SON DAKİKA

#Hukuksuzluk

HABER DEĞER - Hukuksuzluk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hukuksuzluk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

12 Eylül’ün Üniversite ve Kamu Tasfiyesi: "1402’likler" Haber

12 Eylül’ün Üniversite ve Kamu Tasfiyesi: "1402’likler"

Akademiden Sokağa En Geniş Tasfiye Her ne kadar bu yetki tüm kamu çalışanlarını kapsasa da, "1402’lik" tanımı hafızalarda en çok üniversitelerden uzaklaştırılan aydın, akademisyen ve öğretim elemanlarıyla özdeşleşti. Sıkıyönetim komutanlıklarının talebi ve "sol eğilimli oldukları, 12 Eylül rejimine ve YÖK’e karşı çıktıkları" gibi gerekçelerle 15 Kasım 1982’ye gelindiğinde sadece üniversitelerdeki görevine son verilen öğretim üyesi ve araştırma görevlisi sayısı 148’e ulaştı. Tasfiye dalgası 1983 yılına kadar sürerken, süreç genel toplamda kamudaki yaklaşık 5 bin çalışanın işinden olmasına yol açtı. Türkiye’de siyasi gerekçelerle üniversitelere vurulan bu darbe, akademik eğitimin seviyesini düşürürken kurumların özerkliğini de büyük ölçüde zedeledi. Tasfiyeye uğrayan isimler arasında; Alpaslan Işıklı, Bahri Savcı, Bülent Tanör, Emre Kongar, Haluk Gerger, İdris Küçükömer, İlber Ortaylı, Korkut Boratav, Mete Tunçay, Murat Sarıca, Rona Aybay, Sencer Divitçioğlu, Server Tanilli, Tarık Zafer Tunaya, Sungur Savran, Şevket Pamuk, Yakup Kepenek, Yalçın Küçük, Taha Parla, Oruç Aruoba, Ömer Madra ve Baskın Oran gibi ülkenin düşünce ve bilim hayatına yön veren pek çok akademisyen yer aldı. Uygulama sadece akademisyenlerle sınırlı kalmadı; tiyatro oyuncuları (Şevket Dinçel, Taner Barlas, Orhan Alkaya vb.), ana sınıfı öğretmenleri ve ilkokul müdürlerine kadar çok farklı kesimlerden kamu çalışanları absürt gerekçelerle (örneğin ana sınıfı öğrencilerine komünizm propagandası yapmak veya isimsiz ihbarlar) bu mağduriyetin öznesi haline geldi. Uluslararası Alanda "Kara Liste" ve ILO Denetimi 1402’likler meselesi sadece ülke içinde hukuki bir mücadele alanı olmakla kalmadı, Türkiye’nin uluslararası alandaki itibarını da sarstı. Özellikle Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) denetim organlarında Türkiye, bu tasfiyeler nedeniyle ağır şekilde eleştirildi. ILO, 1402’likler uygulamasını 111 sayılı İş ve Meslekte Ayrımcılık Sözleşmesi’nin (ırk, renk, siyasal inanç vb. temelinde ayrımcılık yasağı) açık bir ihlali olarak kabul etti. Bu gerekçeyle Türkiye; 1983, 1984, 1985, 1987, 1989, 1990 ve 1991 yıllarında ILO’nun Aplikasyon (Uygulama/Konferans) Komitesi'nin gündemine müdavim olarak alındı. Vahim hak ihlallerinin görüldüğü ülkelerin dahil edildiği ve günlük dilde "kara liste" olarak bilinen özel paragraf uygulamasına ise Türkiye, 111 sayılı sözleşmeye aykırılıkları nedeniyle 1983 ve 1989 yıllarında işçi ve işveren gruplarının ortak kararıyla dahil edildi. Siyasi mülahazalarla ve amir kanaatleriyle gerçekleştirilen bu keyfi uzaklaştırmalar, Türkiye’nin çalışma yaşamı tarihindeki en ağır hukuksuzluk örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Özgürlük ve Adalet Mücadelesinin Sembol İsmi: Zehra Nurulhak Kaya Kimdir? Haber

Özgürlük ve Adalet Mücadelesinin Sembol İsmi: Zehra Nurulhak Kaya Kimdir?

