SON DAKİKA

#Güvenlik Politikaları

HABER DEĞER - Güvenlik Politikaları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Güvenlik Politikaları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Theodore Postol’dan çarpıcı çıkış: Füze savunma sistemleri teknik dolandırıcılık Haber

Theodore Postol’dan çarpıcı çıkış: Füze savunma sistemleri teknik dolandırıcılık

Massachusetts Institute of Technology bünyesinde Bilim, Teknoloji ve Ulusal Güvenlik Politikaları alanında çalışan Prof. Theodore Postol, Orta Doğu’da süren savaşın askeri teknolojilerine dair dikkat çeken açıklamalar yaptı. Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen’e verdiği röportajda konuşan Postol, özellikle ABD ve İsrail’in kullandığı füze savunma sistemlerinin gerçek performansının kamuoyuna anlatılandan çok farklı olduğunu öne sürdü. “Saldırıların yüzde 95’ini engelleyemiyorlar” Postol, siyasi söylemler ve medya anlatılarının bu sistemlerin başarı oranını abarttığını savundu. Ona göre füze savunma sistemleri pratikte oldukça sınırlı bir etkiye sahip. Postol, “Siyasetçiler ve basın, bu sistemlerin halkı koruyabileceğine dair sahte iddialarda bulunuyor. Oysa gerçek şu ki saldırı anında bu sistemler yüzde 95 oranında başarısız oluyor” dedi. Uzman isim, özellikle ABD yapımı Patriot missile system performansını 1991’deki Gulf War döneminden bu yana incelediğini ve sistemin o dönemde Irak’ın Scud füzelerini durdurmada ciddi zorluk yaşadığını söyledi. “Gökyüzündeki patlama gerçek önleme değildir” Postol, savunma sistemlerine ilişkin kamuoyunda oluşan görsel algının da çoğu zaman yanıltıcı olduğunu belirtti. İnsanların gökyüzünde gördüğü patlamaların çoğu zaman füzenin vurulduğu anlamına gelmediğini ifade etti. “İnsanlar bir patlama gördüğünde füzenin imha edildiğini sanıyor. Oysa çoğu zaman gördükleri şey savunma füzesinin kendi savaş başlığının boşlukta patlamasıdır” değerlendirmesinde bulundu. Bu nedenle Iron Dome ve Patriot gibi sistemlerin gerçek başarı oranlarının kamuoyuna açıklanandan çok daha düşük olabileceğini ileri sürdü. İran’ın füze ve İHA kapasitesine dikkat çekti Postol, İran’ın özellikle balistik füze ve insansız hava aracı teknolojilerinde önemli ilerleme kaydettiğini savundu. İran’ın “Fettah” hipersonik savaş başlığının Mach 10–12 hızlarına ulaşabildiğini belirten uzman, bu tür bir sistemin yalnızca patlayıcıyla değil sahip olduğu kinetik enerjiyle de büyük yıkım oluşturabileceğini söyledi. Ayrıca İran’ın İHA operasyonlarında küresel uydu ağlarının önemli rol oynadığını ve operatörlerin binlerce kilometre uzaklıktan dronları yüksek hassasiyetle yönlendirebildiğini ifade etti. “Nükleer çatışma riski artıyor” Postol, savaşın siyasi boyutuna ilişkin de sert değerlendirmelerde bulundu. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu hakkında oldukça ağır ifadeler kullanan Postol, bölgedeki çatışmanın daha tehlikeli bir aşamaya girebileceği uyarısında bulundu. Uzman isim, savaşın kontrolden çıkması halinde bölgesel bir nükleer çatışma riskinin ortaya çıkabileceğini ve bunun küresel sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Postol’a göre mevcut askeri doktrinler ve savunma sistemlerine yapılan milyarlarca dolarlık yatırımlar gerçek savaş koşullarında beklenen korumayı sağlamayabilir. Bu nedenle savaş teknolojileri konusunda kamuoyunun daha gerçekçi bilgilerle bilgilendirilmesi gerektiğini vurguladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

