SON DAKİKA

#Keşif

HABER DEĞER - Keşif haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Keşif haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

1900 yıllık İskit mezarlarında zehirli pigment keşfi: Bilim insanlarını şaşırtan bulgu Haber

1900 yıllık İskit mezarlarında zehirli pigment keşfi: Bilim insanlarını şaşırtan bulgu

Ukrayna’da gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda, yaklaşık 1900 yıl öncesine ait İskit mezarlarında dikkat çekici bir keşif yapıldı. İki kadına ait mezarda bulunan kırmızı pigment topaklarının, kimyasal analizler sonucunda zencefre (civa sülfür) olduğu tespit edildi. Oldukça zehirli bir madde olan bu pigmentin, antik toplumlarda farklı amaçlarla kullanılmış olabileceği düşünülüyor. Kırmızı pigment zencefre olduğu ortaya çıktı Araştırmayı yürüten bilim insanları, mezarda bulunan kırmızı mineral parçalarının zencefre olduğunu doğruladı. Vermilyon olarak da bilinen bu pigment, cıva sülfürün doğal mineral formudur ve yoğun kırmızı rengi nedeniyle tarih boyunca boya ve pigment olarak kullanılmıştır. Bilim insanları, pigmentin cesetlerin üzerine serpilmiş olabileceğini ve bunun ölülerin solgun tenine daha canlı bir görünüm vermek amacı taşıyabileceğini belirtiyor. Çürümeyi yavaşlatmak için kullanılmış olabilir Araştırmacılar, zencefrenin yalnızca ritüel amaçlı kullanılmadığını, aynı zamanda pratik bir işlevinin de olabileceğini düşünüyor. Bu mineralin bakterilere karşı belirli bir direnç gösterdiği ve cesetlerin çürümesini yavaşlatmak amacıyla kullanılmış olabileceği değerlendiriliyor. İskit mezarlarının çoğu zaman tekrar açılarak yeni definler için kullanıldığı biliniyor. Bu nedenle çürümeyi yavaşlatan maddelerin kullanılması, mezarların uzun süre kullanılmasını kolaylaştırmış olabilir. Mezarda iki kadının kalıntıları bulundu Söz konusu mezar, Ukrayna’nın güneyinde Dinyeper Nehri kıyısındaki Chervony Mayak adlı Geç İskit mezarlığında keşfedildi. Mezarın içinde iki kadına ait kalıntılar yer alıyordu. Araştırmacılar, ilk gömülen kadının öldüğünde 35–45 yaşlarında, daha sonra aynı mezara defnedilen diğer kadının ise 18–20 yaşlarında olduğunu belirledi. Kadınların yanında boncuklar, çanak çömlekler ve metal eşyalar gibi çeşitli mezar hediyeleri de bulundu. Zencefre oldukça zehirli bir madde Zencefre insanlar için son derece zehirli bir mineraldir. Özellikle ısıtıldığında ortaya çıkan cıva gazı ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Uzmanlara göre bu maddeye uzun süre maruz kalmak: titreme solunum problemleri sinir sistemi hasarı hatta ölüm gibi sonuçlara neden olabilir. Ancak araştırmacılar, antik dönem insanlarının bu toksik etkilerin farkında olmadığını düşünüyor. Kozmetik amaçlı kullanılmış olabilir Araştırmacılar, zencefrenin kozmetik amaçlarla kullanılmış olabileceği ihtimalini de değerlendiriyor. Çünkü pigment bulunan mezarların tamamı kadınlara ait. İskit toplumunda mezar eşyalarının kadın ve erkek arasında belirgin biçimde farklılaştığı biliniyor. Bu nedenle kırmızı pigmentin kadınlara özgü bir kozmetik veya ritüel objesi olabileceği düşünülüyor. Tarih öncesi toplumlarda pigment kullanımı Bilim insanlarına göre zencefre ve benzeri pigmentler tarih öncesi toplumlarda oldukça yaygındı. Avrupa’da 15 bin yıl öncesine ait bazı mezarlarda da kırmızı pigment kullanımına rastlanıyor. Bu pigmentler genellikle: vücut boyası ritüel süsleme mağara resimleri defin törenleri gibi alanlarda kullanılıyordu. Ukrayna’daki keşif ise, Geç İskit döneminde bu pigmentin kullanımını bilimsel olarak doğrulayan ilk çalışma olması açısından büyük önem taşıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Albert Einstein’ın teorisi bir yıldızın ölümünde doğrulandı: Uzay-zamanın büküldüğü an gözlendi Haber

