SON DAKİKA

#Infaz

HABER DEĞER - Infaz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Infaz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Dünyanın konuştuğu infaz: Çin neden milyarder aileyi neden “hızla” idam etti? Haber

Dünyanın konuştuğu infaz: Çin neden milyarder aileyi neden “hızla” idam etti?

Çin, Myanmar’ın kuzeydoğusunda yer alan Laukkaing bölgesinde faaliyet gösteren organize suç ağının 11 üyesini idam etti. İnfaz edilenler, yıllarca bölgenin suç ekonomisini kontrol eden ve askeri–siyasi bağlantılarıyla bilinen Ming ailesi ile Bau, Wei ve Liu klanlarıyla ilişkiliydi. BBC’ye göre bu infazlar, Çin’in bugüne kadar sınır ötesi dolandırıcılık ağlarına karşı attığı en sert adımlardan biri olarak kayda geçti. İdam kararları neden bu kadar hızlı alındı? İnsan hakları savunucularına göre Çin’in idam cezasını sık uygulaması sürpriz değil. Çin, dünyada en fazla idam cezası uygulayan ülkelerden biri olmasına rağmen, infazlara ilişkin resmi rakamları devlet sırrı olarak saklıyor. Ancak bu dosyada dikkat çeken unsur, yargı süreçlerinin olağan dışı bir hızla tamamlanması oldu. BBC, bu hızın arkasında Çin vatandaşlarının doğrudan mağdur edilmesinin ve kamuoyunda oluşan büyük tepkinin etkili olduğunu aktarıyor. Suç hanedanlığı nasıl kuruldu? İdam edilen isimlerin bağlı olduğu aileler, Myanmar’ın yoksul Shan Eyaleti’ndeki Laukkaing’i 2009’dan itibaren fiilen kontrol etmeye başladı. Myanmar ordusunun etnik silahlı grup MNDAA’yı bölgeden çıkarmasının ardından güçlenen bu aileler, önce uyuşturucu üretimiyle, ardından kumarhaneler ve çevrimiçi dolandırıcılıkla servetlerini büyüttü. Bölge, kısa sürede Güneydoğu Asya’nın en büyük dolandırıcılık merkezlerinden biri haline geldi. Askeri ve siyasi bağlantılar dosyada öne çıkıyor BBC’nin aktardığına göre suç aileleri, Myanmar ordusuyla yakın ilişkiler kurdu. 2021’deki askeri darbeden sonra, bugün cuntanın başında bulunan General Min Aung Hlaing’in, Liu ailesinin liderini başkent Naypyidaw’da ağırlaması ve onursal unvan vermesi bu ilişkilerin sembolü olarak görülüyor. Ailelere ait şirketler ülke genelinde yatırımlar yaparken, bazı üyeler ordu destekli siyasi partilerden aday oldu. Dolandırıcılık kamplarında sistematik işkence iddiaları Laukkaing’de kurulan dolandırıcılık komplekslerinin, Asya’daki benzer yapılara kıyasla çok daha sert olduğu belirtiliyor. On binlerce kişinin yüksek maaş vaadiyle bölgeye getirildiği, pasaportlarına el konularak kamplarda tutulduğu ve “domuz kasaplığı” olarak bilinen karmaşık dolandırıcılık yöntemlerini uygulamaya zorlandığı ifade ediliyor. Mağdurların büyük bölümünün Çin yurttaşları olması, Pekin yönetiminin tavrını sertleştiren en önemli unsur oldu. Kırılma noktası hangi olaydı? BBC’ye göre dönüm noktası, Ming ailesinin yönettiği Crouching Tiger Villa’da Ekim 2023’te yaşanan olay oldu. Bir kaçış girişimi sırasında birden fazla Çin yurttaşının öldürülmesi, Pekin yönetimini harekete geçirdi. Çin’in örtülü onayıyla MNDAA ve müttefikleri Laukkaing’i yeniden ele geçirdi. Operasyonun ardından dört ailenin liderleri gözaltına alındı ve onlarca aile üyesi Çin makamlarına teslim edildi. Çin mesaj vermek istedi Ming ailesinin lideri Ming Xuechang’ın yakalandıktan sonra intihar etmesi, dosyanın seyrini daha da sertleştirdi. Çinli yetkililer, soruşturma sırasında aile üyelerinden birinin “gücünü göstermek için rastgele bir kişiyi öldürdüğünü” itiraf ettiğini kamuoyuyla paylaştı. Uzmanlara göre bu açıklamalar, idamların hem iç kamuoyuna hem de bölge ülkelerine yönelik bir gözdağı niteliği taşıdığını gösteriyor. Dolandırıcılık bitti mi, yer mi değiştirdi? Çin, Tayland ve Kamboçya üzerinde diplomatik baskı kurarak bazı Çinli iş insanlarının iadesini sağladı. Ancak uzmanlar, bu sert müdahaleye rağmen dolandırıcılık ekonomisinin tamamen ortadan kalkmadığı görüşünde. Ağların Myanmar’da başka bölgelere kaydığı ve farklı ülkelerde yeniden örgütlendiği belirtiliyor. BBC’nin analizine göre, bu infazlar Çin’in sınır ötesi suçlara karşı “sıfır tolerans” mesajı taşısa da, bölgedeki karmaşık suç ekonomisinin tek bir hamleyle sona ermesi mümkün görünmüyor.

