SON DAKİKA

#İran

HABER DEĞER - İran haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İran haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Trump’tan gerilim tırmandıran açıklama: İran’a büyük bir donanma gidiyor Haber

Trump’tan gerilim tırmandıran açıklama: İran’a büyük bir donanma gidiyor

Donald Trump, sosyal medya paylaşımları ve açık oturumlarda İran’a doğru “büyük bir donanma” ya da “armada”nın hareket ettiğini belirterek Tahran’a yönelik baskıyı artırdı. Trump, bu askeri varlığın ABD Merkezi Komutanlığı (CENTCOM)’ın Ortadoğu’da konuşlandırdığı uçak gemisi ve eşlik eden savaş gemilerini kapsadığını söyledi ve İran’ın nükleer silahsızlanma konusunda masaya oturmasını umduğunu ifade etti. Bu donanmanın, Venezuela’ya gönderilen filo gibi güçlü ve hızlı hareket etmeye hazır olduğu yorumları yapıldı. ABD donanması bölgeye konuşlandırıldı Trump, “Başında büyük uçak gemisi USS Abraham Lincoln’ün bulunduğu bu filo, İran’a doğru büyük bir güçle ilerliyor” diye yazdı ve bu askeri adımı daha önceki Venezuela operasyonuyla kıyasladı. ABD hükümeti, donanmanın “bölgesel güvenlik ve istikrarı desteklemek” amacıyla konuşlandırıldığını belirtiyor. Trump hem baskı hem diyalog mesajı verdi Trump, askeri varlığın amacının zorla bir çatışma çıkarmak değil, İran’ı müzakere masasına çekmek olduğunu da vurguladı. Tahran’a “adil ve eşit bir nükleer anlaşma” yapma çağrısı yaparken, zamanın daraldığını ifade etti. Bölge gerilimli; Türkiye dışişlerinden çağrı Bu gelişmelerin ortasında Hakan Fidan önderliğindeki Türkiye, ABD ile İran arasındaki sorunların adım adım çözülmesini, askeri seçeneklerden kaçınılmasını ve nükleer pazarlığın güçlendirilmesini önerdi. Türkiye tarafı, dış müdahalelerin bölge istikrarını daha da bozacağı uyarısında bulundu. Askeri manevralar devam ediyor ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını sadece deniz unsurlarıyla değil, çok günlük hava tatbikatları ve ek savunma sistemleri konuşlandırarak da güçlendiriyor. USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubunun gelişini takiben, F-15E ve Birleşik Krallık Typhoon gibi savaş uçakları da bölgeye intikal etti. İran sert yanıt verdi İran yönetimi, herhangi bir askeri saldırıyı “tam ölçekli savaş” olarak değerlendireceğini ve sert şekilde karşılık vereceğini açıkladı. Bu yanıt, bölgedeki tansiyonun yükselmeye devam ettiğini gösteriyor. Tüm bu gelişmeler sürmekte olan jeopolitik gerilimlere işaret ediyor ve uluslararası diplomasinin sonuçlarıyla yakından izleniyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik: PKK tüm uzantılarıyla kendini feshetmeli Haber

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik: PKK tüm uzantılarıyla kendini feshetmeli

Çelik, terör örgütlerinin meşrulaştırılmaya çalışıldığını belirterek, Türkiye’nin terörle mücadelede kararlılığını sürdüreceğini ifade etti. Suriye’de DEAŞ’la mücadelenin kesintisiz devam etmesi gerektiğini dile getiren Çelik, “PKK tüm uzantılarını feshetmeli. Suriye’de tek ülke, tek ordu ilkesi çerçevesinde tüm etnik ve mezhepsel grupların haklarının güvence altına alındığı bir yapı tesis edilmelidir” dedi. “Suriye’de ortaya çıkan tablo herkesin kazanımıdır” Suriye’deki gelişmelere de değinen Çelik, terör örgütlerinin ortadan kalkmasının en çok Suriye halkına fayda sağlayacağını söyledi. Kürtlerin, Türkmenlerin ve Arapların terör vesayetinden kurtulmasının önemine işaret eden Çelik, Suriye’de Kürtlerin kimlik, dil ve kültür haklarını güvence altına alan kararnameyi olumlu bulduklarını ifade etti. Çelik, “Suriye’de oluşan yeni tabloyu tüm etnik grupların ortak kazanımı olarak görmek gerekir” diye konuştu. SDG ve DEM Parti açıklamaları DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın “SDG Kürtleri temsil ediyor” sözlerine de değinen Çelik, bu ifadelerin bir itiraf niteliği taşıdığını savundu. Çelik, “Bu söylemleri dile getirenlerin gündeminde Kürtler değil, örgütler var. Kimin hangi örgütle yan yana durduğu açıkça ortadadır” dedi. İran ve Gazze mesajı İran’a yönelik olası bir dış müdahaleye de karşı olduklarını belirten Çelik, böyle bir girişimin bölgede daha büyük acılara yol açacağını söyledi. İran’daki sorunların İran halkı tarafından ve kendi dinamikleriyle çözülmesi gerektiğini vurguladı. Gazze konusunda da açıklamalarda bulunan Çelik, Gazze’nin “emlak” olarak değil “vatan” olarak görülmesi gerektiğini ifade ederek, bölgede kalıcı bir ateşkesin sağlanmasının önemine dikkat çekti. Muhalefete eleştiri CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i de eleştiren Çelik, Kürt meselesinin istismar edildiğini savundu. Çelik, “Sayın Özel’in bilgiyle problemi var. Yanlış ve eksik bilgilendiriliyor” ifadelerini kullandı. Çelik, Türkiye’nin ve bölgenin geleceği açısından terör örgütlerinin karşısında, bölge halklarının ise yanında olmaya devam edeceklerini sözlerine ekledi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İran’dan ABD’ye billboardlu mesaj: Rüzgâr eken, fırtına biçer Haber

