SON DAKİKA

#Göç

HABER DEĞER - Göç haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Göç haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İsrail'den iki cepheli askeri harekat: Lübnan ve Suriye'ye saldırı Haber

İsrail'den iki cepheli askeri harekat: Lübnan ve Suriye'ye saldırı

Lübnan'da ateşkese rağmen şiddetli saldırılar Bölgede yürürlükte olan ateşkes anlaşmalarına rağmen askeri faaliyetlerini tırmandıran İsrail güçleri, Lübnan'ın güneyinde derinlemesine bir ilerleyiş kaydederek birliklerinin konumunu yer yer 10 kilometrenin ötesine taşıdı. Savaş uçakları, patlayıcı yüklü insansız hava araçları ve tank birlikleriyle gerçekleştirilen operasyonlarda Sur kentine bağlı el-Mansuri ile Buyut es-Siyad beldeleri ağır darbe aldı. Saha raporlarına göre askerler bazı meskenleri ateşe verirken, sivil yerleşim alanlarına İHA'lar aracılığıyla patlayıcı dolu bidonlar atıldı. Bununla birlikte Merciiyyun'a bağlı Hula beldesinde iş makineleri sokularak çok sayıda yapının tamamen yerle bir edildiği aktarıldı. Mart 2026 tarihinden bu yana süregelen çatışma ve bombardımanlar nedeniyle bilanço her geçen gün ağırlaşmaya devam ediyor. Kayıtlara geçen verilere göre bölgede bugüne kadar 4 bin 350 kişi yaşamını yitirirken, 12 bin 307 kişi yaralandı ve 1 milyondan fazla sivil güvenli alanlara göç etmek zorunda kaldı. Fiziksel yıkımın yanı sıra başkent Beyrut ile Dahiye ve Zahrani sahalarında alçak uçuş yapan İsrail İHA'ları halk üzerindeki baskıyı artırıyor. Suriye sınırından sızıldı Lübnan cephesindeki hareketlilik sürerken Suriye sınırında da askeri provokasyonlar hız kesmeden devam ediyor. Daha önce 18 Ağustos tarihinde İdlib'deki Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na düzenlenen şiddetli hava bombardımanının ardından, bu kez Suriye'nin güneybatısındaki Kuneytra iline bağlı Terence köyüne karadan sızma gerçekleştirildi. Köye giren İsrail birliklerinin belirli bir konuta baskın düzenleyerek arama yaptığı belirlendi. 2024 yılının son döneminde Baas rejiminin devrilmesiyle birlikte bölgede köklü bir siyasi ve askeri dengesizlik doğmuş, İsrail 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'nın geçersizliğini öne sürerek tampon bölgeyi ele geçirmişti. Her ne kadar Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yakın zamanda yaptığı açıklamalarda İsrail ile güvenlik anlaşması zemininde çalışmak istediklerini ve Golan Tepeleri'ndeki ulusal haklardan ödün vermeden kalıcı barış aradıklarını belirtse de, sahadaki fiili işgal hamleleri ve sınır ihlalleri bu diplomatik çabaları gölgelemeyi sürdürüyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Aleviliğin son yüzyılına çok katmanlı bakış: Yalçın Çakmak’tan kapsamlı bir derleme Haber

Aleviliğin son yüzyılına çok katmanlı bakış: Yalçın Çakmak’tan kapsamlı bir derleme

