SON DAKİKA

#Genetik

HABER DEĞER - Genetik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Genetik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bilim dünyasını sarsan keşif: DNA sabit değil, sürekli hareket ediyor Haber

Bilim dünyasını sarsan keşif: DNA sabit değil, sürekli hareket ediyor

Bilim insanlarının yıllardır sabit bir yapı olarak tanımladığı DNA’ya dair çarpıcı bir keşif yapıldı. Hücrelerin temel yapı taşı olan genetik materyalin sanılandan çok daha dinamik olduğu ortaya çıkarken, bu durum kanser araştırmalarında yeni bir dönemin kapısını araladı. Salk Enstitüsü tarafından yürütülen ve Nature Genetics’te yayımlanan çalışmaya göre, DNA hücre çekirdeğinde sabit durmuyor. Aksine, sürekli olarak katlanıp açılan ve yeniden şekillenen bir yapı halinde hareket ediyor. Araştırmacılar, bu sürecin genlerin aktif olup olmamasını doğrudan belirlediğini ortaya koydu. DNA bir “kütüphane” değil, yaşayan bir sistem Bilim dünyasında uzun süredir DNA, sabit bir bilgi deposu olarak görülüyordu. Ancak yeni bulgular, bu anlayışı kökten değiştiriyor. Cohesin ve NIPBL adı verilen proteinlerin, DNA üzerinde sürekli döngüler oluşturup bozarak genetik yapıyı dinamik biçimde düzenlediği tespit edildi. Bu süreç sayesinde bazı genler “açılırken” bazıları kapalı kalıyor. Hücrelerin kimliği bu hareketle belirleniyor Araştırmaya göre DNA’daki bu hareketlilik rastgele değil. Her hücre türü, kendi işlevine uygun genleri aktif tutacak şekilde farklı bir katlanma düzenine sahip. Örneğin kalp hücrelerinde kalple ilgili genler, sinir hücrelerinde ise beyinle ilgili genler daha aktif hale geliyor. Bu mekanizma, hücrelerin kimliğini korumasında kritik rol oynuyor. Bozulursa kanser riski artıyor Bilim insanları, bu düzenli hareketin bozulmasının ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor. DNA’nın katlanma ritmi bozulduğunda hücreler hangi görevi üstlenmesi gerektiğini “unutabiliyor” ve kontrolsüz şekilde çoğalmaya başlayabiliyor. Bu durumun kanser oluşumuna zemin hazırlayabileceği ifade ediliyor. Tedavilerde yeni bir kapı aralanıyor Mevcut kanser tedavileri genellikle genetik mutasyonlara odaklanırken, bu araştırma farklı bir noktaya işaret ediyor. DNA’nın yapısal hareketindeki bozulmaların da hastalığı tetikleyebileceği anlaşılırken, gelecekte bu mekanizmayı hedef alan yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilebileceği değerlendiriliyor. Türkiye toplumu da dahil olmak üzere tüm dünyada milyonlarca insanı etkileyen kanser hastalıklarına karşı bu keşfin, bilimsel çalışmalarda yeni bir yön belirlemesi bekleniyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Araştırma şaşırttı: Sahip olduğunuz çocuk sayısı yaşam sürenizi etkileyebilir Haber

Araştırma şaşırttı: Sahip olduğunuz çocuk sayısı yaşam sürenizi etkileyebilir

Finlandiya’daki University of Helsinki tarafından yürütülen ve Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırma, aile planlaması ile yaşam süresi arasında dikkat çekici bir bağlantı olabileceğini ortaya koydu. Bilim insanları, çocuk sayısının biyolojik yaşlanma hızını etkileyebileceğine dair önemli bulgular elde etti. Araştırma 14 binden fazla kişi üzerinde yapıldı Araştırma kapsamında genetik faktörlerin etkisini en aza indirmek için 14 bin 836 kadın ikiz kardeşin sağlık verileri incelendi. Ayrıca bu büyük grubun içinden seçilen 1.054 katılımcının biyolojik yaşlanma göstergeleri hücresel düzeyde analiz edildi. Elde edilen veriler, hiç çocuk sahibi olmayan kadınlar ile çok sayıda çocuk sahibi olan kadınların biyolojik olarak daha hızlı yaşlandığını ve ölüm risklerinin daha yüksek olduğunu gösterdi. En düşük yaşlanma oranı 2 ila 3 çocukta Araştırmanın sonuçlarına göre en sağlıklı biyolojik yaşlanma hızına sahip grup ortalama 2 ila 3 çocuk sahibi olan kadınlar oldu. Bu grubun hamileliklerinin genellikle 24 ile 38 yaş arasında gerçekleştiği ve diğer gruplara göre daha düşük yaşlanma hızına sahip olduğu tespit edildi. Buna karşılık ortalama 6 ila 7 çocuk sahibi olan kadınlarda hücresel yaşlanma belirtilerinin daha hızlı ortaya çıktığı gözlemlendi. Evrimsel bedel: “Tek kullanımlık beden” teorisi Bilim insanları bu durumu evrimsel biyolojide önemli bir yere sahip olan “tek kullanımlık beden” teorisi ile açıklıyor. Helsinki Üniversitesi’nden biyolog Mikaela Hukkanen’e göre insan vücudu sınırlı enerji kaynaklarına sahip. Bu enerji büyük ölçüde üreme sürecine harcandığında vücudun bakım ve onarım mekanizmalarına ayrılan enerji azalıyor. Bu durum ise hücresel hasarın artmasına ve yaşam süresinin kısalmasına yol açabiliyor. Hiç çocuk sahibi olmamak neden riskli olabilir Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri de hiç çocuk sahibi olmayan kadınlarda da hızlı yaşlanma belirtilerinin görülmesi oldu. Bilim insanları bu durumun doğrudan çocuk sahibi olmamakla ilişkili olmayabileceğini belirtiyor. Uzmanlara göre çocuksuzluk ile hızlı yaşlanma arasında görülen bağlantının nedeni, her iki durumu da etkileyebilecek altta yatan bazı sağlık sorunları veya kronik hastalıklar olabilir. Uzmanlardan önemli uyarı Araştırma ekibinden epigenetik uzmanı Miina Ollikainen, sonuçların bireysel yaşam tercihleri için doğrudan bir tavsiye olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Ollikainen, hiçbir kadının yalnızca bu araştırmanın sonuçlarına dayanarak çocuk sahibi olma planlarını değiştirmemesi gerektiğini belirtti. Uzmanlara göre genetik yapı, beslenme, stres düzeyi ve yaşam tarzı gibi birçok faktör yaşam süresi üzerinde belirleyici olmaya devam ediyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Çernobil’in sessiz mirası: Radyasyonun genetik izleri çocuklarda görüldü Haber

Çernobil’in sessiz mirası: Radyasyonun genetik izleri çocuklarda görüldü

1986’daki Çernobil nükleer felaketinin etkileri aradan geçen yıllara rağmen bilim dünyasının gündeminden düşmüyor. Bonn Üniversitesi öncülüğünde yürütülen yeni bir araştırma, felaket sonrası temizlik çalışmalarında görev alan işçilerin çocuklarında normalden daha fazla DNA mutasyonu saptandığını ortaya koydu. Çalışma, radyasyona maruz kalmanın genetik miras üzerindeki etkisini anlamaya yönelik en kapsamlı analizlerden biri olarak değerlendiriliyor. Araştırma DNA’daki “kümelenmiş mutasyonlara” odaklandı Bilim insanları, doğrudan tüm genetik değişimleri saymak yerine “kümelenmiş mutasyonlar” olarak adlandırılan özel bir yapıyı inceledi. Bu mutasyonlar, ebeveynlerde bulunmayan ancak çocukta birlikte ortaya çıkan genetik değişimleri ifade ediyor. Bulgular, DNA sarmalının belirli noktalarda hasar gördüğünü ve vücudun onarım sürecinde hatalar oluştuğunu gösterdi. Çalışmada Çernobil işçilerinin yanı sıra radar operatörlerinin çocuklarını da kapsayan 1500’den fazla kişinin genetik verileri analiz edildi. Radyasyon arttıkça mutasyon sayısı yükseliyor Elde edilen veriler, maruz kalınan radyasyon miktarı ile çocuklardaki mutasyon sayısı arasında doğrudan bir ilişki olduğunu ortaya koydu. Normal bireylerde düşük seviyede görülen bu mutasyonların, Çernobil temizlik işçilerinin çocuklarında yaklaşık üç kat arttığı belirlendi. Uzmanlar, radyasyonun hücrelerde dengesiz moleküller oluşturarak özellikle sperm hücrelerindeki DNA zincirlerini parçaladığını ve bu hasarın sonraki nesillere aktarılabildiğini değerlendiriyor. Mutasyonların büyük bölümü hastalık riski oluşturmuyor Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri ise tespit edilen genetik değişimlerin çoğunun DNA’nın protein üretimini doğrudan yönetmeyen bölgelerinde yoğunlaşması oldu. Bu nedenle mutasyonların çocuklarda ciddi hastalık riskini artırmadığı ifade edildi. Çalışma ayrıca babanın ileri yaşta çocuk sahibi olmasının, düşük doz radyasyona maruz kalmaktan daha yüksek genetik risk yaratabildiğini ortaya koydu. Bilim insanlarına göre Çernobil’in genetik etkisi şu aşamada doğrudan bir hastalık tetikleyicisinden çok hücrelerde kalıcı izler bırakan bir miras niteliği taşıyor. Ancak uzmanlar, radyasyonun nesiller arası etkisini anlamak için uzun vadeli araştırmaların sürdürülmesi gerektiğini vurguluyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.