SON DAKİKA

#Hizbullah

HABER DEĞER - Hizbullah haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hizbullah haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ateşkese rağmen bombardıman: İsrail Lübnan’ı yeniden vurdu Haber

Ateşkese rağmen bombardıman: İsrail Lübnan’ı yeniden vurdu

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, sabah saatlerinde Lübnan’ın güneyinde bulunan 401. Zırhlı Tugay birliklerine bazı Hizbullah üyelerinin yaklaştığının tespit edildiği iddia edildi. Açıklamaya göre, söz konusu kişilerin hedef alınması amacıyla Lübnan’ın güneyine hava saldırısı düzenlendi. İsrail: “Tünele girdiler” İsrail ordusu, Lübnan’ın güneyindeki başka bir bölgede de bazı Hizbullah mensuplarının bir tünele girdiğinin belirlendiğini ileri sürdü. İsrail, bunun üzerine aynı bölgeye ikinci bir hava saldırısı gerçekleştirildiğini duyurdu. Lübnan tarafından ise saldırıya ve İsrail’in öne sürdüğü iddialara ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Ateşkes yürürlüğe girmişti İsrail ile Lübnan arasında 10 gün süreyle geçerli olacak geçici ateşkes, perşembeyi cumaya bağlayan gece yürürlüğe girmişti. Ateşkesin, ABD Başkanı Donald Trump’ın girişimleriyle sağlandığı açıklanmıştı. Donald Trump, tarafların ateşkes konusunda anlaşmaya vardığını duyurmuş, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını durdurması gerektiğini söylemişti. Ancak son hava saldırıları, ateşkesin başlamasından kısa süre sonra sahadaki gerilimin yeniden yükseldiğini gösterdi. Netanyahu: “İşgal edilen bölgelerde kalacağız” İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise ateşkesi kabul ettiklerini açıklamasına rağmen, İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyinde işgal ettiği bölgelerde kalmayı sürdüreceğini söylemişti. Son saldırıların ardından, İsrail ile Lübnan arasındaki kırılgan ateşkesin sürüp sürmeyeceği yeniden tartışma konusu oldu.

Trump’tan Netanyahu’ya kesin talimat: İsrail Lübnan’ı bombalamayacak Haber

Trump’tan Netanyahu’ya kesin talimat: İsrail Lübnan’ı bombalamayacak

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yönetimine yönelik dikkat çekici bir çıkış yaptı. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Trump, “İsrail artık Lübnan’ı bombalamayacak. ABD tarafından bunu yapmaları yasaklandı. Yeter artık.” ifadelerini kullandı. Trump’ın açıklaması, hem İsrail hükümetinde hem de bölgede yeni bir diplomatik krizin fitilini ateşledi. Netanyahu yönetimi Trump’ın açıklamasını medyadan öğrendi Axios’un, konu hakkında bilgi sahibi kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Netanyahu ve ekibi Trump’ın Lübnan açıklamalarını önceden bilmiyordu. İsrailli yetkililerin açıklamayı televizyon ve haber sitelerinden öğrendiği, bu nedenle “hazırlıksız yakalandıkları” belirtildi. Haberde, Trump’ın alışılmış diplomatik üslubun çok ötesine geçen sert ifadeler kullanmasının Netanyahu hükümetinde “şok etkisi” yarattığı aktarıldı. İsrailli yetkililerin, açıklamanın ardından Beyaz Saray ile temasa geçerek acil açıklama talep ettiği belirtildi. Beyaz Saray: İsrail yalnızca kendini savunabilir Krizin büyümesi üzerine Beyaz Saray’dan da açıklama geldi. Bir ABD’li yetkili, Trump’ın açıkladığı ateşkes anlaşmasının İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırı amaçlı askeri operasyonlarını durdurduğunu söyledi. Yetkili, buna rağmen İsrail’in “yakın, planlı veya devam eden saldırılar karşısında kendini savunma hakkını” koruduğunu vurguladı. Böylece Washington yönetimi, Lübnan’a yönelik geniş çaplı yeni saldırılara kapıyı kapatırken, sınırlı askeri müdahaleler için bir alan bırakmış oldu. Trump’tan yalnızca Lübnan değil, Suriye mesajı da geldi İsrail basınında yer alan haberlere göre, Trump’ın çıkışı yalnızca Lübnan’la sınırlı değil. Yedioth Ahronoth gazetesi, Washington yönetiminin İsrail üzerinde Suriye ile müzakere sürecinin başlatılması yönünde de baskı kurduğunu yazdı. Haberde, ABD’nin bölgede yeni bir savaş istemediği ve İran’la olası bir çatışma yerine diplomatik çözüm arayışını hızlandırmaya çalıştığı belirtildi. İsrail’deki hakim görüşün de “İran’la yeniden savaşa girme ihtimalinin, anlaşma ihtimalinden daha düşük olduğu” yönünde olduğu kaydedildi. Trump’ın açıklamalarının, Lübnan’da savaşın yeniden başlamasının önüne geçmeye dönük açık bir mesaj olarak değerlendirildiği ifade edildi. Trump, İsrail-Lübnan yakınlaşmasını hızlandırmak istiyor Washington kulislerine göre Trump yönetimi, İsrail ile Lübnan arasında 16 Nisan’da ilan edilen 10 günlük ateşkesin kalıcı hale gelmesini istiyor. Trump, daha önce yaptığı açıklamada ABD’nin Hizbullah meselesini Lübnan yönetimiyle ayrıca ele alacağını belirtmişti. ABD yönetiminin, bir yandan İran ile yeni bir anlaşma sürecini hızlandırmayı, diğer yandan da İsrail-Lübnan hattında diplomatik yakınlaşma sağlamayı hedeflediği ifade ediliyor. Trump’ın Netanyahu’ya yönelik sert çıkışı, ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerde uzun süredir görülmeyen ölçüde açık bir gerilimin ortaya çıktığı şeklinde yorumlanıyor. Özellikle İsrail hükümetinin bu kararı doğrudan Washington’dan değil, medya üzerinden öğrenmesi, Tel Aviv’in bölgede hareket alanının daraldığı değerlendirmelerine neden oldu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İsrail-Lübnan ateşkesi sonrası İran’dan kritik adım: Hürmüz Boğazı açıldı Haber

