SON DAKİKA

#İstihbarat

HABER DEĞER - İstihbarat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İstihbarat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan "Terörsüz Türkiye" ve dış politika mesajları geldi Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan "Terörsüz Türkiye" ve dış politika mesajları geldi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kazakistan ziyaretinin hem ikili ilişkiler hem de Türk dünyasının entegrasyonu açısından tarihi önemde olduğunu vurguladı. Astana ve Türkistan'daki temasların ardından uçakta gündemi değerlendiren Erdoğan, iç ve dış politikaya yön verecek mesajlar paylaştı. "Silah bırakmanın ivmelenmesi için istihbaratımız çalışıyor" "Terörsüz Türkiye" vizyonuna yönelik adımların kararlılıkla sürdürüleceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu süreçte karşılaşılan engellere ve provokasyonlara teslim olmayacaklarını belirtti. Meclis komisyonunun uzlaşı temelinde bir yol haritası ortaya koyduğunu hatırlatan Erdoğan, sürecin güvenlik boyutuna dair "Geride bıraktığımız 18 ayda hem kayda değer mesafe aldık hem de TUSAŞ saldırısı gibi gizli-açık pek çok badire atlattık. Bunlara rağmen yolumuzdan dönmedik. Silah bırakmanın ivmelenmesi için İstihbarat Teşkilatımız çalışıyor. Biz kararlıyız, Terörsüz Türkiye'yi istemeyenleri sevindirmeyeceğiz." dedi. Körfez krizi ve İsrail eleştirisi ABD ile İran arasında tırmanan askeri gerilimi ve bölgedeki istikrarsızlığı değerlendiren Erdoğan, krizin arkasındaki temel dinamik olarak Tel Aviv yönetimini işaret etti. Kalıcı barışın sağlanması için bölge dışı aktörlerin hesaplarının devre dışı bırakılması gerektiğini savunan Erdoğan, durumu "Bu krizi doğuran ana etkenlerden biri her fırsatta vurguladığım gibi İsrail’in bitmek bilmeyen kışkırtmalarıdır. Birtakım hayaller ve ütopyalara kapılan İsrail, bu tahriklerle bölgemizi kendi hevesleri uğruna ateşe atmaktan çekinmediğini defalarca gösterdi. İsrail istiyor ki bu savaş bölge geneline yayılsın." sözleriyle özetledi. "7-8 Temmuz'daki Ankara NATO Zirvesi kritik öneme sahip" Türkiye'nin ev sahipliğinde Ankara'da gerçekleştirilecek olan NATO Liderler Zirvesi'ne de değinen Cumhurbaşkanı, küresel güvenlik mimarisinin yeniden şekillendiği bir dönemden geçildiğini ifade etti. Tehditlerin karmaşıklaştığı yeni dünya düzeninde ittifak içi dayanışmanın test edildiğini belirten Erdoğan, "NATO içerisinde adaletli yük paylaşımı, samimi iş birliği ve ortak güvenlik anlayışı, ittifakın geleceği için çok çok önemli" dedi. F-35 görüşmeleri ve KAAN’a uluslararası ilgi Savunma sanayiindeki gelişmelere ve F-35 programına ilişkin soruları yanıtlayan Erdoğan, Amerikalı muhataplarla diplomatik ve teknik temasların sürdüğünü ve müspet bir netice almayı umduklarını dile getirdi. Milli muharip uçak KAAN projesinin ise takvimine uygun şekilde ilerlediğini belirten Erdoğan, savunma sanayii ihracatındaki yükselişe dikkat çekerek SAHA-2026 fuarında 8 milyar dolarlık iş hacmine ulaşıldığını hatırlattı. 15 yaş altına sosyal medya kısıtlaması geliyor Dijital dünyanın barındırdığı tehlikelere karşı çocukları korumak adına yasal düzenlemelerin devreye alındığını açıklayan Cumhurbaşkanı, internet ortamının algoritmaların insafına bırakılmayacağını söyledi. Siber birimlerin sanal devriyelerle suç odaklarına karşı mücadele ettiğini belirten Erdoğan, "Yaş doğrulama sistemiyle internet artık 15 yaş altı çocuklarımız için daha güvenli hale gelecek. Bunun kararını verdik, veriyoruz" ifadeleriyle yeni dönemin sinyalini verdi. Sivil ve kuşatıcı yeni anayasa çağrısı Konuşmasının son bölümünde yeni anayasa ihtiyacının bir lüks değil, zorunluluk haline geldiğini vurgulayan Erdoğan, tüm siyasi partilere önyargıları bir kenara bırakarak ortak hareket etme çağrısında bulundu. Mevcut anayasanın darbe döneminin izlerini taşıdığını ifade eden Erdoğan, "Milletimiz yeni, kuşatıcı, özgürlükçü ve sivil bir anayasaya kavuşmak istiyor. Siyaset, milletin taleplerine kulak tıkayamaz" diyerek hazırlıklarının tamam olduğunu sözlerine ekledi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Çin, Rusya ve Kuzey Kore hattı yeni bir stratejik cephe mi oluşturuyor? Haber

Çin, Rusya ve Kuzey Kore hattı yeni bir stratejik cephe mi oluşturuyor?

Son yıllarda küresel jeopolitik dengeler hızla değişirken, Çin, Rusya ve Kuzey Kore arasındaki ilişkiler yeni bir güvenlik mimarisinin habercisi olarak değerlendiriliyor. Özellikle Rusya’nın Ukrayna savaşı sonrası Kuzey Kore ile geliştirdiği askeri iş birliği ve Çin’in bu dengeyi koruma çabası, yalnızca kara ve deniz değil, uzay ve teknoloji alanlarında da yeni bir rekabet sürecini tetikliyor. Uzmanlara göre bu üçlü yapı, gelecekteki savaşların doğasını köklü biçimde değiştirebilir. Rusya-Kuzey Kore ittifakı güçleniyor Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 2024 yılında Pyongyang’a yaptığı ziyaret ve Kim Jong Un ile imzaladığı kapsamlı stratejik ortaklık anlaşması, iki ülke arasında fiili bir askeri ittifakın başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Kuzey Kore’nin Rusya’ya sağladığı topçu mühimmatı, füze sistemleri ve asker desteği, Ukrayna savaşında doğrudan etkili oldu. İstihbarat raporlarına göre Pyongyang, Rusya’nın cephede kullandığı mühimmatın yaklaşık yarısını sağladı. Kuzey Kore sahada deneyim kazanıyor Rusya’ya gönderilen binlerce Kuzey Kore askeri, modern savaş teknikleri konusunda sahada doğrudan deneyim kazanıyor. Bu askerler insansız hava araçları kullanımı, elektronik harp ve topçu koordinasyonu gibi alanlarda eğitim alarak ülkeye geri dönüyor. Bu durum, Kuzey Kore’nin klasik ve sınırlı görülen askeri yapısını daha modern ve esnek bir yapıya dönüştürmesine olanak sağlıyor. Ayrıca Ukrayna sahası, Pyongyang için adeta bir “canlı test laboratuvarı” işlevi görüyor. Teknoloji transferi hız kazanıyor Analizlere göre Rusya, Kuzey Kore’ye uydu teknolojileri, elektronik harp sistemleri ve gelişmiş savunma ekipmanları konusunda destek sağlıyor. Bu iş birliği, Pyongyang’ın gözetleme kapasitesini artırırken aynı zamanda düşman uydularına karşı saldırı yeteneklerini geliştirmesine zemin hazırlıyor. Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un düşman uydularını hedef alabilecek sistemlerin geliştirilmesini onaylaması, uzayın artık doğrudan askeri rekabet alanı haline geldiğini gösteriyor. Çin denge politikası izliyor Çin, Kuzey Kore’nin tamamen Rusya’ya yakınlaşmasını engellemek için diplomatik ve ekonomik ilişkilerini yeniden güçlendirme yoluna gidiyor. Üst düzey temasların artması ve ticaretin pandemi öncesi seviyelere yaklaşması, Pekin’in Pyongyang üzerindeki etkisini koruma çabasını yansıtıyor. Ancak bu durum, Çin’in Kuzey Kore üzerindeki baskı kapasitesini de sınırlıyor. Çünkü aşırı baskı, Pyongyang’ın tamamen Moskova’ya yönelmesine neden olabilir. Savaş riski küreselleşiyor Uzmanlara göre Kore Yarımadası’nda çıkabilecek bir savaş artık yalnızca Kuzey ve Güney Kore arasında kalmayacak. Rusya ve Çin’in doğrudan ya da dolaylı müdahalesi, çatışmayı küresel bir krize dönüştürebilir. Bu senaryoda yalnızca konvansiyonel güçler değil, nükleer silahlar ve uzay tabanlı sistemler de devreye girebilir. Bu da modern savaşın çok katmanlı ve kontrol edilmesi zor bir yapıya evrilmesine neden oluyor. Yeni savaş doktrini şekilleniyor Çin, Rusya ve Kuzey Kore’nin stratejik yakınlaşması, savaşın artık tek bir alanda değil; uzay, siber alan ve fiziksel cephelerin eş zamanlı kullanıldığı bir modele dönüştüğünü gösteriyor. Bu yeni doktrinde amaç, doğrudan çatışmadan ziyade karşı tarafın iletişim, istihbarat ve koordinasyon altyapısını çökertmek. Bu nedenle uzay sistemleri, modern savaşın en kritik bileşenlerinden biri haline geliyor. Güç dengesi yeniden kuruluyor Ortaya çıkan tablo, Çin’in uzay stratejisiyle sınırlı olmayan, çok daha geniş bir güç mücadelesine işaret ediyor. Rusya’nın askeri deneyimi, Kuzey Kore’nin agresif kapasitesi ve Çin’in stratejik denge politikası birleştiğinde, dünya yeni ve daha karmaşık bir güvenlik dönemine giriyor. Bu süreçte uzay, yalnızca keşif alanı değil; küresel güç rekabetinin en kritik sahalarından biri olarak öne çıkıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Çin’in uzay stratejisinin gerçek amacı ne? Haber

Çin’in uzay stratejisinin gerçek amacı ne?

Küresel rekabet atmosferin ötesine taşınırken, Çin’in uzay politikaları giderek daha fazla mercek altına alınıyor. ABD ile süregelen rekabet, klasik savaş anlayışının ötesine geçerek uydu sistemleri, siber kapasite ve elektronik harp üzerinden şekilleniyor. Uzmanlara göre bugün “uzay savaşı” denildiğinde kastedilen, lazerli çatışmalardan çok, kritik altyapıların kontrolüne dayalı teknolojik üstünlük yarışı. Çin uzayı klasik bir keşif alanı olarak görmüyor Çin Halk Kurtuluş Ordusu bünyesinde oluşturulan Stratejik Destek Gücü, uzay, siber ve elektronik harp alanlarını tek merkezde topluyor. Bu yapı, Çin’in uzayı askeri planlamanın ayrılmaz bir parçası haline getirdiğini açık biçimde ortaya koyuyor. Modern orduların iletişim, istihbarat ve navigasyon sistemlerinin büyük ölçüde uydulara bağlı olması, bu alanı son derece kritik hale getiriyor. Bu nedenle uzayda üstünlük, doğrudan yeryüzündeki askeri ve siyasi gücü etkileyen bir faktör olarak değerlendiriliyor. Anti-uydu teknolojileri, sistemleri etkisiz hale getirmeye odaklanıyor Çin, 2007 yılında gerçekleştirdiği testle bir meteoroloji uydusunu imha ederek anti-uydu kapasitesini göstermişti. Bu test uluslararası alanda ciddi endişelere yol açarken, uzayda oluşan enkaz sorunu da gündeme gelmişti. Ancak günümüzde yaklaşım değişmiş durumda. Fiziksel imha yerine; elektronik karıştırma (jamming), sinyal kesme, lazerle sensör körleme ve siber müdahaleler gibi yöntemler ön plana çıkıyor. Bu teknikler hem daha düşük maliyetli hem de saldırının kaynağını gizleme avantajı sağladığı için tercih ediliyor. ABD ile Çin arasındaki rekabet uzay teknolojileri üzerinden yeni bir boyuta taşınıyor United States ile Çin arasındaki rekabet, yalnızca ekonomi ya da kara ve deniz gücüyle sınırlı kalmıyor. NASA ve Çin Ulusal Uzay İdaresi arasındaki dolaylı yarış, Ay görevlerinden uydu ağlarına kadar geniş bir alanda sürüyor. ABD’nin United States Space Force’u kurarak uzayı resmi bir askeri alan olarak tanımlaması, Çin’in de bu alandaki yatırımlarını hızlandırmasına neden oldu. Böylece iki ülke arasında görünmeyen ama sürekli devam eden bir rekabet ortaya çıktı. Mevcut uluslararası hukuk uzaydaki yeni tehditleri düzenlemekte yetersiz kalıyor 1967 tarihli Outer Space Treaty, uzayın barışçıl kullanımını esas alsa da günümüz teknolojik gelişmelerine tam anlamıyla yanıt veremiyor. Antlaşma, kitle imha silahlarını yasaklıyor ancak anti-uydu sistemleri ya da elektronik harp faaliyetleri gibi modern tehditleri açıkça kapsamıyor. Bu boşluk, büyük güçlerin gri alanlarda hareket etmesine ve açık bir çatışma ilan edilmeden rekabet yürütmesine zemin hazırlıyor. Uzayda doğrudan savaş ihtimali düşük olsa da görünmeyen bir mücadele çoktan başlamış durumda Uzmanlara göre kısa vadede uzayda klasik anlamda silahlı çatışmalar beklenmiyor. Ancak bu durum rekabetin olmadığı anlamına gelmiyor. Bugün uzayda yürütülen mücadele; uyduların devre dışı bırakılması, GPS sinyallerinin bozulması ve iletişim ağlarının kesintiye uğratılması gibi yöntemlerle sürdürülüyor. Bu nedenle uzay, sessiz ama son derece etkili bir mücadele alanı haline gelmiş durumda. Çin’in uzay stratejisi, kriz anlarında üstünlük kurmaya dayanıyor Çin’in yaklaşımı, doğrudan bir savaş başlatmaktan ziyade, olası bir küresel kriz durumunda kritik sistemleri kontrol edebilecek kapasiteyi inşa etmeye odaklanıyor. Bu çerçevede uzay, yalnızca bilimsel keşiflerin değil, aynı zamanda küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği stratejik bir alan olarak öne çıkıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Mossad ajanlarını nasıl eğitir? Haber

Mossad ajanlarını nasıl eğitir?

Mossad, genellikle yetenekli ve özel yeteneklere sahip adayları seçer. Adaylar, genellikle İsrail’in askeri, istihbarat veya akademik alanlarında başarılı bir geçmişe sahip olanlar arasından seçilir. Adaylar, gizlilik, sadakat ve güvenilirlik gibi özelliklere sahip olmalıdır. Adaylar, Mossad’ın gizli doğasına uygun olarak gizlilik ve güvenlik değerlendirmesinden geçirilir. Bu değerlendirme süreci, adayların geçmişlerini, bağlantılarını ve güvenilirliğini kontrol etmeyi içerir. Adaylar, ulusal güvenliğe zarar verebilecek potansiyel risklerin belirlenmesi amacıyla dikkatlice incelenir. Seçilen adaylar, Mossad’ın özel eğitim programlarına katılır. Bu eğitim programları, istihbarat toplama teknikleri, gizli operasyonlar, iletişim becerileri, saha çalışması ve silah kullanımı gibi çeşitli konuları kapsar. Eğitim süreci genellikle zorlu ve yoğun bir şekilde gerçekleşir ve adayların dayanıklılığını ve yeteneklerini test eder. Mossad, ajanlarının teknik becerilerini geliştirmek için çeşitli eğitim ve eğitim programları sunar. Bu programlar, bilgisayar korsanlığı, siber istihbarat, kod kırma ve iletişim teknolojileri gibi modern istihbarat tekniklerini içerebilir. Ajanlar, sürekli olarak teknolojik gelişmeleri takip eder ve en son teknik becerilere sahip olmaları sağlanır. Eğitim sürecinin bir parçası olarak, ajanlar saha çalışmalarına ve pratik uygulamalara katılır. Bu, gerçek dünya koşullarında becerilerini geliştirmelerine ve operasyonlarda başarılı olmalarına yardımcı olur. Ajanlar, saha çalışmaları sırasında uluslararası ilişkileri, kültürel farklılıkları ve bölgesel dinamikleri anlama fırsatı bulurlar. Mossad, ajanlarının sürekli olarak eğitilmesini ve değerlendirilmesini sağlar. Ajanlar, kariyerleri boyunca yeni beceriler öğrenir, operasyonlardaki performansları değerlendirilir ve gelişim alanları belirlenir. Bu sürekli eğitim ve değerlendirme, ajanların en üst düzeyde performans göstermelerini ve güncel tehditlere karşı etkin bir şekilde hareket etmelerini sağlar. Mossad’ın eğitim ve rekrütman süreci, ajanlarının yüksek düzeyde beceri ve yeteneklere sahip olmalarını sağlamak için dikkatlice tasarlanmıştır. Bu süreç, ajanların Mossad’ın görevlerini etkin bir şekilde yerine getirebilmeleri için gerekli bilgi, beceri ve deneyimi kazanmalarını sağlar. Mossad’ın ajanları ve operasyonları Mossad’ın tarihinde yer alan birçok efsanevi ajan ve operasyon, İsrail’in ulusal güvenliği ve çıkarları için önemli rol oynamıştır. İşte Mossad’ın bilinen bazı efsanevi ajanları ve gerçekleştirdiği operasyonlardan bazıları: Eli Cohen: Eli Cohen, 1960’ların başında Mısır’da Mossad için çalışan ünlü bir ajan olarak bilinir. Kendisini Kamal Amin Thaabet olarak tanıtarak Mısır yönetimine sızan Cohen, stratejik bilgileri İsrail’e aktardı ve birçok önemli operasyonun başarılı olmasına katkı sağladı. Ancak, 1965 yılında Mısır’da casusluk suçlamasıyla yakalanarak idam edildi. Rafi Eitan: Rafi Eitan, Mossad’ın en tanınmış ajanlarından biridir. Eitan, Adolf Eichmann’ın yakalanması operasyonunda önemli bir rol oynadı. Eichmann, Nazi Almanyası’nın Holokost’tan sorumlu olan bir subayıydı ve Arjantin’de gizleniyordu. Eitan liderliğindeki Mossad ekibi, Eichmann’ı Arjantin’den kaçırarak İsrail’e getirdi ve yargılanmasını sağladı. Wolfgang Lotz: Wolfgang Lotz, Mossad için casusluk yapan Alman kökenli bir ajan olarak bilinir. Lotz, 1960’larda Mısır’da görev yaparak önemli istihbarat bilgileri topladı. Özellikle Mısır’ın askeri planlarını ve Sovyetler Birliği ile ilişkilerini izlemek için kritik bir rol oynadı. Lotz’un topladığı istihbarat, İsrail’in bölgesel güvenliğini güçlendirmede önemli bir rol oynadı. Entebbe Operasyonu: 1976 yılında gerçekleşen Entebbe Operasyonu, Mossad’ın en ünlü operasyonlarından biridir. Filistinliler , Tel Aviv’den Paris’e giden bir uçağı kaçırdılar ve Uganda’daki Entebbe Havalimanı’na indirdiler. Mossad, operasyonun planlanması ve yürütülmesinde önemli bir rol oynadı. İsrail özel kuvvetleri, Entebbe’ye bir operasyon düzenledi. Operasyon sonucunda rehinelerin çoğu kurtarıldı ve Filistinliler etkisiz hale getirildi, ancak operasyonda İsrail İstihbarat kayıpları da yaşandı. Stuxnet Operasyonu: Stuxnet, İran’ın nükleer programını hedef alan bilgisayar solucanıydı. Mossad’ın, ABD istihbaratıyla birlikte gerçekleştirdiği bir operasyon olan Stuxnet, İran’ın nükleer tesislerini hedef alarak önemli zararlara neden oldu. Bu operasyon, İran’ın nükleer programını engellemek ve uluslararası toplumun baskılarını artırmak için tasarlanmıştı. Bu, Mossad’ın tarihinde yer alan sadece birkaç efsanevi ajan ve operasyondan sadece birkaçıdır. Mossad’ın geçmişi, çeşitli terör operasyonları ve ajanlarla doludur ve İsrail’in ulusal güvenliği ve çıkarlarını korumak için önemli bir rol oynamıştır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan saldırıya ilk tepki: Bu alçak provokasyona izin vermeyeceğiz Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan saldırıya ilk tepki: Bu alçak provokasyona izin vermeyeceğiz

İstanbul Beşiktaş’ta İsrail Başkonsolosluğu yakınlarında meydana gelen silahlı saldırının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan ilk açıklama geldi. Erdoğan, saldırıyı “kalleş” olarak nitelendirirken, güvenlik güçlerinin hızlı müdahalesi sayesinde olayın büyümeden kontrol altına alındığını ifade etti. “Kalleş saldırıyı lanetliyorum” ROKETSAN tesislerinde düzenlenen törende konuşan Erdoğan, saldırıya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Kahraman güvenlik güçlerimizin başarılı müdahalesiyle boşa çıkarılan kalleş saldırıyı lanetlediğimizin bilinmesini istiyorum” ifadelerini kullandı. 3 saldırgan etkisiz hale getirildi Olayda biri ölü, ikisi yaralı olmak üzere üç saldırganın etkisiz hale getirildiğini belirten Erdoğan, müdahale sırasında iki polis memurunun da hafif yaralandığını açıkladı. Soruşturma başlatıldı Cumhurbaşkanı Erdoğan, saldırıyla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ile emniyet ve istihbarat birimlerinin hızlı şekilde soruşturma başlattığını ve sürecin titizlikle yürütüldüğünü söyledi. “Terörle mücadelede kararlıyız” Açıklamasında terörle mücadele vurgusu yapan Erdoğan, Türkiye’nin güvenlik iklimine zarar vermeye yönelik provokasyonlara izin verilmeyeceğini belirtti. Erdoğan, “Terörün her türlüsü ile mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi. Savunma sanayi mesajları da verdi Konuşmasında savunma sanayine de değinen Erdoğan, Türkiye’nin bu alandaki bağımsızlık hedeflerine vurgu yaptı. Savunmada dışa bağımlılığın önemli ölçüde azaltıldığını belirten Erdoğan, Türkiye’nin bu alanda küresel ölçekte güçlü bir konuma geldiğini ifade etti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İran planı çöktü mü? ABD basınından dikkat çeken iddia Haber

İran planı çöktü mü? ABD basınından dikkat çeken iddia

ABD basınında yer alan analizlere göre, İsrail’in İran’da bir isyan çıkararak yönetimi zayıflatmayı hedefleyen planı başarısızlıkla sonuçlandı. 23 Mart 2026 tarihinde yayımlanan haberlere göre, söz konusu planın sahadaki gerçeklikle örtüşmediği ve beklentilerin karşılanmadığı değerlendirildi. Haberde, İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad tarafından hazırlanan planın, İran’da iç karışıklık çıkarılması ve yönetimin zayıflatılması üzerine kurulduğu ifade edildi. Planın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından ABD Başkanı Donald Trump’ı ikna etmek amacıyla da kullanıldığı öne sürüldü. Plan sahada karşılık bulmadı Analizlere göre, İran’da beklenen kitlesel ayaklanmanın gerçekleşmediği ve yönetimin zayıflamasına rağmen varlığını sürdürdüğü belirtildi. ABD ve İsrail istihbarat değerlendirmelerinde, planın “temel bir yanılgıya” dayandığı görüşü öne çıktı. Bazı Amerikalı yetkililerin, savaş ortamında halkın geniş çaplı bir ayaklanmaya yönelmeyeceği yönünde daha önce uyarılarda bulunduğu da haberde yer aldı. Washington ile Tel Aviv arasında görüş ayrılığı Haberde dikkat çeken bir diğer unsur ise ABD ile İsrail arasında yaşanan görüş ayrılıkları oldu. Özellikle İran’da olası bir ayaklanma için bazı grupların devreye sokulması fikrine Washington’un mesafeli yaklaştığı ifade edildi. ABD’li yetkililerin, bu tür bir stratejinin sahadaki dengeleri daha da karmaşık hale getirebileceği yönünde değerlendirmeler yaptığı aktarıldı. İstihbarat değerlendirmeleri sorgulanıyor Süreç boyunca yapılan istihbarat analizlerinin yeterliliği de tartışma konusu oldu. Haberde, bazı üst düzey yetkililerin planın uygulanabilirliğine başından itibaren şüpheyle yaklaştığı bilgisine yer verildi. Yaşanan gelişmeler, Orta Doğu’daki gerilimin yalnızca askeri değil, istihbari ve stratejik boyutlarının da yeniden değerlendirilmesine neden oldu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İran’dan kıtalararası hamle: ABD’nin okyanustaki üssü hedefteydi Haber

İran’dan kıtalararası hamle: ABD’nin okyanustaki üssü hedefteydi

İran ile ABD ve İsrail arasında haftalardır süren gerilim, 21 Mart 2026 sabahında küresel ölçekte yankı uyandıran bir gelişmeyle yeni bir boyuta taşındı. İran yönetimi, Hint Okyanusu’nda bulunan ABD ve İngiltere ortak askeri üssü Diego Garcia’ya doğru iki balistik füze fırlattı. Füzeler hedefe ulaşamazken, saldırı girişimi askeri ve istihbari dengeler açısından dikkat çekici bir kırılma yarattı. Fırlatılan füzelerden biri uçuş sırasında arızalanarak okyanusa düşerken, diğeri ABD Donanması’na ait bir destroyer tarafından havada imha edildi. Üste fiziksel bir hasar oluşmadı ancak saldırının kapsamı ve menzili, uluslararası güvenlik dengeleri açısından yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Hedef okyanusun ortasındaki kritik üs oldu İran’ın hedef aldığı Diego Garcia üssü, ABD’nin küresel askeri operasyonları için stratejik öneme sahip bir merkez olarak biliniyor. Hint Okyanusu’nun ortasında konumlanan üs, Orta Doğu’dan Asya-Pasifik’e kadar geniş bir coğrafyada yürütülen operasyonların lojistik ve askeri omurgasını oluşturuyor. Bu nedenle saldırı girişimi, yalnızca bir askeri hamle değil; aynı zamanda doğrudan küresel güç dengelerine yönelik bir mesaj olarak değerlendiriliyor. Menzil tartışmaları yeniden alevlendi Uluslararası savunma çevrelerine göre saldırının en dikkat çekici yönü, kullanılan füzelerin menzil kapasitesi oldu. İran’ın bugüne kadar resmi olarak açıkladığı 2.000 kilometrelik menzil sınırının ötesine geçildiği ve yaklaşık 4.000 kilometrelik bir mesafenin hedef alındığı belirtiliyor. Bu durum, Batılı istihbarat servislerinin uzun süredir yaptığı değerlendirmeleri sorgulatırken, İran’ın askeri kapasitesine ilişkin yeni bir tabloyu gündeme taşıdı. Kullanılan füze sistemi dikkat çekti Saldırıda İran’ın en gelişmiş balistik sistemlerinden biri olarak bilinen Hürremşehr-4 füzelerinin kullanıldığı değerlendiriliyor. Bu sistemlerin uzun menzilinin yanı sıra yüksek yıkım kapasitesine sahip savaş başlıkları taşıyabildiği ifade ediliyor. Uzmanlara göre bu tür bir füzenin Diego Garcia gibi büyük bir askeri üsse isabet etmesi durumunda, yalnızca askeri değil ekonomik açıdan da ciddi sonuçlar ortaya çıkabilirdi. Küresel gerilim yeni bir eşiğe taşındı Her ne kadar saldırı fiziksel bir hasara yol açmasa da, İran’ın Orta Doğu dışındaki hedefleri vurma kapasitesini sahada göstermesi, küresel ölçekte yeni bir gerilim hattının oluştuğuna işaret ediyor. Bu gelişme, yalnızca bölgesel bir çatışmanın ötesine geçildiğini ve savaşın etkilerinin dünya genelinde hissedilebileceğini ortaya koyarken, uluslararası toplumun önümüzdeki süreçte nasıl bir tutum alacağı merak konusu olmaya devam ediyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İran’ı sattı mı? Kudüs Gücü Komutanı Kaani hakkında şok iddia! Haber