TBMM'yi yoğun hafta bekliyor: Bakanlar Orta Doğu’daki gerilimi anlatacak Haber

TBMM'yi yoğun hafta bekliyor: Bakanlar Orta Doğu’daki gerilimi anlatacak

TBMM Genel Kurulu yeni haftada yoğun gündemle toplanacak. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve Orta Doğu’daki gerilime ilişkin milletvekillerini bilgilendirecek. TBMM Genel Kurulu, haftalık çalışmalarına 10 Mart Salı günü başlayacak. Genel Kurulda Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Orta Doğu’daki son gelişmelere ilişkin milletvekillerine bilgilendirme yapacak. Bakanların sunumlarında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, bölgedeki çatışmaların yayılma ihtimali, Orta Doğu’da artan gerilim ve Türkiye’nin izlediği diplomatik ve güvenlik politikaları ele alınacak. Bakanlara sunumları için 30’ar dakika süre verilecek. Siyasi parti grupları adına yapılacak konuşmalar ise 20’şer dakika olacak. Grubu bulunmayan iki milletvekili de 5’er dakika söz alabilecek. TBMM'nin resmi internet sitesinde yer alan haftalık gündeme göre Genel Kurulda ayrıca görüşmeleri devam eden “Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin kalan maddeleri ele alınacak. İlk 21 maddesi kabul edilen düzenlemeye göre Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, ihtiyaç duyulan durumlarda döner sermayeli işletmeler kurabilecek. Döner sermayeye tahsis edilen sermaye miktarını 5 katına kadar artırma yetkisi ise Cumhurbaşkanı’na verilecek. Teklifle birlikte milli parklarda koruma ve denetim görevleri orman muhafaza memurlarının yanı sıra av ve doğa koruma memurları ile saha bekçileri tarafından da yürütülebilecek. Korunan alanlarda el konulan yapı ve tesislerin ise Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından derhal yıkılması ya da gerekli görülmesi halinde değerlendirilmesi öngörülüyor. Düzenleme kapsamında milli parklarda doğal ve ekolojik dengeyi bozanlara 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezası verilebilecek. Milli parklara giriş ücretini ödemeden girenlere ise giriş ücretinin 4 katı tutarında idari para cezası uygulanacak. Avlanma cezalarında da artış öngörülüyor. Merkez Av Komisyonu tarafından avlanmanın yasaklandığı alanlarda avlananlara verilen idari para cezası 200 liradan 10 bin liraya çıkarılacak. Özel koruma sahaları, yaban hayatı geliştirme sahaları ve üretme istasyonlarında avlananlara kesilen ceza ise 350 liradan 15 bin liraya yükseltilecek. Genel Kurul gündeminde ayrıca Türkiye ile Libya arasında imzalanan “Kolluk İş Birliği Mutabakat Muhtırası”nın onaylanmasına ilişkin kanun teklifi de yer alıyor. Öte yandan Meclis komisyonlarında da yoğun bir çalışma programı bulunuyor. Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu’nda sosyal medyaya yönelik düzenlemeler ile doğum izni konularını da içeren Sosyal Hizmetler Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasını öngören teklif görüşülecek. Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon ve Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu da gündemlerindeki başlıkları ele alınması bekleniyor.

