkezli ilerleyen yapı, seyirciyi sürekli etik sınırları sorgulamaya itiyor. In Bruges (2008) Martin McDonagh’ın kara mizah ile suç hikâyesini birleştirdiği film, iki tetikçinin Bruges’te geçirdiği bekleme sürecini anlatıyor. Mizah ile suçluluk duygusu arasında gidip gelen anlatı, affedilme, hata ve insanlık üzerine güçlü bir atmosfer kuruyor. Şehir mekânının karakter gibi kullanılması filmi özel kılan unsurlardan biri. Bu beş film, gişe başarılarından bağımsız olarak sinemanın anlatı gücünü hatırlatan yapımlar arasında yer alıyor. Büyük hikâyeler bazen küçük ölçekli filmlerde saklı olabiliyor. Eğer farklı bir sinema deneyimi arıyorsanız, bu liste yeni favorilerinizi bulmanız için iyi bir başlangıç olabilir. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Boğaziçi Film Festivali'nde Altın Yunuslar sahiplerini buldu Haber

Boğaziçi Film Festivali'nde Altın Yunuslar sahiplerini buldu

13. Boğaziçi Film Festivali’nin en iyileri; Parçalı Yıllar ve Tavşan İmparatorluğu oldu. Parçalı Yıllar; En İyi Film ve En İyi Senaryo ödüllerini kazanırken Tavşan İmparatorluğu da En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetmeni ve FİYAB En İyi Yapımcı ödüllerinin sahibi oldu. 13. Boğaziçi Film Festivali, bir haftalık maratonun ardından Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) Merve Aydın’ın sunduğu ödül töreniyle sona erdi. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen festivalde bu yıl Altın Yunus ödüllerini; “Parçalı Yıllar” ve “Tavşan İmparatorluğu” paylaştı. Gecede konukları selamlayan, Boğaziçi Film Festivali Artistik Direktörü Enes Erbay, “Bu yıl beni en çok etkileyen şey; Türk sinema sektörünün, tüm farklılıklarına rağmen, aslında ne kadar güçlü bir potansiyele sahip olduğunu görmekti. Bizim işimiz yalnızca filmleri seçmek değil sektörü bir araya getirecek bir zemin oluşturmak. Çünkü ancak birbirimizi destekleyerek, birlikte üretmenin yollarını bularak ve aramızdaki görünmez duvarları kaldırarak Türk sinemasını büyütebiliriz.” diye konuştu. Erbay; sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunun için önümüzdeki yıldan itibaren Bosphorus Film Lab’i yeniden hayata geçiriyoruz. Bosphorus Film Lab hem projelerin üretim süreçlerini destekleyecek hem de uluslararası ortaklıkların önünü açacak güçlü bir platform olarak geri dönecek. Bununla birlikte genç sinemacıların yaratım süreçlerine nefes aldıracak, ülkemizin ruhuyla beslenen yeni bir yaratıcı geliştirme programının da hazırlıklarını yapıyoruz. Bu yıl, geçtiğimiz seneye kıyasla izleyici sayımızın yüzde 30 artması hem festivalin büyüyen etkisinin hem de sinemaya duyduğunuz sevginin en güçlü göstergesi oldu. Bugün burada hep birlikte kurduğumuz birlik duygusunun, yarın katlanarak büyümesini diliyorum.” Gecede Ulusal Uzun Metraj, Uluslararası Uzun Metraj, Ulusal Belgesel ve Ulusal Kısa Metraj kategorilerindeki ödüller sahiplerini buldu. Başkanlığını, yönetmen Aydın Sayman’ın üstlendiği; oyuncu Hande Doğandemir, senarist Tufan Bora, yapımcı İris Tahhuşoğlu ve görüntü yönetmeni Ege Ellidokuzoğlu’ndan oluşan Ulusal Uzun Metraj Jürisi; Hasan Tolga Pulat’ın yönettiği “Parçalı Yıllar”ı En İyi Film seçti. Ödülü; filmin yapımcıları Tayfun Burus ve Tuncay Kaymaz’la birlikte, Boğaziçi Film Festivali Başkanı Ogün Şanlıer’den alan Pulat, şöyle konuştu: “Bizim için çok iyi bir süreçti; festivale ve jüri üyelerine çok teşekkür ederiz. Kostüm tasarımcımız ve aynı zamanda kız