Annesi Hüda Kaya ve kız kardeşleriyle birlikte henüz lise yıllarında haksız ve ağır yargılamalara maruz kalan Nurulhak, genç yaşını cezaevi koridorlarında ve zindan hücrelerinde göğüslediği ağır bedellerle geçirdi. Özgürlük, insan hakları ve inanç özgürlüğü mücadelesinden bir an olsun taviz vermeyen Nurulhak, yaşamı boyunca vicdanın, onurun ve haysiyetli bir direnişin simgesi oldu. Sınıftan Zindanlara Uzanan Hukuksuzluk Süreci Türkiye'de 28 Şubat sürecinin en sert etkilerinin hissedildiği dönemde, Malatya İnönü Üniversitesi'nde ve liselerde başlatılan başörtüsü yasağına karşı halkın yürüttüğü haklı direnişe katılan Nurulhak, bir basın temsilcisi olarak da eylemleri yakından takip ediyor, yaşanan hak ihvallerini duyuruyordu. Nisan ayında başlayıp Mayıs ayına kadar aralıksız devam eden eylemlerde aktif rol alan Nurulhak ve ailesi hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkartıldı. 18 Mayıs 1999 tarihinde, Malatya İmam Hatip Lisesi'nde son sınıf öğrencisiyken ders sırasında okula gelen terörle mücadele ekipleri tarafından kelepçelenerek sınıflarından alındılar. Ertesi gün, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarının yapıldığı günlerde, özgürce yaşamak ve inançlarını savunmak isteyen üç kız kardeş polis eşliğinde emniyet ve adliye koridorlarında dolandırıldı, ağır ve psikolojik baskı içeren sorgulardan geçirildi. Çıkarıldıkları Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde (DGM), "Anayasal düzeni zorla değiştirip yerine şeriat devleti kurmaya kalkışmak" gibi akıl almaz suçlamalarla, anneleri Hüda Kaya ile birlikte idam talebiyle yargılandılar. Malatya Cezaevi'ne gönderilen Nurulhak ve ailesi, ilerleyen yıllarda Ağrı, Konya, Bandırma ve Bayrampaşa gibi farklı cezaevlerine sürgün edilerek mücadele hayatlarında ilk defa zindanlarda birbirlerinden ayrı düşürüldü. Cezaevi Yılları Yaşıtları üniversite sınavlarına hazırlanırken, genç yaşını cezaevlerinin soğuk ve kasvetli duvarları arasında geçiren Nurulhak; gitar çalan, gazeteci olmak isteyen, kitap okuyan ve yalnızca kendisi için değil bütün insanlık için adalet ve özgürlük talep eden aydınlık bir zihne sahipti. Çeşitli suçlularla aynı koğuşları paylaşmak zorunda bırakıldığı zorlu cezaevi koşullarında dahi inancından, estetik duyarlılığından ve mücadele azminden vazgeçmedi. Zindan günlerinde cezaevinde yolu kesişen çocukların bakımını üstlenecek kadar merhametli, hücredeyken bile yoldaşlarının en büyük desteği olacak kadar iradeliydi. Yargılamalar sonucunda verilen hapis cezalarının ardından, 24 Nisan 2004 tarihinde Bandırma Cezaevi'nden tahliye oldu. Cezaevinden çıktıktan sonra dahi hakikatten ve mazlumların yanında durmaktan geri adım atmadı. Bıraktığı Miras Cezaevinden çıktıktan kısa bir süre sonra, 6 Ağustos 2005 tarihinde Bandırma'da cezaevinde yattığı sahil ilçesinde, yoldan çıkan bir aracın devrilerek çarpması sonucu henüz 26 yaşında Hak'ın rahmetine kavuştu. Kaza anında yanında kardeşi İntisar, arkadaşı Gülay Tekeli ve İLK-DER Genel Başkanı Özden Sönmez bulunuyordu. Fatih Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Eyüp Sultan Mezarlığı'nda toprağa verilen Zehra Nurulhak'ın tabutuna, uğruna hapis yattığı başörtüsü ve hiç giyemediği gelinliğinin duvağı örtüldü. Genç yaşını zindanlarda tüketen, bir şairin dizelerinde olduğu gibi "sen ölmekten değil yaşayamamaktan kork dostum" bilinciyle yaşayan Nurulhak'ın el yazısıyla not defterinin ilk sayfasında yer alan satırlar, onun dünyaya bakışını özetliyordu: "Ve Azrail elma derse çık git ayaktan. Ardına hiç bakmadan." Ölüm yıl dönümünde; 28 Şubat zihniyetinin ve haksız hukuk sistemlerinin genç bir ömürden koparıp aldığı Zehra Nurulhak Kaya'yı; insan hakları, özgürlük ve adalet yolunda ödediği ağır bedellerle, bıraktığı inanç mirası ve tertemiz hatırasıyla saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel TBMM'de konuştu Haber

CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel TBMM'de konuştu

Kürsüden Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik net bir çağrıda bulunan Özel, partinin demokrasi cenderesinden çıkması gerektiğini vurguladı. "Kemal Bey’i tarihi kararı almaya davet ediyorum" Konuşmasında CHP’deki mevcut yönetim anlayışına yönelik eleştirilerini sıralayan Özel, partinin kurumsal kimliği ile yönetim uygulamaları arasındaki çelişkiye dikkat çekti. Delegelerin iradesinin yok sayıldığını savunan Özel, "Kadınların seçtiği başkana erkekler atama yapıyor. 30 yaşın altındakilerin kendi seçtiği başkanlara hepsi 30 yaşın üstündeki bir MYK atama yapıyor. Bu ülkeye sandığı, demokrasiyi getirmiş bir partinin bu ayıptan derhal ama derhal kurtulması lazım" ifadelerini kullandı. Kılıçdaroğlu’na seslenen Özel, "Bunu bir tarihi çağrı olarak söylüyorum; 2 milyon üyemiz adına, milletimiz adına, sokağın inancıyla, Kemal Bey’in bugün tarihi kararı almasını, partiyi ve ülkeyi bu cenderenin içinde daha fazla tutmamaya davet ediyorum" dedi. "1004 Delegemizin iradesi bekletiliyor" Kurultay talebiyle toplanan imzaların akıbetine değinen Özel, hukuki süreçlerin işletilmesinde zorluklar çıkarıldığını belirtti. 833 resmi geçerliliği olan imzanın teslim edilmesine rağmen kurultay sürecinin kasten tıkandığını iddia eden Özel, "Tedbir var, kurultay yapamayız diyorlar. Delege imzasını alıp İlçe Seçim Kurulu'na bildirmek görevleri ama bununla ilgili bir sürü zorluk çıkarmak asıl niyeti gösteriyor" şeklinde konuştu. "O banka iktidar partisinin Genel Başkanı olarak çıkacağım" Mücadelesini "salonlardan sokağa taşıdığını" belirten Özel, halkla kurduğu temasın kendisi için tek meşruiyet kaynağı olduğunu ifade etti. Türkiye genelindeki saha çalışmalarından aldığı enerjiyle iktidarı değiştirme kararlılığını yineleyen Özel, hedefinin net olduğunu şu sözlerle vurguladı: "Geri gidip o banka, iktidar partisinin Genel Başkanı olarak çıkacağım!" "Memlekette vergi düzeni yok, vergi soygunu var" Gündemdeki ekonomik tabloya da geniş yer ayıran Özel, özellikle asgari ücretli ve emeklilerin içinde bulunduğu duruma dikkat çekti. Enflasyon rakamları ve vergi sistemi üzerinden iktidara yüklenen Özel, "Açlık sınırının 35 bin liraya çıktığı, yoksulluk sınırının 114 bin 500 lira olduğu ve bu şartlarda işçiye 28 bin lira asgari ücret verildiğini kim söyleyecek biz sahada olmazsak?" sorusunu yöneltti. Emekli ikramiyelerindeki erimeyi ise "Eskiden 7 kişi bir olup danaya giriyordu, şimdi 5 emekli bir olup yoksulluktan kurtulamıyor" sözleriyle özetledi. "24 Belediye Başkanımız hâlâ hapiste" CHP’li belediyelere yönelik operasyonları "hukuksuzluk" olarak tanımlayan Özel, yargının siyasi bir sopa olarak kullanıldığını savundu. AK Partili belediyelere yönelik hiçbir işlem yapılmadığını öne süren Özel, "Bir tane AK Partili belediyeye baskın yok, uzun yargılama yok. CHP'den 24 belediye başkanımız hâlâ hapiste" diyerek adaletsizliğin boyutlarını gözler önüne serdi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Zübeyir Gülabi: Türkiye’nin temel sorunu hukuksuzluk ve örgütsüzlük Haber

