SON DAKİKA

#Karar

HABER DEĞER - Karar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Karar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Trump'tan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a davet! Haber

Trump'tan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a davet!

Gazze için atılan adımda Ankara’ya özel bir rol teklif edildi. ABD Başkanı Donald Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Gazze Barış Kurulu’nda kurucu üye olarak yer almaya davet etti. Davet, Gazze’de çatışmaların sona erdirilmesi ve bölgenin yeniden inşasına yönelik uluslararası bir girişim kapsamında yapıldı. Birleşmiş Milletler kararı süreci resmileştirdi Konuya ilişkin açıklama, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran tarafından yapıldı. Duran, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararıyla, ABD Başkanı Trump tarafından açıklanan “Gazze İhtilafını Sona Erdirmek için Kapsamlı Plan”ın desteklenmesinin kararlaştırıldığını bildirdi. Gazze için Barış Kurulu ve organları oluşturuluyor Açıklamaya göre söz konusu karar çerçevesinde, Gazze’de güvenliğin sağlanması ve yeniden imar sürecinden sorumlu olacak Barış Kurulu ve bağlı organların tesis edilmesi planlanıyor. Kurulun, hem güvenlik hem de insani yardım ve yeniden yapılanma başlıklarında yetkili olacağı belirtildi. Trump’tan Erdoğan’a resmî mektup gönderildi Burhanettin Duran’ın aktardığı bilgilere göre, ABD Başkanı Donald Trump, 16 Ocak 2026 tarihinde Barış Kurulu’nun kurucu başkanı sıfatıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’a resmî bir mektup gönderdi. Mektupta, Erdoğan’ın Gazze Barış Kurulu’nda kurucu üye olarak yer alması yönünde davet iletildi. Gözler Ankara’nın vereceği yanıtta Gazze’ye ilişkin uluslararası girişimde Türkiye’ye önerilen bu rol, diplomasi çevrelerinde dikkat çekici bir adım olarak değerlendiriliyor. Davetin ardından gözler, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye’nin Barış Kurulu’na katılım konusunda vereceği karara çevrildi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Yargıtay’dan emekli maaşı haczinde kritik emsal karar Haber

Yargıtay’dan emekli maaşı haczinde kritik emsal karar

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, icra takibi süreçlerinde emekli yurttaşların haklarını yakından ilgilendiren emsal nitelikte bir karar verdi. Kurul, borçlunun ödeme emrini aldığı gün hem borcu kabul edip hem de maaşının haczedilmesine izin vermesinin hukuka aykırı olduğuna karar verdi. Haciz için önce takibin kesinleşmesi şart Yüksek Mahkeme, haczin ancak icra takibinin kesinleşmesinden sonra talep edilebileceğini vurguladı. Kararda, takip kesinleşmeden verilen haciz muvafakatinin “önceden verilmiş izin” niteliğinde olduğu ve bu nedenle geçerli sayılamayacağı belirtildi. Uyuşmazlık nasıl başladı? Alacaklı tarafından başlatılan icra takibinde, borçlu emekli yurttaş ödeme emrini aldığı gün icra müdürlüğüne başvurarak borcu kabul ettiğini ve emekli maaşının tamamının haczedilmesine rıza gösterdiğini beyan etti. Ancak borçlu vekili, bu muvafakatin hukuken geçersiz olduğunu ileri sürerek haczin kaldırılmasını talep etti. Mahkemeler arasında görüş ayrılığı yaşandı İlk derece mahkemesi, takibin henüz kesinleşmediği gerekçesiyle emekli maaşı üzerindeki haczi kaldırdı. Bölge Adliye Mahkemesi ise borçlunun muvafakatini geçerli sayarak haczin uygulanabileceğine hükmetti. Dosya bu aşamadan sonra Yargıtay’a taşındı. Yargıtay’dan net bozma ve son söz Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, borcun kabulü ile hacze muvafakatin aynı dilekçede ve aynı tarihte verilmesini hukuka aykırı buldu ve kararı bozdu. Bölge Adliye Mahkemesi’nin direnmesi üzerine dosya Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na geldi. Hukuk Genel Kurulu: Muvafakat geçersizdir 25 üyenin katılımıyla toplanan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, “Borçlunun aynı dilekçe ile borcu kabul edip hacze muvafakat etmesi, takibin kesinleşmesiyle aynı tarihte olduğundan geçersizdir” diyerek emekli maaşı üzerine konulan haczin kaldırılmasına karar verdi. Karar ne anlama geliyor? Bu emsal kararla birlikte, emekli yurttaşların icra baskısı altında verdikleri erken muvafakatlerin hukuki sonuç doğurmayacağı netleşmiş oldu. Yargıtay’ın kararı, emekli maaşlarının korunması açısından icra uygulamalarında önemli bir güvence olarak değerlendiriliyor.

