SON DAKİKA

#Hayatta Kalma

HABER DEĞER - Hayatta Kalma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hayatta Kalma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Erkekler neden hırdavat sever? Haber

Erkekler neden hırdavat sever?

Erkeklerin hırdavatla kurduğu ilişki çoğu zaman basit bir merak ya da hobi gibi görünür. Ancak psikoloji ve davranış bilimleri açısından bakıldığında bu ilginin çok daha karmaşık bir arka planı olduğu görülüyor. Bir matkap ya da tornavidayla uğraşmak yalnızca teknik bir iş değil; aynı zamanda kontrol, üretkenlik ve kimlik duygusuyla da bağlantılı. Psikolojik açıdan hırdavat, birçok erkek için bir kontrol alanı anlamına geliyor. Günlük hayatın belirsizlikleri ve karmaşası içinde somut bir sorunu çözmek, zihinde düzen hissi yaratıyor. Bir vida sıkmak, bir raf monte etmek veya bir cihazı tamir etmek; “sorun çözüldü” duygusunu doğrudan ve hızlı şekilde sağlayabiliyor. Bu durum bireyde yeterlilik ve kontrol hissini güçlendiriyor. Hırdavatla uğraşmanın bir diğer yönü de somut problemlere yönelme eğilimiyle ilişkili. Duygusal veya sosyal meseleler karmaşık ve belirsiz olabilir. Buna karşılık bir matkap veya tornavida ile çalışmak daha net bir süreçtir: problem vardır, çözüm uygulanır ve sonuç görülür. Bu nedenle bazı psikologlar tamir işlerinin birçok kişi için bir tür zihinsel rahatlama veya meditasyon etkisi yarattığını belirtiyor. Bu ilginin kökenleri evrimsel açıdan da açıklanıyor. İnsanlık tarihinin büyük bölümünde alet üretme ve kullanma becerisi hayatta kalmak için kritik bir rol oynadı. Av araçları yapmak, barınak inşa etmek veya bir aracı tamir etmek toplumsal statü ve hayatta kalma açısından önemliydi. Bu nedenle teknik beceriler uzun süre boyunca sosyal değer ve prestijle ilişkilendirildi. Kültürel faktörler de bu ilgiyi besliyor. Endüstriyel çağdan itibaren atölye kültürü, tamircilik ve üretim becerileri erkek kimliğiyle sık sık ilişkilendirildi. Günümüzde “kendin yap” kültürü, atölye videoları ve maker hareketi bu ilgiyi daha da görünür hale getiriyor. Matkap, pense veya tornavida artık yalnızca bir araç değil; aynı zamanda üretkenlik ve beceri sembolü olarak da algılanabiliyor. Sonuç olarak erkeklerin hırdavat sevgisi tek bir nedene indirgenemiyor. Psikolojik rahatlama, kontrol hissi, evrimsel miras ve kültürel kimlik gibi birçok faktör bu ilginin oluşmasında rol oynuyor. Bir matkap sesi bazen sadece bir duvara açılan delik değil, aynı zamanda insanın üretme ve çözme isteğinin bir yansıması olarak da görülebiliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Alıştığımız dünyaya darbe: Düzeni sarsan 5 kitap önerisi Haber