İran’dan ABD’ye billboardlu mesaj: Rüzgâr eken, fırtına biçer

İran, başkent Tahran’da yer alan Enghelab (Devrim) Meydanı’na yerleştirilen dikkat çekici bir reklam panosuyla ABD’ye sert bir mesaj verdi. Billboardda, güvertesi hasar görmüş, patlayan savaş uçaklarıyla dolu bir uçak gemisi, etrafa saçılmış cesetler ve kan izleriyle birlikte resmedildi. Geminin arkasından akan kanın, ABD bayrağının çizgilerini andıracak biçimde tasvir edilmesi dikkat çekti. Görselde yer alan “Rüzgâr eken, fırtına biçer” sloganı, olası bir askeri müdahaleden kaçınılması çağrısı olarak değerlendirildi. Gelişme, Donald Trump’ın geçen hafta Air Force One’da yaptığı açıklamaların ardından geldi. Trump, ABD’nin İran’ı “izlediğini” ve “her ihtimale karşı” bölgeye savaş gemileri sevk edildiğini söylemiş, olası bir müdahalenin haziran ayında İran’ın nükleer tesislerine yönelik ABD saldırılarını “çerez gibi” göstereceğini iddia etmişti. Enghelab Meydanı, İran’da genellikle devlet tarafından organize edilen etkinliklere ve ulusal gündeme paralel olarak değiştirilen duvar görsellerine ev sahipliği yapmasıyla biliniyor. Bu nedenle söz konusu billboardun, resmi söylemle uyumlu sembolik bir mesaj taşıdığı belirtiliyor. Öte yandan İran Devrim Muhafızları’nın üst düzey komutanlarından biri cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD ve İsrail’e “yanlış bir hesap yapmaktan kaçınmaları” çağrısında bulundu; İran’ın askeri kapasitesinin “her zamankinden daha hazır” olduğunu ve “parmağın tetikte” bulunduğunu söyledi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de geçtiğimiz günlerde ABD’ye yönelik en net uyarılarından birini yaptı. Arakçi, ülkesinin yeniden bir saldırıya uğraması halinde “eldeki tüm imkânlarla karşılık vereceğini” belirterek, haziran ayında İsrail ile yaşanan ve 12 gün süren çatışmada gösterilen itidalin bu kez geçerli olmayacağını vurguladı. Tahran ile Washington arasındaki bu son gerilim, İran genelinde 28 Aralık’ta başlayan ve halen süren protestoların gölgesinde yaşanıyor. ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı’na göre protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısı en az 5 bin 2’ye, gözaltına alınanların sayısı ise 41 bin 280’in üzerine çıktı. Ülkede devam eden internet kesintileri nedeniyle gerçek bilanço hakkında ciddi belirsizlikler bulunduğu ifade ediliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Çin’den İran’ın egemenliğine saygı çağrısı Haber