İsrail-Lübnan ateşkesi sonrası İran’dan kritik adım: Hürmüz Boğazı açıldı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İsrail ile Lübnan arasında varılan ateşkesin ardından Hürmüz Boğazı’nın yeniden açıldığını açıkladı. Arakçi, tüm ticari gemilerin koordineli rota üzerinden boğazdan geçişine izin verildiğini belirterek, uygulamanın ateşkes süresi boyunca geçerli olacağını söyledi. İsrail-Lübnan arasında ateşkes yürürlüğe girdi İsrail ile Lübnan arasında ABD Başkanı Donald Trump tarafından duyurulan 10 günlük geçici ateşkes gece yarısı itibarıyla yürürlüğe girdi. Ateşkesin ardından Lübnan’ın Sayda kentinde kutlamalar yapılırken, İsrail’in ateşkese rağmen güneydeki el-Hiyam ve Dibbin beldelerine hava saldırısı düzenlediği bildirildi. Trump’tan Hizbullah’a mesaj Donald Trump, ateşkesin ardından yaptığı açıklamada Hizbullah’ın “bu önemli dönemde düzgün bir tavır sergilemesini” beklediğini söyledi. “Böyle yaparlarsa bu onlar için muhteşem bir an olacak. Artık öldürmek yok. Nihayet barış sağlanmalı.” Trump ayrıca, taraflar arasında kalıcı bir anlaşma ihtimalinin “çok yüksek” olduğunu ifade etti. Lübnan: Ateşkes müzakerelerin giriş kapısı Joseph Avn, ateşkesi “müzakerelerin giriş kapısı” olarak nitelendirdi. Avn, temel hedeflerinin İsrail ordusunun güney Lübnan’dan çekilmesi, esirlerin geri alınması ve sınır anlaşmazlıklarının çözülmesi olduğunu söyledi. İran: Geçici ateşkesi yeterli görmüyoruz Öte yandan Said Hatibzade, Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı açıklamada, “yeniden savaşa dönüşü tetiklediği” gerekçesiyle geçici ateşkesi yeterli bulmadıklarını ifade etti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İsrail Lübnan’ın güneyine kara harekâtı başlattı: Bölgedeki savaş genişliyor Haber