Alıştığımız dünyaya darbe: Düzeni sarsan 5 kitap önerisi

Günlük hayatın değişmeyeceğine inanmak güven verici olsa da edebiyat çoğu zaman bu konforu sarsıyor. Bireysel vazgeçişlerden toplumsal çöküş senaryolarına kadar uzanan anlatılar, kurulu sandığımız dünyaların ne kadar hassas olduğunu gözler önüne seriyor. Hafta sonu için derlenen beş kitap, gerçekliğin sınırlarını ve alışılmış düzeni sorgulayan hikâyeleri bir araya getiriyor. Ölümsüzlüğün yükünü anlatan bir savaşçı hikâyesi öne çıkıyor Keanu Reeves ve China Miéville imzalı Öteyer Kitabı, binlerce yıl yaşamış bir savaşçının ölümsüzlüğün bedeliyle yüzleşmesini merkezine alıyor. Tanrılarla yapılan bir anlaşma sonucu hayatta kalan karakter, son bir görev karşılığında ölme ihtimaliyle karşı karşıya kalırken roman mitoloji ile modern şiddeti buluşturuyor ve sonsuz yaşamın bir güçten çok ağır bir yük olabileceğini vurguluyor. Modern hayatın görünmeyen yüklerini anlatan bir kaçış hikâyesi dikkat çekiyor Hyunam-Dong Kitabevi, dışarıdan “doğru” görünen bir hayatın içinde kendini kaybeden Youngju’nun küçük bir kitabevi açarak yeniden başlama kararını konu alıyor. Roman yalnızca bireysel dönüşümü değil, kitabevine yolu düşen farklı karakterler üzerinden modern hayatın sıkışmışlık hissini ve görünmeyen yüklerini anlatıyor. Felaket sonrası toplumun kırılganlığı sorgulanıyor John Wyndham’ın Triffidlerin Günü adlı romanı, kitlesel körlük ve yürüyebilen zehirli bitkilerle değişen dünyayı anlatırken medeniyetin ne kadar hızlı çözülebileceğini tartışmaya açıyor. Eserde dayanışma, güç ve hayatta kalma gibi kavramlar felaketin ortasında yeniden tanımlanıyor. Aile ve annelik fikri karanlık bir atmosferde ele alınıyor Joy Williams’ın Diğer Çocuk romanı, izole bir adada belirsizlik içinde yaşayan karakterler üzerinden aile kavramını sorguluyor. Olaydan çok atmosferin ön planda olduğu anlatı, özgürlük ile tehlike arasındaki ince çizgiyi ve yetişkinlerin dünyasının güvenilirliğini tartışmaya açıyor. “Normal” ve “anormal” sınırını tartışan bir bilim kurgu klasiği listede yer alıyor Philip K. Dick’in Alfa Ayının Kabileleri adlı eseri, akıl hastalarının sürgün edildiği bir gezegende kurulan yeni toplumsal düzeni konu alıyor. Roman, gerçekliğin kim tarafından üretildiği ve hangi gerçeğin geçerli sayıldığı sorusunu gündeme getirirken bilim kurguyu bugünün toplumsal yapısına ayna tutan bir araç olarak kullanıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Vizyonda bu hafta: Komediden korkuya 8 yeni film seyirciyle buluştu Haber

Vizyonda bu hafta: Komediden korkuya 8 yeni film seyirciyle buluştu

Sinema salonlarında bu hafta komediden drama, aksiyondan animasyona geniş bir yelpazede sekiz yeni film vizyona girdi. Uluslararası yapımların yanı sıra yerli korku ve gerilim filmlerinin de yer aldığı haftada, göç, aile, kimlik ve hayatta kalma temaları öne çıktı. Göç ve vicdan hikâyesi: “Ben Bir Yabancıydım” Brandt Andersen’in yönettiği “Ben Bir Yabancıydım”, Akdeniz’de yolları kesişen dört yabancının hikâyesi üzerinden savaş, göç ve merhamet temalarını ele alıyor. Suriyeli bir doktorun küçük kızıyla Halep’ten kaçışıyla başlayan film, vicdan ve sorumluluk arasındaki çatışmayı dramatik bir anlatımla beyaz perdeye taşıyor. Orta yaş krizi ve kimlik arayışı perdeye taşınıyor Bradley Cooper imzalı “Sesim Geliyor Mu?”, boşanma sürecindeki bir adamın New York komedi sahnesinde yeni bir anlam arayışını konu alıyor. Dram ve komediyi bir araya getiren yapım, ortak ebeveynlik ve bireysel dönüşüm üzerine odaklanıyor. Aksiyon ve gerilimde hayatta kalma mücadelesi Ric Roman Waugh’un yönettiği “Sığınak”, İskoçya’da ıssız bir adada yaşayan eski bir askerin bir kızı kurtarmasıyla değişen hayatını anlatıyor. Aksiyon ve gerilim unsurlarını bir araya getiren film, geçmiş travmalar ve koruma içgüdüsü ekseninde ilerliyor. Biyografi ve sanat: Chopin’in Paris yılları “Chopin, Chopin!” ünlü besteci Frederic Chopin’in hastalıklarla mücadele ederken müziğinde yarattığı dönüşümü ve Paris sosyetesindeki var olma çabasını ele alıyor. Film, izleyiciyi 19. yüzyılın kültürel atmosferine götürüyor. Sağlık emekçilerinin görünmeyen yükü “Gece Vardiyası”, personel eksikliği yaşayan bir acil serviste çalışan bir hemşirenin tükenmişlik sürecini merkezine alıyor. Yapım, sağlık sektöründeki yoğun tempo ve sistemsel baskıları gerçekçi bir dille aktarıyor. Yerli yapımlarda gerilim ve korku öne çıktı Can Evrenol’un yönettiği “Cam Sehpa”, sıradan bir evlilik hikâyesinden yola çıkarak beklenmedik bir trajediye uzanan gerilimli bir anlatı kuruyor. Bülent Terzioğlu imzalı “Muamma: Cenin-i Cin” ise paranormal olaylar üzerinden aile içi sırları ve inanç çatışmalarını işliyor. Animasyonda epik bir intikam hikâyesi Mamoru Hosoda’nın yönettiği “Scarlet”, babasının intikamını almak isteyen bir prensesin öte dünyada çıktığı yolculuğu anlatıyor. Film, nefret ve merhamet arasındaki dengeyi fantastik bir anlatıyla ele alıyor. Bu hafta vizyona giren yapımlar, farklı türleri ve temalarıyla sinema salonlarında geniş bir izleyici kitlesine hitap ederken, hem uluslararası hem yerli sinemanın çeşitliliğini bir kez daha ortaya koyuyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Kutup ayıları eriyen buzdan fayda sağlıyor mu? Bilim insanlarından kritik uyarı Haber