Çin’den İran’ın egemenliğine saygı çağrısı

Çin, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nde (BMİHK) İran’daki insan hakları durumunun ele alındığı özel oturumda, İran’ın egemenliğine ve iç işlerine saygı gösterilmesi çağrısında bulundu. Çin: İnsan hakları bahanesiyle müdahaleye karşıyız Çin’in BM Cenevre Ofisi ve İsviçre’deki diğer uluslararası kuruluşlar nezdindeki Daimi Temsilcisi Jia Guide, toplantıda yaptığı konuşmada, her ülkenin insan haklarını kendi koşulları doğrultusunda geliştirme hakkına sahip olduğunu söyledi. Jia, Çin’in insan hakları gerekçesiyle başka ülkelerin iç işlerine karışılmasına, belirli ülkelere yönelik özel mekanizmalar oluşturulmasına ve çifte standartlara karşı olduğunu ifade etti. “İran’daki gelişmeler iç meseledir” Jia Guide, İran’da yaşanan olayların ülkenin iç işi olduğunu belirterek, bu konudaki kararların İran halkı tarafından verilmesi gerektiğini vurguladı. BM Şartı ve uluslararası hukuk vurgusu Çinli diplomat, Pekin yönetiminin BM Şartı’nın amaç ve ilkelerine bağlı kaldığını, uluslararası ilişkilerde güç kullanımına veya güç kullanma tehdidine karşı olduklarını dile getirdi. Uluslararası topluma çağrı Jia Guide, uluslararası toplumu İran’ın egemenliğine, güvenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeye davet ederek, bu çerçevede İran hükümeti ve halkının ulusal istikrarı koruma ve meşru haklarını savunma çabalarının desteklenmesi gerektiğini söyledi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Trump’tan dünyayı sarsan sözler: Bana bir şey olursa İran’ı yeryüzünden silecekler Haber

Trump’tan dünyayı sarsan sözler: Bana bir şey olursa İran’ı yeryüzünden silecekler

ABD Başkanı Donald Trump, 21 Ocak 2026’da verdiği bir röportajda İran’dan geldiğini öne sürdüğü suikast tehditlerine ilişkin dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Trump, kendisine yönelik bir saldırı olması durumunda çok net talimatlar verdiğini belirterek, İran’ın “çok sert şekilde karşılık göreceğini” ifade etti. “Herhangi bir şey olursa tüm ülke havaya uçar” sözleri gündemi sarstı Trump, İran’ın tehditlerini hayata geçirmesi halinde geri dönüşü olmayan bir karşılık verileceğini savundu. “Bir şey olursa onları yeryüzünden silecekler” diyen Trump, bu konuda ABD yönetiminin en üst düzeyde hazırlıklı olduğunu ileri sürdü. Açıklamalar, ABD’nin Orta Doğu politikası ve küresel güvenlik dengeleri açısından yeni bir gerilim başlığı olarak yorumlandı. İran çıkışıyla Biden dönemini de hedef aldı ABD Başkanı, açıklamalarında selefi Joe Biden’ı da hedef alarak, İran’a karşı yeterince caydırıcı olunmadığını savundu. Trump, önceki dönemde verilen tepkilerin zayıf kaldığını iddia ederken, kendi yönetiminin bu konuda “çok daha net ve sert” bir çizgi izlediğini dile getirdi. Minnesota için İsyan Yasası mesajı verdi Trump, röportajında ABD iç gündemine de değindi. Göçmen politikaları nedeniyle protestolara sahne olan Minnesota eyaletinde, İsyan Yasası’nı şimdilik devreye sokmaya gerek olmadığını söyledi. Ancak Trump, “gerektiğinde” bu yasayı uygulamaktan çekinmeyeceğini belirterek, bunun yargı sürecini baypas edeceğini ve yönetimi rahatlatacağını savundu. Uçak arızası dikkat çekti Trump’ın sert açıklamalarının ardından, İsviçre’ye gitmek üzere havalanan başkanlık uçağının elektrik arızası nedeniyle Washington’a geri dönmesi de kamuoyunda dikkat çekti. Beyaz Saray, dönüşün tedbir amaçlı olduğunu ve Trump’ın başka bir uçakla seyahatine devam edeceğini açıkladı. Trump’ın sözleri, ABD–İran hattındaki tansiyonu yeniden yükseltirken, uluslararası kamuoyunda “retorik mi, yeni bir kriz habercisi mi?” sorularını da beraberinde getirdi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Ortadoğu’nun bitmeyen krizi: 11 Eylül’le kurulan düzen, 7 Ekim’le sarsıldı Haber