arkadaşım olan Tuba’ya ve aileme teşekkür ederim. Türk sinemasının, anlatılmamış bir dönemine bakmaya, bunu yaparken bağımsız kalmaya çalıştık. Yıllar içinde bu projeyi çok kez yapma imkânı oldu ama sömürüye, çarpıtmaya çok açık olduğu için bağımsız kalmayı tercih ettim hep. Bu konuda yıllar sonra bana inanan Tayfun Burus ve Tuncay Kaymaz’a gerçekten teşekkür ederim. Umarım bundan sonra Türk sinemasının parçalı yıllar olarak anılan dönemi daha fazla konuşulur. Bugünkü Türkiye’yi anlamak için o dönemi anlamak gerekiyor.” Jüri; En İyi Senaryo Ödülü’ne de “Parçalı Yıllar” ile Hasan Tolga Pulat’ı layık gördü. Jüri üyesi Tufan Bora’dan ödülünü alan Pulat; duygularını şu sözlerle paylaştı: “20 yıldır dönüyordu bu hikâye kafamın içinde, sonunda bu hikâyeyle vedalaşabildim. Bu bir dönem filmi, fazla konuşulmak istenmeyen bir dönem. Bir cesaretle o döneme girmek istedik, bunu yaparken de bağımsız kalmak istedik, hak ettiği gibi anlatmak istedik. Ve bu süreçte çok değerli ekip arkadaşlarıyla çalıştık. 10 gün gibi kısa bir sürede hızla çekmek zorundaydık, bu yüzden ekibimizdeki çok yetenekli insanların önemi daha da fazlaydı. Başta Yetkin Dikinciler olmak üzere şahane bir oyuncu kadrosuyla çalıştık; ki o olmasa hikâye bu kadar gerçekçi olmazdı sanırım. Ayrıca beraber çalışmaktan onur duyduğum Levent Özdilek, İlkim Tüfekçi ve bütün oyuncular, filmi gerçekten inanılır kıldı. Hepsine çok teşekkür ederim.” 13. Boğaziçi Film Festivali’nde Ulusal Uzun Metraj En İyi Yönetmen Ödülü ise “Tavşan İmparatorluğu” ile Seyfettin Tokmak’ın oldu. Ödülü, jüri başkanı Aydın Sayman’dan alanTokmak; “Film yapmanın ne kadar zor olduğunu bence salondaki birçok insan yakînen biliyor. Ama yönetmenin en kritik meselesi; öncelikle ekibini inandırması. Ben, ekibimi, bu zorlu şartlarda yani hayvanlarla, küçük çocuklarla, kışın ortasında, Elazığ’da film yapmaya inandırdım. Onlara bu emekleri için çok teşekkür ederim. Bu ödülü, yakın zamanda kaybettiğimiz, çok değerli Foley sanatçımız Murat Şenürkmez adına alıyorum.” dedi. Film yapımının büyük bir endüstri olduğunu hatırlatan Tokmak; sözlerini şöyle tamamladı: “12 Punto’da çok şey öğrendim, senaryo doktorlarıyla çalıştım. Yurt dışında da pek çok yeri gezdikten sonra sinemacı yetiştirme anlamında, filmleri uluslararası zeminde en doğru yere taşıma anlamında tüm 12 Punto ekibine teşekkür etmem gerekiyor.” Ulusal Uzun Metraj En İyi Görüntü Yönetimi Ödülü de Claudia Becerril Bulos’un çalışmasıyla “Tavşan İmparatorluğu”na gitti. Bulos adına ödülü, filmin yardımcı yönetmeni Serap Aydoğan alırken yönetmen Seyfettin Tokmak da teşekkürlerini şöyle dile getirdi: “Onun için ne söylesem azdır; sonsuz teşekkürler içindeyim. Onunla birlikte filmin yaratımında katkısı olan 12 Punto ekibine, TRT Sinema ekibine, Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’ne ve ortak yapımcılarıma çok teşekkür ediyorum.” “Tavşan İmparatorluğu”; yönetmenler Hakan Kerim Karademir, Belkıs Bayrak ve Cafer Özgül’den oluşan FİYAB Jürisi’nce verilen En İyi Yapımcı ödülünün de sahibi oldu. Koçak, teşekkür konuşmasında “Aslında yapımcı olmak isteyen biri değilim, mecburiyetten yapımcı olmuş biriyim. Birçok insanın desteğiyle bu işi yapabildim.” dedi. Festivalin Ulusal Uzun Metraj Yarışması’nda “Kanto” filmindeki performansıyla Didem İnselel, En İyi Kadın Oyuncu seçildi. İnselel’in ödülünü, filmdeki rol arkadaşı, usta oyuncu Yıldız Kültür aldı. En İyi Erkek Oyuncu Ödülü ise “Bir Adam Yaratmak” filmindeki rolüyle Engin Altan Düzyatan’ın oldu. Oyuncu, ödülünü; “Bu kadar değerli aday arasından jürinin, beni layık görmesi çok gurur verici.” diyerek aldı. Düzyatan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Oyunculuk her ne kadar yalnız ve bireysel bir meslek gibi görünse de çok büyük bir bütünün parçası. Ve bir başarı gösterdiğinizde aslında tek başınıza göstermiş olmuyorsunuz. Müthiş bir ekiple çalıştım; benim daha iyi oynamam için ellerinden geleni yaptılar. Her birine tek tek teşekkür ediyorum. Ve film süresince bana katlandığı için eşime çok teşekkürler.” Ulusal Uzun Metraj En İyi Kurgu Ödülü’nün sahibi ise “Kesilmiş Bir Ağaç Gibi” filmiyle Naim Kanat oldu. Ödülü, Boğaziçi Film Festivali programcısı Elif Bulut Kahraman’dan alan Kanat; tüm film ekibine teşekkür etti. Uluslararası Jürinin favorileri; “DJ Ahmet” ve “The Love That Remains” oldu Oyuncu Kani Kusruti, yönetmen Reinaldo Marcus Green, festival programcısı Angela Prudenzi, yapımcı Nataliya Libet ve yönetmen Senad Şahmanoviç’ten oluşan Uluslararası Uzun Metraj Yarışma Jürisi; Hasan Hadi’nin yönettiği “The Presidents’ Cake”i, En İyi Film seçti. Hadi adına ödülü; Jüri Başkanı Reinaldo Marcus Green’den alan, kostüm tasarımcısı Tamara Abdulrahman Bahjatnour; “Bu harika bir an. Teşekkürler ve diğer adaylara da tebrikler.” dedi. Uluslararası kategoride En İyi Yönetmense “The Love That Remains” ile Hlynur Palmason oldu. Palmason’un ödülünü, jüri üyesi Angela Prudenzi’den, ses tasarımcısı Björn Viktorsson aldı. En İyi Kadın Oyuncu ödülü de yine “The Love That Remains” filmindeki rolüyle Saga Gardarsdottir’in oldu. Geceye bir video mesajıyla katılan Gardarsdottir; şunları söyledi: “Az önce bu güzel habere uyandım. Karanlık ve soğuk Reykjavik’teyim. Sizinle sıcak ve güneşli İstanbul’da olmayı çok isterdim. Herkese çok teşekkür ederim. Bu film, ailelere bir aşk mektubu; yaramaz çocuklara ve kafası karışık yetişkinlere. Bu benim ilk oyunculuk ödülüm; çok etkilendim, kalpten teşekkür ederim.” dedi. Georgi M. Unkovski’nin yönetttiği “DJ Ahmet” filmiyse geceden hem Jüri Özel Ödülü hem de En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’yle ayrıldı. En İyi Erkek Oyuncu seçilen Arif Jakup; ödülünü, jüri üyesi Senad Şahmanoviç’ten alırken heyecanını; “Hiç beklemiyordum ama beni layık gördüğünüz için teşekür ederim; ne söyleyeceğimi bilemiyorum.” sözleriyle paylaştı. Jüri Özel Ödülü ise Angela Prudenzi tarafından filmin oyuncularından Atila Klinche’e sunuldu. En İyi Belgesel; “Kavak Ağacının Gölgesinde” Yapımcı Ringaile Lescinskiene, yönetmen Miriam Karlsın ve akademisyen Sefa Karataş’tan oluşan Ulusal Belgesel Yarışma Jürisi tarafından En İyi Belgesel Film seçilen “Kavak Ağacının Gölgesinde” filminin yönetmeni Kenan Diler, ödülünü, Ringaile Lescinskiene’den aldı. Yönetmen; “Bana inanıp güvenen aileme ve bu yolu benimle yürüyen ekip arkadaşlarıma, en önemlisi; ana karakterimiz Mikail’e teşekkür ederim. Belgesel sinemacılar topluluğu, bu ülkenin vicdanıdır; bu ödülü, vicdanının sesini dinleyerek film üreten tüm dostlara armağan ediyorum.” diye konuştu. Ulusal Belgesel Yarışma Jüri Özel Ödülü ise “Özgür Kelimeler: Gazzeli Bir Şair” ile Abdullah Harun İlhan’ın oldu. Filmin yapımcısı Aslıhan Eker Çakmak; ödülü, Miriam Karlsın’dan “Umarım Filistin de bir gün, filmimizin adında geçtiği gibi, özgür olur.” sözleriyle aldı. Yönetmen Oben Yılmaz, oyuncu Selin Yeninci ve TRT Sinema Proje Sorumlusu Mehmet Ali Karga’dan oluşan Kısa Kurmaca Film Jürisi; Uluslararası kategoride Guillermo Polo’nun yönettiği “Video Store 2001”i, En İyi Kısa Kurmaca Film seçti. Mehmet Ali Karga’nın verdiği ödülü; yönetmen adına alan babası; şöyle konuştu: “Buraya 25 yıl önce bir psikoloji kongresine gelmiştim. Oğlum, İstanbul’a gideceğin i söyleyince ben de gelmek istedim; çünkü çok güzel bir şehir. O, İspanya’ya döndü, ödülü almak da bana kaldı. Umarım 25 yıl sonra da tekrar burada oluruz.” Ulusal kategoride En İyi Kısa Kurmaca Film seçilen “Kesik Kulak”ın yönetmeni İsmail Hakkı Koçak; ödülünü, jüri üyesi Oben Yılmaz’dan alırken “Çok yetenekli üç tiyatro oyuncusuyla çalıştım; oyuncularıma çok teşekkür ederim.” diye konuştu. İstanbul Medya Akademisi Genç Yetenek Ödülü ve bu kapsamda Tolan Film 59 Akademisi tarafından yönetmenle görüntü yönetmenine verilen 1 yıllık sinematografi eğitim bursunun sahibi ise “Defne” filmiyle Hamdi Furkan Yıldırım oldu. Yıldırım, ödülünü Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Nagihan Haliloğlu’ndan aldı. Ahmet Uluçay adına verilen Kısa Film Büyük Ödülü, TV Plus Direktörü Gülçin Alıcı Gökçe tarafından, Karim Huu Do’nun yönettiği “Ne Me Quitte Pas”’nın yapımcısı Zico’ya verildi. Yapımcı; “Seçki çok iyiydi, kazanmayı beklemiyorduk. Bütün haftayı burada geçirmek çok güzeldi.” sözleriyle festivale teşekkür etti.

Altın Koza’da “Gazze, Şimdi!”: Filistin’in bugünü beyazperdede Haber

Altın Koza’da “Gazze, Şimdi!”: Filistin’in bugünü beyazperdede

Festivalin odağında Filistin Adana Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenecek 32. Altın Koza Film Festivali, “Sinema barıştır, özgürlüktür, umuttur” sloganıyla yola çıkıyor. Dünya Sineması bölümünde yer alan “Gazze, Şimdi!” seçkisi ise Filistin’in yalnızca tarihine değil, güncel hikâyelerine de ışık tutacak. Western atmosferinde Gazze: Bir Zamanlar Gazze’de Nasser Kardeşler’in yönettiği, Cannes’da En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazanan Bir Zamanlar Gazze’de (2025), Hamas kontrolündeki Gazze’de geçen bir suç ve intikam öyküsünü anlatıyor. Üniversiteli Yahya’nın adalet arayışı üzerinden ilerleyen film, klasik Western estetiğini Gazze sokaklarına taşıyor. Umudun yolculuğu: Yitik Düşler Usta yönetmen Rashid Masharawi’nin Yitik Düşler (2024) filmi, kaybolan güvercinini arayan 12 yaşındaki Sami’nin Kudüs’ten Hayfa’ya uzanan yolculuğunu konu alıyor. İşgalin gölgesine rağmen umudu ve dayanışmayı öne çıkaran yapım, eleştirmenlerce “Kiarostami geleneğini hatırlatan bir yol filmi” olarak tanımlanıyor. Fatma Hassuna’ya sinemasal ağıt: Yüreğini Eline Al ve Yürü Sepideh Farsi’nin belgeseli Yüreğini Eline Al ve Yürü (2025), genç fotoğrafçı Fatma Hassuna ile yapılan bir yıllık video görüşmelerine dayanıyor. Cannes’da gösterilen film, seçkiden bir gün sonra yaşamını yitiren Fatma’nın sözlerini ve hayallerini ölümsüzleştiriyor. Variety, belgeseli “trajediye rağmen umut ve direncin güçlü bir kaydı” olarak yorumladı. Festival takvimi Tarih: 22–28 Eylül 2025 Yer: Adana Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde çeşitli salonlar Seçki: Dünya Sineması – Gazze, Şimdi! Filmler: Bir Zamanlar Gazze’de (2025, Arab & Tarzan Nasser), Yitik Düşler (2024, Rashid Masharawi), Yüreğini Eline Al ve Yürü (2025, Sepideh Farsi) Festivalin ayrıntılı programı ve etkinlikleri, resmi web sitesi ile sosyal medya hesaplarından takip edilebilecek.