Kutup ayıları eriyen buzdan fayda sağlıyor mu? Bilim insanlarından kritik uyarı

İklim krizinin sembol türlerinden biri olan kutup ayıları, eriyen deniz buzlarıyla birlikte genellikle yok oluş tehdidiyle anılıyor. 2015 yılında paylaşılan ve “aşırı zayıf” olduğu belirtilen bir kutup ayısı fotoğrafı, dünya genelinde büyük yankı uyandırmış ve insan kaynaklı iklim değişikliğinin etkilerine dair tartışmaları yeniden alevlendirmişti. Her ne kadar bu fotoğrafın doğrudan küresel ısınmaya bağlı olduğuna dair kesin bir kanıt bulunmasa da, Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’ne (IUCN) göre kutup ayıları hâlâ hassas türler arasında yer alıyor. Buzlar eriyor, risk büyüyor Bilimsel çalışmalar, sera gazı emisyonları azaltılsa dahi 2100 yılına gelindiğinde Arktik’in bazı bölgelerinde kutup ayılarının yerel yok oluşlarla karşı karşıya kalabileceğini ortaya koyuyor. Deniz buzunun azalması, ayıların temel avı olan foklara ulaşmasını zorlaştırıyor ve bu durum uzun vadede hayatta kalma şanslarını düşürüyor. Bu nedenle buz kaybı, genel tabloya bakıldığında tür için ciddi bir tehdit olarak değerlendiriliyor. Svalbard’da şaşırtan tablo Ancak Norveç’e bağlı Svalbard adası çevresinde yaşayan kutup ayıları için tablo şimdilik farklı görünüyor. Scientific Reports dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, bölgede deniz buzunun önemli ölçüde azalmasına rağmen kutup ayılarının vücut kondisyonunun iyileştiğini ortaya koydu. Bu bulgu, buzların erimesiyle birlikte kutup ayısı popülasyonlarında düşüş yaşandığını gösteren önceki araştırmalarla çelişiyor. Geçici avantaj mı, yanıltıcı iyileşme mi 1980’lerden bu yana Svalbard çevresindeki Barents Denizi’nde sıcaklıkların her on yılda yaklaşık 2 derece arttığı biliniyor. Buna rağmen, 2004 sonrası yapılan sayımlarda bölgedeki kutup ayısı popülasyonunun yaklaşık 2 bin 650 birey seviyesinde kaldığı ve yakın döneme kadar belirgin bir azalma göstermediği tespit edildi. Araştırmacılar, buzların parçalanmasının bazı dönemlerde ayıların farklı avlara ulaşmasını kolaylaştırmış olabileceğini, bunun da kısa vadeli bir kilo artışına yol açtığını belirtiyor. Bilim insanlarından net uyarı Uzmanlar, bu iyileşmenin kalıcı olmadığı konusunda uyarıyor. Deniz buzunun daha da azalmasıyla birlikte avlanma alanlarının daralacağı, enerji harcamasının artacağı ve bu geçici avantajın hızla ortadan kalkacağı ifade ediliyor. Bilim insanlarına göre bugün gözlenen görece olumlu tablo, iklim krizinin kutup ayıları üzerindeki yıkıcı etkilerini gizlememeli. Uzun vadede buzsuz bir Arktik, bu türün yaşam alanlarını ciddi biçimde tehdit etmeye devam edecek.