Yalçın Çakmak’ın derlediği “Aleviliğin Son Yüzyılı”, Osmanlı’dan günümüz Türkiye’sine uzanan süreçte Aleviliği yalnızca inanç ekseninde değil; siyaset, hafıza, kimlik, medya, kültür, göç ve toplumsal dönüşüm başlıkları üzerinden ele alıyor. Kitabın asıl gücü, Aleviliği tek bir tanıma sıkıştırmaması. Tarihsel hafıza, devlet-toplum ilişkileri, kimlik inşası, medyada temsil, Alevifobi, Avrupa’daki Alevi örgütlenmeleri, kültürel üretim ve dijital hafıza gibi başlıklar aynı çerçeve içinde ele alınıyor. Böylece okura, Aleviliğin yalnızca geçmişe ait bir inanç ve kimlik meselesi değil, bugünün siyasal ve toplumsal tartışmalarında hâlâ canlı biçimde var olan bir alan olduğu gösteriliyor. Osmanlı’dan bugüne devam eden bir hafıza meselesi Kitabın temel sorularından biri şu: Aleviler, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ve bugüne uzanan süreçte kendi tarihsel hafızalarını nasıl korudu? Bu soru, eserin omurgasını oluşturuyor. Horasan anlatısından Dersim’e, Madımak Katliamı’ndan Avrupa’daki diaspora deneyimine kadar uzanan geniş bir tarihsel hat üzerinden, Alevi kimliğinin zaman içinde nasıl katmanlaştığı inceleniyor. “Türk İslamı” tartışması ve siyasal anlamı Derlemenin önemli tartışma alanlarından biri de Aleviliğin tarih boyunca farklı ideolojik çerçeveler içinde tanımlanması. Kitap, özellikle Aleviliğin “Türk İslamı” şeklinde yorumlanmasının yalnızca teolojik değil, aynı zamanda siyasal bir tercih ve kimlik politikası olduğunu tartışmaya açıyor. Bu tartışma, Aleviliğin “İslam içi mi, kendine özgü bir inanç mı?” sorusundan çok daha geniş bir zemine oturuyor. Yalçın Çakmak’ın daha önce İmran Gürtaş ile birlikte derlediği “Kızılbaşlık, Alevilik, Bektaşilik: Tarih-Kimlik-İnanç-Ritüel”kitabında da benzer biçimde terminoloji, kimlik ve inanç ayrımları tartışılmıştı. Yeni kitap bu hattı daha yakın döneme taşıyor ve son yüz yıldaki siyasal dönüşümlerle ilişkilendiriyor. Alevifobi yalnızca geçmişin meselesi değil Kitapta öne çıkan bir diğer başlık ise Alevifobi. Derleme, Alevilere yönelik önyargı ve dışlamanın yalnızca tarihsel devlet politikalarında değil, medyada ve dijital dünyada da farklı biçimlerde yeniden üretildiğini ele alıyor. Bu başlık, kitabın güncelliğini en çok artıran bölümlerden biri. Çünkü mesele artık yalnızca tarihsel belgeler üzerinden değil; haber dili, sosyal medya, dijital hafıza ve kamuoyu algısı üzerinden de okunuyor. Avrupa’daki Alevilik ayrı bir kimlik deneyimi oluşturuyor “Aleviliğin Son Yüzyılı”, Türkiye sınırlarının dışına da çıkıyor. Avrupa’daki Alevilerin örgütlenme biçimleri, kimliklerini kamusal alanda ifade etme yöntemleri ve göçle birlikte yaşanan dönüşümler kitabın önemli başlıklarından biri. Bu bölüm, Aleviliğin Türkiye’deki tarihsel ve siyasal bağlamla sınırlı olmadığını gösteriyor. Avrupa’da Alevilik, bir yandan inanç kimliği olarak korunurken diğer yandan hukuki tanınma, örgütlenme ve yurttaşlık