Cizre’de onlarca öğrenciyi tacizle suçlanan Burak Ercan beraat etti! Haber

Cizre’de onlarca öğrenciyi tacizle suçlanan Burak Ercan beraat etti!

Cizre’de yıllardır süren ve onlarca öğrencinin ifadelerine dayanan cinsel taciz davasında beklenen karar çıktı. Cizre Anadolu Meslek Lisesi’nin eski müdür yardımcısı Burak Ercan, yeniden yargılandığı dosyada tüm suçlamalardan beraat etti. “Delil yetersizliği” gerekçesiyle verilen karar, hem adliye önünde hem de duruşma salonunda büyük öfkeye neden oldu. Adliye çevresi bariyerlerle kapatıldı Duruşma öncesi Cizre 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin bulunduğu sokakta yüzlerce polis geniş güvenlik önlemleri aldı. Sokağa giriş yapan herkes üst aramasından geçirilirken, açıklama için getirilen pankarta polisler el koydu; ses sistemi ise “tehlikeli olduğu” gerekçesiyle uzaklaştırıldı. Tepkiler üzerine pankart daha sonra geri verildi. Savcı beraat istedi, Ercan avukatlara hakaret etti Sanık Burak Ercan duruşmaya SEGBİS ile katıldı. Savcı, esas hakkındaki mütalaasında “delil yetersizliği” gerekçesiyle beraat talep etti. Söz alan Ercan, mütalaaya katıldığını belirterek beraatini istedi. Mağdur avukatları ise mütalaaya tepki gösterdi. Avukat Rojhat Dilsiz, “2019’dan beri bu dosyayı takip ediyorum, sanık bir gün bile gözaltına alınmadı. 38 öğrenciyi taciz eden bir kişinin bugün hâlâ çocuklara ulaşabiliyor olması korkunç” dedi. Ercan, söz alan avukatlara hakaret ederek “yalancılık” suçlamasında bulundu; mahkeme başkanının ise Ercan’ı savunur tutum sergilemesi dikkat çekti. Mahkeme beraat verdi, salonda “İnsanlık katledildi” tepkisi yükseldi Verilen aranın ardından mahkeme heyeti, Ercan’ın tüm suçlamalardan beraatine hükmetti. Karar açıklanır açıklanmaz salondaki yurttaşlar tepki göstererek, “İnsanlık katledildi” diye bağırdı. Dosyanın geçmişi ağır ihlallerle dolu 2019’da Merkez Anadolu Lisesi’nde müdür yardımcısı olan Ercan’ın 43 öğrenciye tacizde bulunduğu açığa çıkmış, hakkında “cinsel taciz”, “cinsel saldırı” ve “cinsel istismar” suçlamalarıyla iki ayrı dava açılmıştı. Cizre 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi 3 yıl 9 ay hapis cezası vermişti. Ancak Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi, 2025 Şubat’ında kararı bozarak yeniden yargılamanın yolunu açmıştı. Mağdur avukatlarının itiraz başvurusu ise “mağdurların şikayetçi olmaması” gerekçesiyle reddedilmişti.

Yasa dışı bahis operasyonunun ardından yeni karar! Haber

Yasa dışı bahis operasyonunun ardından yeni karar!