Ortadoğu’nun bitmeyen krizi: 11 Eylül’le kurulan düzen, 7 Ekim’le sarsıldı

Ortadoğu’nun “savaşlar bitse bile huzurun gelmediği” coğrafya olarak anılmasının arkasında ne var? Akademisyen ve yazar Mehmet Akif Koç, bölgedeki kırılmaların sadece sahadaki çatışmalarla değil; rejim biçimleri, toplum yapıları, dış müdahaleler ve jeopolitik rekabetle örülü bir “uzun kriz düzeni” yarattığını vurguluyor. Koç’a göre bu düzenin iki ana dönüm noktası bulunuyor: 11 Eylül 2001 saldırıları ve 7 Ekim 2023 saldırıları. İki tarih de “saldırı” olsa da, asıl belirleyici olanın bu olaylardan sonra bölgeye dönük kurgu ve müdahale biçiminin değişmesi olduğunu söylüyor. 11 Eylül’ün ardından: ABD’nin müdahaleci dönemi ve ‘iki kamp’ siyaseti Koç, 11 Eylül sonrasında ABD’nin Ortadoğu’ya bakışında belirgin bir dönüşüm yaşandığını; 1990’ların “küresel liberal demokrasi” idealinin geriye düştüğünü ve Washington’un daha doğrudan müdahaleci bir hatta savrulduğunu belirtiyor. Bu dönemin yalnızca askeri müdahalelerle değil, siyasal dizayn ve ittifak mühendisliğiyle de ilerlediğini savunuyor. Koç’un çerçevesinde ABD’nin bölgede kurduğu temel yaklaşım şu: “Ya bizimlesin ya değilsin.” Bu bakışın içeriğini de şöyle özetliyor: ABD’yle aynı çizgideysen mezhebinin, ideolojinin ya da rejiminin ne olduğunun ikincil hale geldiği; fakat ABD’nin yanında değilsen, sistemin dışına itildiğin ve hedefe dönüşebildiğin bir denge. Arap ayaklanmaları: Soğuk Savaş’tan kalan yapılar tasfiye edildi Koç, 11 Eylül sonrası şekillenen dönemin ikinci büyük kırılmasını Arap ayaklanmalarıyla ilişkilendiriyor. Libya’da Kaddafi, Mısır’da Mübarek, Yemen’de Ali Abdullah Salih, Tunus’ta Bin Ali gibi yönetimlerin devrilmesini “Soğuk Savaş bakiyesi yapıların tasfiyesi” olarak okuyor. Suriye’de Baas rejiminin düşüşünü de aynı hat içinde değerlendiriyor; bu tasfiyelerin bölgeyi daha istikrarlı değil, daha kırılgan hale getirdiğini savunuyor. 7 Ekim sonrası: İran’ın yükselişi durdu, dengeler yeniden kuruldu Koç’a göre 2003 Irak işgali ile 7 Ekim 2023 arasındaki 20 yıllık dönem, İran’ın bölgesel etkisinin büyüdüğü bir zaman aralığıydı. İran’ın bir dönem Bağdat, Şam, Beyrut ve Sana üzerindeki nüfuzuyla “4 başkent” etkisine ulaştığını; Gazze’yi de ekleyerek bunu “4,5 başkent” diye tarif ettiğini aktarıyor. Ancak Koç, 7 Ekim sonrası sürecin İran’ın bu bölgesel momentini tersine çevirdiğini düşünüyor. Kendi “Ortadoğu okumasında” bölgeyi şekillendiren dört ana aktörü Türkiye, İran, İsrail ve Körfez Arapları (Suudi Arabistan, BAE, Katar) olarak tanımlıyor; diğer Arap ülkelerinin ise daha sınırlı bir etkiye sahip olduğunu söylüyor. Koç’un iddiası şu: 2003-2023 arasında İran, bu üç aktörü aynı anda karşısına aldı; buna karşılık diğer üç aktör ABD’yle birlikte hareket ederek İran’ın etkisini kıran bir çizgiye geldi. Bu süreçte Suriye’de yaşanan gelişmelerin de İran’ın alan kaybını hızlandırdığı görüşünde. “Suriye’de savaş bitti demek kolay, ama çatışma dinamikleri sürüyor” Koç, Suriye’de rejimin düşmüş olmasının ülkede iç çatışmaların biteceği anlamına gelmediğini savunuyor. Bunun temelini iki “makro çerçeve” ile açıklıyor: 1) Tarihsel-sosyolojik yarılma: Koç, Osmanlı’nın son döneminden beri Suriye’de bir yarılma bulunduğunu söylüyor. Bir yanda Halep-Hama-Humus-Şam-Dera hattında yoğunlaşan Sünni Arap merkez aks; diğer yanda Kuzeydoğu’daki Kürtler, güneyde Dürziler, sahilde Aleviler/Nusayriler, ayrıca Hristiyanlar, Türkmenler ve diğer toplulukların oluşturduğu periferik yapı. Bu iki eksenin farklı dönemlerde birbirini tasfiye ederek ilerlediğini; darbeler, rövanşlar ve kırılmaların bu gerilimi derinleştirdiğini belirtiyor. 