İsrail Lübnan’ın güneyine kara harekâtı başlattı: Bölgedeki savaş genişliyor

Orta Doğu’da gerilim giderek büyürken İsrail ordusu Lübnan’ın güneyinde kara harekâtı başlattığını açıkladı. Tel Aviv yönetimi operasyonun “sınırlı ve hedef odaklı” olduğunu savunsa da saldırıların bölgesel savaşın genişleme ihtimalini artırdığı değerlendiriliyor. Lübnanlı yetkililer ise 2 Mart’tan bu yana süren bombardımanlarda yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiğini açıkladı. İsrail: Operasyon ‘sınırlı ve hedef odaklı’ İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada, güney Lübnan’da Hizbullah mevzilerine karşı kara operasyonlarının başlatıldığı bildirildi. Açıklamada operasyonun temel amacının “tehditleri ortadan kaldırmak ve kuzey İsrail için ek bir güvenlik katmanı oluşturmak” olduğu ifade edildi. Tel Aviv yönetimi harekâtın sınırlı olacağını savunsa da saldırıların hem kara hem de hava operasyonlarıyla sürdüğü belirtiliyor. 450 bin yedek askerin çağrılması gündemde İsrail devlet televizyonu KAN’ın haberine göre ordu, hükümetten 450 bin yedek askerin göreve çağrılması için talepte bulunmaya hazırlanıyor. Ancak mevcut düzenlemeler kapsamında İsrail ordusunun aynı anda çağırabileceği azami yedek asker sayısının 260 bin olduğu belirtiliyor. Bu sınırın, ocak ayında savaş bölgelerindeki askeri yükü hafifletmek amacıyla alınan bir hükümet kararıyla belirlendiği aktarıldı. Lübnan’da can kaybı artıyor Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail’in 2 Mart’tan bu yana gerçekleştirdiği saldırılarda 850 kişinin hayatını kaybettiğini, 2 bin 105 kişinin yaralandığını açıkladı. Lübnan hükümetine bağlı Afet Yönetimi birimi ise saldırılar nedeniyle 830 binden fazla kişinin yerinden edildiğini bildirdi. Saldırılar Beyrut’a kadar uzandı 2 Mart’ta Lübnan’dan İsrail’e atılan füzelerin ardından bölgede sirenler devreye girmiş, İsrail ordusu buna karşılık Lübnan genelinde geniş çaplı hava saldırıları başlatmıştı. Beyrut dahil birçok noktayı hedef alan bombardımanların ardından İsrail, kara operasyonunu genişletme kararı almıştı. Uzmanlara göre Lübnan cephesinde başlayan kara harekâtı, Orta Doğu’daki mevcut savaşın daha geniş bir bölgesel çatışmaya dönüşme riskini artırıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İsrail basınında dikkat çeken analiz: Asıl stratejik risk Türkiye olabilir Haber

İsrail basınında dikkat çeken analiz: Asıl stratejik risk Türkiye olabilir

İsrail ile İran arasında devam eden savaşın gölgesinde İsrail basınında yayımlanan bir analiz dikkat çekti. İsrailli yazar ve eski general Yitzhak Brick tarafından kaleme alınan değerlendirmede, İsrail’in güvenlik stratejisinin ciddi zafiyetler içerdiği ileri sürülürken, bölgedeki güç dengelerinin değiştiği ve Türkiye’nin giderek daha etkili bir aktöre dönüştüğü ifade edildi. İsrail ordusunun stratejisi eleştirildi İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesindeki analizde, Tel Aviv yönetiminin askeri stratejisinin büyük ölçüde hava gücüne dayandığı belirtildi. Yazıda, İsrail Hava Kuvvetleri’ne aşırı güven duyulduğu, buna karşın kara kuvvetlerinin yeterince güçlendirilmediği savunuldu. Analizde bu yaklaşım için “gönüllü bir körlük” ifadesi kullanılırken, İsrail’in kapısındaki potansiyel tehditleri küçümsediği öne sürüldü. “İran savaşı bir uçak savaşı” Yazıya göre İran ile yaşanan çatışma büyük ölçüde “steril bir uçak savaşı” niteliği taşıyor. İsrail’in İran’a kara birlikleri göndermesinin coğrafi ve askeri nedenlerle mümkün olmadığı belirtilirken, İran’da rejim değişikliğinin ancak iç ayaklanma ile gerçekleşebileceği değerlendirmesine yer verildi. Bu nedenle Tel Aviv yönetiminin hava saldırılarına dayalı bir strateji izlediği ifade edildi. Çok cepheli savaş uyarısı Analizde İsrail’in gelecekte aynı anda birden fazla cephede savaşmak zorunda kalabileceği uyarısı da yapıldı. Kuzeyde Hizbullah, Suriye kaynaklı tehditler, Batı Şeria’daki olası ayaklanmalar ve Ürdün hattından gelebilecek sızmalar gibi senaryoların aynı anda ortaya çıkabileceği ifade edildi. Bu durumda yalnızca hava gücüne dayalı bir savunmanın yeterli olmayacağı savunuldu. Yazıda güçlü bir ordunun hava, kara ve deniz kuvvetlerinden oluşan “çelik üçgen” ile mümkün olduğu hatırlatıldı. “Türkiye giderek daha güçlü bir aktöre dönüşüyor” Maariv’de yayımlanan değerlendirmede, İsrail’in İran’a yoğunlaşırken bölgedeki başka gelişmeleri gözden kaçırdığı öne sürüldü. Analizde Türkiye’nin Orta Doğu’da etkisini artırdığı ve bölgesel güç olarak giderek daha belirgin bir rol üstlendiği ifade edildi. Yazıda Ankara’nın uzun vadede İran’dan daha büyük bir stratejik risk oluşturabilecek potansiyele sahip olabileceği ileri sürüldü. Değerlendirmede, İsrail yönetiminin geleceğin güvenlik tehditlerine karşı daha geniş bir stratejik perspektif geliştirmemesi halinde ülke güvenliğinin ciddi risklerle karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulunuldu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Orta Doğu’da savaş 12. gününde: Yeni lider Hamaney’e suikast iddiası Haber