Türkiye’de elektronik para ve ödeme hizmeti veren üç şirketin faaliyet izni resmen sonlandırıldı. İninal, PayFix ve Aypara için alınan karar, Merkez Bankası tebliğiyle Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Böylece, söz konusu platformların ödeme hizmeti ve elektronik para faaliyetleri durdurulmuş oldu. Bahis operasyonu sonrası TMSF devri gerçekleşmişti Mart 2025’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen yasa dışı bahis ve kara para aklama soruşturması kapsamında üç şirkete el konulmuş, şirket yönetimleri Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilmişti. TMSF, devrin ardından yeni yönetim kurulu atamaları yapmıştı. Soruşturma sürecinde, Bankpozitif, Flash TV ve PayFix’in sahibi Erkan Kork'un da aralarında bulunduğu 21 kişi tutuklanmış, yaklaşık 6 milyar 900 milyon TL’lik mal varlığına el konulmuştu. Bankpozitif ve PayFix'le birlikte İninal ve Aypara da operasyon kapsamında incelenen dijital finans kuruluşları arasında yer almıştı. Papara da soruşturmaya dahil edilmişti Aynı soruşturma kapsamında bir başka elektronik para kuruluşu olan Papara'ya da kayyum atanmış, şirketin faaliyetlerinin denetim altında devam etmesine karar verilmişti. Kararın yürürlüğe girmesiyle birlikte İninal, PayFix ve Aypara kullanıcılarının hesapları ve bakiyeleri konusunda nasıl bir süreç izleneceği TMSF ve Merkez Bankası tarafından açıklanacak.

Gazze Mahkemesi: Nihai karar çıktı — ‘Soykırım ve apartheid’ tespitiyle küresel çağrı Haber

Gazze Mahkemesi: Nihai karar çıktı — ‘Soykırım ve apartheid’ tespitiyle küresel çağrı