Humus’ta mezhep fitili ateşlendi: Alevi genç başından vurulmuş halde bulundu! Haber

Humus’ta mezhep fitili ateşlendi: Alevi genç başından vurulmuş halde bulundu!

Sipariş götürdüğü sırada infaz edildi Bölgedeki yerel kaynaklardan ve Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nden (SOHR) edinilen bilgilere göre, El-Zehra Mahallesi sakinlerinden olan genç kurye, dün öğle saatlerinde El-Hemaydiye semtine sipariş götürmek üzere yola çıktı. Kendisinden uzun süre haber alınamaması üzerine başlatılan aramalar acı bir sonla bitti ve gencin cansız bedeni ulusal hastaneye kaldırıldı. Bu cinayet, bölgede Alevi yurttaşlara yönelik artan şiddet dalgasının son halkası olarak kayıtlara geçti. Kanla yazılan sloganlar kenti karıştırdı Olayların fitili, 23 Kasım günü Zeydel kasabasında bir çiftin evlerinde vahşice öldürülmesiyle ateşlenmişti. Cinayetin işlendiği duvara kurbanların kanıyla mezhepçi sloganlar yazılması üzerine, çiftin mensup olduğu aşiret üyeleri sokağa dökülmüş, Alevi yurttaşların yoğunlukla yaşadığı mahallelere baskınlar düzenlemişti. Saldırılarda çok sayıda ev, araç ve iş yeri ateşe verilirken, yetkililer kent genelinde sokağa çıkma yasağı ilan etmek zorunda kalmış ve okullar tatil edilmişti. Katil uyuşturucu bağımlısı yeğen çıktı Bölgeyi kontrol eden HTŞ yönetimine bağlı içişleri birimleri, olayın siyasi veya mezhepsel bir boyutu olmadığını, cinayetin adli bir vaka olduğunu savundu. Yapılan açıklamada, çiftin uyuşturucu bağımlısı olan yeğeninin hırsızlık amacıyla cinayeti işlediği ve soruşturmayı saptırmak, olayı bir mezhep çatışması gibi göstermek için duvara o sloganları yazdığını itiraf ettiği belirtildi. Kundaklama ve kışkırtıcılıkla suçlanan yüz yirmi kişinin gözaltına alındığı bildirilirken, Benu Halit aşireti de olayların mezhep savaşına dönüştürülmesini reddettiklerini duyurdu. Lazkiye’de de korku ve endişe hakim Humus’ta yaşanan bu kaosun yankıları Alevi nüfusun yoğun olduğu Lazkiye’ye de sıçradı. Bölgede güvenlik zafiyeti yaşandığını belirten yerel kaynaklar, Janata bölgesinde bir kadının plakasız ve camları karartılmış bir araçla kaçırılmak istendiğini, olayın köylülerin müdahalesiyle son anda önlendiğini aktardı. Halk, geçmiş aylarda da benzer vakaların yaşandığına dikkat çekerek güvenlik önlemlerinin artırılmasını talep ediyor.

Sudan’da çocuk hastanesi vuruldu: İHA saldırısında 7 sivil yaşamını yitirdi Haber

Sudan’da çocuk hastanesi vuruldu: İHA saldırısında 7 sivil yaşamını yitirdi

Sudan’ın batısında yer alan Kuzey Darfur eyaletinin Kurnoy bölgesindeki çocuk hastanesi, Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) ait bir İHA tarafından vuruldu. Sudan Doktorlar Ağı’nın bugün yaptığı açıklamaya göre saldırıda 7 sivil hayatını kaybetti, 5 kişi ağır yaralandı. Yaralılar arasında hastanede tedavi gören iki çocuğun da bulunduğu bildirildi. “Tam teşekküllü savaş suçu”: Hastane doğrudan hedef alındı Sudan Doktorlar Ağı, hastanenin vurulmasını “HDK’nin sivilleri hedef alan sistematik terörünün yeni bir boyutu” olarak tanımladı. Açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Bu saldırı, HDK’nin sivilleri günlük olarak hedef aldığını gösteren açık bir savaş suçudur. Kadınlar, çocuklar ve tedavi altındaki hastalar bilinçli biçimde vurulmuştur. Sorumluluk tamamen HDK’dedir.” Ağ, uluslararası toplumu ve sağlık örgütlerini, “dünyanın gözleri önünde yok edilen bir halka karşı sürdürdükleri utanç verici sessizliği bozarak görevlerini yerine getirmeye” çağırdı. Aynı gün bir taziye çadırı da bombalandı: ‘Onlarca kişi öldü’ Sudan’daki sivil kayıplar yalnızca Kurnoy’la sınırlı kalmadı. Kuzey Kurdufan Eyalet Hükümeti, HDK’nin bu kez bir taziye çadırını hedef aldığını açıkladı. Yapılan duyuruda saldırıda kadın, çocuk ve yaşlıların da bulunduğu onlarca yurttaşın yaşamını yitirdiği bildirildi. “HDK masum ve silahsız halkı her türlü silah ile hedef alarak katliamlarını sürdürüyor” denilen açıklama, bu saldırının da sivillere yönelik tekrarlanan suçlara eklenen “yeni bir katliam” olduğunu vurguladı. Sudan’daki savaş: HDK kontrolü genişletiyor, siviller kaçıyor Sudan, 15 Nisan 2023’ten bu yana ordu ile HDK arasında süren yıkıcı çatışmalarla sarsılıyor. Ülkenin batısında bulunan Darfur bölgesinin en büyük kenti Faşir, yakın zamanda HDK kontrolüne geçmişti. Binlerce kişinin kentten kaçtığı, geride kalan sivillerin ise zorla yerinden edildiği, işkence ve infaz görüntülerinin HDK mensupları tarafından paylaşıldığı biliniyor.

En az 2 bin kişiyi öldürdüğünü itiraf eden ‘Ebu Lulu’ kimdir? Haber

En az 2 bin kişiyi öldürdüğünü itiraf eden ‘Ebu Lulu’ kimdir?

