SON DAKİKA

#Iklim Krizi

HABER DEĞER - Iklim Krizi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iklim Krizi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kıyamete bir adım daha: Saat tarihin en tehlikeli noktasında Haber

Kıyamete bir adım daha: Saat tarihin en tehlikeli noktasında

Kıyamet Saati bir kez daha ileri alındı İnsanlığın varoluşsal risklere ne kadar yaklaştığını simgeleyen Kıyamet Saati, ABD Atom Bilimcileri Bülteni tarafından güncellendi. Bilim insanları, saati gece yarısına 85 saniye kala ayarlayarak tarihte ilk kez bu kadar kritik bir eşiğe gelindiğini açıkladı. Tehlikeyi büyüten başlıklar netleşti Saatin ileri alınmasında nükleer savaş riskinin artması, iklim krizinin derinleşmesi, biyoteknolojinin kötüye kullanım ihtimali ve denetimsiz yapay zekâ uygulamaları temel gerekçeler olarak gösterildi. Bilim insanları, bu risklerin birbirini besleyen bir zincir hâline geldiğine dikkat çekti. Küresel çatışmalar alarm veriyor Açıklamada, büyük güçler arasındaki rekabetin hız kazandığı, uluslararası işbirliğinin zayıfladığı vurgulandı. Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu ve Güney Asya’daki gerilimlerin tırmanma ihtimalinin, dünya genelinde güvenlik riskini daha da artırdığı belirtildi. İklim krizi ve teknoloji tehdidi derinleşiyor Bilim insanları, iklim krizine karşı yeterli ve bağlayıcı adımların atılmamasının uzun vadeli bir yıkım yarattığını ifade ederken, yapay zekâ ve biyoteknoloji alanında denetimsiz ilerlemenin Türkiye toplumu ve dünya genelindeki yurttaşlar için yeni ve öngörülemez tehditler doğurduğunu kaydetti. Çözüm için küresel işbirliği çağrısı yapıldı Bülten, Kıyamet Saati’nin geri alınabilmesinin ancak ülkeler arası güçlü işbirliği, silahsızlanma adımları ve ortak iklim politikalarıyla mümkün olabileceğini vurguladı. Bilim insanları, Türkiye halkı da dahil olmak üzere tüm dünya toplumlarını ilgilendiren bu riskler karşısında ortak aklın ve kolektif sorumluluğun hayati önem taşıdığını belirtti. Kıyamet Saati nedir? Kıyamet Saati, insanlığın nükleer savaş, iklim krizi, biyolojik tehditler ve kontrolsüz teknolojik gelişmeler gibi küresel felaketlere ne kadar yakın olduğunu simgesel olarak gösteren bir göstergedir. İlk kez 1947 yılında ABD Atom Bilimcileri Bülteni tarafından oluşturulan saat, gece yarısını insanlığın kendi eliyle yok oluşunu temsil eden eşik olarak kabul eder. Saatin gece yarısına yaklaşması risklerin arttığını, geri alınması ise küresel ölçekte tehlikelerin azaldığını ifade eder. Saatin konumu, bilim insanlarının nükleer silahlanma, iklim politikaları, jeopolitik gerilimler ve yeni teknolojilerin denetimi gibi başlıklarda yaptığı değerlendirmeler doğrultusunda her yıl güncellenir. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Trump’tan dünyaya rest: ABD 66 uluslararası örgütten çekiliyor Haber

Trump’tan dünyaya rest: ABD 66 uluslararası örgütten çekiliyor

ABD Başkanı Donald Trump, göreve gelişinin ikinci döneminde dış politikada sert bir yön değişikliğine daha imza attı. İmzalanan başkanlık kararnamesiyle ABD’nin, 66 uluslararası örgütteki üyeliği ve bu kuruluşlara sağlanan mali katkıları sonlandırma süreci başlatıldı. Beyaz Saray, kararın “ABD’nin egemenliği ve ekonomik çıkarlarını koruma” amacı taşıdığını savundu. 31 BM kuruluşu ve 35 BM dışı yapı kapsamda Kararnameye göre, 31 Birleşmiş Milletler kuruluşu ile 35 BM dışı uluslararası yapıdan çekilme işlemleri “en kısa sürede” tamamlanacak. Çekilme kararı; çevre, iklim krizi, toplumsal cinsiyet eşitliği ve demokratikleşme alanlarında faaliyet yürüten pek çok kurumu doğrudan etkiliyor. Beyaz Saray: Vergi mükelleflerinin parası boşa harcanıyor Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, söz konusu örgütlerin ABD’nin ulusal güvenliğine, ekonomik refahına ve siyasi egemenliğine aykırı faaliyetler yürüttüğü öne sürüldü. Açıklamada, “Amerikan yurttaşlarının vergileri, etkisiz ya da ABD karşıtı gündemlere aktarılıyor” denildi. Rubio: ABD karşıtı ve müsrif yapılar ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da kararı savunarak, çekilinen kurumları “ABD karşıtı, gereksiz ve israf niteliğindeki örgütler” olarak tanımladı. Rubio, Washington’un başka uluslararası kuruluşlardan çekilme ihtimalini de değerlendirdiğini açıkladı. İklim ve demokrasi kurumları listede ABD’nin çekildiği kuruluşlar arasında İklim Değişikliği Hükümetlerarası Paneli (IPCC) ile demokratik geçiş süreçlerini destekleyen Uluslararası Demokrasi ve Seçim Yardım Enstitüsü (IDEA) de bulunuyor. Ayrıca BM Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi ile BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi de karardan etkilenecek yapılar arasında yer alıyor. Trump çizgisi net: “Az ver, çok al” dönemi Trump, ikinci başkanlık döneminde ABD’nin “çok para ödediği ama karşılığında az kazandığı” tüm uluslararası mekanizmalara mesafeli yaklaşacağını daha önce de dile getirmişti. Bu yaklaşım, NATO’dan ticaret anlaşmalarına kadar birçok alanda ABD lehine yeniden müzakere baskısı olarak kendini göstermişti. DSÖ ve UNESCO’dan sonra yeni kopuş Trump yönetimi, Ocak 2025’te göreve geldikten sonra Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve UNESCO gibi önemli uluslararası kurumlardan da çekilmişti. Son karar, ABD’nin çok taraflı küresel sistemden kademeli kopuşunun sürdüğünü gösteriyor.

Mansur Yavaş’a Klip Çektiler! Haber

Mansur Yavaş’a Klip Çektiler!