Zübeyir Gülabi: Türkiye’nin temel sorunu hukuksuzluk ve örgütsüzlük

Gülabi, özellikle KHK’lılar, sivil toplumun çöküşü, Kürt meselesi, eğitim sistemi ve ekonomik kriz başlıklarında dikkat çeken açıklamalarda bulundu. “Türkiye’de sivil toplum çökertildi” Liberal Parti Genel Başkanı Zübeyir Gülabi, Türkiye’de toplumun yalnızlaştığını ve devlet karşısında kendisini ifade edecek mekanizmaları kaybettiğini söyledi. Gülabi’ye göre modern demokrasilerde insanların yalnızlaşmasını önleyen sendikalar ve sivil toplum kuruluşları, Türkiye’de özellikle 2016’dan sonra işlevsiz hale getirildi. Gülabi, “Sivil toplum kuruluşları artık toplumun değil, devletin ve hükümetin uzantısı gibi çalışıyor. İnsanlar bağış yaptıkları için, bir yardım kuruluşuna destek oldukları için cezalandırıldı. Bu yüzden toplum artık örgütlenmekten korkuyor” dedi. Sendikaların da aynı süreçte zayıflatıldığını savunan Gülabi, “Bir dönem Türkiye’nin en güçlü kurumları olan sendikalar bugün dişi çekilmiş, tırnakları sökülmüş bir aslana dönüştürüldü. İşçiler ve yurttaşlar taleplerini dile getiremez hale geldi” ifadelerini kullandı. “Toplum konuşamıyor, çünkü korkuyor” Zübeyir Gülabi, Türkiye’de insanların yaşadıkları sorunları açıkça dile getiremediğini söyledi. “Geçinemiyorum” diyen yurttaşların bile baskıyla karşılaştığını savunan Gülabi, toplumun suskunluğunun nedeninin korku olduğunu ifade etti. “Bir pazarda ‘geçinemiyorum’ diyen teyzenin kapısına ertesi gün polis gidiyor. İnsanlara ‘bilginize başvuracağız’ deniyor ama aslında korkutuluyorlar. Böyle bir yerde toplum konuşamaz” diyen Gülabi, Türkiye’nin giderek bir “polis devleti” görünümü kazandığını söyledi. “Liberalizm ekonomiden önce özgürlüğü savunur” Liberal Parti Genel Başkanı Zübeyir Gülabi, liberalizmin yalnızca ekonomiyle ilgili bir görüş olmadığını, esas olarak özgürlük fikrine dayandığını söyledi. Gülabi, “Liberal teori özgürlüğün teorisidir. Asıl mesele serbest piyasa değil; temel haklar, hürriyetler ve bireyin özgürlüğüdür” dedi. Gülabi, liberal düşüncenin Türkiye toplumunun tarihsel karakterine de uygun olduğunu savunarak, “Mustafa Kemal Atatürk ‘Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir’ diyordu. Türk toplumunun karakteri de budur” ifadelerini kullandı. “3 milyon kişi hakkında işlem yapıldı” Canlı yayının en dikkat çeken bölümlerinden biri KHK’lılar ve “KHK mağdurları” başlığı oldu. Gülabi, Türkiye’de yaklaşık 3 milyon 200 bin kişi hakkında işlem yapıldığını, yüz binlerce kişinin kamu görevinden çıkarıldığını söyledi. “Yaklaşık 400 bin kişi kamudan ihraç edildi. Sivil meslekleri de kattığınızda 1 milyona yakın KHK mağduru var. 3 milyon kişi hakkında soruşturma açıldı, 600 bin kişi ceza aldı” diyen Gülabi, bu cezaların çoğunun gazeteye abone olmak, sendikaya üye olmak, bankaya para yatırmak ya da bir okulda çalışmak gibi nedenlerle verildiğini savundu. Gülabi, “Bugün