Sinemada bugün büyük vizyon günü: 8 yeni film perde açtı! Haber

Sinemada bugün büyük vizyon günü: 8 yeni film perde açtı!

Sekiz yeni film gösterimde 21 Kasım itibarıyla sinema salonlarında 8 yeni film vizyona girdi. İşte bu haftanın öne çıkan yapımları ve kısa konuları: 1. Ölüme Koşan Adam: Distopik Hayatta Kalma Yarışı Stephen King’in romanından uyarlanan film, distopik ABD’de borçlarını kapatmak için 30 gün boyunca katillerden kaçmak zorunda kalan bir adamın ölüm kalım savaşını anlatıyor. 2. Wicked: İyilik Uğruna – Oz’un Karanlık Sırrı Oz diyarının kaos içinde olduğu dönemde, şeytanlaştırılmış bir cadı ile iyiliğin sembolü olan eski dostu, geçmişle yüzleşmek zorunda kalıyor. 3. Cin Mezarı: Sessiz Köyde Karanlık Bir Lanet Şehirden uzak bir köy evine yerleşen Yusuf ve annesinin yeni hayat hayali, evin taşıdığı karanlık sırlarla kâbusa dönüşüyor. 4. Oğul: İnanç ve Şeytan Arasında Sarsıcı Bir Hikâye Roma dönemi Mısır’ındaki bir aile, genç İsa’yı etkisi altına alan doğaüstü bir gücün hedefi hâline geliyor. Aile, çocuklarının “şeytani” bir güce çekildiğini fark ettikçe ruhani bir savaş başlıyor. 5. Keeper: Issız Kulübede Karanlık Bir Misafir Yıldönümlerini kutlamak için kulübeye giden bir çift, gecenin ilerleyen saatlerinde karanlık bir varlıkla yüzleşmek zorunda kalıyor. 6. Senden Geriye Kalan: Bir Annenin Acılı Yolculuğu Batı Şeria’da bir protestoya katılan oğlunun geçmişine dönen bir annenin hikâyesi, direniş ve umudu iç içe anlatıyor. 7. Bir Şair: Gölgelerde Kaybolan Bir Hayat Şiire takıntılı olan Oscar Restrepo, tanıştığı genç Yurlady’nin yeteneğini keşfeder; ancak onu şairler dünyasına sürüklemek, ikisi için de geri dönüşü olmayan bir yola dönüşür. 8. Yeni Şafak Solarken: Hastalık Sonrası Dağılmış Bir Zihin Hastalığı nedeniyle hayatı altüst olan Akın, iyileşme sürecinde İstanbul’un dini mekânlarına yönelir. Ancak bu ruhani arayış, zihninde rahatsız edici bir gerçekliğin kapısını aralar.

Yeni değil, yeterli olsun: İkinci el kıyafetlere talep rekor kırıyor! Haber

Yeni değil, yeterli olsun: İkinci el kıyafetlere talep rekor kırıyor!