mücadelesinin parçasına dönüşüyor. Edebiyattan sinemaya Aleviliğin kültürel görünürlüğü Kitap yalnızca siyaset ve tarihle sınırlı değil. Edebiyat, sinema ve müzik endüstrisinde Aleviliğin nasıl temsil edildiğide ele alınıyor. Bu tercih, derlemeyi klasik tarih çalışmalarından ayırıyor. Çünkü Alevilik burada yalnızca arşiv belgelerinde veya siyasal mücadelelerde değil, kültürel üretim alanında da izleniyor. Böylece Alevi kimliğinin toplumdaki görünürlüğünün, yalnızca siyasi hak talepleriyle değil, sanat ve popüler kültür aracılığıyla da şekillendiği ortaya konuyor. “Aleviliğin Son Yüzyılı”nı değerli kılan temel unsur, tek bir tez dayatmak yerine farklı meseleleri aynı tarihsel eksende buluşturması. Kitap, Aleviliği ne yalnızca bir inanç sistemi ne de yalnızca bir siyasi kimlik olarak ele alıyor. Bunun yerine, inanç, hafıza, siyaset, kültür, göç ve kimlik arasındaki geçişkenliğe odaklanıyor. Bu nedenle eser, Alevilik üzerine çalışan akademisyenler için olduğu kadar Türkiye’nin yakın siyasi ve toplumsal tarihini anlamaya çalışan okurlar için de güçlü bir başvuru kaynağı niteliğinde. Kitabın başlığı da bu açıdan isabetli: “Son Yüzyıl” ifadesi yalnızca kronolojik bir dönem tarif etmiyor; Aleviliğin modernleşme, Cumhuriyet, göç, kentleşme, siyasal örgütlenme ve dijitalleşmeyle birlikte geçirdiği büyük dönüşümü işaret ediyor. Yalçın Çakmak kimdir? Yalçın Çakmak, Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü’nde lisans eğitimini 2005’te, yüksek lisansını 2012’de, doktorasını ise 2018’de tamamladı. Çalışma alanları arasında Kızılbaşlık/Alevilik, Bektaşilik, Türkiye’de dinî ve etnik gruplar, dinler tarihi ile Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi dinî, toplumsal ve siyasal yaşamı bulunuyor. Çakmak, “Sultanın Kızılbaşları: II. Abdülhamid Dönemi Alevi Algısı ve Siyaseti” ile “Osmanlı’da Dinden Çıkma (İrtidad)” kitaplarının yazarı. Ayrıca “Kızılbaşlık, Alevilik, Bektaşilik”, “Kürt Tarihi ve Siyasetinden Portreler”, “Kürt Aşiretleri”, “Şekâvet, Hıyânet, İsyan” ve “Huzursuz Bir Ruhun Panoraması” gibi çok sayıda çalışmanın da derleyicileri arasında yer aldı. Önemli Alevi yazmalarından “Tabîbu’l-Kulûbi’l-Asfiyâ ve Seyru Sülûki’l-Evliyâ” adlı eseri de çevirip yayına hazırlayan Çakmak, 2013-2018 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalıştı. Halen Munzur Üniversitesi Tarih Bölümü’nde doçent olarak akademik çalışmalarını sürdürüyor. Çakmak, 2019 yılında Tarih Vakfı Mütevelli Kurulu üyeliğine seçildi. “Aleviliğin Son Yüzyılı”, İletişim Yayınları’nın Araştırma-İnceleme dizisinden Ağustos 2026’da ilk baskısını yaptı ve 358 sayfadan oluşuyor. Kitapta Bülent Akın, Yalçın Çakmak, Faruk Çalışkan, Özge Dikmen, Kumru Berfin Emre, Mehmet Ertan, Orhan Gazi Ertekin, Bülent Keleş, İhsan Koluaçık, Onur Özger, Cemal Salman, Ali Duran Topuz ve Elif Yıldızlı’nın katkıları bulunuyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

LGBTİ+ derneklerinden ortak çağrı: Bombalar özgürlük getirmez Haber

LGBTİ+ derneklerinden ortak çağrı: Bombalar özgürlük getirmez

Türkiye’de faaliyet gösteren çeşitli LGBTİ+ dernekleri, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına ilişkin ortak bir açıklama yayımladı. Açıklamada “Bombalar özgürlük getirmez, ABD ve İsrail’in emperyalist savaşına hayır” denilerek çatışmalara karşı barış çağrısı yapıldı. Dernekler, LGBTİ+ hareketinin özgürlük mücadelesinin barış mücadelesinden ayrı düşünülemeyeceğini vurguladı. Açıklamada, yakın tarihte LGBTİ+’ların birçok farklı coğrafyada ağır hak ihlalleriyle karşı karşıya kaldığı hatırlatıldı. Nazi Almanyası döneminde LGBTİ+’lara yönelik soykırım politikaları, IŞİD’in saldırıları, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı, İran’daki rejimin LGBTİ+’lara yönelik idam uygulamaları ve farklı ülkelerde yürütülen baskıcı politikaların bu sürecin örnekleri arasında gösterildi. “Savaşın yarattığı yıkıma sessiz kalmayacağız” Dernekler açıklamalarında, savaşların toplumun en kırılgan kesimlerini hedef aldığına dikkat çekti. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Mücadelesini verdiğimiz dünya bu değil ve biz LGBTİ+ örgütleri olarak ne bu savaşa ne de bu savaşın sebep olduğu yıkıma sessiz kalmayacağız.” Açıklamada ayrıca savaşların yalnızca askeri hedefleri değil, sivilleri de doğrudan etkilediği vurgulandı. Bombardımanların mahalleleri, okulları ve evleri hedef alabildiği; savaşın sağlık, barınma ve su gibi temel ihtiyaçlara erişimi zorlaştırdığı ifade edildi. “Savaş ortamı baskıyı artırıyor” LGBTİ+ dernekleri, savaş ortamının LGBTİ+ bireyler üzerindeki baskıyı artırdığına dikkat çekti. Militarist söylemin güçlenmesiyle birlikte heteronormatif ve otoriter politikaların da güç kazandığı belirtilerek, farklı kimliklerin daha fazla hedef haline geldiği ifade edildi. Açıklamada ayrıca zorunlu askerlik, militarizasyon ve paramiliter yapıların LGBTİ+ bireyler için doğrudan tehdit oluşturabildiği, savaşın tetiklediği göç ve sığınma süreçlerinde LGBTİ+’ların ayrımcılığa maruz kalabildiği vurgulandı. “Tarafımız barış” Dernekler açıklamanın sonunda uluslararası topluma çağrıda bulunarak, çatışmaların durdurulması ve diplomatik çözüm yollarının devreye sokulması gerektiğini belirtti. Açıklamada şu çağrı yapıldı: “Savaşa karşı tarafımız barıştır. Acilen çatışmasızlık ilan edilmeli, siviller korunmalı ve askeri operasyonlar durdurularak diplomatik yollar devreye sokulmalıdır.” Dernekler ayrıca uluslararası kurumların çifte standart uygulamadan uluslararası hukuku işletmesi ve halkların kendi kaderini tayin hakkının korunması gerektiğini vurguladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Bakan Fidan’a açıkça soruldu: İran Türkiye’ye saldırır mı? Haber

Bakan Fidan’a açıkça soruldu: İran Türkiye’ye saldırır mı?