insanlar suçlarını öğrenmek isteyen mahkûmlar haline geldi. Ceza alıyorlar ama hangi suçu işlediklerini bilmiyorlar” ifadelerini kullandı. “Kürt meselesi hukukla çözülmeli” Kürt meselesine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Liberal Parti Genel Başkanı Zübeyir Gülabi, sorunun güvenlik değil, hukuk meselesi olduğunu söyledi. “Kürtlere bakış açımız diye bir şey yok. Herkes eşit yurttaştır. Devletin görevi bütün yurttaşlarına eşit hak ve özgürlük sağlamaktır” diyen Gülabi, dil yasağı ve inanç yasağı gibi uygulamaların kabul edilemeyeceğini söyledi. Gülabi, Kürt meselesinin yıllardır güvenlik eksenli ele alındığını savunarak, “Önce hukuk konuşulmalıydı. Kürt hakları ile PKK meselesi birbirine bağlandı. Bu nedenle sorun çözülemedi” ifadelerini kullandı. “Türkiye’de eğitim sistemi çöktü” Zübeyir Gülabi, Türkiye’de eğitim sisteminin de büyük bir kriz içinde olduğunu söyledi. Özellikle öğretmenlerin ve okulların giderek değersizleştirildiğini savunan Gülabi, 50 bin öğretmenin görevden alınmasının eğitim sistemini çökerttiğini öne sürdü. “Öğretmen artık öğrencinin hayatına dokunan, rehberlik eden kişi olmaktan çıkarıldı. Öğretmenler yalnızca mesaiye gidip gelen memurlara dönüştürüldü” diyen Gülabi, okullarda yaşanan şiddet olaylarının da bu süreçle bağlantılı olduğunu savundu. Gülabi ayrıca okulların merkezi yönetim yerine yerel yönetimler tarafından yönetilmesi gerektiğini belirterek, “Bir ilkokulla bakanın ne işi olur? Sorunlar belediyeler ve okul aile birlikleri eliyle yerelde çözülmeli” dedi. “Türkiye fakir değil, kötü yönetiliyor” Ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Gülabi, Türkiye’nin kaynakları olan bir ülke olduğunu ancak kötü yönetildiğini söyledi. “Türkiye fakir bir ülke değil. Ama bütün yetki tek bir kişide toplandı. Bu yüzden ekonomi kötü yönetiliyor” diyen Gülabi, ülkede büyük bir israf düzeni oluştuğunu savundu. Zübeyir Gülabi, kamu ihaleleri ve yandaş şirketler üzerinden oluşan ekonomik yapıyı eleştirerek, “Dünya ekonomisinin yalnızca yüzde 1’ini oluşturan Türkiye’den, devletten en fazla ihale alan müteahhitlerin çıkması normal değil” dedi. “Hukukun üstünlüğü olmadan hiçbir sorun çözülmez” Canlı yayının sonunda Ankara’da düzenledikleri sempozyuma da değinen Gülabi, Liberal Parti’nin temel hedefinin “korku duvarını yıkmak” olduğunu söyledi. “Biz özgürlüğün buz kırıcılarıyız” diyen Gülabi, sempozyumun sonuç bildirgesinde hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü, inanç özgürlüğü ve seçme-seçilme hakkının öne çıktığını söyledi. Liberal Parti Genel Başkanı Zübeyir Gülabi, Türkiye’de yaşanan bütün sorunların temelinde hukuksuzluk olduğunu savunarak, “Hukukun üstünlüğüne dönmeden ne ekonomi düzelir ne eğitim ne de toplumsal barış sağlanabilir” dedi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Fatih Altaylı: Bu mesele yalnızca bir bakanın suçu değil Haber