Orta Doğu’da savaş 12. gününde: Yeni lider Hamaney’e suikast iddiası

Orta Doğu’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarıyla başlayan savaş 12. gününe girerken bölgede çatışmalar şiddetlenerek devam ediyor. İran ile İsrail karşılıklı füze saldırılarını sürdürürken Lübnan ve Batı Şeria semalarında da patlamalar meydana geldi. İran’dan İsrail’e fırlatılan füzelerin Batı Şeria semalarında görüntülendiği belirtilirken savaşın bölgesel bir krize dönüşme riski giderek büyüyor. İran’ın yeni lideri Hamaney hedef alındı Tahran yönetimi, İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney’in hedef alındığı bir saldırı girişimi yaşandığını duyurdu. Batı basınında yer alan Hamaney’in yaşamını yitirdiği yönündeki iddialar İranlı yetkililer tarafından yalanlandı. İran kaynakları, Hamaney’in hayatta olduğunu ve güvenli bir yerde bulunduğunu açıkladı. Bazı medya kuruluşlarında liderin yaralandığına dair iddialar ortaya atılsa da İranlı yetkililer bu konuda resmi bir doğrulama yapmadı. İsrail’in Lübnan saldırısında Hizbullah komutanı öldürüldü Savaşın bölgesel boyut kazanmasıyla birlikte İsrail ordusu Lübnan’a yönelik saldırılarını da artırdı. Lübnan’da düzenlenen saldırılarda üst düzey bir Hizbullah komutanının öldürüldüğü bildirildi. Söz konusu saldırı bölgede yeni bir cephe açılabileceği yönündeki endişeleri güçlendirdi. Rusya’nın konsolosluğu da zarar gördü Çatışmaların genişlediği savaşta Rusya da doğrudan etkilenen ülkelerden biri oldu. İran’da bulunan Rusya başkonsolosluğunun saldırılardan zarar gördüğü açıklandı. Moskova yönetimi olayın ardından tüm taraflara çağrıda bulunarak gerilimin daha fazla tırmandırılmaması gerektiğini vurguladı. Hürmüz gerilimi dünya ekonomisini sarsıyor Savaşın devam ettiği bölgede Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilim küresel enerji piyasalarını da etkiliyor. Petrol sevkiyatının önemli bölümünün geçtiği bu kritik bölgede yaşanan askeri hareketlilik dünya ekonomisinde büyük bir tedirginlik yaratmış durumda. Uzmanlara göre savaşın uzaması halinde enerji fiyatları ve küresel ticaret üzerinde çok daha büyük etkiler ortaya çıkabilir. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Savaşta dördüncü gün: Natanz’da yeni hasar, ölü sayısı artıyor Haber