Ankara’da 2025 yılı boyunca yaşanan su kesintileri, yalnızca iklim krizi ve baraj doluluk oranlarıyla açıklanamayacak bir toplumsal tepkiye dönüştü. Günlerce su akmayan mahalleler, düzensiz basınç uygulamaları ve net bir bilgilendirme yapılmaması, kentte yaşayan yurttaşları sosyal medyada kendi dilini kurmaya itti. Bu dilin en çarpıcı örneği ise kısa sürede viral olan “Çorbam var içen mi” şarkısı oldu. Mizah yoluyla kurulan bu itiraz, sorunun ne kadar yaygın ve hissedilir olduğunu gösterirken, ABB’nin resmi hesabından yayımlanan “Kamuoyuna Duyuru” başlıklı metin, kamuoyunda “bilgilendirme” değil “azarlama” olarak algılandı. Son 50 Yılın En Kurak Yılı mı, Son 50 Yılın En Kötü Yönetimi mi? Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne göre 2025 yılı, hidrolojik veriler açısından başkent için “son 50 yılın en kurak yılı.” Barajlara gelen su miktarının tarihi dip seviyelere gerilediği, kişi başına düşen günlük su miktarının 55 litreye kadar düştüğü resmi açıklamada açıkça ifade ediliyor. Üç yıl içinde barajlara gelen suyun 661 milyon metreküpten 182 milyon metreküpe düşmesi, kuraklık gerçeğini inkâr edilemez kılıyor. Ancak tartışma tam da bu noktada başlıyor. Çünkü “kuraklık” vurgusu, sahadaki düzensiz ve plansız kesintileri açıklamak için bir kalkana dönüşüyor. Belediye “su veriliyor” derken, yurttaşın deneyimi çoğu zaman “saat var, gün yok” şeklinde yaşanıyor. Aynı şehirde, hatta aynı sokakta farklı binaların tamamen farklı su rejimleriyle karşı karşıya kalması, sorunun yalnızca iklimsel olmadığını düşündürüyor. Kuraklık gerçek olabilir; ancak kuraklığın nasıl yönetildiği, hangi mahallede ne zaman ne olacağının neden net biçimde açıklanmadığı sorusu yanıtsız kalıyor. Teknik Arıza mı, Mühendislik Fiyaskosu mu? ABB cephesi, kesintileri ve basınç düşüklüklerini büyük ölçüde “eski altyapı”, “patlayan borular” ve geçmişte yapılmamış yatırımlarla açıklıyor. Özellikle Kesikköprü hattındaki arızalar örnek gösterilerek, sorunun teknik olduğu vurgulanıyor. Ancak kulislerde ve teknik çevrelerde konuşulan iddialar, tablonun bundan ibaret olmadığını ortaya koyuyor. İddialara göre yeni kurulan ve revize edilen hatlarda hidrolik denge yeterince hesaplanmadı, debi ve basınç ilişkisi mahalle ölçeğinde analiz edilmeden sisteme su verildi. Yüksek kotlu bölgelerde suya erişim neredeyse imkânsız hale gelirken, düşük kotlarda dengesiz yüklenme nedeniyle arızalar arttı. Gece basınç düşürme uygulamasının kayıp-kaçağı azaltmak yerine sistemi daha da kırılgan hale getirdiği öne sürülüyor. Bazı uzmanlara göre sorun, suyun varlığı değil, dağıtımın mühendislik açısından sağlıklı planlanmamış olması. Yani mesele “eski borular”dan çok, yanlış projelendirme ve aceleci müdahaleler. Belediye bir şeyler yapıyor olabilir; ancak yanlış yapılan her hamle, krizi çözmek yerine derinleştiriyor. “3 Gün Var, 5 Gün Yok”: Başkent’te Su Lüks Oldu Ankara’da su, artık temel bir hak değil; denk gelirse kullanılan bir ayrıcalık. Kentin birçok mahallesinde “üç gün var, beş gün yok” ifadesi sıradan bir şikâyete dönüştü. Aynı apartmanda farklı saatlerde, hatta aynı katta bile farklı musluklardan farklı sonuçlar alınıyor. Yurttaşlar bidonlarla çeşme arıyor, apartmanlar yüksek maliyetlerle su tankı kurmak zorunda kalıyor. Temizlik, yemek, kişisel hijyen gibi en temel ihtiyaçlar komşu dayanışmasına bırakılmış durumda. Başkentte yaşanan bu tablo, “modern belediyecilik” söylemiyle taban tabana zıt bir görüntü yaratıyor. Sorun yalnızca suyun azlığı değil; suyun ne zaman geleceğinin bilinmemesi. Belirsizlik, krizin en yıpratıcı boyutuna dönüşüyor. Mansur Yavaş Pavyona Kadar Düştü Türkiye’de tarihsel olarak bazı gece kulübü ve gazinolarda (pavyonlarda) sahne alan şarkıcılar, bazen sözlerinde güncel olaylara göndermeler yaparak toplumsal eleştiri içerikli şarkılar seslendirebiliyor. Ankara’da bu su krizi de popüler kültürün gündemine girdi. Yavaş’a yönelik esprili şarkılar ve mırıldanmalar, normal yollarla dikkat çekilemeyen durumu halk diline taşıdı. Kullanılan dil, sert politik dilden ziyade sivri mizah ve zeybek havasını aratmayan, eğlence ortamı jargonuna yakın ögeler içeriyor. Sosyolojik açıdan bakıldığında bu durum, halkın kendine özgü direnme ve eleştirme yolları geliştirdiğinin bir işareti. Toplum, otoriteye karşı mizahi bir dil kullanarak hem sinirini boşaltıyor hem de görünürlük kazanıyor. Bu kesim şarkıları, daha çok alt-orta sınıfın eğlence mekanı kültüründen beslendiği için, “pavyon şakası” olarak da değerlendiriliyor. Geçmişte Türkiye’de kırsal ya da işçi semtlerinde yetişen bazı halk müziği ve arabesk sanatçıların sözlerinde, günlük sıkıntılar ve yöneticilere ince göndermeler yer alması bilinen bir durumdu. Ankara’daki son gelişmeler de benzer bir geleneğin yeni bir örneği gibi okunuyor. Söz konusu “Çorbam var içen mi” videosunda geçen mizansenler bu toplumsal eleştiriyi somutlaştırıyor. Halkın bu tür içeriklerle durumu tiye alması, bir nevi krize karşı kolektif başkaldırı biçimi olarak yorumlanabilir. Akademik literatürde kriz dönemlerinde mizahın bir savunma ve hiciv aracı olduğundan söz edilir; Ankara’da su sorunu üzerinden yapılan göndermeler de bu geleneğin çağdaş bir yansıması olarak görülebilir. “Çorbam var içen mi” videosu, Ankara’daki su krizinin sembolü haline geldi. Belediye başkanına yönelik eleştiri artık basın toplantılarında ya da meclis kürsülerinde değil; şarkılarda, videolarda ve pavyon dilinde dile getiriliyor. Ankaralı Cumhur’un “Su yok, metro yok, yol yok – çorbam var içen mi” dizesi, yerel yönetimin yaşadığı itibar kaybının kısa bir özeti gibi dolaşıma giriyor. Bu ifade bir hakaretten çok, siyasal bir gösterge. Çünkü bir kentte yönetime dair eleştiri popüler kültürün en alt, en sivri diline kadar inmişse, orada ciddi bir güven kırılması yaşanıyor demektir. Mansur Yavaş’ın yönetimi artık teknik raporlarla değil, hicivle tartışılıyor. Bu da krizin sadece altyapısal değil, yönetsel ve iletişimsel olduğunu gösteriyor. Neticede Ankara’da su kesintileri konusu, katmanlı bir toplumsal mesele haline geldi. Halk, musluğundan su akmadığında baraj grafiğini değil, yöneticisini sorgular. Ankara’da bugün tartışılan şey barajlar değil; bu kentin neden öngörülebilir biçimde yönetilemediği. Teknik ayrıntılar, kuraklık verileri ve altyapı sorunları bir yana; bir kentin sakinleri suya erişim hakkının kesintiye uğradığını düşündüğünde sosyal tepki mekanizmaları devreye giriyor. Eleştiriler giderek artarken, “su yokluk” meselesi bir politikaya, bir yönetime tepki olarak paylaşılan bir folklor parçasına dönüştü. “Çorbam var içen mi” şarkısının bu kadar sahiplenilmesi, yurttaşın başka bir dil bulamadığının göstergesi. Mansur Yavaş’ın bu sosyolojik zemindeki performansı nasıl şekillendireceği, önümüzdeki süreçte Ankara siyaseti için önemli bir sınav olmaya devam edecek.

Himalayalar’da su alarmı: Çin’in 168 milyar dolarlık barajı 1,5 milyar insanı tehdit ediyor Haber

Himalayalar’da su alarmı: Çin’in 168 milyar dolarlık barajı 1,5 milyar insanı tehdit ediyor

Çin, Tibet’te yer alan Yarlung Tsangpo Nehri’nin “Büyük Bükülme” olarak bilinen bölümünde, yaklaşık 168 milyar dolarlık dev bir hidroelektrik baraj projesini hayata geçiriyor. Proje, Çin’in enerji kapasitesini artırmayı ve karbon nötr hedeflerine katkı sunmayı amaçlarken, nehrin aşağı havzalarında yaşayan yaklaşık 1,5 milyar insan için ciddi su güvenliği endişeleri doğuruyor. Çin, Himalayalar’daki barajla enerji gücünü küresel ölçekte büyütmeyi hedefliyor Yaklaşık 2 bin metrelik yükseklik farkına sahip “Büyük Bükülme” bölgesi, dünyadaki en yüksek hidroelektrik potansiyellerden biri olarak kabul ediliyor. Çinli yetkililere göre bu proje, Üç Boğaz Barajı’nın yaklaşık üç katı kadar elektrik üretebilecek kapasiteye sahip. Üretilen enerjinin özellikle elektrikli araçlar, yapay zekâ merkezleri ve yüksek enerji tüketen süper bilgisayar tesisleri için kullanılacağı belirtiliyor. Proje yalnızca enerji değil, ulusal güvenlik stratejisinin de parçası olarak görülüyor Uzmanlara göre Tibet’te böylesine büyük bir altyapı yatırımı, Çin’in tartışmalı sınır bölgelerinde kontrolünü güçlendirme politikasının bir uzantısı. Çin yönetimi, Himalayalar boyunca inşa edilen barajlar ve ulaşım projeleriyle hem askeri hem de siyasi nüfuzunu artırmayı amaçlıyor. Bu durum, özellikle Hindistan ile ilişkilerde yeni gerilim başlıkları yaratıyor. Baraj sistemi nehir ekosistemini kökten değiştirecek ölçekte planlanıyor Projeye göre nehrin bir bölümü tünellerle yönlendirilerek beş kademeli hidroelektrik santraline aktarılacak. Her santral, bir öncekinden daha alçak bir noktada konumlanacak ve toplamda yaklaşık 150 kilometrelik bir sistem oluşturacak. Ancak rezervuarların ne kadar alanı sular altında bırakacağı ve tam yerleşim planı hâlâ kamuoyuyla paylaşılmış değil. Deprem, heyelan ve iklim krizi riskleri projenin en kırılgan noktası Yarlung Tsangpo Vadisi, dünyanın en derin kanyonlarından birine ev sahipliği yapıyor ve yoğun sismik hareketlilikle biliniyor. Uzmanlar, buzul gölü taşkınları, artan yağış rejimi ve iklim krizinin etkileri nedeniyle böylesi bir mega projenin tüm risklerinin mühendislik çözümleriyle tamamen ortadan kaldırılamayacağını vurguluyor. Yerel topluluklar yerinden edilme ve kültürel kayıp tehlikesiyle karşı karşıya Baraj inşaatı, bölgede yaşayan on binlerce kişinin, özellikle Monpa ve Lhoba topluluklarının yaşam alanlarını terk etmesine yol açıyor. Çinli yetkililer yeni konut ve ibadet alanları inşa edildiğini açıklasa da yerel halk, sosyal bağların ve kültürel hafızanın geri dönülmez biçimde zarar gördüğünü dile getiriyor. Hindistan ve Bangladeş için susuzluk ve kuraklık riski büyüyor Yarlung Tsangpo Nehri, Hindistan sınırları içinde Brahmaputra adını alarak tarım, balıkçılık ve içme suyu açısından hayati bir rol oynuyor. Hindistanlı yetkililer, Çin’in suyu ne zaman ve ne kadar bırakacağına dair şeffaf veri paylaşmamasının “su güvenliği” açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre bu durum, iklim krizinin de etkisiyle Güney Asya’da kuraklık ve gıda krizlerini derinleştirebilir. Bölgede başlayan baraj yarışı ekolojik riskleri daha da artırıyor Çin’in hamlesine karşılık Hindistan da Brahmaputra üzerinde büyük ölçekli baraj projelerini hızlandırmış durumda. Uzmanlar, iki ülke arasında iş birliği yerine rekabetin hâkim olması halinde, nehir ekosisteminin ve milyonlarca yurttaşın yaşam hakkının daha büyük risk altına gireceği uyarısında bulunuyor. Bilim insanları şeffaflık ve uluslararası iş birliği çağrısı yapıyor Çevre örgütleri ve akademisyenler, projeden önce kapsamlı biyolojik çeşitlilik çalışmaları yapılmasını, su akışına dair verilerin aşağı havza ülkeleriyle paylaşılmasını talep ediyor. Aksi halde, Çin’in temiz enerji hedefiyle başlattığı bu mega proje, Güney Asya için uzun vadeli bir susuzluk ve kuraklık krizinin tetikleyicisi olabilir.

Bursa için su alarmı! Yağışlar 52 yılın en düşüğünde Haber

Bursa için su alarmı! Yağışlar 52 yılın en düşüğünde

Yağışların son 52 yılın en düşük seviyesine gerilediğini, Uludağ’daki kar örtüsünün ise son 10 yılda yüzde 50’ye varan oranda azaldığını açıklayan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, vatandaşları suyu tasarruflu kullanmaya çağırdı. İklim krizinin etkileri Bursa’da her geçen gün daha net hissedilirken, kentin su güvenliğine ilişkin endişeler artıyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün yayımladığı 2025 Su Yılı Raporu’na göre, 1 Ekim 2024 – 30 Eylül 2025 döneminde metrekareye düşen ortalama yağış miktarı 422,5 mm olarak ölçüldü. Bu değer, uzun yıllar ortalamasının yüzde 26 altında kalarak son 52 yılın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçti. Bursa’nın en önemli su kaynağı olarak gösterilen ve “kentin su sigortası” olarak nitelendirilen Uludağ, iklim değişikliğinin etkilerini en sert yaşayan bölgelerden biri oldu. Son 10 yılda Uludağ’daki kar örtüsünün yüzde 50’ye varan oranda azaldığı belirtilirken, 2015 yılında 266 gün karla kaplı kalan zirve, 2024’te yalnızca 100 gün kar tutabildi. Kar kalınlığı ise 187 santimetreden 93 santimetreye geriledi. Veriler, sıcaklık artışının da tabloyu ağırlaştırdığını ortaya koyuyor. 1970-2024 yılları arasında Bursa merkezde ortalama sıcaklıklar 2 derece, Uludağ zirvesinde ise 3 derece arttı. Bu durum, buharlaşmayı artırarak yağışların yeraltı sularını yeterince besleyememesine neden oluyor. Uzmanlar, bu sürecin kentin su güvenliğini doğrudan tehdit ettiğine dikkat çekiyor. Doğancı ve Nilüfer Barajlarında incelemelerde bulunan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanıal Mustafa Bozbey, geçtiğimiz aylarda yaşanan su kesintilerini hatırlatarak, alınan önlemler sayesinde daha ciddi bir kriz yaşanmadığını söyledi. Bozbey, “Bursa artık bir su şehri değil. Halkımızın tasarruf konusunda gösterdiği duyarlılık için teşekkür ediyorum ancak bunun yeterli olmadığını biliyoruz. Yeniden susuzluk yaşamamak için suyu daha dikkatli kullanmalıyız” dedi. “Artık şikâyet zamanı değil, çözüm zamanı” diyen Bozbey, Uludağ’daki kar ve yağış miktarındaki düşüşün barajları doğrudan etkilediğini vurguladı. “Son 10 yılda su miktarında yaklaşık yüzde 30 azalma var. İklim krizi uzun süredir konuşuluyor ancak gerekli adımlar atılmadı. Biz bilimsel verileri esas alarak Bursa’nın geleceğini güvence altına almak istiyoruz” ifadelerini kullandı. Başkan Bozbey ayrıca, Çınarcık Barajı bypass hattının devreye alındığını ve günlük ortalama 100 bin metreküp suyun Bursa’ya verildiğini açıkladı. Çınarcık Arıtma Tesisi’nin de yakın zamanda hizmete gireceğini belirten Bozbey, bu çalışmalarla kentin bir nebze rahatlayacağını söyledi.

İlçe felakete sürükleniyor: Zemin çöküyor, metan yangın riski büyüyor! Haber

İlçe felakete sürükleniyor: Zemin çöküyor, metan yangın riski büyüyor!