2) “Beşli çatışma dinamiği” uyarısı: Koç, Suriye’de önümüzdeki dönemi şekillendirebilecek beş çatışma hattı öngörüyor: Sünni İslamcılar ile Aleviler arasındaki tarihsel kan davası; Sünni İslamcılar ile Dürziler arasındaki gerilim; Şam’daki yönetim ile Kürt yapıların (YPG/SDG) kontrol ve yetki mücadelesi; Şii ağlar (Hizbullah, Haşdi Şaabi ve İran bağlantılı gruplar) ile Sünni selefi unsurlar arasındaki derinleşmiş çatışma; son olarak da HTŞ’nin kendi içindeki farklı fraksiyonların, liderliğe ve dış ilişkiler tercihlerine dair üretebileceği iç gerilim. Koç, bu tablo nedeniyle “rejim değişse bile” Suriye’de kısa ve orta vadede çatışma potansiyelinin canlı kaldığını vurguluyor. İran’da neden gerilim bitmiyor? ‘Yapısal kriz + yarılmış sosyoloji + konjonktürel baskı’ İran başlığında Koç, sokak protestolarının arkasındaki gerilimi üç ana kümede topluyor: Yapısal kriz: “Seçilmişler ile atanmışlar” arasındaki yetki uçurumu. Koç, halkın sandığa giderken “Seçtiğim kişiler gerçekten yönetebiliyor mu?” sorusunu daha yüksek sesle sormaya başladığını; buna bağlı olarak seçim katılım oranlarının düştüğünü söylüyor. Yarılmış sosyoloji: Etnik/mezhepsel periferi (Azeri Türkleri, Kürtler, Araplar, Beluçlar, Türkmenler vb.) ile merkez arasındaki tarihsel gerilimler; ayrıca toplumun dindar-seküler ayrışması ve özellikle kadın hareketlerinin baskı mekanizmalarına tepkisi. Konjonktürel krizler: Nükleer program ve balistik füze tercihinin yaptırımları büyütmesi; yaptırımların ekonomi üzerinde ağır basınç üretmesi; bölgesel hegemonya kaybının ve dış baskının iç gerilimi daha kırılgan hale getirmesi. Koç, bu üç başlığın üst üste binmesinin İran’da “sönümlense bile geri gelen” kriz dalgaları ürettiğini savunuyor. “İran’da devrim olur mu?”: Koç’un üç senaryosu Koç, İran’da kısa vadede rejim değişikliğini mümkün kılacak üç senaryo dışında güçlü bir ihtimal görmediğini söylüyor: Seküler devrim: Bunun için milyonların uzun süreli ve ülke geneline yayılan eylemliliği, örgütlülük ve dış destek gibi şartların oluşması gerektiğini; fakat bugün İran’da bunun sosyolojik tabanının ve siyasal örgütlenme kanallarının sınırlı olduğunu savunuyor. Devletin periferide çözülmesi: Etnik/mezhepsel toplulukların kontrol alanları oluşturarak merkezi yapıyı geri itmesi ihtimali. Koç bunu tarihsel örneklerle anlatmakla birlikte, mevcut devlet kapasitesi nedeniyle kısa vadede düşük olasılık görüyor. Dışarıdan karasal işgal: Bu kapasitenin fiilen yalnızca ABD’de bulunduğunu; fakat Irak ve Afganistan tecrübelerinin ardından böyle bir işgalin maliyetinin yüksek olacağını vurguluyor. Koç, bu nedenle İran’da gerilimin “bitmesi” değil, farklı biçimlerde “yeniden üremesi” olasılığının daha güçlü olduğunu ifade ediyor.