Alaaddin Aldemir, HİSAR Derneği’nin toplantısına katıldı Haber

Alaaddin Aldemir, HİSAR Derneği’nin toplantısına katıldı

Hukuk, iktisat ve siyaset alanlarında yürüttüğü araştırma ve toplantılarla dikkat çeken Hukuk İktisat ve Siyaset Araştırmaları Derneği (HİSAR), bugün Ankara’da bir toplantı gerçekleştirdi. Akademisyenler, hukukçular ve sivil toplum temsilcilerinin katıldığı buluşmada, Türkiye’nin güvenlik politikaları, toplumsal barış ve “terörsüz bir gelecek” hedefi çok boyutlu olarak ele alındı. Toplantıya eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Alaaddin Aldemir de katıldı. Alaaddin Aldemir’den “toplumsal mutabakat” vurgusu Toplantıda söz alan Alaaddin Aldemir, terörle mücadelenin yalnızca güvenlik politikalarıyla sınırlı ele alınmaması gerektiğini ifade etti. Aldemir, hukuk devleti ilkeleri, demokratik katılım ve toplumsal uzlaşıyı esas alan bir yaklaşımın kalıcı barış için zorunlu olduğunu belirterek, “Terörsüz Türkiye” hedefinin geniş bir toplumsal mutabakatla mümkün olabileceğini söyledi. Hukuk ve siyaset perspektifinden değerlendirmeler Toplantıda yapılan sunumlarda, terörle mücadelenin hukuki zemini, demokratik standartların korunması ve ekonomik-sosyal politikaların rolü ele alındı. Katılımcılar, güvenlik politikalarının insan haklarıyla uyumlu biçimde yürütülmesinin toplumsal güveni güçlendireceği görüşünde birleşti. HİSAR Derneği’nin çalışmaları ve düzenli Çarşamba toplantıları Ankara merkezli bir sivil toplum kuruluşu olan HİSAR Derneği, eski milletvekili Ayhan Bilgen’in öncülüğünde kuruldu. Dernek, hukuk, iktisat ve siyaset alanlarında araştırmalar yaparak Türkiye’nin temel meselelerine yönelik nitelikli analizler ve çözüm önerileri üretmeyi amaçlıyor. HİSAR’ın Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini ise Vakkas Cebe yürütüyor. Dernek, sivil toplumun siyasete katılımını artırmayı ve farklı toplumsal kesimler arasında diyalog ve uzlaşıyı güçlendirmeyi temel misyonları arasında görüyor. Bu kapsamda HİSAR, her hafta düzenli olarak gerçekleştirdiği Çarşamba toplantılarında “alternatif siyaset”, “adalet”, “demokratikleşme” ve “toplumsal barış” gibi başlıkları ele alıyor. Bu buluşmalarda akademisyenler, siyasetçiler ve sivil toplum temsilcileri bir araya gelerek güncel meseleler üzerine yapıcı tartışmalar yürütüyor. Çalışmalar sürecek mesajı Toplantının ardından HİSAR Derneği yetkilileri, “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda akademik çalışmalar, raporlar ve düzenli toplantılarla sürece katkı sunmaya devam edeceklerini belirtti. Bugünkü toplantı, soru-cevap bölümü ve karşılıklı görüş alışverişiyle sona erdi.

Şili neden solcu bir hükümetten sağa döndü? Haber

Şili neden solcu bir hükümetten sağa döndü?

