Mehmet Uçum yazdı: 15-16 Temmuz Milli Demokratik Halk Devrimi
İkinci Kurtuluşun ve Milli Egemenliğin İnşası
Makalesinde, birinci kurtuluşun Atatürk liderliğinde Anadolu’nun kapsayıcı felsefesine dayandığını hatırlatan Uçum, 15 Temmuz’u Cumhuriyet’in kuruluş felsefesindeki eksiklikleri tamamlayan bir "ikinci kurtuluş mücadelesi" olarak nitelendiriyor. 21. yüzyılın başından itibaren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, antidemokratik ve vesayetçi rejim içinde bir "demokratik merkez" oluşturma çabası güdüldüğünü belirten Uçum, 15 Temmuz’un aslında bu demokratik merkez ile antidemokratik sistem arasındaki çatışmanın zirve noktası olduğunu ifade ediyor. Ona göre, 15 Temmuz’da halkımız, iç dinamikleri kullanarak ülkeyi işgal etmek isteyen emperyalist odaklara karşı, siyasi ve ekonomik olarak daha güçlü bir konumda verdiği bu mücadeleyle milli iradenin üstünlüğünü tescillemiştir.
FETÖ'nün Karanlık Yüzü ve Barışçı Halk Devrimi
Uçum, 15 Temmuz’un faillerini "siyasal gerici ve faşist" bir çete olarak tanımlıyor; örgütün ideolojik hattının çeşitliliğe kapalı, siyasal pratiğinin ise totaliter ve faşist karakterde olduğunu vurguluyor. Darbe kalkışmasının bir devirme ve işgal girişimi olduğunu belirten Uçum, bu hain girişimin halkın destansı direnişiyle yerle bir edildiğini kaydediyor. Türkiye demokrasisinin, refah toplumuna dayalı kırılgan Batı tipi demokrasilerden farklı olarak, toplumun kendini özgürce ifade etme ihtiyacından doğan "mayası güçlü" bir yapıya sahip olduğunun altını çizen Uçum, bu devrimci eylemin hiçbir sivil çatışmaya mahal vermeden, barışçı bir karakterle icra edilmesinin dünya siyaset literatürü açısından bir ilk olduğunu vurguluyor.
Liderlik Tarzında Dönüşüm: Talep Demokrasisi
Analizinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi liderliğine özel bir parantez açan Uçum, Türkiye’de temsil siyasetinin yerini "talep siyasetinin" aldığını savunuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "doğrudan ve organik siyasi liderlik" tipini temsil ettiğini belirten Uçum, bu tarzın "tez demokrasisi" yerine halkın doğrudan taleplerine dayanan "talep demokrasisini" merkeze aldığını ifade ediyor. Bu liderlik pratiğinin, Türkiye’de 15 Temmuz sonrası demokrasi kültürünün kalıcı hale gelmesinde ve devlet ile toplum arasındaki temel çelişkilerin çözülmesinde belirleyici rol oynadığına dikkat çekiliyor.
Hukuk İçinde Kalma İlkesi ve Tasfiye Süreci
Uçum, 15 Temmuz sonrasındaki tasfiye sürecini, devrimci bir dönemde hukuk devleti ilkelerinden taviz verilmeden yürütülen "hukuk içinde kalma ilkesinin" ilk somut örneği olarak takdim ediyor. Kamu görevinden ihraçlardan örgüt kapatmalarına kadar yapılan işlemlerin, idari ve yargısal süreçler içerisinde yürütüldüğünü belirten Uçum, devletin bürokratik kurumsal egemenliğinin parçalandığını ve halkın devletini inşa etme aşamasına geçildiğini belirtiyor. Makalede paylaşılan verilere göre, 26 gün süren demokrasi nöbetlerine 37,6 milyon kişinin katıldığı ve toplamda 40 milyonu aşkın bir iradenin meydanlarda demokrasiye sahip çıktığı ifade ediliyor. Türkiye’nin artık "Milli Devleti yeniden yapılandırma" döneminde olduğunu belirten Uçum, 15-16 Temmuz’un Türkiye’nin geleceğini şekillendiren en güçlü demokrasi manifestosu olduğunu vurguluyor.
haberdeger.com
Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist