SON DAKİKA

#İsrail

HABER DEĞER - İsrail haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İsrail haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İran’dan ABD’ye billboardlu mesaj: Rüzgâr eken, fırtına biçer Haber

İran’dan ABD’ye billboardlu mesaj: Rüzgâr eken, fırtına biçer

İran, başkent Tahran’da yer alan Enghelab (Devrim) Meydanı’na yerleştirilen dikkat çekici bir reklam panosuyla ABD’ye sert bir mesaj verdi. Billboardda, güvertesi hasar görmüş, patlayan savaş uçaklarıyla dolu bir uçak gemisi, etrafa saçılmış cesetler ve kan izleriyle birlikte resmedildi. Geminin arkasından akan kanın, ABD bayrağının çizgilerini andıracak biçimde tasvir edilmesi dikkat çekti. Görselde yer alan “Rüzgâr eken, fırtına biçer” sloganı, olası bir askeri müdahaleden kaçınılması çağrısı olarak değerlendirildi. Gelişme, Donald Trump’ın geçen hafta Air Force One’da yaptığı açıklamaların ardından geldi. Trump, ABD’nin İran’ı “izlediğini” ve “her ihtimale karşı” bölgeye savaş gemileri sevk edildiğini söylemiş, olası bir müdahalenin haziran ayında İran’ın nükleer tesislerine yönelik ABD saldırılarını “çerez gibi” göstereceğini iddia etmişti. Enghelab Meydanı, İran’da genellikle devlet tarafından organize edilen etkinliklere ve ulusal gündeme paralel olarak değiştirilen duvar görsellerine ev sahipliği yapmasıyla biliniyor. Bu nedenle söz konusu billboardun, resmi söylemle uyumlu sembolik bir mesaj taşıdığı belirtiliyor. Öte yandan İran Devrim Muhafızları’nın üst düzey komutanlarından biri cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD ve İsrail’e “yanlış bir hesap yapmaktan kaçınmaları” çağrısında bulundu; İran’ın askeri kapasitesinin “her zamankinden daha hazır” olduğunu ve “parmağın tetikte” bulunduğunu söyledi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de geçtiğimiz günlerde ABD’ye yönelik en net uyarılarından birini yaptı. Arakçi, ülkesinin yeniden bir saldırıya uğraması halinde “eldeki tüm imkânlarla karşılık vereceğini” belirterek, haziran ayında İsrail ile yaşanan ve 12 gün süren çatışmada gösterilen itidalin bu kez geçerli olmayacağını vurguladı. Tahran ile Washington arasındaki bu son gerilim, İran genelinde 28 Aralık’ta başlayan ve halen süren protestoların gölgesinde yaşanıyor. ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı’na göre protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısı en az 5 bin 2’ye, gözaltına alınanların sayısı ise 41 bin 280’in üzerine çıktı. Ülkede devam eden internet kesintileri nedeniyle gerçek bilanço hakkında ciddi belirsizlikler bulunduğu ifade ediliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İsrail basını: Bilal Erdoğan’ın İsrail’e girişi yasaklandı Haber

İsrail basını: Bilal Erdoğan’ın İsrail’e girişi yasaklandı

İsrail basınında yer alan haberlere göre, İsrail Diaspora İşleri ve Antisemitizmle Mücadele Bakanlığı çarşamba günü aldığı kararla 29 kişiyi kara listeye ekledi. Kararla birlikte, listede yer alan isimlerin İsrail’e girişine yasak getirildi. Bilal Erdoğan da listede Bilal Erdoğan’ın da kara listeye alınanlar arasında yer aldığı bildirildi. Bilal Erdoğan, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu olarak biliniyor. İsrail basını duyurdu İsrail’in önde gelen gazetelerinden Israel Hayom’un aktardığına göre, kara listeye alınanlar arasında Mavi Marmara yardım gemisinin organizatörü ve İnsani Yardım Vakfı (İHH) Başkanı Fehmi Bülent Yıldırım ile eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş da bulunuyor. Bakanlıktan açıklama İsrail Diaspora İşleri ve Antisemitizmle Mücadele Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “İsrail devletinin meşruiyetini sorgulamaya ve direncini zayıflatmaya yönelik her türlü girişimi ciddiyetle ele alıyoruz” ifadelerine yer verildi. Açıklamada ayrıca, İsrail’e karşı nefreti körüklediği ve boykot çağrılarını teşvik ettiği öne sürülen kişilerin izlenmeye devam edileceği belirtildi. Chikli: ‘Gerekli adımlar atılacak’ İsrail Diaspora Bakanı Amichai Chikli ise yaptığı değerlendirmede Türkiye’yi “düşman devlet” olarak nitelendirdi. Chikli, İsrail’e karşı düşmanca faaliyetlerde bulunduğunu iddia ettiği kişilere yönelik benzer adımların atılmaya devam edeceğini söyledi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Meclis, İmralı görüşmesine ait tutanakları yayımladı: Üç milletvekilinin Öcalan ile temasına dair ayrıntılar ortaya çıktı Haber