Oral Toga’nın İran ısrarı: Sürekli kriz anlatısı ne anlatıyor? Haber

Oral Toga’nın İran ısrarı: Sürekli kriz anlatısı ne anlatıyor?

Türkiye’de dış politika ve Orta Doğu başlıklarında yaptığı paylaşımlarla bilinen araştırmacı Oral Toga, son dönemde özellikle İran üzerine kurduğu söylemle dikkat çekiyor. Toga’nın X platformunda art arda yaptığı değerlendirmeler, İran’ı neredeyse kesintisiz bir “çözülme ve çöküş” hattı içinde resmeden bir anlatı ortaya koyuyor. Bu yoğunluk, kamuoyunda yalnızca İran tartışmasını değil, dış politika analizlerinde analitik derinlik ile siyasal konumlanma arasındaki farkı da yeniden gündeme getiriyor. İran okumasının temel tezi: “İçeriden çöken rejim” Oral Toga’nın paylaşımlarında öne çıkan ana yaklaşım, İran’da yaşanan sorunların geçici ya da konjonktürel olmadığı, aksine yapısal bir rejim krizine işaret ettiği yönünde şekilleniyor. Ekonomik yaptırımlar, genç nüfusun sisteme mesafesi ile etnik ve mezhepsel gerilimler bu çerçevenin temel dayanakları olarak sunuluyor. Toga, X’teki bir paylaşımında “İran’da mesele dış baskı değil; içeride artık taşınamayan bir rejim yükü var” ifadelerini kullanırken, başka bir değerlendirmesinde ekonomik krizi merkeze alarak “Yaptırımlar sadece katalizör. Asıl sorun, rejimin kendi toplumuna gelecek sunamaması” vurgusunda bulunuyor. Bu yaklaşım, İran’ı uzun erimli bir çözülme süreci içinde konumlandıran süreklilik vurgusuyla dikkat çekiyor. Bölgesel politika ve Şii ekseni eleştirisi Toga’nın İran analizlerinde öne çıkan bir diğer başlık ise Tahran’ın bölgesel politikaları. Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen hattı, paylaşımlarda çoğunlukla istikrar bozucu ve yayılmacı bir etki alanı olarak tanımlanıyor. İran’ın bu coğrafyalardaki varlığı, güvenlik gerekçelerinden çok jeopolitik tahakküm stratejisi olarak çerçeveleniyor. Bir paylaşımında “İran, içeride tutunamadığı gücü dışarıda milis yapılar üzerinden telafi etmeye çalışıyor” diyen Toga, başka bir değerlendirmesinde ise “Bu tablo bir mezhep dayanışması değil, açık bir jeopolitik tahakküm stratejisidir” ifadelerini kullanıyor. Bu söylem, İran’ın dış baskı ve kuşatma algısını ikincil plana iterken, bölgesel politikaları tek yönlü bir yayılmacılık okumasına indirgediği eleştirilerine neden oluyor. Türkiye–İran rekabeti satır aralarında mı? Oral Toga’nın paylaşımlarında dikkat çeken unsurlardan biri de örtük Türkiye–İran rekabeti vurgusu. İran’ın zayıflamasının Türkiye açısından yeni stratejik fırsatlar doğurabileceği fikri, açıkça dile getirilmese de söylemin arka planında hissediliyor. Toga’nın “İran’ın gerilemesi, bölgede yeni bir denge kuracaktır. Türkiye bu süreci doğru okumalı” ifadeleri, analizlerin yalnızca İran’a değil, Türkiye’nin bölgesel rolüne dair normatif bir yönlendirme içerdiği yönünde yorumlara yol açıyor. X’te yükselen tepkiler: Analiz mi, algı mı? Toga’nın İran merkezli paylaşımları X’te yüksek etkileşim alırken, aynı zamanda ciddi bir karşı tartışmayı da beraberinde getirdi. Akademisyenler, gazeteciler ve dış politika yorumcuları, bu söylemin İran’ı yalnızca kriz ve çöküş diliyle ele almasını eleştiriyor. “İran neden hâlâ ayakta sorusu hiç sorulmuyor”, “Sürekli çöküş anlatısı analitik olmaktan çok politik” ve “Bu dil açıklamaktan çok yönlendirmeye hizmet ediyor” gibi yorumlar, eleştirilerin temel eksenini oluşturuyor. Tek boyutlu okuma tartışması Akademik çevrelerde dile getirilen bir diğer eleştiri ise İran’ın tarihsel, ideolojik ve kurumsal sürekliliğinin yeterince hesaba katılmadığı yönünde. Bu görüşe göre İran’ı anlamak, yalnızca krizleri sıralamakla değil, bu krizlere rağmen nasıl ayakta kaldığını analiz etmekle mümkün. Bir değerlendirmede öne çıkan “İran’ı anlamak, sadece sorunları saymak değil; sorunlara rağmen kurduğu direnç mekanizmalarını da görmekle mümkündür” ifadesi, tartışmanın ana eksenini özetliyor. Oral Toga’nın İran paylaşımları, Türkiye kamuoyunda güçlü bir jeopolitik algı üretiyor ve geniş bir etki alanına sahip. Ancak bu etkinin analitik derinlikten mi yoksa siyasal konumlanmadan mı beslendiği sorusu giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor. İran gibi tarihsel, ideolojik ve kurumsal sürekliliği olan bir devleti yalnızca kriz diliyle okumak, açıklayıcı olmaktan çok pozisyon alıcı bir anlatıya dönüşme riskini de beraberinde getiriyor.

Aydoğan Doğan: Halep bir sahanın değil, bir siyasetin çöküşüdür! Haber

Aydoğan Doğan: Halep bir sahanın değil, bir siyasetin çöküşüdür!