Fatih Altaylı: Bu mesele yalnızca bir bakanın suçu değil

Gazeteci Fatih Altaylı, Kahramanmaraş’taki okul saldırısının ardından yayımladığı değerlendirmede, yaşananların uzun yıllardır biriken toplumsal sorunların sonucu olduğunu ifade etti. Altaylı, “Tüm suçu tek bir bakanın üzerine yıkarak bu meseleden kurtulamayız. Bakan elbette suçlu ama tek suçlu değil” dedi. Altaylı, okul saldırısının sürpriz olmadığını belirterek, okullarda şiddetin ve akran zorbalığının uzun süredir arttığına dikkat çekti. Çocukların “suça sürüklenen çocuklar” olarak tanımlanarak sorunun küçümsendiğini söyleyen Altaylı, bugün çeteleşme, şiddet ve okul içi saldırıların bu ihmallerin sonucu olduğunu savundu. “Okullardaki şiddetin işaretleri yıllardır vardı” Altaylı, son yıllarda okullarda yaşanan şiddet olaylarının giderek daha görünür hale geldiğini belirterek, öğretmenlere ve okul yöneticilerine yönelik saldırıları örnek gösterdi. Bir okul müdürünün burnunu kıran veli olayını ve genç yaşta çetelere karışan çocukları hatırlatan Altaylı, “Bugün Silivri’de yüzlercesi birlikte yargılanan 14-15 yaşındaki çocuklar bu okulların öğrencileri değil miydi?” diye sordu. Kahramanmaraş’taki saldırının yalnızca tek bir olay olmadığını savunan Altaylı, iki gün önce Siverek’te yaşanan ve büyümeden önlenen başka bir okul saldırısını da hatırlattı. Altaylı’ya göre mesele yalnızca eğitim sistemine değil, daha geniş bir toplumsal çöküşe işaret ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı’na eleştiri: “Asıl sorunlar görmezden gelindi” Altaylı, Milli Eğitim Bakanı’nı da sert sözlerle eleştirdi. Eğitim sisteminin temel sorunları yerine ideolojik tartışmalarla uğraşıldığını savunan Altaylı, “Eğitimin asıl sorunları bunlarken, aydın bir nesil değil kindar bir nesil yetiştirmek istedikleri için suçlular” ifadelerini kullandı. Öğretmenin giderek değersizleştirildiğini, okul yönetimlerinin ciddiye alınmadığını ve ülkedeki genel hukuksuzluk ikliminin şiddeti beslediğini söyleyen Altaylı, bütün bu unsurların bir araya gelerek bugünkü tabloyu yarattığını öne sürdü. “Kurtlar Vadisi kuşağı” eleştirisi Altaylı değerlendirmesinde, şiddetin toplumsallaşmasında popüler kültürün de önemli rol oynadığını savundu. Özellikle 2000’li yıllarda yayımlanan Kurtlar Vadisi dizisinin Türkiye’de şiddeti, mafyalaşmayı ve hukuku kendi eliyle sağlamayı meşrulaştırdığını ileri sürdü. Altaylı, “Tarihte hiçbir dizi, hiçbir senaryo bir topluma bu dizi kadar büyük zarar vermedi” diyerek, dizinin kendi hukukunu yaratmayı, çeteleşmeyi ve şiddeti normalleştirdiğini söyledi. Gazeteci, yıllar önce bu dizinin yaratacağı toplumsal sonuçlar konusunda uyarılarda bulunduğunu, ancak kimsenin bu eleştirileri dikkate almadığını ifade etti. Altaylı’ya göre, “Kurtlar Vadisi” ile başlayan süreç, sonraki yıllarda farklı diziler, televizyon programları ve sosyal medya içerikleriyle devam etti. “Şiddet ve hukuksuzluk vadisine dönüştük” Altaylı, bugün Türkiye’de şiddetin sıradanlaştığını, gençlerin hukuku değil gücü esas alan bir anlayışla yetiştirildiğini savundu. Kahramanmaraş’taki saldırganın evinde çok sayıda silah bulunmasını ve ailesinin çocuğun davranışlarını fark etmemesini de bu tablonun bir parçası olarak değerlendirdi. Altaylı, saldırganın sosyal medya profilinde daha önce bir okul saldırganının fotoğrafını kullandığının ortaya çıktığını hatırlatarak, “Bu çocuğun durumunu anlayamamış olmak ortak bir sorumsuzluktur” dedi. Değerlendirmesini, “Bu, Kurtlar Vadisi diye başlamış, sabah programlarıyla sürmüş bir şiddet ve hukuksuzluk vadisidir. Bu vadilere düşmek kolaydır. Çıkmak ise hayli zor” sözleriyle tamamladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İletişim Başkanı Duran’dan İsrail’e: Bu sözde yasa açık bir zulüm Haber