Gazze’de işlenen savaş suçlarını incelemek üzere bağımsız olarak düzenlenen “Gazze Mahkemesi”, İstanbul Üniversitesi’ndeki final oturumlarının dördüncü gününde nihai kararını açıkladı. Mahkeme, açlığın silah olarak kullanılması, tıbbi bakımın reddi, zorla yerinden etme gibi uygulamaların soykırım ve toplu cezalandırma araçları olduğunu; İsrail’in eylemlerinin Siyonizm kökenli üstünlükçi bir apartheid rejisi bağlamında değerlendirilebileceğini ilan etti. Kararda ayrıca Batılı hükümetlerin, özellikle ABDnin, diplomatik ve askeri desteğiyle “suç ortaklığı” yaptığı ileri sürülerek BM Genel Kurulu aracılığıyla acil kolektif önlemler alınması çağrısı yapıldı. Mahkemenin en kritik tespiti: İsrail’in uygulamaları soykırım vasfı taşıyor Gazze Mahkemesi karar metni, “Açlığın silah haline getirilmesi, tıbbi bakımın reddi ve zorla yerinden edilme” gibi uygulamaların tüm nüfusu hedef alan toplu cezalandırma ve soykırım araçları olduğunu beyan ediyor. Bu vurgu, mahkemenin delil değerlendirmesinin merkezinde yer aldı ve uluslararası hukukun en ağır suç kategorilerinden birine işaret etti. Mahkeme, bu tespitle İsrail uygulamalarının salt çatışma uygulamaları olmadığını, kitlesel yok etmeye varan politik sonuçlar doğurduğunu savundu. “Bu bir insanlık suçudur; araçları arasında açlık ve sağlık hizmetlerinin sistematik dışında bırakılması vardır,” şeklinde özetlenebilecek bu tespit, karar metninde vurgulanmış bulunuyor. Batılı aktörlerin rolü ve sorumluluk iddiası: ABD ve müttefiklerinin “suç ortaklığı” iddiası Mahkeme kararında Batılı hükümetlerin, özellikle ABD’nin, İsrail’e sağladığı diplomatik koruma, silah ve istihbarat desteği yoluyla sürece suç ortaklığı düzeyinde katkıda bulunduğu ileri sürüldü. Karar, bu destek zincirinin kimi hallerde fiili işbirliğine dönüştüğünü; dolayısıyla yalnızca İsrail değil, yardakçı aktörlerin de sorumluluk taşıdığını belirtiyor. Bu vurgu, uluslararası sorumluluk ve hesap verme yollarının genişletilmesi çağrısını beraberinde getiriyor. “Batılı hükümetler, özellikle ABD, diplomatik koruma, silah, istihbarat, askeri yardım ve eğitim sağlama ve ekonomik ilişkileri sürdürme yoluyla İsrail’in soykırımına suç ortaktır.” Mahkemenin somut önerileri: BM Genel Kurulu’na ve küresel harekete çağrı Karar metni, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD vetoları nedeniyle etkisiz kaldığı vurgusuyla, BM Genel Kurulu’nun “Barış için Birleşme Kararı” (Uniting for Peace) mekanizmasını etkinleştirmesini öneriyor; amaç, Filistin toprakları için koruyucu bir güç kurulması ve soykırımın durdurulması yönünde kolektif adımlar atılması. Ayrıca karar, Siyonist yapıların güç kaynaklarının haritalandırılması ve bunlara karşı hukuki, ekonomik, kültürel ve teknolojik alanlarda koordineli küresel bir strateji inşa edilmesi çağrısını içeriyor. “BM Genel Kurulu’nun Barış için Birleşme Kararı etkinleştirilmeli; Siyonist yapıları ortadan kaldırmaya yönelik hak temelli bir strateji ile güç kaynakları haritalandırılmalıdır.” Hukuki mahiyet ve pratik etkiler: Bu kararın bağlayıcılığı ve olası yansımaları Gazze Mahkemesi bağımsız, sivil toplum odaklı bir girişim olarak kuruldu; uluslararası bir yargı organı statüsünde değildir. Dolayısıyla kararın hukuki bağlayıcılığı sınırlıdır; ancak politik ve normatif etkisi yüksek olabilir. Kararın pratik yansımaları şunlar olabilir: Siyasi baskı ve kamuoyu mobilizasyonu: Karar, hükümetleri ve uluslararası kurumları harekete geçirmek üzere küresel bir kampanyanın dayanak metni haline gelebilir. Hukuki strateji ve delil havuzu: Mahkeme tarafından derlenen deliller ve tespitler, uluslararası ceza yargılamalarında veya ulusal mahkemelerde kullanılmak üzere referans gösterilebilir; özellikle insan hakları örgütlerinin ve mağdur temsilcilerinin ileri sürecekleri davalarda etkili olabilir. Diplomasi ve yaptırım tartışmaları: Kararın “suç ortaklığı” iddiaları, bazı devletlerin İsrail’le ilişkilerini ve silah-ticaret pratiklerini gözden geçirmesine yol açabilir; ancak bunun gerçekleşmesi siyaset, ekonomik çıkarlar ve güvenlik değerlendirmelerine bağlıdır. Eleştiriler ve muhtemel itirazlar: Kararın meşruiyeti ve tarafsızlık tartışmaları Kararın savları, özellikle “soykırım” ve “Siyonizm’i ortadan kaldırma” gibi ifadeler nedeniyle yoğun tartışma doğuracaktır. Olası itirazlar şöyle özetlenebilir: Hukuki usul itirazları: Mahkemenin bağlayıcı bir uluslararası mahkeme olmadığı, metodolojisinin ve delil değerlendirme süreçlerinin tartışmaya açık olduğu iddia edilebilir. Siyasi karşı-ataklar: İsrail ve destekçileri, kararın siyasi amaçlı ve önyargılı olduğunu ileri sürerek itiraz edecek; ayrıca BM nezdinde benzer girişimler karşı kampanyalarla karşılaşabilir. Pratik uygulanabilirlik: Kararın öngördüğü geniş kapsamlı küresel izolasyon ve Siyonist yapıların “ortadan kaldırılması” çağrısı, uluslararası hukuk ve politika gerçekleriyle sınırlanacaktır; dolayısıyla somut adımlara dönüşmesi uzun ve karmaşık bir süreç gerektirir. Karar hem bir hukuk arayışı hem de uluslararası siyaset aynasıdır Gazze Mahkemesi’nin nihai bildirgesi, hukuki terimlerle ağır bir itham (soykırım, apartheid) getirirken, aynı zamanda uluslararası kamuoyunu harekete geçirme amacı taşıyan stratejik bir belge niteliğinde. Kararın gücü, delillerin kamuoyuna açılması, uzman ve gözlemci beyanlarının derlenmesi ve normatif bir çerçeve sunmasından geliyor. Ancak kararın uluslararası sistem üzerindeki etkisi, BM mekanizmalarının işleyişi, büyük güçlerin (özellikle ABD) tepkisi ve Avrupa devletlerinin politik tercihleri ile sınırlandırılacaktır. “Gazze Mahkemesi, soykırım iddiasını delilleriyle ortaya koyuyor; artık soru, uluslararası sistemin bu iddialara nasıl yanıt vereceğidir.” Ne değişti, ne değişebilir? Gazze Mahkemesi’nin İstanbul’daki final oturumunun nihai bildirisinin önemi şu iki düzlemde özetlenebilir: birincisi, hukuki ve vicdani bir belge olarak Gazze’de yaşananlara dair güçlü bir kayıt sunması; ikincisi, politik araç olarak küresel dayanışmayı ve kurumsal müdahaleyi tetikleme potansiyeli taşıması. Ancak unutulmamalıdır ki, kararın bağlayıcılığı sınırlıdır; gerçek değişim, BM organları, devlet siyasetleri ve uluslararası hukuk mekanizmalarının bu tespiti nasıl ele alacağıyla belirlenecektir. Türkiye halkı ve küresel kamuoyu, şimdi bu kararın izlerini diplomasi, sivil toplum kampanyaları ve hukuki takibatta arayacak.

CHP’de “mutlak butlan” davasına ret: Şimdi ne olacak, istinafta süreç nasıl şekillenecek? Haber

CHP’de “mutlak butlan” davasına ret: Şimdi ne olacak, istinafta süreç nasıl şekillenecek?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38. Olağan Kurultayı ve 6 Nisan 2025’teki 21. Olağanüstü Kurultayı’na ilişkin açılan “mutlak butlan” davalarında beklenen karar açıklandı. Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi, birleşen altı dosya hakkında “konusuz kaldığı” ve “husumet yokluğu” gerekçesiyle ret kararı verdi. Bu karar, hem parti içi tartışmalara hem de Türkiye siyasetindeki dengelere doğrudan etki edecek yeni bir süreci başlattı. Mahkeme kararının anlamı: Kurultay sonuçları geçerli kalmaya devam edecek Hukuk çevreleri kararı, CHP’nin mevcut yönetiminin görevine devam etmesi anlamına geldiği yönünde yorumluyor. Avukat Ali Kemal Atçeken, kararın “davacıların aktif husumet ehliyetine sahip olmadıkları” gerekçesine dayandığını belirterek, “Bu karar, davaya konu edilen kurultayların tüm sonuçlarıyla geçerli kalmaya devam edeceği anlamına geliyor. Yani mevcut genel başkan ve kurullar görevlerine devam edecek” dedi. Mahkeme böylece, davacı tarafın kurultay iptali talebini esastan incelemeden reddetmiş oldu. Ancak kararın istinafa taşınması durumunda, süreç farklı bir yöne evrilebilir. Davacılar kararı istinafa taşıyor: Dava yeniden görülebilir mi? Davacı taraf avukatı Onur Yusuf Üregen, kararın ardından “Süreci istinafa taşıyacağız. Bu kararı beklemiyorduk, hukuki yollara başvurmaya devam edeceğiz” açıklamasında bulundu. Avukat Atçeken ise, istinaf sürecinin iki haftalık bir süre içinde başlatılabileceğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “İstinaf mahkemesi, dosyayı esastan inceleyip davacı taleplerini reddedebilir ya da yerel mahkeme yerine geçerek talepleri kısmen kabul edebilir. Ayrıca eksik inceleme tespit edilirse, karar kaldırılıp dava yeniden görülebilir. Bu durumda süreç sıfırdan başlar.” Bu karar emsal olur mu? Gelecekteki kurultay davaları etkilenebilir Kararın, benzer nitelikteki parti içi davalar açısından da önemli bir hukuki örnek teşkil edip etmeyeceği tartışılıyor. Atçeken’e göre, “Mahkeme kararları ancak İstinaf ve Yargıtay denetiminden geçip kesinleştiğinde emsal niteliği kazanır. Eğer bu karar kesinleşirse, ilerideki benzer davalarda aynı gerekçeler dayanak gösterilebilir.” Bu durum, yalnızca CHP açısından değil, tüm siyasi partilerin iç hukuk süreçleri bakımından da önem taşıyor. Zira “aktif husumet” ve “konusuz kalma” gerekçeleri, parti içi davalarda sıkça tartışılan iki temel kavram. CHP yönetimi açısından tablo net: Kurultay sonuçları geçerli CHP yönetimi, mahkemenin kararını “kurultay iradesinin tescili” olarak değerlendiriyor. Atçeken, “Bu karar, kurultayın tüm sonuçlarıyla birlikte geçerliliğini koruduğu anlamına gelir. Dolayısıyla parti yönetiminin ek bir hukuki adım atmasına gerek yok” diyerek, mevcut yapının yasal çerçevede devam edeceğini vurguladı. Ancak hukukçular, sürecin istinafta farklı bir sonuca ulaşma ihtimaline de dikkat çekiyor. Türkiye toplumunun yakından takip ettiği bu dava, yalnızca bir partinin iç meselesi olmaktan çıkıp, siyasi meşruiyet ve kurumsal hukuk tartışmalarının merkezine yerleşmiş durumda.