Latin Amerika’da uzun yıllar boyunca istikrarın ve güvenliğin sembolü olarak görülen Şili, son seçimlerle birlikte keskin bir siyasi yön değişikliğine gitti. Seçmenler, güvenlik ve göç konularında artan endişeler nedeniyle, sol yönetimi geride bırakarak sağcı aday José Antonio Kast’ı devlet başkanlığına taşıdı. Bu tercih, yalnızca bir iktidar değişimini değil, aynı zamanda toplumsal korkuların siyaseti nasıl şekillendirdiğini de gözler önüne serdi. Güvenlik algısı sandığın kaderini belirledi Şili’de son yıllarda organize suç, uyuşturucu ticareti, araç gaspı ve şiddet olaylarının görünürlüğü arttı. Resmî verilere göre bazı suç türlerinde düşüş yaşansa da, seçmen nezdinde “güvende olma hissi” ciddi biçimde zayıfladı. Bu durum, sert güvenlik politikaları vadeden Kast’ın söylemlerini geniş bir kitle için cazip hale getirdi. Göç meselesi toplumsal kırılma yarattı Şili’de 2018’den bu yana yabancı nüfus yaklaşık yüzde 46 arttı. Özellikle Venezuela’daki krizden kaçan yüz binlerce göçmenin ülkeye gelişi, kamu hizmetleri, iş piyasası ve mahalle yaşamı üzerinde baskı yarattı. Kast, düzensiz göçü suçla ilişkilendiren sert bir dil kullandı ve sınır duvarı, toplu sınır dışı gibi vaatlerle seçmenin korkularına seslendi. Eleştirmenler bu dili “yabancı düşmanlığı” olarak nitelese de, mesaj geniş bir karşılık buldu. Sol iktidara tepki birikti Şili’deki sağa dönüş yalnızca Kast’ın söylemleriyle açıklanmıyor. Sol hükümetin suçla mücadelede yetersiz kaldığı algısı, göç politikalarında kontrolsüzlük eleştirileri ve reform süreçlerinde yaşanan tıkanmalar, seçmen nezdinde ciddi bir hayal kırıklığı yarattı. Bu tablo, “daha sert bir yönetim” arzusunu güçlendirdi. Pinochet gölgesi neden hâlâ etkili? Kast’ın, Şili’nin eski askeri diktatörü Augusto Pinochet hakkında kullandığı olumlu ifadeler ülkeyi ikiye böldü. Bir kesim için Pinochet dönemi işkence, kayıplar ve baskıyla anılırken, diğer bir kesim o dönemi “düzen ve güvenlik” ile özdeşleştiriyor. Kast’ın seçilmesi, Şili toplumunda geçmişle yüzleşmenin hâlâ tamamlanmadığını gösterdi. Latin Amerika’da sağa dönüş dalgası Şili, Arjantin, Ekvador ve El Salvador gibi ülkelerin ardından soldan sağa yönelen son halka oldu. Kimi ülkelerde bu değişim ekonomik kriz ve enflasyonla, kimilerinde ise suç ve göç korkusuyla şekillendi. Şili örneği, güvenlik söyleminin günümüz Latin Amerika siyasetinde ne kadar güçlü bir mobilizasyon aracı haline geldiğini ortaya koyuyor. Yeni dönemde ne bekleniyor? Kast’ın partisi parlamentoda çoğunluğa sahip değil. Bu durum, sert güvenlik yasaları ve göç politikalarının hayata geçirilmesini zorlaştırabilir. Ancak birçok seçmen için, somut sonuçlardan önce “kontrolün yeniden sağlandığı” hissi önemli. Bu da Şili’de önümüzdeki dönemin, güvenlik–özgürlük dengesinin sert biçimde tartışıldığı bir süreç olacağını gösteriyor.

İbrahim Tatlıses’i vuran Abdullah Uçmak’tan şaşırtan çıkış Haber

İbrahim Tatlıses’i vuran Abdullah Uçmak’tan şaşırtan çıkış

Cezaevinden gelen mesaj kamuoyunda tartışma yarattı 14 Mart 2011’de İstanbul Maslak’ta düzenlenen silahlı saldırının ardından ağır yaralanan İbrahim Tatlıses’e ilişkin dava sürecinde hüküm giyen Abdullah Uçmak’ın sosyal medya hesabından yapılan paylaşım, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Uçmak’ın hesabından paylaşılan ifadelerde, ceza süresinin uzunluğuna dikkat çekilerek tahliye talep edildi. “Kimse bu ülkede yaralamadan 16 sene yatmadı” dedi Uçmak adına yapılan paylaşımda, “Kimse bu ülkede yaralamadan 16 sene ceza yatmadı, tahliyemi istiyorum” ifadeleri yer aldı. Mesaj, Türkiye toplumunda adalet sistemi, ceza süreleri ve infaz rejimi üzerine süregelen tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. 2011’deki saldırı Türkiye toplumunu sarsmıştı İbrahim Tatlıses’e yönelik saldırı, yalnızca sanat dünyasında değil, Türkiye halkı genelinde büyük bir şok etkisi yaratmıştı. Ağır yaralanan Tatlıses uzun süren tedavi sürecinin ardından hayata tutunmuş, olay ise kamuoyunda şiddet, silahlanma ve güvenlik politikaları açısından uzun süre tartışılmıştı. Tahliye talebi hukuki süreci yeniden gündeme getirdi Abdullah Uçmak’ın cezaevinden paylaşılan talebi, infaz hukukuna ilişkin değerlendirmeleri de beraberinde getirdi. Hukukçular, tahliye kararlarının bireysel başvurular, infaz süresi ve yasal düzenlemeler çerçevesinde ele alındığını vurgularken, sosyal medyada yapılan çağrıların hukuki süreç üzerinde doğrudan bağlayıcılığı bulunmadığına dikkat çekiyor. Toplumsal hafıza ve adalet duygusu yeniden sınanıyor Paylaşımın ardından sosyal medyada çok sayıda yurttaş, saldırının Türkiye toplumunda bıraktığı derin izi hatırlatarak tepkilerini dile getirdi. Tartışma, hem mağduriyetlerin hem de ceza adaletinin nasıl dengeleneceği sorusunu bir kez daha gündemin merkezine taşıdı.