İletişim Başkanı Duran’dan İsrail’e: Bu sözde yasa açık bir zulüm

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, İsrail Parlamentosu’nda kabul edilen ve yalnızca Filistinlilere uygulanması öngörülen idam düzenlemesini sert sözlerle kınadı. Duran, düzenlemeyi “hukuksuzluk ve ayrımcılığın yeni bir boyutu” olarak nitelendirdi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İsrail Parlamentosu’nda kabul edilen ve yalnızca Filistinlilere uygulanması planlanan idam düzenlemesine tepki gösterdi. Duran, söz konusu düzenlemeyi “şiddetle kınadığını ve telin ettiğini” belirterek, bunun hukukun üstünlüğünü hiçe sayan bir adım olduğunu vurguladı. Açıklamasında, düzenlemenin ayrımcılığı derinleştirdiğini ve bir halkı topyekûn cezalandırmayı meşrulaştırmaya çalıştığını ifade etti. Düzenlemeyi, İsrail’in Filistinlilere yönelik politikalarının bir devamı olarak değerlendiren Duran, bunun sistematik baskı ve şiddetin yeni bir aşamaya ulaştığını gösterdiğini kaydetti. Irkçı ve ayrımcı uygulamaların ne hukukta ne de insanlık değerlerinde karşılığı olduğunu dile getirdi. Uluslararası topluma da çağrıda bulunan Duran, bu tür uygulamalar karşısında sessiz kalınmaması gerektiğini belirterek, adalet, insan hakları ve evrensel değerler adına somut adımlar atılmasının zorunlu olduğunu vurguladı. Duran açıklamasında ayrıca, Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye’nin her zaman Filistin halkının yanında olmaya devam edeceğini ifade ederek, Filistin davasını savunmanın insani bir sorumluluk olduğunu kaydetti.

Bahçeli: Gerçek hasta adam ABD’dir, 50 parçaya bölünecektir Haber

Bahçeli: Gerçek hasta adam ABD’dir, 50 parçaya bölünecektir

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 2026 yılının ilk TBMM Grup Toplantısı’nda iç ve dış politikaya ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. ABD Başkanı Donald Trump’ın sözlerini hedef alan Bahçeli, küresel siyasetin “hukuksuzluk ve zorbalık” ekseninde ilerlediğini savundu. “Hukuka uymayan devletin çeteden farkı kalmaz” ABD Başkanı Trump’ın “Hukuka ihtiyacım yok” yönündeki ifadelerine sert tepki gösteren Bahçeli, hukukun devletin varlık temeli olduğunu vurguladı. Bahçeli, hukuku hiçe sayan bir devletin organize suç yapılarından farkı kalmayacağını belirterek, bu anlayışın dünyayı kaosa sürüklediğini söyledi. “Gerçek hasta adam artık ABD’dir” Osmanlı İmparatorluğu için 19. yüzyılda kullanılan “hasta adam” tanımını ABD’ye uyarlayan Bahçeli, Amerika’nın içeriden çürüdüğünü savundu. Bahçeli, ABD’nin “kristal vazo gibi 50 parçaya ayrılacağı günlerin uzak olmadığını” öne sürdü. NATO ve Grönland çıkışı: “Ahlaki bağlayıcılığı kalmadı” Trump’ın Grönland’a yönelik açıklamalarını da değerlendiren Bahçeli, bir NATO üyesinin toprağına başka bir müttefikin göz dikmesinin ittifakın meşruiyetini sorgulatır hale getirdiğini söyledi. Bahçeli, NATO’nun ahlaki ve hukuki bağlayıcılığının ciddi biçimde zedelendiğini ifade etti. İran vurgusu: “Gezi Parkı süreciyle benzerlikler var” İran’da 16 gündür süren protestolara da değinen Bahçeli, yaşananların yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını savundu. Olayların Gezi Parkı süreciyle benzerlikler taşıdığını dile getiren Bahçeli, İran’ın istikrarsızlığının Türkiye için hayati bir mesele olduğunu söyledi. Emekliler için çağrı: “Gövdemizi taşın altına koymalıyız” Ekonomik başlıklara da değinen Bahçeli, yaklaşık 5 milyon emeklinin geçim sıkıntısına dikkat çekti. Emeklilerin insanca yaşayabileceği bir gelir düzeyine kavuşturulması gerektiğini belirten Bahçeli, hükümete “el değil gövdeyle taşın altına koyma” çağrısı yaptı. “Milli birlik kırmızı çizgimizdir” Bahçeli, konuşmasını milli birlik ve beraberlik vurgusuyla tamamladı. Türkiye’nin bölünmesine yönelik her girişimin karşısında duracaklarını belirten Bahçeli, bunun Türk tarihine ve ortak geleceğe karşı bir sorumluluk olduğunu söyledi.