Meclis, İmralı görüşmesine ait tutanakları yayımladı: Üç milletvekilinin Öcalan ile temasına dair ayrıntılar ortaya çıktı

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), DEM Parti milletvekillerinden oluşan heyetin İmralı’da gerçekleştirdiği görüşmeye ilişkin tutanakları kamuoyuyla paylaştı. 16 sayfalık metinde, görüşmede dile getirilen siyasi yorumlar, Türkiye ve bölgeye dair değerlendirmeler ile “umut hakkı” tartışması dikkat çekti. İmralı görüşmesine dair tutanaklar Meclis sitesinde yayımlandı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından paylaşılan tutanaklarda, DEM Parti milletvekilleri Fethi Yıldız, Gülüstan Kılıç Koçyiğit ve Hüseyin Yayman’ın İmralı’da yaptığı görüşmenin ayrıntıları yer aldı. Metinde, Abdullah Öcalan’ın Türkiye siyasetine, bölgesel gelişmelere ve Kürt meselesine ilişkin değerlendirmeleri aktarıldı. “Siyasete Ülkü Ocakları’nda başladım” ifadesi dikkat çekti Tutanakta, Abdullah Öcalan’ın geçmişine dair yaptığı değerlendirmelerden biri olarak “Siyasete Ülkü Ocakları’nda başladım” ifadesinin yer aldığı görüldü. Ayrıca Öcalan’ın, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli hakkında kullandığı ifadeler de metne yansıdı. “Umut hakkı” tartışması tutanaklarda yer aldı Görüşmede kamuoyunda son dönemde tartışılan “umut hakkı” kavramına da değinildi. Tutanakta, Bahçeli’nin bu konuda kullandığı ifadelere atıf yapıldığı, Öcalan’ın ise “umut hakkı olmadan çalışamam” değerlendirmesinde bulunduğu aktarıldı. Bu başlık, Meclis’te muhalefet partilerinin itirazlarına rağmen tutanakta yer aldı. Suriye ve bölgesel dengelere ilişkin değerlendirmeler aktarıldı Metinde, Suriye’deki gelişmelere dair yorumlar da bulunuyor. Öcalan’ın, Kürt sorununun bölgesel dengelerden bağımsız ele alınamayacağını vurguladığı, İsrail ve Orta Doğu’daki güç ilişkilerine dair değerlendirmelerde bulunduğu ifade edildi. Ayrıca Suriye’de sivil toplum ve yerel demokrasi vurgusu yapılan bölümler dikkat çekti. Sağlık durumu ve cezaevi koşulları da gündeme geldi Tutanaklarda, görüşmeye katılan milletvekillerinin Öcalan’ın sağlık durumu ve cezaevi koşullarına ilişkin sorular yönelttiği, bu başlıkların da görüşmede ele alındığı belirtildi. Tutanaklar Komisyon’da tartışma yarattı İmralı görüşmesine ilişkin tutanaklar, TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısında da gündeme geldi. Özellikle muhalefet partileri, tutanakların yayımlanmasına itiraz ederken, Meclis Başkanlığı tutumunu değiştirmedi. Yayımlanan 16 sayfalık tutanak, İmralı görüşmesine dair bugüne kadar kamuoyuna yansıyan en kapsamlı resmi belge olma özelliği taşıyor. MECLİS SAYFASINDA YER ALAN TUTANAK... haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Ateşkesten önce kritik temas iddiası: PYD, İsrailli yetkililerle görüştüğünü doğruladı Haber

Ateşkesten önce kritik temas iddiası: PYD, İsrailli yetkililerle görüştüğünü doğruladı

Ateşkes öncesi temas bilgisi Ankara’da yankı buldu Suriye’nin kuzeydoğusunda yaşanan askeri ve siyasi hareketlilik sürerken, PYD’nin önde gelen isimlerinden İlham Ahmed, Haseke’de ilan edilen ateşkesten önce İsrailli yetkililerle temas kurulduğunu doğruladı. Açıklama, Suriye hükümet güçlerinin bölgedeki ilerleyişinin devam ettiği bir süreçte geldi ve bölgesel dengeler açısından dikkat çekici bulundu. “Uluslararası destek arayışı” vurgusu öne çıktı İlham Ahmed, İsrail merkezli bir medya kuruluşuna yaptığı değerlendirmede, PYD temsilcilerinin İsrail hükümetiyle doğrudan değil, bazı aracılar üzerinden görüştüğünü belirtti. Ahmed, bu temasların amacını “halkın korunması” olarak tanımlayarak, Kürt yurttaşların güvenliği için uluslararası desteğe ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. Açıklama ateşkesten hemen önce yapıldı Söz konusu temaslara ilişkin açıklamanın, Haseke’de ilan edilen ateşkesten kısa süre önce yapılmış olması, görüşmelerin zamanlamasını daha da önemli hale getirdi. Ahmed, açıklamasında İsrail hükümetiyle temas kurulan aracıların varlığını doğrularken, çatışmaların sona ermesi ve sivillerin zarar görmemesi için uluslararası kamuoyuna çağrıda bulundu. Bölgesel denklemler yeniden tartışılıyor PYD’nin İsrailli yetkililerle temas kurduğunu açıkça dile getirmesi, Suriye sahasında yalnızca askeri değil, diplomatik hatların da yeniden şekillendiğine işaret ediyor. Bu gelişme, Türkiye toplumu ve bölge ülkeleri açısından Suriye’nin kuzeydoğusundaki siyasi yapılanmaların hangi aktörlerle ve hangi zeminlerde ilişki kurduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Gözler resmi tepkilerde Açıklamanın ardından Türkiye’de ve bölgede resmi makamlardan gelecek değerlendirmeler merakla beklenirken, ateşkes sürecinin nasıl ilerleyeceği ve bu temasların sahadaki dengelere nasıl yansıyacağı önümüzdeki günlerde daha net ortaya çıkacak. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Ortadoğu’nun bitmeyen krizi: 11 Eylül’le kurulan düzen, 7 Ekim’le sarsıldı Haber

Ortadoğu’nun bitmeyen krizi: 11 Eylül’le kurulan düzen, 7 Ekim’le sarsıldı

Ortadoğu’nun “savaşlar bitse bile huzurun gelmediği” coğrafya olarak anılmasının arkasında ne var? Akademisyen ve yazar Mehmet Akif Koç, bölgedeki kırılmaların sadece sahadaki çatışmalarla değil; rejim biçimleri, toplum yapıları, dış müdahaleler ve jeopolitik rekabetle örülü bir “uzun kriz düzeni” yarattığını vurguluyor. Koç’a göre bu düzenin iki ana dönüm noktası bulunuyor: 11 Eylül 2001 saldırıları ve 7 Ekim 2023 saldırıları. İki tarih de “saldırı” olsa da, asıl belirleyici olanın bu olaylardan sonra bölgeye dönük kurgu ve müdahale biçiminin değişmesi olduğunu söylüyor. 11 Eylül’ün ardından: ABD’nin müdahaleci dönemi ve ‘iki kamp’ siyaseti Koç, 11 Eylül sonrasında ABD’nin Ortadoğu’ya bakışında belirgin bir dönüşüm yaşandığını; 1990’ların “küresel liberal demokrasi” idealinin geriye düştüğünü ve Washington’un daha doğrudan müdahaleci bir hatta savrulduğunu belirtiyor. Bu dönemin yalnızca askeri müdahalelerle değil, siyasal dizayn ve ittifak mühendisliğiyle de ilerlediğini savunuyor. Koç’un çerçevesinde ABD’nin bölgede kurduğu temel yaklaşım şu: “Ya bizimlesin ya değilsin.” Bu bakışın içeriğini de şöyle özetliyor: ABD’yle aynı çizgideysen mezhebinin, ideolojinin ya da rejiminin ne olduğunun ikincil hale geldiği; fakat ABD’nin yanında değilsen, sistemin dışına itildiğin ve hedefe dönüşebildiğin bir denge. Arap ayaklanmaları: Soğuk Savaş’tan kalan yapılar tasfiye edildi Koç, 11 Eylül sonrası şekillenen dönemin ikinci büyük kırılmasını Arap ayaklanmalarıyla ilişkilendiriyor. Libya’da Kaddafi, Mısır’da Mübarek, Yemen’de Ali Abdullah Salih, Tunus’ta Bin Ali gibi yönetimlerin devrilmesini “Soğuk Savaş bakiyesi yapıların tasfiyesi” olarak okuyor. Suriye’de Baas rejiminin düşüşünü de aynı hat içinde değerlendiriyor; bu tasfiyelerin bölgeyi daha istikrarlı değil, daha kırılgan hale getirdiğini savunuyor. 7 Ekim sonrası: İran’ın yükselişi durdu, dengeler yeniden kuruldu Koç’a göre 2003 Irak işgali ile 7 Ekim 2023 arasındaki 20 yıllık dönem, İran’ın bölgesel etkisinin büyüdüğü bir zaman aralığıydı. İran’ın bir dönem Bağdat, Şam, Beyrut ve Sana üzerindeki nüfuzuyla “4 başkent” etkisine ulaştığını; Gazze’yi de ekleyerek bunu “4,5 başkent” diye tarif ettiğini aktarıyor. Ancak Koç, 7 Ekim sonrası sürecin İran’ın bu bölgesel momentini tersine çevirdiğini düşünüyor. Kendi “Ortadoğu okumasında” bölgeyi şekillendiren dört ana aktörü Türkiye, İran, İsrail ve Körfez Arapları (Suudi Arabistan, BAE, Katar) olarak tanımlıyor; diğer Arap ülkelerinin ise daha sınırlı bir etkiye sahip olduğunu söylüyor. Koç’un iddiası şu: 2003-2023 arasında İran, bu üç aktörü aynı anda karşısına aldı; buna karşılık diğer üç aktör ABD’yle birlikte hareket ederek İran’ın etkisini kıran bir çizgiye geldi. Bu süreçte Suriye’de yaşanan gelişmelerin de İran’ın alan kaybını hızlandırdığı görüşünde. “Suriye’de savaş bitti demek kolay, ama çatışma dinamikleri sürüyor” Koç, Suriye’de rejimin düşmüş olmasının ülkede iç çatışmaların biteceği anlamına gelmediğini savunuyor. Bunun temelini iki “makro çerçeve” ile açıklıyor: 1) Tarihsel-sosyolojik yarılma: Koç, Osmanlı’nın son döneminden beri Suriye’de bir yarılma bulunduğunu söylüyor. Bir yanda Halep-Hama-Humus-Şam-Dera hattında yoğunlaşan Sünni Arap merkez aks; diğer yanda Kuzeydoğu’daki Kürtler, güneyde Dürziler, sahilde Aleviler/Nusayriler, ayrıca Hristiyanlar, Türkmenler ve diğer toplulukların oluşturduğu periferik yapı. Bu iki eksenin farklı dönemlerde birbirini tasfiye ederek ilerlediğini; darbeler, rövanşlar ve kırılmaların bu gerilimi derinleştirdiğini belirtiyor. 2) “Beşli çatışma dinamiği” uyarısı: Koç, Suriye’de önümüzdeki dönemi şekillendirebilecek beş çatışma hattı öngörüyor: Sünni İslamcılar ile Aleviler arasındaki tarihsel kan davası; Sünni İslamcılar ile Dürziler arasındaki gerilim; Şam’daki yönetim ile Kürt yapıların (YPG/SDG) kontrol ve yetki mücadelesi; Şii ağlar (Hizbullah, Haşdi Şaabi ve İran bağlantılı gruplar) ile Sünni selefi unsurlar arasındaki derinleşmiş çatışma; son olarak da HTŞ’nin kendi içindeki farklı fraksiyonların, liderliğe ve dış ilişkiler tercihlerine dair üretebileceği iç gerilim. Koç, bu tablo nedeniyle “rejim değişse bile” Suriye’de kısa ve orta vadede çatışma potansiyelinin canlı kaldığını vurguluyor. İran’da neden gerilim bitmiyor? ‘Yapısal kriz + yarılmış sosyoloji + konjonktürel baskı’ İran başlığında Koç, sokak protestolarının arkasındaki gerilimi üç ana kümede topluyor: Yapısal kriz: “Seçilmişler ile atanmışlar” arasındaki yetki uçurumu. Koç, halkın sandığa giderken “Seçtiğim kişiler gerçekten yönetebiliyor mu?” sorusunu daha yüksek sesle sormaya başladığını; buna bağlı olarak seçim katılım oranlarının düştüğünü söylüyor. Yarılmış sosyoloji: Etnik/mezhepsel periferi (Azeri Türkleri, Kürtler, Araplar, Beluçlar, Türkmenler vb.) ile merkez arasındaki tarihsel gerilimler; ayrıca toplumun dindar-seküler ayrışması ve özellikle kadın hareketlerinin baskı mekanizmalarına tepkisi. Konjonktürel krizler: Nükleer program ve balistik füze tercihinin yaptırımları büyütmesi; yaptırımların ekonomi üzerinde ağır basınç üretmesi; bölgesel hegemonya kaybının ve dış baskının iç gerilimi daha kırılgan hale getirmesi. Koç, bu üç başlığın üst üste binmesinin İran’da “sönümlense bile geri gelen” kriz dalgaları ürettiğini savunuyor. “İran’da devrim olur mu?”: Koç’un üç senaryosu Koç, İran’da kısa vadede rejim değişikliğini mümkün kılacak üç senaryo dışında güçlü bir ihtimal görmediğini söylüyor: Seküler devrim: Bunun için milyonların uzun süreli ve ülke geneline yayılan eylemliliği, örgütlülük ve dış destek gibi şartların oluşması gerektiğini; fakat bugün İran’da bunun sosyolojik tabanının ve siyasal örgütlenme kanallarının sınırlı olduğunu savunuyor. Devletin periferide çözülmesi: Etnik/mezhepsel toplulukların kontrol alanları oluşturarak merkezi yapıyı geri itmesi ihtimali. Koç bunu tarihsel örneklerle anlatmakla birlikte, mevcut devlet kapasitesi nedeniyle kısa vadede düşük olasılık görüyor. Dışarıdan karasal işgal: Bu kapasitenin fiilen yalnızca ABD’de bulunduğunu; fakat Irak ve Afganistan tecrübelerinin ardından böyle bir işgalin maliyetinin yüksek olacağını vurguluyor. Koç, bu nedenle İran’da gerilimin “bitmesi” değil, farklı biçimlerde “yeniden üremesi” olasılığının daha güçlü olduğunu ifade ediyor.

“İran’da üçüncü yol yok: Ya mollalar ya ABD” Haber

“İran’da üçüncü yol yok: Ya mollalar ya ABD”

İran’da günlerdir süren halk eylemleri bölgesel ve küresel dengelerle birlikte yeniden tartışılırken, Teori ve Politika dergisinde yayımlanan Metin Kayaoğlu imzalı analiz dikkat çekti. Kayaoğlu, İran’daki öfkenin meşruiyetini teslim ederken, bu sürecin hangi güçlerin lehine sonuç doğurabileceği sorusunu merkezine aldı. Değerlendirmede, İran’ın Irak, Libya ve Suriye örneklerine benzer bir müdahale senaryosuyla karşı karşıya olduğu savunuldu. ABD-İsrail vurgusu Kayaoğlu, İran açısından bugün belirleyici tehdidin ABD ve İsrail olduğunu vurguladı. İran’a dair her politik tutumun bu gerçeği hesaba katmak zorunda olduğu belirtilirken, ABD-İsrail’e karşı açık bir konum almayan çağrıların fiilen emperyalist müdahaleye hizmet ettiği savunuldu. İran’ın dünya jeopolitiğinden koparılarak ele alınmasının, sahadaki güç ilişkilerini perdelediği ifade edildi. “Ne molla ne ABD” çıkışı Yazıda en sert eleştirilerden biri, iki tarafa da eşit mesafede durduğunu iddia eden yaklaşımlara yöneltildi. Kayaoğlu, İran’da böyle bir tutumun pratikte tarafsızlık anlamına gelmediğini, sahada ABD-İsrail çizgisine denk düştüğünü dile getirdi. Tahran merkezli, örgütlü bir devrimci gücün bulunmadığı koşullarda, bu söylemin gerçek bir üçüncü yol üretmediği savunuldu. Sokak var, iktidar alternatifi yok İran’da eylemlerin yaygın ve meşru olduğuna dikkat çekilirken, bu hareketliliğin kurucu bir iktidar yaratabilecek örgütsel kapasiteden yoksun olduğu belirtildi. Kayaoğlu, örgütsüz halk yığınlarının yıkıcı bir etki yaratabileceğini ancak yeni bir düzen kuramayacağını ifade etti. Bu boşluğun, hazır ve örgütlü güçler tarafından doldurulacağına işaret edildi. Irak ve Suriye hatırlatması Kayaoğlu’na göre İran rejiminin çökmesi halinde devreye girecek güç, halk değil ABD ve İsrail olacak. Irak ve Libya örnekleri üzerinden yapılan değerlendirmede, benzer bir sürecin İran’da da işletileceği savunuldu. Bu nedenle “rejim yıkılsın” çağrılarının, sonuçları itibarıyla yeni bir Suriye tablosunu kabullenmek anlamına geldiği ifade edildi. Demokratik İran uyarısı Değerlendirmede, mevcut koşullarda İran’da rejim sonrası demokratik bir düzen kurulmasının gerçekçi olmadığı görüşü öne çıktı. Demokratik İran hayali ile ABD-İsrail’in İran planının pratikte örtüştüğü vurgulanırken, örgütlü bir alternatif olmadan yürütülen rejim karşıtlığının emperyalist senaryonun parçası hâline geldiği belirtildi. Yatay solculuk eleştirisi Kayaoğlu, ademi merkeziyetçi ve “yatay” siyaset anlayışlarına da mesafeli yaklaştı. Tek ve büyük merkezi güçlerin belirleyici olduğu bir dünyada bu yaklaşımların ancak vesayet altında var olabileceği savunuldu. Bölgenin küçük, parçalı ve birbirleriyle çatışan yapılara bölünmesinin, ABD-İsrail stratejisinin temel hedeflerinden biri olduğu ifade edildi. Kürtler başlığı Yazıda Kürt yurttaşların bölgedeki konumuna da değinildi. Kürtlerin diğer halklardan farklı olarak örgütlü yapılara sahip olduğu, bu nedenle geleceklerini soyut temennilerle değil sahadaki güç dengeleri üzerinden kurmak zorunda kaldıkları belirtildi. İran’ın çökmesi halinde Rojhilat’ta da ABD-İsrail ile ilişkilerin derinleşeceği öngörüsü paylaşıldı. “Ya mollalar ya ABD” Kayaoğlu, mevcut tabloda İran’da üçüncü bir devrimci seçeneğin bulunmadığını savundu. Bu yaklaşımın mollacı bir çizgi anlamına gelmediği, daha güçlü ve saldırgan düşmanı işaret etmeyi amaçladığı belirtildi. Örgütlü bir alternatif yokken rejimin yıkılmasını istemenin, İran’da da Irak ve Suriye benzeri bir emperyalist düzenin kurulmasına kapı aralayacağı görüşüyle değerlendirme tamamlandı. Metin Kayaoğlu 1962 yılında Gaziantep’te doğan Metin Kayaoğlu, 1970’lerin ikinci yarısında sol hareket içinde yer aldı. Politik faaliyetleri nedeniyle tutuklandı ve çok sayıda gözaltı yaşadı. Zamanla Marksizmin teorik sorunlarına yoğunlaşan Kayaoğlu, 1995’te yayımlanan “Bütünsel Marksist Oluşum Yolunda Bir Girişim İçin Genel Çerçeve Taslağı” çalışmasının hazırlanmasında yer aldı. Bu çalışma, 1996’da yayın hayatına başlayan Teori ve Politika dergisinin çıkışında belirleyici oldu. Kayaoğlu, Marksizmin yeniden kuruluşu, materyalizm, din ve milliyetçilik gibi başlıklarda çalışmalarını sürdürmekte ve Teori ve Politika çizgisinde teorik-politik faaliyetlerine devam etmektedir. Teori ve Politika dergisi Teori ve Politika, 1996 yılından bu yana yayımlanan, Marksist teorik tartışmalara odaklanan mevsimlik bir dergidir. Dergi, Marksizmi bilim, felsefe ve politika arasında bütüncül bir çerçevede ele almayı hedeflemektedir. Yayın çizgisinde politik Marksizm, felsefi materyalizm, Marksizmin krizi, din, milliyetçilik ve emperyalizm gibi başlıklar öne çıkmaktadır. Türkiye’de Marksist düşünce içinde özgün bir konum edinen Teori ve Politika, farklı tartışmalara konu olan teorik değerlendirmeleriyle bilinmektedir.