Apron gövde gösterisine döndü: Erdoğan 9 bin 200 aracı hizmete verdi Haber

Apron gövde gösterisine döndü: Erdoğan 9 bin 200 aracı hizmete verdi

Atatürk Havalimanı’nda gövde gösterisi yapan konvoy, törene damga vurdu İstanbul’daki Atatürk Havalimanı apronunda yan yana dizilen binlerce araç, dron görüntüleriyle kamuoyuna yansıdı. Apronda oluşturulan Türk bayrağı figürü görsel şovu tamamladı. Törene katılan Recep Tayyip Erdoğan, güvenlik güçlerine tahsis edilen araçların ülke genelinde görev yapacak birimler arasında paylaştırılacağını açıkladı. “Güvenlik kuvvetlerimize her türlü desteği veriyoruz” Erdoğan konuşmasında, “Hükümet olarak güvenlik kuvvetlerimizin vazifelerini en iyi şekilde yerine getirmeleri için her türlü desteği sağlıyoruz. Bugün 9 bin 200 yeni aracı hizmete sunuyoruz” dedi. Açıklamada, şehirlerde polisin, kırsalda jandarmanın, denizlerde sahil güvenliğin 7/24 görev yaptığı vurgulandı. “Geçmişteki güvensizlik zemini ortadan kaldırıldı” Cumhurbaşkanı, terörle mücadelede geçmişte yapılan hatalara değinerek, devlet–yurttaş bağının bir dönem zedelenmiş olduğunu, son yıllarda atılan adımlarla bu güvensizliğin giderildiğini söyledi. “Kendini kanunların üstünde görenlerin yanlışlarının bedelini Türkiye toplumu olarak birlikte ödedik” ifadeleri dikkat çekti. “Sokak çetelerine, zehir tacirlerine nefes aldırmayacaksınız” Erdoğan, güvenlik birimlerine hitabında sert mesajlar verdi: “Türkiye halkının huzurunu bozan sokak çetelerine, evlatlarımızı hedef alan örgütlere, zehir tacirlerine nefes aldırmayacaksınız.” Bu sözleriyle mücadele vurgusunu yineleyen Erdoğan, güvenlik güçlerinin “milletin vicdanındaki yeri”nin en büyük güç olduğunu dile getirdi. Araçlar üç kritik kuruma dağıtılacak Törende hizmete alınan araçların, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı envanterine katılacağı bildirildi. Araçların şehir içi asayişten kırsal güvenliğe, deniz denetimlerinden afet ve acil durumlara kadar farklı operasyonel alanlarda kullanılacağı kaydedildi. Tören, güvenlik başlığını yeniden ülke gündemine taşıdı Gösterişli tören, güvenlik politikaları ve bütçe öncelikleri üzerine tartışmaları da canlandırdı. Destek miktarının operasyonel kapasiteye etkisi kadar, güvenlik–özgürlük dengesinin nasıl korunacağına dair soruların da önümüzdeki günlerde gündemde kalması bekleniyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.