CHP’de kritik gün: “Mutlak butlan” davası başladı! Haber

CHP’de kritik gün: “Mutlak butlan” davası başladı!

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) siyasi dengeleri sarsabilecek “mutlak butlan” davasının beşinci duruşması bugün Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde başladı. 38. Olağan Kurultay ile 21. Olağanüstü Kurultay’ın iptali istemiyle açılan dava, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in genel başkanlığını da doğrudan etkileyecek bir süreç olarak görülüyor. Yoğun güvenlik, yüksek katılım Sabahın erken saatlerinden itibaren Dışkapı Adliyesi önünde yoğun bir kalabalık oluştu. Partililer, delegeler, basın mensupları ve gözlemciler duruşmayı izlemek için adliyeye akın etti. Yoğun ilgi nedeniyle duruşma Z-10 numaralı büyük salonda yapılıyor. Adliye çevresinde güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarıldı. Dava neyi kapsıyor? Dava, CHP’li eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş ve bir grup delegenin başvurusuyla açıldı. Davacılar, 38. Olağan Kurultay ve 21. Olağanüstü Kurultay süreçlerinde partinin tüzüğünün ihlal edildiğini, delegelerin baskı ve usulsüz yönlendirmelerle oy kullandığını öne sürüyor. Dilekçede, mevcut yönetimin “kurultay iradesini organize bir biçimde ortadan kaldırdığı”, “parti içi demokrasinin yok edildiği” ve bu nedenle söz konusu kurultayların “mutlak butlan” kapsamında yok hükmünde sayılması gerektiği savunuluyor. Üç olasılık masada Yargı çevreleri ve siyaset kulislerinde bugünkü duruşmadan üç olasılığın çıkabileceği konuşuluyor: ⚖️ Kurultayların iptali: Mahkeme, davacıların iddialarını haklı bulursa 38. ve 21. kurultayların iptaline karar verebilir. Bu durumda CHP yönetimi ve Özgür Özel’in genel başkanlığı düşebilir. ????️ Davanın reddi: Mahkeme, usul yönünden veya delil yetersizliği gerekçesiyle davayı reddedebilir. Böyle bir karar, Özgür Özel liderliğindeki yönetimin meşruiyetini güçlendirir. ⏳ Ek süre kararı: Mahkeme, yeni delillerin değerlendirilmesi için bilirkişi incelemesi veya ek süre talep edebilir. Bu durumda karar sonraki celseye ertelenir ve belirsizlik sürer. “CHP’de yargı krizi” tartışması Dava, yalnızca partinin iç işleyişini değil, Türkiye’de siyasi partilerde yargı denetiminin sınırlarını da yeniden gündeme taşıdı. CHP içinde bazı isimler davayı “parti içi demokrasi arayışı” olarak görürken, bazıları ise “yargı eliyle siyasete müdahale” olarak değerlendiriyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.