Hakan Fidan, medya kuruluşlarının Ankara temsilcileriyle bir araya geldiği iftar programında İran merkezli savaş gündemine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Bölgedeki gelişmelerin hem Orta Doğu’nun geleceğini hem de küresel istikrarı riske atabilecek nitelikte olduğunu belirten Fidan, Türkiye’nin önceliğinin karşılıklı saldırıların durması ve diplomasinin yeniden devreye girmesi olduğunu vurguladı. İran’ın Türkiye’ye saldırma ihtimali olup olmadığı yönündeki soruya yanıt veren Fidan, “İran konusundan bağımsız olarak söylüyorum: Türkiye kendini her zaman korur. Bunun için gerekli iradeye de yeteneğe de sahibiz” ifadelerini kullandı. Fidan, İran’ın bölgedeki ABD üslerini hedef almasının daha büyük bir güvenlik krizine yol açabileceğini dile getirirken, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının küresel enerji ve finans piyasalarında ciddi dalgalanmalara neden olabileceğine dikkat çekti. Çatışmanın tırmanarak tüm bölgeyi içine çeken bir istikrarsızlığa dönüşmesinin en olumsuz senaryo olduğunu belirten Fidan, enerji arz güvenliğinin de risk altında olduğunu ifade etti. Savaşın süresine ilişkin değerlendirmede bulunan Fidan, İsrail ve ABD’nin İran’ı ileride tehdit oluşturamayacak bir noktaya getirmeyi hedeflediğini, İran’ın ise Körfez’deki enerji hedeflerini vurarak maliyet üretmeye çalıştığını söyledi. Çatışmanın en erken İran’ın askeri kabiliyetlerinin ciddi ölçüde etkisiz hale getirilmesiyle, en geç ise rejim değişikliğiyle sona erebileceğini dile getirdi. İran’daki PKK varlığına ilişkin soruya da yanıt veren Fidan, bölgedeki Kürt grupların hareketliliğini yakından takip ettiklerini belirtti. “Terörsüz Türkiye için terörsüz bölge gerekir” ifadesini kullanan Fidan, sürecin Meclis’teki siyasi uzlaşmalarla şekilleneceğini kaydetti. Kuzey Kıbrıs’a yönelik olası bir risk konusunda ise mevcut tabloda ciddi bir tehdit görmediklerini ifade eden Fidan, Körfez ülkelerinin İran’a karşılık verdiğine dair iddiaları da duyduklarını ancak resmi teyit bulunmadığını söyledi. Bölgedeki Türk vatandaşlarının durumuna ilişkin bilgi veren Fidan, İran’da çifte vatandaşlar dahil yaklaşık 20 bin Türk vatandaşı bulunduğunu, şu ana kadar yaralanan ya da hayatını kaybeden herhangi bir vatandaş olmadığını açıkladı. Türkiye’nin İran’la üç sınır kapısından geçişlerin sürdüğünü belirten Fidan, ilgili kurumlarla birlikte olası göç dalgasına karşı tüm planlamaların yapıldığını ifade etti. Fidan ayrıca İran’ın şu aşamada kendi vatandaşlarının sınırdan çıkışına izin vermediğini ve bu nedenle İran’dan Türkiye’ye yönelik bir göç hareketi yaşanmadığını söyledi. Türkiye’nin çok katmanlı diplomasi yürüttüğünü belirten Fidan, Avrupa Birliği ve Körfez ülkeleriyle yoğun temas halinde olduklarını, çatışmaların sona ermesi için girişimlerin sürdüğünü kaydetti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Vizyonda bu hafta: Komediden korkuya 8 yeni film seyirciyle buluştu Haber

Vizyonda bu hafta: Komediden korkuya 8 yeni film seyirciyle buluştu

Sinema salonlarında bu hafta komediden drama, aksiyondan animasyona geniş bir yelpazede sekiz yeni film vizyona girdi. Uluslararası yapımların yanı sıra yerli korku ve gerilim filmlerinin de yer aldığı haftada, göç, aile, kimlik ve hayatta kalma temaları öne çıktı. Göç ve vicdan hikâyesi: “Ben Bir Yabancıydım” Brandt Andersen’in yönettiği “Ben Bir Yabancıydım”, Akdeniz’de yolları kesişen dört yabancının hikâyesi üzerinden savaş, göç ve merhamet temalarını ele alıyor. Suriyeli bir doktorun küçük kızıyla Halep’ten kaçışıyla başlayan film, vicdan ve sorumluluk arasındaki çatışmayı dramatik bir anlatımla beyaz perdeye taşıyor. Orta yaş krizi ve kimlik arayışı perdeye taşınıyor Bradley Cooper imzalı “Sesim Geliyor Mu?”, boşanma sürecindeki bir adamın New York komedi sahnesinde yeni bir anlam arayışını konu alıyor. Dram ve komediyi bir araya getiren yapım, ortak ebeveynlik ve bireysel dönüşüm üzerine odaklanıyor. Aksiyon ve gerilimde hayatta kalma mücadelesi Ric Roman Waugh’un yönettiği “Sığınak”, İskoçya’da ıssız bir adada yaşayan eski bir askerin bir kızı kurtarmasıyla değişen hayatını anlatıyor. Aksiyon ve gerilim unsurlarını bir araya getiren film, geçmiş travmalar ve koruma içgüdüsü ekseninde ilerliyor. Biyografi ve sanat: Chopin’in Paris yılları “Chopin, Chopin!” ünlü besteci Frederic Chopin’in hastalıklarla mücadele ederken müziğinde yarattığı dönüşümü ve Paris sosyetesindeki var olma çabasını ele alıyor. Film, izleyiciyi 19. yüzyılın kültürel atmosferine götürüyor. Sağlık emekçilerinin görünmeyen yükü “Gece Vardiyası”, personel eksikliği yaşayan bir acil serviste çalışan bir hemşirenin tükenmişlik sürecini merkezine alıyor. Yapım, sağlık sektöründeki yoğun tempo ve sistemsel baskıları gerçekçi bir dille aktarıyor. Yerli yapımlarda gerilim ve korku öne çıktı Can Evrenol’un yönettiği “Cam Sehpa”, sıradan bir evlilik hikâyesinden yola çıkarak beklenmedik bir trajediye uzanan gerilimli bir anlatı kuruyor. Bülent Terzioğlu imzalı “Muamma: Cenin-i Cin” ise paranormal olaylar üzerinden aile içi sırları ve inanç çatışmalarını işliyor. Animasyonda epik bir intikam hikâyesi Mamoru Hosoda’nın yönettiği “Scarlet”, babasının intikamını almak isteyen bir prensesin öte dünyada çıktığı yolculuğu anlatıyor. Film, nefret ve merhamet arasındaki dengeyi fantastik bir anlatıyla ele alıyor. Bu hafta vizyona giren yapımlar, farklı türleri ve temalarıyla sinema salonlarında geniş bir izleyici kitlesine hitap ederken, hem uluslararası hem yerli sinemanın çeşitliliğini bir kez daha ortaya koyuyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