Savaşta dördüncü gün: Natanz’da yeni hasar, ölü sayısı artıyor

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları Orta Doğu’da gerilimi daha da tırmandırdı. Dördüncü güne giren çatışmalarda karşılıklı misillemeler sürerken, bölge genelinden peş peşe saldırı ve patlama haberleri geliyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), İran’daki Natanz Yakıt Zenginleştirme Tesisi’nin yer altı giriş binalarında “bazı yeni hasarlar” tespit edildiğini açıkladı. Açıklamanın uydu görüntülerine dayandırıldığı belirtilirken, hasarın radyolojik bir sonuç doğurmasının beklenmediği ifade edildi. Tesiste ek bir hasar bulunmadığı bilgisi paylaşıldı. İran Kızılayı ise ABD-İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısının 232’den 787’ye yükseldiğini duyurdu. İran’ın Kirman kentindeki Kara Kuvvetleri’ne bağlı bir askeri helikopter üssünün de füze saldırısına uğradığı, 13 askerin yaşamını yitirdiği açıklandı. İsrail ordusu Tahran ve Beyrut’a eş zamanlı hava saldırıları başlattığını duyururken, Lübnan’ın güneyindeki 59 yerleşim birimine tahliye çağrısı yaptı. Beyrut’ta Hizbullah’a bağlı Nur Radyosu binasının hedef alındığı bildirildi. Ayrıca İsrail’in Lübnan’daki kara işgalini genişletme kararı aldığı açıklandı. ABD cephesinde ise bölgesel alarm seviyesi yükseltildi. ABD Dışişleri Bakanlığı, Bahreyn’den Yemen’e kadar 16 ülke ve bölgede bulunan vatandaşlarına “ciddi güvenlik riskleri” gerekçesiyle ticari yollarla bulundukları yerleri derhal terk etmeleri çağrısında bulundu. ABD, Kuveyt’teki büyükelçiliğini geçici olarak kapattı. Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki ABD Büyükelçiliği’ne iki insansız hava aracıyla saldırı düzenlendiği bildirildi. ABD Başkanı Donald Trump, saldırılara “yakında güçlü ve sert bir yanıt” verileceğini açıkladı. Irak’ın Erbil kentinde de SİHA saldırıları nedeniyle patlama sesleri duyuldu; hava savunma sistemlerinin üç aracı etkisiz hale getirdiği bildirildi. İran Devrim Muhafızları, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai kentinde ABD askerlerinin bulunduğu bir bölgeyi hedef aldıklarını ve çok sayıda askerin öldüğünü iddia etti. Bu iddialara ilişkin bağımsız kaynaklardan doğrulama yapılmadı. Bölgede her saat yeni bir gelişme yaşanırken, enerji güvenliği, diplomatik dengeler ve sivil kayıplar küresel endişeyi artırıyor. Uluslararası toplumdan gerilimin düşürülmesi yönünde çağrılar yükselirken, çatışmaların seyri belirsizliğini koruyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Ortadoğu’nun bitmeyen krizi: 11 Eylül’le kurulan düzen, 7 Ekim’le sarsıldı Haber