Suriye iç savaşının en sembolik kentlerinden biri olan Halep üzerinden yürütülen tartışmalar yeniden alevlenirken, insan hakları aktivisti ve siyasetçi Aydoğan Doğan’dan dikkat çeken bir analiz geldi. Doğan, X hesabından yaptığı paylaşımda Halep’in bir coğrafyanın kaybı değil; bir siyasal aklın, bir dilin ve bir hayalin çöküşünü temsil ettiğini ifade etti. Halep neden bir kırılma anı olarak görülüyor? Aydoğan Doğan’a göre Halep, yalnızca askeri dengelerin değiştiği bir cephe değil; bölgesel siyasetin, ideolojik okumaların ve stratejik aklın sınandığı bir laboratuvar işlevi gördü. Bu nedenle Halep’te yaşananlar, sahadaki güç kayıplarından ziyade siyaseti doğru okuma kapasitesinin yitirilmesine işaret ediyor. Doğan, Türkiye’de uzun yıllardır “süreç” adı altında sürdürülen siyasal yaklaşımın, değişen bölgesel ve küresel koşulları okumakta başarısız olduğunu savunuyor. Bu yaklaşımın, kendini tekrar eden bir dil ve sorgulanmayan bir ezber ürettiğini belirtiyor. “Askeri değil, entelektüel bir yenilgi” Doğan’a göre yaşanan tablo, klasik bir askeri yenilgiden çok daha derin bir anlam taşıyor. Ona göre Halep’te ortaya çıkan sonuç, entelektüel ve stratejik bir tükenmişliğin dışavurumu niteliğinde. Siyasetin, değişen güç dengelerini ve yeni devlet reflekslerini okuyamaması, bu sürecin temel kırılma noktası olarak öne çıkıyor. Değişen küresel dengeler ve okunamayan gerçeklik Analizde dikkat çekilen bir diğer başlık ise küresel ve bölgesel güç dengeleri. Aydoğan Doğan, ABD, Rusya, İran ve Çin ekseninde şekillenen yeni uluslararası denklemlerin romantik beklentilerle okunmaya devam edildiğini vurguluyor. Ona göre bu yaklaşım, sahadaki gerçeklik ile siyasal dil arasında derin bir kopuş yarattı. Doğan bu noktada şu ifadeyi kullanıyor: “Bugün mesele kimin haklı olduğu değil, kimin zamanı doğru okuyabildiği meselesidir.” Bu sözler, ideolojik doğruların tek başına yeterli olmadığını; zamanlama, güç analizi ve gerçeklik okumasının siyasetin temel unsurları olduğunu ortaya koyuyor. Romantik siyaset eleştirisi: Dil ile saha arasındaki uçurum Aydoğan Doğan’a göre Halep örneği, siyasetin romantik hayallerle değil, soğuk gerçeklerle yürütülmesi gerektiğini bir kez daha gösterdi. Saha gerçekliğiyle uyumsuz kurulan siyasal dil, yalnızca stratejik hatalara değil, aynı zamanda toplumsal algının yanlış yönlendirilmesine de neden oldu. Bu yönüyle Halep, yalnızca bir kentin değil; bir siyasal tahayyülün tükenişi olarak okunmalı. “Bir coğrafyanın değil, bir hayalin kapanış sahnesi” Doğan’ın değerlendirmesinde en çarpıcı vurgu ise Halep’in sembolik anlamına dair oldu. Paylaşımında Halep’i şu sözlerle tanımladı: “Halep; bir coğrafyanın değil, bir siyasetin, bir dilin ve bir hayalin kapanış sahnesidir.” Bu tespit, Halep sonrası dönemde Türkiye’de ve bölgede yeni bir siyasal dile ve yeni bir stratejik akla duyulan ihtiyacı da gündeme taşıyor. Halep sonrası dönem için yeni bir siyaset arayışı Aydoğan Doğan’a göre Halep sonrası süreç, eski ezberlerle sürdürülemez. Yeni dönemin; eleştirel düşünen, öğrenen ve değişen gerçeklikleri esas alan bir siyasal akıl üzerinden inşa edilmesi gerekiyor. Aksi halde benzer kırılmaların kaçınılmaz olacağı uyarısında bulunuyor.

“İran’da üçüncü yol yok: Ya mollalar ya ABD” Haber

“İran’da üçüncü yol yok: Ya mollalar ya ABD”