Altın Portakal ödülünü çöpe attı: İstanbul Modern–İsrail işbirliği sanat dünyasında krize yol açtı Haber

Altın Portakal ödülünü çöpe attı: İstanbul Modern–İsrail işbirliği sanat dünyasında krize yol açtı

2024’te Ayşe filmiyle Altın Portakal En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazanan yönetmen Necmi Sancak, İstanbul Modern Sanat Müzesi’nin İsrail merkezli müzelerle sürdürdüğü işbirliğine sert bir protestoyla karşılık verdi. Sancak, ödülünü çöpe attığı anları sosyal medyada paylaşarak kültür-sanat kurumlarını İsrail’le bağlarını kesmeye çağırdı. Olay, sanat dünyasında boykot ve etik tartışmalarını yeniden alevlendirdi. İstanbul Modern’in işbirliği listesi tepki çekti İstanbul Modern, Guggenheim Müzesi işbirliğiyle yürüttüğü Art Pass üyelik programının 2026’da da süreceğini duyurdu. Ancak program kapsamında avantaj sağlanan “anlaşmalı müzeler listesinde” Tel Aviv Museum of Art ve The Israel Museum, Jerusalem yer aldı. Paylaşımın ardından çok sayıda yurttaş ve sanatçı, müzeye İsrail kurumlarıyla işbirliğini sonlandırma çağrısı yaptı. Necmi Sancak: “Sanat katillerin propaganda aracı olamaz” Tepkilerin merkezindeki isimlerden biri olan Necmi Sancak, Altın Portakal ödülünü çöpe attığını duyurduğu paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Filistin’de on binlerce çocuk katledilirken, soykırımcı İsrail rejimiyle ‘kültürel işbirliği’ yapılmasını reddediyorum. Sanat direnişin yanındadır, zulmün değil.” Sancak, sanatçıları ve kamuoyunu İstanbul Modern ile İKSV’yi boykot etmeye davet etti. Geri adım geldi: Guggenheim Art Pass sona erdirildi Artan tepkilerin ardından İstanbul Modern Sanat Müzesi yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, kamuoyunda oluşan hassasiyetin dikkate alındığı belirtilerek Guggenheim Art Pass üyeliğinin sona erdirildiği duyuruldu. Müze yönetimi, süreçte yaşanan yanlış anlaşılmalardan dolayı üzüntü duyulduğunu da ifade etti. İsrail müzeleri neden eleştiriliyor? Eleştirilerin odağındaki The Israel Museum, İsrail devletinin ulusal kimlik inşasında merkezi bir rol oynayan, kamu kaynaklarıyla desteklenen ve devlet protokolünün parçası olan bir kurum olarak biliniyor. İşgal altındaki topraklardan çıkarılan arkeolojik buluntuların sergilenmesi, müzenin devlet politikalarıyla iç içe olduğu eleştirilerini güçlendiriyor. Tel Aviv Museum of Art ise İsrail devletinin kuruluşunun ilan edildiği mekân olması nedeniyle sembolik bir öneme sahip. Kamu bütçesiyle desteklenen müze, İsrail’in kültürel diplomasisinin önemli araçlarından biri olarak değerlendiriliyor. Sanat dünyasında boykot tartışması büyüyor Olay, Türkiye’de kültür-sanat kurumlarının uluslararası işbirliklerinde etik sınırların nerede çizilmesi gerektiğine dair tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Bir kesim, sanatın evrenselliğini savunurken; diğer kesim, insan hakları ihlalleri karşısında kültürel boykotun bir sorumluluk olduğunu vurguluyor. Necmi Sancak’ın ödülünü çöpe atması, bireysel bir protestonun ötesine geçerek Türkiye’de sanat, etik ve siyaset ilişkisini tartışmaya açtı. İstanbul Modern’in geri adımı ise bu tartışmanın kültür kurumları üzerinde somut etkiler yaratabileceğini gösterdi.