Ortadoğu’nun bitmeyen krizi: 11 Eylül’le kurulan düzen, 7 Ekim’le sarsıldı

Ortadoğu’nun “savaşlar bitse bile huzurun gelmediği” coğrafya olarak anılmasının arkasında ne var? Akademisyen ve yazar Mehmet Akif Koç, bölgedeki kırılmaların sadece sahadaki çatışmalarla değil; rejim biçimleri, toplum yapıları, dış müdahaleler ve jeopolitik rekabetle örülü bir “uzun kriz düzeni” yarattığını vurguluyor. Koç’a göre bu düzenin iki ana dönüm noktası bulunuyor: 11 Eylül 2001 saldırıları ve 7 Ekim 2023 saldırıları. İki tarih de “saldırı” olsa da, asıl belirleyici olanın bu olaylardan sonra bölgeye dönük kurgu ve müdahale biçiminin değişmesi olduğunu söylüyor. 11 Eylül’ün ardından: ABD’nin müdahaleci dönemi ve ‘iki kamp’ siyaseti Koç, 11 Eylül sonrasında ABD’nin Ortadoğu’ya bakışında belirgin bir dönüşüm yaşandığını; 1990’ların “küresel liberal demokrasi” idealinin geriye düştüğünü ve Washington’un daha doğrudan müdahaleci bir hatta savrulduğunu belirtiyor. Bu dönemin yalnızca askeri müdahalelerle değil, siyasal dizayn ve ittifak mühendisliğiyle de ilerlediğini savunuyor. Koç’un çerçevesinde ABD’nin bölgede kurduğu temel yaklaşım şu: “Ya bizimlesin ya değilsin.” Bu bakışın içeriğini de şöyle özetliyor: ABD’yle aynı çizgideysen mezhebinin, ideolojinin ya da rejiminin ne olduğunun ikincil hale geldiği; fakat ABD’nin yanında değilsen, sistemin dışına itildiğin ve hedefe dönüşebildiğin bir denge. Arap ayaklanmaları: Soğuk Savaş’tan kalan yapılar tasfiye edildi Koç, 11 Eylül sonrası şekillenen dönemin ikinci büyük kırılmasını Arap ayaklanmalarıyla ilişkilendiriyor. Libya’da Kaddafi, Mısır’da Mübarek, Yemen’de Ali Abdullah Salih, Tunus’ta Bin Ali gibi yönetimlerin devrilmesini “Soğuk Savaş bakiyesi yapıların tasfiyesi” olarak okuyor. Suriye’de Baas rejiminin düşüşünü de aynı hat içinde değerlendiriyor; bu tasfiyelerin bölgeyi daha istikrarlı değil, daha kırılgan hale getirdiğini savunuyor. 7 Ekim sonrası: İran’ın yükselişi durdu, dengeler yeniden kuruldu Koç’a göre 2003 Irak işgali ile 7 Ekim 2023 arasındaki 20 yıllık dönem, İran’ın bölgesel etkisinin büyüdüğü bir zaman aralığıydı. İran’ın bir dönem Bağdat, Şam, Beyrut ve Sana üzerindeki nüfuzuyla “4 başkent” etkisine ulaştığını; Gazze’yi de ekleyerek bunu “4,5 başkent” diye tarif ettiğini aktarıyor. Ancak Koç, 7 Ekim sonrası sürecin İran’ın bu bölgesel momentini tersine çevirdiğini düşünüyor. Kendi “Ortadoğu okumasında” bölgeyi şekillendiren dört ana aktörü Türkiye, İran, İsrail ve Körfez Arapları (Suudi Arabistan, BAE, Katar) olarak tanımlıyor; diğer Arap ülkelerinin ise daha sınırlı bir etkiye sahip olduğunu söylüyor. Koç’un iddiası şu: 2003-2023 arasında İran, bu üç aktörü aynı anda karşısına aldı; buna karşılık diğer üç aktör ABD’yle birlikte hareket ederek İran’ın etkisini kıran bir çizgiye geldi. Bu süreçte Suriye’de yaşanan gelişmelerin de İran’ın alan kaybını hızlandırdığı görüşünde. “Suriye’de savaş bitti demek kolay, ama çatışma dinamikleri sürüyor” Koç, Suriye’de rejimin düşmüş olmasının ülkede iç çatışmaların biteceği anlamına gelmediğini savunuyor. Bunun temelini iki “makro çerçeve” ile açıklıyor: 1) Tarihsel-sosyolojik yarılma: Koç, Osmanlı’nın son döneminden beri Suriye’de bir yarılma bulunduğunu söylüyor. Bir yanda Halep-Hama-Humus-Şam-Dera hattında yoğunlaşan Sünni Arap merkez aks; diğer yanda Kuzeydoğu’daki Kürtler, güneyde Dürziler, sahilde Aleviler/Nusayriler, ayrıca Hristiyanlar, Türkmenler ve diğer toplulukların oluşturduğu periferik yapı. Bu iki eksenin farklı dönemlerde birbirini tasfiye ederek ilerlediğini; darbeler, rövanşlar ve kırılmaların bu gerilimi derinleştirdiğini belirtiyor. 2) “Beşli çatışma dinamiği” uyarısı: Koç, Suriye’de önümüzdeki dönemi şekillendirebilecek beş çatışma hattı öngörüyor: Sünni İslamcılar ile Aleviler arasındaki tarihsel kan davası; Sünni İslamcılar ile Dürziler arasındaki gerilim; Şam’daki yönetim ile Kürt yapıların (YPG/SDG) kontrol ve yetki mücadelesi; Şii ağlar (Hizbullah, Haşdi Şaabi ve İran bağlantılı gruplar) ile Sünni selefi unsurlar arasındaki derinleşmiş çatışma; son olarak da HTŞ’nin kendi içindeki farklı fraksiyonların, liderliğe ve dış ilişkiler tercihlerine dair üretebileceği iç gerilim. Koç, bu tablo nedeniyle “rejim değişse bile” Suriye’de kısa ve orta vadede çatışma potansiyelinin canlı kaldığını vurguluyor. İran’da neden gerilim bitmiyor? ‘Yapısal kriz + yarılmış sosyoloji + konjonktürel baskı’ İran başlığında Koç, sokak protestolarının arkasındaki gerilimi üç ana kümede topluyor: Yapısal kriz: “Seçilmişler ile atanmışlar” arasındaki yetki uçurumu. Koç, halkın sandığa giderken “Seçtiğim kişiler gerçekten yönetebiliyor mu?” sorusunu daha yüksek sesle sormaya başladığını; buna bağlı olarak seçim katılım oranlarının düştüğünü söylüyor. Yarılmış sosyoloji: Etnik/mezhepsel periferi (Azeri Türkleri, Kürtler, Araplar, Beluçlar, Türkmenler vb.) ile merkez arasındaki tarihsel gerilimler; ayrıca toplumun dindar-seküler ayrışması ve özellikle kadın hareketlerinin baskı mekanizmalarına tepkisi. Konjonktürel krizler: Nükleer program ve balistik füze tercihinin yaptırımları büyütmesi; yaptırımların ekonomi üzerinde ağır basınç üretmesi; bölgesel hegemonya kaybının ve dış baskının iç gerilimi daha kırılgan hale getirmesi. Koç, bu üç başlığın üst üste binmesinin İran’da “sönümlense bile geri gelen” kriz dalgaları ürettiğini savunuyor. “İran’da devrim olur mu?”: Koç’un üç senaryosu Koç, İran’da kısa vadede rejim değişikliğini mümkün kılacak üç senaryo dışında güçlü bir ihtimal görmediğini söylüyor: Seküler devrim: Bunun için milyonların uzun süreli ve ülke geneline yayılan eylemliliği, örgütlülük ve dış destek gibi şartların oluşması gerektiğini; fakat bugün İran’da bunun sosyolojik tabanının ve siyasal örgütlenme kanallarının sınırlı olduğunu savunuyor. Devletin periferide çözülmesi: Etnik/mezhepsel toplulukların kontrol alanları oluşturarak merkezi yapıyı geri itmesi ihtimali. Koç bunu tarihsel örneklerle anlatmakla birlikte, mevcut devlet kapasitesi nedeniyle kısa vadede düşük olasılık görüyor. Dışarıdan karasal işgal: Bu kapasitenin fiilen yalnızca ABD’de bulunduğunu; fakat Irak ve Afganistan tecrübelerinin ardından böyle bir işgalin maliyetinin yüksek olacağını vurguluyor. Koç, bu nedenle İran’da gerilimin “bitmesi” değil, farklı biçimlerde “yeniden üremesi” olasılığının daha güçlü olduğunu ifade ediyor.