İran’da günlerdir süren halk eylemleri bölgesel ve küresel dengelerle birlikte yeniden tartışılırken, Teori ve Politika dergisinde yayımlanan Metin Kayaoğlu imzalı analiz dikkat çekti. Kayaoğlu, İran’daki öfkenin meşruiyetini teslim ederken, bu sürecin hangi güçlerin lehine sonuç doğurabileceği sorusunu merkezine aldı. Değerlendirmede, İran’ın Irak, Libya ve Suriye örneklerine benzer bir müdahale senaryosuyla karşı karşıya olduğu savunuldu. ABD-İsrail vurgusu Kayaoğlu, İran açısından bugün belirleyici tehdidin ABD ve İsrail olduğunu vurguladı. İran’a dair her politik tutumun bu gerçeği hesaba katmak zorunda olduğu belirtilirken, ABD-İsrail’e karşı açık bir konum almayan çağrıların fiilen emperyalist müdahaleye hizmet ettiği savunuldu. İran’ın dünya jeopolitiğinden koparılarak ele alınmasının, sahadaki güç ilişkilerini perdelediği ifade edildi. “Ne molla ne ABD” çıkışı Yazıda en sert eleştirilerden biri, iki tarafa da eşit mesafede durduğunu iddia eden yaklaşımlara yöneltildi. Kayaoğlu, İran’da böyle bir tutumun pratikte tarafsızlık anlamına gelmediğini, sahada ABD-İsrail çizgisine denk düştüğünü dile getirdi. Tahran merkezli, örgütlü bir devrimci gücün bulunmadığı koşullarda, bu söylemin gerçek bir üçüncü yol üretmediği savunuldu. Sokak var, iktidar alternatifi yok İran’da eylemlerin yaygın ve meşru olduğuna dikkat çekilirken, bu hareketliliğin kurucu bir iktidar yaratabilecek örgütsel kapasiteden yoksun olduğu belirtildi. Kayaoğlu, örgütsüz halk yığınlarının yıkıcı bir etki yaratabileceğini ancak yeni bir düzen kuramayacağını ifade etti. Bu boşluğun, hazır ve örgütlü güçler tarafından doldurulacağına işaret edildi. Irak ve Suriye hatırlatması Kayaoğlu’na göre İran rejiminin çökmesi halinde devreye girecek güç, halk değil ABD ve İsrail olacak. Irak ve Libya örnekleri üzerinden yapılan değerlendirmede, benzer bir sürecin İran’da da işletileceği savunuldu. Bu nedenle “rejim yıkılsın” çağrılarının, sonuçları itibarıyla yeni bir Suriye tablosunu kabullenmek anlamına geldiği ifade edildi. Demokratik İran uyarısı Değerlendirmede, mevcut koşullarda İran’da rejim sonrası demokratik bir düzen kurulmasının gerçekçi olmadığı görüşü öne çıktı. Demokratik İran hayali ile ABD-İsrail’in İran planının pratikte örtüştüğü vurgulanırken, örgütlü bir alternatif olmadan yürütülen rejim karşıtlığının emperyalist senaryonun parçası hâline geldiği belirtildi. Yatay solculuk eleştirisi Kayaoğlu, ademi merkeziyetçi ve “yatay” siyaset anlayışlarına da mesafeli yaklaştı. Tek ve büyük merkezi güçlerin belirleyici olduğu bir dünyada bu yaklaşımların ancak vesayet altında var olabileceği savunuldu. Bölgenin küçük, parçalı ve birbirleriyle çatışan yapılara bölünmesinin, ABD-İsrail stratejisinin temel hedeflerinden biri olduğu ifade edildi. Kürtler başlığı Yazıda Kürt yurttaşların bölgedeki konumuna da değinildi. Kürtlerin diğer halklardan farklı olarak örgütlü yapılara sahip olduğu, bu nedenle geleceklerini soyut temennilerle değil sahadaki güç dengeleri üzerinden kurmak zorunda kaldıkları belirtildi. İran’ın çökmesi halinde Rojhilat’ta da ABD-İsrail ile ilişkilerin derinleşeceği öngörüsü paylaşıldı. “Ya mollalar ya ABD” Kayaoğlu, mevcut tabloda İran’da üçüncü bir devrimci seçeneğin bulunmadığını savundu. Bu yaklaşımın mollacı bir çizgi anlamına gelmediği, daha güçlü ve saldırgan düşmanı işaret etmeyi amaçladığı belirtildi. Örgütlü bir alternatif yokken rejimin yıkılmasını istemenin, İran’da da Irak ve Suriye benzeri bir emperyalist düzenin kurulmasına kapı aralayacağı görüşüyle değerlendirme tamamlandı. Metin Kayaoğlu 1962 yılında Gaziantep’te doğan Metin Kayaoğlu, 1970’lerin ikinci yarısında sol hareket içinde yer aldı. Politik faaliyetleri nedeniyle tutuklandı ve çok sayıda gözaltı yaşadı. Zamanla Marksizmin teorik sorunlarına yoğunlaşan Kayaoğlu, 1995’te yayımlanan “Bütünsel Marksist Oluşum Yolunda Bir Girişim İçin Genel Çerçeve Taslağı” çalışmasının hazırlanmasında yer aldı. Bu çalışma, 1996’da yayın hayatına başlayan Teori ve Politika dergisinin çıkışında belirleyici oldu. Kayaoğlu, Marksizmin yeniden kuruluşu, materyalizm, din ve milliyetçilik gibi başlıklarda çalışmalarını sürdürmekte ve Teori ve Politika çizgisinde teorik-politik faaliyetlerine devam etmektedir. Teori ve Politika dergisi Teori ve Politika, 1996 yılından bu yana yayımlanan, Marksist teorik tartışmalara odaklanan mevsimlik bir dergidir. Dergi, Marksizmi bilim, felsefe ve politika arasında bütüncül bir çerçevede ele almayı hedeflemektedir. Yayın çizgisinde politik Marksizm, felsefi materyalizm, Marksizmin krizi, din, milliyetçilik ve emperyalizm gibi başlıklar öne çıkmaktadır. Türkiye’de Marksist düşünce içinde özgün bir konum edinen Teori ve Politika, farklı tartışmalara konu olan teorik değerlendirmeleriyle bilinmektedir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.