10 milyonu aşarsa kapılar kapanabilir mi İsviçre kritik karara gidiyor Haber

10 milyonu aşarsa kapılar kapanabilir mi İsviçre kritik karara gidiyor

İsviçre’de seçmenler, 14 Haziran 2026’da yapılacak referandumda ülke nüfusunun 2050’ye kadar 10 milyonla sınırlandırılmasını öngören öneriyi oylayacak. Sağ görüşlü İsviçre Halk Partisi’nin desteklediği girişim, nüfusun 9,5 milyonu aşması halinde göç ve ikamet politikalarının sıkılaştırılmasını zorunlu kılmayı hedeflerken hükümet ve pek çok siyasi aktör öneriye karşı çıkıyor. Nüfus artışı alarmı tartışmayı tetikledi Girişimin arkasındaki siyasi hareket, hızlı nüfus artışının konut, altyapı ve çevre üzerinde baskı yarattığını savunuyor. Ülke nüfusunun 1990’larda yaklaşık 7 milyon seviyesinden bugün 9 milyonu aşmasına dikkat çekilirken, artışın büyük ölçüde göç kaynaklı olduğu belirtiliyor. 9,5 milyon eşiği aşılırsa sert önlemler gündeme gelebilir Plan kabul edilirse nüfus 9,5 milyona ulaştığında iltica kuralları, aile birleşimi ve oturum izinleri gibi alanlarda kısıtlamalar devreye girecek; ayrıca bazı uluslararası anlaşmaların yeniden müzakere edilmesi gerekecek. Gerekirse Avrupa Birliği ile serbest dolaşım anlaşmasının sonlandırılması bile tartışmaya açılabilecek. Ekonomi ve iş gücü kaygısı muhalefeti güçlendiriyor Federal Konsey, iş dünyası temsilcileri ve birçok siyasi parti ise önerinin iş gücü açığı yaratabileceği ve ekonomik refaha zarar verebileceği uyarısında bulunuyor. Sağlık, inşaat ve hizmet gibi sektörlerin yabancı çalışanlara bağımlı olduğu vurgulanırken, planın uluslararası ilişkileri de zorlayabileceği ifade ediliyor. Toplum ikiye bölünmüş durumda Son anketler seçmenlerin yaklaşık yüzde 48’inin öneriye sıcak baktığını gösteriyor; bu da referandumun sonucunun oldukça çekişmeli geçebileceğine işaret ediyor. İsviçre’nin doğrudan demokrasi sistemi gereği yeterli imza toplayan girişimler halk oylamasına sunulabiliyor ve kabul edilirse doğrudan yürürlüğe girebiliyor. Bugün 9,1 milyonluk ülke yarının sınırını mı tartışıyor 2025 verilerine göre yaklaşık 9,1 milyon nüfusa sahip ülkede yabancı doğumluların oranı son yıllarda yüzde 30 civarında seyrediyor. Bu tablo, referandumu yalnızca demografik değil aynı zamanda göç politikaları açısından da Avrupa’nın yakından izlediği bir oylama haline getiriyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

14 şehrin adı geçiyor: İstanbul’dan Anadolu’ya “büyük göç planı” iddiası Haber

14 şehrin adı geçiyor: İstanbul’dan Anadolu’ya “büyük göç planı” iddiası

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda yürütüldüğü öne sürülen çalışmanın, Marmara Bölgesi’nde özellikle sanayi tesisleri ve organize sanayi bölgelerinin (OSB) deprem riskleri açısından yeniden değerlendirilmesini hedeflediği belirtiliyor. Bu kapsamda İstanbul, Tekirdağ, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Yalova, Kocaeli ve Sakarya’da bulunan toplam 77 OSB ile büyük sanayi tesisleri, ulaşım ve enerji altyapılarının risk durumlarının tespit edilmesine yönelik bir analiz sürecinin başlatıldığı ifade ediliyor. Kandilli Rasathanesi ile ortak çalışma iddiası Türkiye gazetesinde yer alan habere göre, söz konusu çalışmanın Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü ile birlikte yürütülmesi planlanıyor. Elde edilecek veriler doğrultusunda, sanayi bölgelerinin gelecekteki yer seçimlerine rehberlik edecek bir planlama dokümanı hazırlanması bekleniyor. Yetkililerin, Marmara Bölgesi’ndeki sanayi yoğunluğunu azaltarak üretimin ülke geneline daha dengeli yayılmasını amaçladığı; böylece hem deprem riskinin azaltılması hem de ekonomik faaliyetlerin farklı bölgelere taşınması hedeflendiği aktarılıyor. Listede 14 şehir olduğu öne sürülüyor Haberde, İstanbul ve çevresinden taşınması planlanan sanayi yatırımları ve buna bağlı nüfus hareketleri için 14 ilin öne çıktığı iddia edildi. Göç ve yeni sanayi havzaları için adı geçen illerin şunlar olduğu belirtiliyor: Kastamonu, Samsun, Ankara, Amasya, Eskişehir, Yozgat, Kırşehir, Nevşehir, Aksaray, Kayseri, Konya, Niğde, Karaman ve Mersin. Bu illerin seçilmesinde, deprem risk haritalarında dördüncü ve beşinci derece risk grubunda yer almalarının etkili olduğu öne sürülüyor. Özellikle fay hatları üzerinde bulunan ve yoğun sanayi barındıran Bursa, Kocaeli ve Tekirdağ gibi illerdeki riskin, bu planın temel gerekçelerinden biri olduğu ifade ediliyor. Sanayi ve nüfus dengesi hedefleniyor İddialara göre, Kocaeli’nde Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarının önemli bir bölümünün bulunması ve Bursa’nın en fazla OSB’ye sahip illerden biri olması, Marmara Bölgesi’ndeki kırılganlığı artırıyor. Yeni planla birlikte, hem sanayi yatırımlarının hem de buna bağlı nüfusun Anadolu’ya daha dengeli bir şekilde dağıtılması amaçlanıyor. Resmî makamlar tarafından henüz doğrulanmayan bu iddialar, İstanbul ve Marmara Bölgesi’nin geleceği açısından “büyük göç” tartışmalarını yeniden gündeme taşımış durumda. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Yılbaşı alarmı: Ülke genelinde 4 gün boyunca kesintisiz güvenlik uygulaması Haber

Yılbaşı alarmı: Ülke genelinde 4 gün boyunca kesintisiz güvenlik uygulaması

Yılbaşı sürecinde olası güvenlik risklerine karşı kapsamlı önlemler devreye alındı. İçişleri Bakanlığı, Emniyet, Jandarma, Sahil Güvenlik, AFAD ve Göç İdaresi başta olmak üzere tüm birimleriyle ülke genelinde geniş çaplı bir güvenlik planını hayata geçirdi. 12 bin 687 noktada denetim, 325 bin personel sahada İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın verdiği bilgilere göre, 4 günlük yılbaşı tedbirleri kapsamında 12 bin 687 uygulama noktası oluşturuldu. Toplam 325 bin 267 personel görevlendirilirken, bunların 298 bini asayiş, 27 bini trafik alanında görev yapacak. Sahada 44 bin 68 ekip, 720 hava aracı, 238 deniz unsuru ve 430 dedektör köpeği aktif olacak. Kaçak alkol, uyuşturucu ve aranan şahıslara darbe Yerlikaya, son bir ayda yürütülen operasyonların bilançosunu da paylaştı. Buna göre 306 bin litre kaçak ve sahte alkol ele geçirildi, 816 şüpheli hakkında işlem yapıldı. Uyuşturucuyla mücadelede ise 3,5 ton uyuşturucu madde ve 14 milyon adet hap yakalanırken, 3 bin 406 kişi tutuklandı. Ayrıca çeşitli suçlardan haklarında kesinleşmiş hapis cezası bulunan 19 bin 616 kişi yakalandı. Kameralar, PTS ve yüz tanıma sistemleri aktif Yılbaşı tedbirleri boyunca güvenlik güçleri ileri teknolojiyle desteklenecek. Türkiye genelinde 31 bin 424 KGYS noktası, 107 bin 423 kamera, 4 bin 366 Plaka Tanıma Sistemi noktası, 6 bin 708 yüz tanıma kamerası ve 1.064 mobil PTS aktif olarak kullanılacak. Görevli 115 bin 854 kolluk personeli yaka kamerasıyla sahada olacak. AFAD ve Göç İdaresi de teyakkuzda AFAD, yılbaşı gecesi 81 ilde 1.410 personel ve 396 araç ile 7/24 esasına göre görev yapacak. Göç İdaresi Başkanlığı ise düzensiz göçle mücadele kapsamında 375 Mobil Göç Noktası Aracı ve 4 bin 575 personel ile denetimlerini en üst seviyeye çıkardı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “Hiçbir iç ve dış tehdide karşı boşluk bırakmayacağız” mesajı vererek, yılbaşı sürecinde yurttaşların huzur ve güvenliği için tüm devlet imkanlarının seferber edildiğini vurguladı. 2026’nın Türkiye halkı ve tüm dünya için barış, sağlık ve esenlik getirmesi temennisinde bulundu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.