Sudan’ın Darfur bölgesi, El-Faşir’de yaşanan kitlesel şiddetin merkezindeki isimlerden biri olarak anılan El-Fatih (al-Fateh) Abdullah İdris —nam-ı diğer “Ebu Lulu” veya “El-Faşir Kasabı”— bir çevrim içi yayında “2 bin kişiyi öldürdüğünü” ve daha fazlasını öldürme niyetinde olduğunu söyledi; sosyal medya videolarında gördüğü ve bazı tanıkların aktardığı görüntüler İdris’in sivillere yönelik infazlara karıştığı iddialarını güçlendiriyor. Bu iddialar hem saha raporları hem de uydu verileriyle birlikte uluslararası alarma yol açtı. Ebu Lulu, Darfur’da savaş başlamadan önce yerel bir savaşçı olarak biliniyordu ve El-Faşir’in HDK/RSF tarafından ele geçirilmesiyle kısa sürede öne çıktı. Uzun yıllara yayılan Darfur çatışma geçmişinde bilinen bir aktör olarak görünmeyen İdris’in ismi, El-Faşir’in paramiliter güçlerin kontrolüne geçmesiyle sosyal medyada yayılan infaz görüntüleriyle geniş yankı buldu; bazı medya analizleri ve bölge uzmanları onun daha önce yerel düzeyde tanındığını, ancak son saldırılarla görünürlüğünün dramatik biçimde arttığını belirtiyor. Sosyal medyada dolaşan videolar ve tanık ifadeleri Ebu Lulu’yu “infaz sembolü” haline getirdi. Çok sayıda kısa klipte, El-Faşir civarında İdris’e atfedilen kişilerin sivillere yönelik şiddet uyguladığı ve bazı kayıtların doğrudan çevrim içi hesaplardan yayıldığı iddia ediliyor; bağımsız doğrulamayı zorlaştıran iletişim kesintilerine karşın uluslararası haber kuruluşları ve insan hakları gözlemcileri söz konusu görüntüleri, tanıklıkları ve sağlık kuruluşu raporlarını karşılaştırarak ciddi insan hakları ihlali iddiaları olduğunu vurguladı. BM ve uluslararası kuruluşlar olayları toplu infaz, tecavüz ve etnik hedefleme bağlamında değerlendiriyor. Birleşmiş Milletler yetkilileri, El-Faşir’de toplu katliam ve sivillere yönelik cinsel şiddet iddialarına dair “güvenilir raporlar” aldıklarını bildirirken, bazı kurumlar ve uzmanlar yaşananları savaş suçu veya etnik temizlik/soykırım riski çerçevesinde ele alıyor; uydu görüntüleri ve saha raporları olayların ölçeğine dair kaygıları artırdı ve bağımsız soruşturma çağrılarını tetikledi. Ebu Lulu tek “suçlu” mu sorusu, HDK/RSF içindeki sorumluluk tartışmasını gündeme getirdi. El-Faşir’den gelen görüntüler ve raporlar İdris’in öne çıkan bir isim olduğunu gösterse de BM ve insan hakları gözlemcileri, benzer eylemlere karışan farklı milis grupların ve yerel komutanların da sorumlu olduğunu belirtiyor; bazı açıklamalarda HDK/RSF yetkilileri başlangıçta bağlantıyı reddetti, ardından gözaltılar ve tutuklama haberleri geldi ancak gözlemciler bunun kapsamlı bir hesap verebilirlikten çok “günah keçisi” gösterimi olabileceği uyarısında bulunuyor. İdris’in iddialarının bağımsız doğrulanması iletişim ve erişim engelleri nedeniyle halen sınırlı; resmi soruşturmalar ve uluslararası incelemeler bekleniyor. Saha erişiminin kısıtlı olması, iletişim hatlarının kopması ve çatışma koşulları nedeniyle çeşitli kaynaklar ölü sayıları ve olay ayrıntıları hakkında farklı rakamlar veriyor; bu nedenle uluslararası medya, insan hakları örgütleri ve uydu analizleri şu aşamada en önemli doğrulama kaynakları olarak takip ediliyor. Bağımsız soruşturmalar tamamlandıkça iddiaların kesin çerçevesi netleşecek.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.