Bomba İddia: YEŞİL yaşıyor mu? Haber

Bomba İddia: YEŞİL yaşıyor mu?

Saygı Öztürk’ü arayan isim “Ben Yeşil’im” dedi Sözcü yazarı gazeteci Saygı Öztürk, 9 Aralık 2025’te gazetenin santralına gelen bir telefonla başlayan görüşmeyi köşesinde anlattı. Öztürk’ün aktardığına göre, ilk aramada konuşamayan kişi, yaklaşık yarım saat sonra tekrar hattı aradı ve “Ben Yeşil” diyerek kendini tanıttı. Faili meçhul cinayetler, derin devlet iddiaları ve 1990’lı yılların karanlık dosyalarıyla anılan “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, resmi kayıtlarda 1997’den bu yana “ortadan kaybolmuş” kabul ediliyor. Telefona çıkan kişi ise, ayrıntılı bilgiler vererek yaşadığını ve hâlâ gölgede kaldığını iddia etti. Sağlık durumunu anlattı: “Karaciğer nakli oldum, iyi değilim” Öztürk, telefondaki kişinin kimliğini test etmek için geçmişte yazdığı haberlere ve bilinen ayrıntılara dair sorular yöneltti. Kendisini “Yeşil” olarak tanıtan şahıs, 1953 doğumlu olduğunu, sahte bir isimle karaciğer nakli geçirdiğini ve “bu süreçte kendisine yardım eden ünlü bir isim” bulunduğunu söyledi. Sağlık durumunun iyi olmadığını belirtti. Uzun süre Azerbaycan’da kaldığını, şu anda ise Türkiye sınırına yakın Suriye’de, güvendiği bir ülkücü dostunun yanında saklandığını anlattı. Telefona çıkan kişi, “Şu an kaldığım yeri derin devlet biliyor” diyerek, devlet içindeki bazı yapıların kendisinden haberdar olduğunu öne sürdü. Öcalan’a Şam’da suikast iddiası: “Öldürecektik ama ihanete uğradık” Görüşmenin en çarpıcı bölümlerinden biri, PKK lideri Abdullah Öcalan’a Şam’da planlandığı iddia edilen suikast girişimi oldu. Saygı Öztürk’ün aktardığına göre, kendisini Yeşil olarak tanıtan kişi, Öcalan’ın kaldığı eve yönelik bombalı saldırı planına katıldığını söyleyerek şu cümleleri kurdu: “Evet, Abdullah Öcalan’ı Şam’da kaldığı evde bombalı araçla öldürecektik. Arabada bir kadın, iki üsteğmen, Bursa Özel Tip Cezaevi’nden alınan ismini vermek istemediğim bir arkadaşımız ve başka bir kişi daha vardı. Aslında Öcalan’ı ortadan kaldırmamız mümkündü, ancak ihanete uğradık. Bize yardımcı olan Suriyeli aracı uzağa park edince bütün plan bozuldu.” Bu anlatım, 1990’lı yıllarda Suriye’de Öcalan’a yönelik suikast iddialarına dair tartışmaları yeniden alevlendirdi. Şahıs, “Öldürmemiz mümkündü” ifadesiyle, başarısız girişimin arkasında içeriden bir sabotaj olduğunu öne sürdü. Cem Ersever ve Abdullah Çatlı iddialarına yanıt: “Köroğlu efsanesi” ve “Aramız bozuk değildi” Telefondaki kişi, 1990’larda JİTEM’in kilit isimlerinden Emekli Binbaşı Cem Ersever’in öldürülmesiyle ilgili suçlamaları da reddetti. Öztürk’ün aktardığına göre, “Yeşil” olduğunu söyleyen şahıs, “Cem Ersever’i benim öldürdüğüme ilişkin söylentiler tam anlamıyla Köroğlu efsanesi” diyerek bu iddiayı kesin bir dille yalanladı. Ayrıca, adı sık sık faili meçhul dosyalarla anılan Abdullah Çatlı ile aralarının bozuk olduğu yönündeki söylentileri de doğru bulmadığını söyledi. Eski Jandarma Genel Komutanı ve MİT Müsteşarı Teoman Koman’ın desteğini her zaman gördüğünü öne süren kişiye göre, 1990’lı yıllarda bölgede yürütülen kirli savaşın pek çok boyutu devlet içindeki güç mücadeleleriyle iç içe geçmişti. “Konya’da yakalandım ama emirle bırakıldım” sözleri yeni soru işaretleri doğurdu Kendini “Yeşil” olarak tanıtan kişinin bir diğer iddiası, Türkiye’ye gizlice dönüş yaptığı bir dönemde Konya’da yakalanıp serbest bırakılması oldu. Anlattığına göre, yıllar sonra görünüşünün değiştiğini düşünerek Türkiye’ye giriş yaptığını, burada Konya’da yakalandığını, ancak “yukarıdan gelen emirle” bırakıldığını söyledi. Kimin emir verdiği sorulduğunda ise isim paylaşmaktan kaçındı. Şahıs, 1990’lı yıllardaki Hizbullah–PKK çatışmasına dair de tartışmalı bir yorum yaptı. Öztürk’ün yazısına göre, o dönem il ve ilçelerde Hizbullah’ın “PKK’ye karşı devlet tarafından desteklendiğini” ve bunun “başarı” olarak görüldüğünü savundu. Bu sözler, 90’lı yılların karanlık dosyalarında adı geçen paramiliter yapılar, kontrgerilla faaliyetleri ve derin devlet iddialarını yeniden gündeme taşıdı. Faili meçhul cinayetlerin gölgesi: “Yeşil dosyası” kapanmayan bir hesap olarak duruyor “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, özellikle 1990’lı yıllarda Kürt yurttaşların yoğun yaşadığı illerde işlenen faili meçhul cinayetlerin sembol ismi haline gelmişti. DEP Milletvekili Mehmet Sincar, gazeteci Musa Anter, JİTEM bağlantılı pek çok dosyada Yıldırım’ın adı sık sık geçti. Eski MİT Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür, daha önce verdiği bir röportajda Yeşil’in bir dönem kendisine bağlı çalıştığını söylemiş ve öldürüldüğünü düşündüğünü açıklamıştı. Buna karşılık, Emniyet İstihbarat kayıtlarında Yeşil’in yurtdışına çıktığı yönünde bilgiler olduğu da uzun süredir konuşuluyor. Saygı Öztürk, kendisini arayan kişinin gerçekten Mahmut Yıldırım olup olmadığının kesinleşmediğini, ancak verdiği ayrıntıların “düşündürücü” olduğunu vurguladı. Yazısının sonunda ise şu soruyu yeniden gündeme taşıdı: “Yeşil gerçekten öldü mü, yoksa yaşadığını birilerine duyurmak mı istiyor?” Resmi kayıtlarda akıbeti hâlâ belirsiz olan Mahmut Yıldırım hakkındaki bu gizemli telefon görüşmesi, Türkiye toplumunun hafızasındaki “Yeşil yaşıyor mu?” sorusunu bir kez daha alevlendirdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.