Uyku tutmayanlara özel: Gecenin sessizliğinde aç, kapıl, kaybol! Haber

Uyku tutmayanlara özel: Gecenin sessizliğinde aç, kapıl, kaybol!

Gecenin sessizliği bastı mı, gözlere uyku girmiyor mu? O halde ritmi yüksek, duygusu derin, akışı akıcı filmlerle saatlerin nasıl geçtiğini anlamayacaksın. Aşağıdaki seçkide temposu düşmeyen gerilimler, iç ısıtan dramlar, ilham veren “coming-of-age” hikâyeleri ve sürprizli kara komediler var. Kumandayı bırak, seç birini; gecenin filmine başlayalım. Zihin oyunları ve sarsıcı gerilimler geceye yakışır İlk Korku (1996) Bir piskopos cinayeti, “suç belli” denen davayı altüst eden bir savunma ve unutulmaz final. Gizemli Nehir (2003) Çocukluk travmaları, bir cinayet ve geçmişle yüzleşme… Karanlık atmosferiyle geceye cuk oturur. Jüri (2003) Mahkeme salonu entrikaları: Dürüstlük, ikna ve manipülasyonun çarpıştığı keskin bir dava filmi. Kiss Kiss Bang Bang (2005) Suç, Hollywood ve bol ters köşe; kara mizahı yüksek, temposu düşmeyen bir neo-noir. İlham veren, iyi hissettiren geceler Unutulmaz Titanlar (2000) Önyargıları sahanın çizgilerinin dışında bırakıp takım olmanın gücünü anlatan gerçek bir hikâye. Hayalperest (2005) Yara almış bir yarış atı ve onaran bir aile… Umut ve ikinci şansların masalı. Ekim Düşü (1999) Madenci kasabasından roket hayallerine: “Olmaz” denileni olduran inat ve merak. Hayatımın Şarkısı (2014) Ailesi işitme engelli bir genç kızın sesini bulma yolculuğu; sıcak, samimi ve umut dolu. Kalp ısıtan dramlar, derin karakterler Kramer Kramer’e Karşı (1979) Ebeveynliği öğrenmenin, sevgiyi yeniden kurmanın, ayrılıkla yüzleşmenin ince anlatısı. Duvak (2006) İhanet, kefaret ve salgınla sınanan bir evlilik; uzak diyarlarda yakın yaralar. Hayatın Getirdikleri (2008) Köklerine dönüp kendini bulmanın, arkadaşlık ve aileyle iyileşmenin naif öyküsü. Sıradışı, tatlı ekşi ve oyunbaz Üçkâğıtçılar (2003) Tıkır tıkır işleyen dolandırıcılık planlarına baba-kız hevesi karışır; hem sempatik hem hınzır. Yaşamın Renkleri (1998) Siyah-beyaz bir TV evrenine düşen iki kardeş ve renklerin hayata kattığı özgürlük. Yan Pencere (2011) Aynı şehirde teğet geçen iki yalnız; modern hayatın mesafesini şiir gibi anlatır. Aşk Mevsimi (1967) Mezuniyet sonrası boşluk, yasak ilişki ve kimlik arayışı; zamansız bir büyüme hikâyesi. Animasyon, bağımsız, sarsıcı Persepolis (2007) Bir kız çocuğunun gözünden devrimin, yasakların ve büyümenin çizgisel hatıratı. Mayın Sahili (2015) Savaş sonrası “temizlik” göreviyle büyüyen genç esirler; sert, çarpıcı ve unutulmaz. Sarmaşık (2015) Liman bekleyişinde güç ve paranoya; kapalı mekânda kaynayan gerilim. Yerli klasikten evrensel damara Muhsin Bey (1987) Eski usul değerler, yeni dünyanın cazibesi; şöhret hayaliyle sınanan zarafet dersi. Klasiklerin arasında bir inci daha The Secret Life of Bees (2008) Acının içinden geçen şefkat ve dayanışma; gecenin en tatlı tonlarından. Bonus: Uykusuz gecelere nostaljik kaçış Pleasantville (1998) (tekrar öneri olarak hatırlatalım): Renklerin uyanışı, kalıpların kırılışı—nostaljiyle ferahlayan bir gece. Gecenin ruhuna göre seç: Kalp çarpıntısı istiyorsan İlk Korku; içini ısıtmak istiyorsan Hayatımın Şarkısı; farklı ve katmanlı bir deneyim arıyorsan Sarmaşık. Işığı kısmayı unutma; filmler konuşsun, gece usulca aksın.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.