İran’ı sattı mı? Kudüs Gücü Komutanı Kaani hakkında şok iddia!

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı askeri operasyonların ardından bölgede tansiyon hızla yükselirken İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani hakkında dikkat çeken iddialar ortaya atıldı. Uluslararası medya ve bazı sosyal medya hesaplarında dolaşıma giren bilgilere göre Kaani’nin uzun yıllardır İsrail istihbaratı Mossad ile bağlantılı olduğu ve son gelişmelerin ardından İsrail’e sığındığı ileri sürüldü. İran yönetimini sarsan suikastlar zinciri Geçtiğimiz hafta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı operasyonların hedefinde ülkenin askeri ve siyasi üst kadroları yer aldı. İran’ın dini lideri Ali Hamaney başta olmak üzere çok sayıda üst düzey komutanın hayatını kaybettiği iddiaları bölgedeki krizi daha da derinleştirdi. Tahran’da büyük bir sarsıntı yaratan saldırılarda İran Devrim Muhafızları’nın kritik isimlerinden birçok komutanın öldürüldüğü belirtilirken Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin saldırılardan sağ kurtulan nadir isimlerden biri olduğu ifade edildi. “Dokuz canlı komutan” iddiası İsmail Kaani’nin daha önce İsrail’in düzenlediği çeşitli saldırılardan da kurtulduğu ve bu nedenle bazı uluslararası medya organlarında “İran’ın dokuz canlı komutanı” olarak anıldığı biliniyor. Son saldırıdan kısa süre önce bulunduğu noktadan ayrıldığı öne sürülen Kaani’nin cumartesi gününden bu yana kamuoyunun karşısına çıkmaması ise yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Mossad ajanı olduğu iddiası gündemde Bazı kaynaklar Kaani’nin onlarca yıldır İsrail istihbaratı Mossad adına çalıştığını ve İran içindeki kritik operasyonlarda rol oynadığını iddia ediyor. Bu iddialara göre Kaani’nin İran’daki bazı üst düzey isimlerin hedef alınmasında istihbarat sağlayan kilit kişilerden biri olduğu ileri sürülüyor. Ancak söz konusu iddialar henüz resmi makamlar tarafından doğrulanmış değil. İran yönetiminden ya da İsrail tarafından konuya ilişkin net bir açıklama yapılmadı. Ortadoğu’da savaşın giderek genişlediği bir dönemde ortaya atılan bu iddialar, bölgedeki istihbarat savaşlarının ve güç mücadelesinin ne kadar derinleştiğini bir kez daha gözler önüne seriyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.