Kış Kapıda, Fiyatlar El Yakıyor Her çarşamba Ankara’nın merkezinde Ayrancı Kapalı Pazar Yeri'nde kurulan ikinci el pazarı, son haftalarda adım atılamayacak kadar kalabalık. Havalar soğudukça, vatandaşın önceliği mont, kazak, bot oldu. Ancak mağazalardaki fiyatlar cep yakıyor: Yeni bir mont 2.500 liradan başlıyor, bot fiyatları 3.000 lirayı aşıyor. Bu tablo, dar gelirli yurttaşı da öğrenciyi de “yeniden giyilebilir” ikinci ellere yöneltti. Bir pazar esnafı durumu şöyle özetliyor: “Kış geldi, herkes mont soruyor. 200 liraya ikinci el mont buluyor, yeni fiyatı 10 katı. Kim alacak o paraya?” “Temizse yeter”: Tüketim değil, hayatta kalma ekonomisi Pazara gelenlerin çoğu artık “marka” ya da “moda” aramıyor. Yeter ki iş görsün anlayışı hâkim. Bir üniversite öğrencisi elinde ikinci el botu gösterip gülüyor: “Geçen yıl aynı model mağazada 3.500 liraydı. Buradan 250’ye aldım. Temizse, sağlam tabanlıysa, neden olmasın?” Bu sözler, Türkiye’nin orta sınıfının bile artık ikinci ele yöneldiğini gösteriyor. Kıyafet yalnızca bir ihtiyaç değil; gelir adaletsizliğinin en somut göstergesi haline gelmiş durumda. İsraf azalıyor mu, yoksa mecburiyet mi? Bir yandan çevre savunucuları ikinci el alışverişin sürdürülebilirlik açısından olumlu olduğunu savunuyor. Tekstil sektörünün dünyada en çok atık üreten alanlardan biri olduğu biliniyor. Ancak Ankara’daki pazarın gerçekliği biraz farklı: Burada insanlar “ekolojik bilinçten” değil, ekonomik çaresizlikten alışveriş yapıyor. “Keşke çevreci olduğumuz için alsak ama olmuyor,” diyor bir anne. “Çocuğa mont alacağım, 1.200 liradan aşağı yok. Burada 150’ye buldum. Temiz, sıcak tutuyor, gerisi önemli değil.” Ay sonunu getiremeyenler için yeni normal: İkinci el Asgari ücretlinin maaşı kiraya, faturalara ve mutfağa gidiyor. Giyecek, artık lüks tüketim kalemlerinden biri haline geldi. Her ay sonu, pazarlarda benzer bir manzara: Mont denerken pazarlık yapan işçiler, botun tabanını kontrol eden öğrenciler, eldivenlere bakan emekliler… Ekonomistler, bu durumu “sessiz bir uyum süreci” olarak tanımlıyor. Yani halk, gelirine göre değil; geliri yetmediği için ikinci el piyasasına mecburen adapte oluyor. “İkinci el ekonomisi” büyüyor Son yıllarda yalnızca sokak pazarlarında değil, dijital platformlarda da ikinci el satış patladı. Uygulamalardaki ilan sayısı rekor kırarken, kadınlar evdeki kullanılmayan kıyafetleri satarak geçim sağlamaya başladı. Uzmanlara göre bu tablo, bir yönüyle “mikro direniş ekonomisi” oluşturuyor: İsraf azalıyor, döngüsel ekonomi güçleniyor; ancak bunun nedeni gönüllü bilinç değil, hayatta kalma zorunluluğu. Bir montun ardındaki hikâye Ankara’daki tezgâhlarda 150 liraya alınan bir mont, aslında bu ülkenin ekonomik tablosunu anlatıyor. Bir yanda “kış indirimi” diye 3.000 liraya ürün satan mağazalar, diğer yanda soba dumanı arasında pazarlık yapan insanlar. Bir mont, artık yalnızca bir kıyafet değil; gelir eşitsizliğinin soğuk gerçeği. Tüketim çağında tükenmişlik Her çarşamba yeniden kurulan ikinci el pazarları, artık bir “moda” değil, bir hayatta kalma alanı. Yükselen fiyatların, azalan maaşların, büyüyen umutsuzluğun ortasında, vatandaşın tercihi net: “Yeniye gücüm yetmiyor, ikinci el de olsa sıcak tutsun yeter.” Bu söz, aslında koca bir dönemin özeti: Artık mesele şıklık değil, dayanıklılık.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.