56 gün sustu, YouTube’a döndü Haber

56 gün sustu, YouTube’a döndü

AKP’li Cumhurbaşkanı’nı tehdit ettiği iddiasıyla yargılanan gazeteci Fatih Altaylı’ya 4 yıl 2 ay hapis cezası verildi. Kararın ardından YouTube yayınlarına ara veren Altaylı, 56 gün sonra yeniden kamera karşısına geçti. Yayınında hem kararın gerekçesine hem de dava salonunda elindeki evrakları yere fırlatmasına ilişkin tartışmalara açıklık getirdi. Mahkemede yere atılan kâğıtların gerekçesini ilk kez bu kadar net anlattı Altaylı, savunma metni ve içtihatların yere atılmasını “öfke patlaması” olarak değil, “hukuka tepki” olarak nitelendirdi. “Adaleti yere ben fırlatmadım; adalet yere düşürüldüğü için ben de savunmamı yere fırlattım” diyerek, verilen cezanın kendisine göre “ağır bir hukuksuzluk” olduğunu ifade etti ve kararı doğru bulan kimse görmediğini söyledi. “Yargıya kırgınım, siyasete değilim” dedi Sözlerinin odağını yargıya yönelten Altaylı, siyasete ne kızgın ne de kırgın olduğunu, esas hayal kırıklığının yargı kararında olduğunu dile getirdi. “Bunu vicdanen doğru bularak imzaladılarsa hakkım helal olsun; vicdanlarına sığmayan bir imzayla attılarsa umarım bir gün sevdiklerine hasret kalmanın ne olduğunu anlarlar” sözleriyle sert bir kişisel mesaj verdi. “Karar önceden verilmişti, indirim de Yargıtay yolunu kapatmak içindi” iddiası Altaylı, hükmün daha duruşma bitmeden şekillendiğini savunarak “en ağır cezanın verildiğini” söyledi. Altıda birlik indirimin iyi niyetten değil, dosyanın Yargıtay’a gitmesini engelleme amacı taşıdığını öne sürdü. Kararın henüz yazılmadığını belirten Altaylı, cezaevinde ne kadar kalacağını bilmediğini de ekledi. “Kaçacakmışım… Hem ayıp hem komik” diyerek tutukluluk gerekçesine itiraz etti Tutukluluğun “kaçma şüphesi” gerekçesiyle sürdürülmesine özellikle tepki gösteren Altaylı, “Beni bu ülkeden sürgüne yollasalar bir yolunu bulur geri dönerim. Ne kaçması?” sözleriyle bu değerlendirmeyi incitici bulduğunu ifade etti. Sağlık durumunu ayrıntılarıyla anlattı Yayınında sağlık geçmişine de yer veren Altaylı, kalbinde dört stent bulunduğunu ve aort genişlemesi nedeniyle düzenli kontrole girdiğini aktardı. Beyin zarında iyi huylu bir tümörün takip edildiğini, Silivri’de MR ve kardiyak tetkiklerin yapıldığını ve şimdilik aort genişlemesinin ilerlemediğini söyledi. Cezaevi sağlık ekibi ve Silivri Devlet Hastanesi hekimlerine teşekkür etti. Cezaevinde yaşadığı talihsiz kazayı da paylaştı Açık havada tek başına top oynarken düştüğünü, bileğini burktuğunu, elini çatlattığını ve başını kale direğine çarptığını anlatan Altaylı, elinin alçıya alındığını ancak günlük ihtiyaçlarını karşılamayı zorlaştırdığı için birkaç gün sonra alçıyı çıkarttırdığını ve durumunun iyiye gittiğini belirtti. Sözlerinde son vurgu Altaylı, “Umut az ama mücadele sürecek” diyerek üst mahkemelere başvuracağını duyurdu; izleyicilerine de “adaleti savunma” çağrısını yineledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.