Eğirdir’de ne oluyor? İlk bulgular ne söylüyor Eğirdir’de bir elma bahçesinde yaklaşık 1 metre derinliğinde obruklar görülmesi ve mahallelerde ev duvarlarında çatlakların artması üzerine açıklama yapan Şakir Şahin, tehlikenin kaynağının deprem ya da fay hattı olmadığını vurguladı. Şahin’e göre asıl neden, göldeki yer altı su seviyesindeki sert düşüşün zeminde boşluklar oluşturması. Bu boşluklar büyüdükçe, üstteki kütleyi taşıyamayan zemin çökmelere yol açıyor. “Göl çekiliyor, zemin daralıyor, binalar yoruluyor” Şahin, göl seviyesindeki düşüşün iklim krizi ve yağış rejimindeki bozulma kadar, kaçak kuyular, yüzey sularının göletlerle kesilmesi ve çevresel müdahalelerin (örneğin mermer ocakları) yer altı su dengesini bozmasının da sonucu olduğunu söyledi. Yer altı suyunun çekilmesiyle kumlu tabakalarda boşlukların arttığını, kil ve silt tabakaların ise kuruyup hacim kaybettiğini belirten uzman, bu sürecin binalarda farklı oturmalar, ağırlık merkezinin oynaması ve sonuçta çatlak–hasar döngüsünü tetiklediğini ifade etti. Metan alarmı: “Sıkışan gaz yangına döner” Göldeki çekilme yalnızca zemin için değil, yangın riski açısından da kırmızı alarm veriyor. Şahin, yer altı suyu azaldıkça basıncın düştüğünü ve “bataklık gazı” olarak bilinen metanın yüzeye çıkabildiğini anlattı. Metan’ın hava ile temas ettiğinde kolay tutuştuğunu vurgulayan uzman, özellikle binaların altında biriken gazın en küçük kıvılcımla büyük yangınlara dönüşebileceğinin altını çizdi. Ekosistem uyarısı: “Göl kurursa bölge çoraklaşır” Eğirdir Gölü’nün kurumasının yalnızca yerel bir sorun olmayacağını belirten Şahin, ekosistemin çökmesinin tarımı daraltacağını, yağış rejimini bozacağını ve bölgesel iklimi olumsuz etkileyeceğini söyledi. Daha önce Yarışlı Gölü ve Akşehir Gölü örneklerinde görülen dramatik tabloya dikkat çeken uzman, “Aynı kader Eğirdir’i de bekleyebilir” uyarısında bulundu. “Çökme ve yangın kaçınılmaz olabilir” Uzman değerlendirmesine göre mevcut gidişat durdurulmazsa, zemin hacim kaybı binaların yük taşıma kapasitesini zayıflatacak; çatlaklar arttıkça yapısal göçük olasılığı büyüyecek. Aynı anda, metan birikimi yangın zinciri yaratabilecek. Acil çağrı: Eylem planı, denetim ve tasarruf Şakir Şahin, kapsamlı bir acil eylem planı çağrısı yaparak şunları vurguladı: Kaçak kuyuların kapatılması ve denetimlerin sıkılaştırılması Gölün giriş–çıkış su dengesinin bilimsel izlenmesi Vahşi sulamanın bırakılması, su tasarrufunun zorunlu hale getirilmesi Binalarda periyodik zemin–taşıyıcı sistem kontrolleri Metan ihtimaline karşı gaz ölçümü ve havalandırma önlemleri Türkiye su eşiğinde Şahin, kişi başına düşen yıllık su miktarının 1.200 m³ seviyelerine gerilediğini hatırlatarak, bunun 1.000 m³ altına düşmesinin “su fakiri ülke” anlamına geldiğini söyledi ve su yönetiminde ulusal ölçekte radikal adımlar atılmasını istedi. Eğirdir’de risk artık “olasılık” aşamasını geçti. Zemin çekilme, çökme ve yangın üçgeninde uyarı veriyor. Uzmanlar, “Bugün önlem, yarın hayat kurtarır” diyor.

Filipinler’i vuran Kalmaegi Tayfunu can almaya devam ediyor Haber

Filipinler’i vuran Kalmaegi Tayfunu can almaya devam ediyor

Felaket bilançosu ağırlaşıyor: 114 can kaybı, 127 kayıp Pasifik Okyanusu’ndan gelerek Filipinler’i etkisi altına alan Kalmaegi Tayfunu, ülkede büyük bir insani krize dönüştü. Ulusal Afet Riskini Azaltma ve Yönetim Konseyi (NDRRMC), ölüm sayısının 114’e yükseldiğini açıkladı. Kayıpların 71’inin Cebu bölgesinde kaydedildiği, çoğunun heyelan ve sel baskınlarında hayatını kaybettiği bildirildi. 1 milyon 951 bin kişi etkilendi, tahliyeler devam ediyor Tayfun nedeniyle ülke genelinde 5 binden fazla yerleşim birimi doğrudan etkilendi. 127 binden fazla aile, toplam 4 bin 933 tahliye merkezine yerleştirildi. Yetkililer, 127 kayıp kişi için arama kurtarma çalışmalarının kesintisiz sürdüğünü aktardı. Yeni rota Vietnam: Tehlike bitmiş değil Meteoroloji yetkilileri, “Tino” adıyla da bilinen Kalmaegi Tayfunu’nun hafta sonuna kadar Güney Çin Denizi üzerinden Vietnam’a doğru ilerleyeceğini açıkladı. Böylece bölgesel tehdit sürerken, Filipinler’de hasar tespit ve insani yardım çalışmaları devam ediyor. Filipinler hâlâ Haiyan travmasının izlerini taşıyor Ülke, 2013’te 7 bin 300’den fazla kişinin ölümüyle sonuçlanan Haiyan Tayfunu’nu hâlâ hafızasında taşırken, yeni felaketin yaraları yeniden derinleşiyor. Uzmanlar, iklim krizi nedeniyle tayfunların hem daha sık hem de daha yıkıcı hale geldiği görüşünde.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.