Fidan, SDG–İsrail iddialarını yineledi: Tesadüf değil Haber

Fidan, SDG–İsrail iddialarını yineledi: Tesadüf değil

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Umman Dışişleri Bakanı Sayyid Badr Al Busaidi ile Ankara’da gerçekleştirdiği görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, Suriye’deki son gelişmelere ve Halep’te yaşanan saldırılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Fidan, sivillerin hedef alınmasının SDG’nin niyetleri konusunda ciddi soru işaretleri yarattığını savunarak, örgütün İsrail’le koordinasyon içinde hareket ettiğini ileri sürdü. “Halep’teki saldırılar barış umutlarını zedeliyor” Halep’te sivil yerleşimlerin hedef alınmasına dikkat çeken Fidan, bu saldırıların Suriye’de barış ve istikrar çabalarına zarar verdiğini söyledi. Fidan, “Halep’te sivil halka yönelik gerçekleştirilen saldırılar, SDG’nin gerçek niyetiyle ilgili endişeleri ne yazık ki haklı çıkarmış ve barış çabaları konusunda karamsar bir tabloya yol açmıştır” ifadelerini kullandı. “SDG, İsrail’in politikalarına alet oluyor” Fidan, SDG’nin İsrail’le koordinasyon içinde olduğu yönündeki iddiaları yineleyerek, bunun tesadüf olmadığını savundu. Suriye’de ulusal birlik vurgusu yapan Fidan, SDG’nin entegrasyon sürecine girmesi gerektiğini belirtti ve şu ifadeleri kullandı: “SDG’nin zamana oynamak yerine kendi ülkesinde sahici bir entegrasyon sürecini hayata geçirmesi gerekirdi. Bunun yerine İsrail’in politikasına alet olması tesadüf değildir.” “Türkiye’de yeni bir iklim var” vurgusu Fidan, Türkiye’de son dönemde oluşan siyasi iklime de değinerek, İmralı’dan gelen mesajlara ve bu çerçevede yürütülen temaslara işaret etti. Buna rağmen sürece direnen bir yaklaşım olduğunu savunan Fidan, bu durumun bölgesel çözüm ihtimalini zayıflattığını ileri sürdü. DEM Parti: “İsrail’le anlaşan kim?” Fidan’ın açıklamalarından saatler önce Meclis önünde konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, iktidarın “SDG–İsrail işbirliği” iddialarına sert yanıt vermişti. Koçyiğit, Şam yönetimi ile İsrail arasında yürütülen temaslara dikkat çekerek, şu soruları yöneltmişti: “Paris’te, Amerika’nın aracılığıyla yeni rejimle İsrail arasında yapılan anlaşmayı tartışan oldu mu? Golan Tepeleri’nin İsrail’e bırakılmasını konuşan oldu mu? Kim İsrail’le anlaşma yapıp Suriye topraklarından vazgeçti?” Koçyiğit, Kürt yurttaşların yaşam hakkı başta olmak üzere temel haklarının bu tür iddialarla hedef alındığını belirterek, bu yaklaşımı kabul etmediklerini vurgulamıştı. Suriye gündeminde gerilim sürüyor Fidan’ın açıklamaları, Suriye’de SDG, Şam yönetimi ve bölgesel aktörler arasındaki gerilimin sürdüğünü bir kez daha ortaya koyarken, iktidar ile DEM Parti arasındaki söylem farkı da derinleşmiş görünüyor. Bölgedeki askeri ve diplomatik gelişmelerin önümüzdeki günlerde de Türkiye siyasetinin ana başlıklarından biri olması bekleniyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.