Albert Einstein’ın teorisi bir yıldızın ölümünde doğrulandı: Uzay-zamanın büküldüğü an gözlendi

Yaklaşık 1 milyar ışık yılı uzaklıkta bulunan SN 2024afav adlı süpernovayı inceleyen astronomlar, evrenin en gizemli gök cisimlerinden biri olan magnetarın oluşum anını ilk kez doğrudan gözlemledi. Araştırmacılar, patlamadan gelen ışıkta görülen sıra dışı titreşimlerin, Albert Einstein’ın genel görelilik kuramında öngörülen uzay-zaman sürüklenmesi etkisini doğruladığını belirtiyor. Bir yıldızın ölümü magnetara dönüşebiliyor Büyük kütleli yıldızlar yaşamlarının sonunda çekirdeklerinin kendi kütle çekimi altında çökmesiyle süpernova patlaması yaşar. Bu patlama sırasında yıldızın dış katmanları uzaya savrulurken merkezde son derece yoğun bir kalıntı oluşur. Bazı durumlarda bu kalıntı inanılmaz hızlarla dönmeye başlar ve Dünya’nın manyetik alanından trilyonlarca kat güçlü bir manyetik alan üretir. Astronomlar bu tür nesnelere magnetar adını veriyor. Işıktaki “titreşimler” kritik ipucu verdi SN 2024afav süpernovasından gelen ışık, normal süpernovalardan farklı bir davranış sergiledi. Işık parlaklığı zirveye ulaştıktan sonra düzenli biçimde sönmek yerine küçük titreşimli parlama atımları gösterdi. Araştırmacılar bu durumun, patlamadan fırlayan bazı maddelerin tamamen kaçamayıp geri düşmesiyle magnetarın çevresinde oluşan gaz diskiyle bağlantılı olduğunu düşünüyor. Bu disk, hızla dönen magnetarın etkisiyle eğilerek hareket ediyor ve ortaya çıkan radyasyon salınımları astronomlara önemli ipuçları sağlıyor. Uzay-zaman “bal gibi sürükleniyor” Einstein’ın genel görelilik kuramına göre büyük ve hızlı dönen kütleler çevrelerindeki uzay-zaman dokusunu da birlikte sürükler. Bu etkiye bilim dünyasında Lense-Thirring presesyonu deniliyor. Gözlemlenen ışık titreşimleri tam da bu etkinin işareti olarak yorumlandı. Bu da uzay-zamanın bir süpernova kalıntısı etrafında ilk kez doğrudan gözlemlendiği anlamına geliyor. Magnetarın özellikleri şaşırtıcı Araştırmacılar yeni doğan magnetarın bazı özelliklerini de hesapladı: Dönüş süresi: 4,2 milisaniye Manyetik alan gücü: Dünya’nınkinden 300 trilyon kat daha güçlü Bu değerler, magnetarların evrendeki en ekstrem fizik koşullarına sahip cisimler arasında olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bilim insanları için tarihi keşif Araştırmanın ortak yazarlarından Alex Filippenko, keşfin önemini şöyle değerlendirdi: “Bu, süper parlak bir süpernovanın çekirdek çökmesi sonucu bir magnetarın oluştuğuna dair kesin kanıt. Einstein’ın teorisinin açık bir etkisini görmek her zaman heyecan verici.” Bilim insanları, yeni nesil teleskopların devreye girmesiyle benzer keşiflerin çok daha sık yapılabileceğini ve evrenin en uç fizik süreçlerinin daha iyi anlaşılabileceğini düşünüyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Kültürün gizli motoru: Genç şempanzeler yetişkinlerin aletlerini geliştiriyor Haber

Kültürün gizli motoru: Genç şempanzeler yetişkinlerin aletlerini geliştiriyor

Scientific Reports dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, Uganda’daki vahşi şempanze topluluklarında genç bireylerin alet kullanımı konusunda şaşırtıcı derecede yaratıcı olduğunu ortaya koydu. Çalışma, çocukluk dönemindeki keşif davranışlarının yalnızca hayvan topluluklarında değil, insan kültürünün evriminde de kritik bir rol oynayabileceğine işaret ediyor. Genç şempanzeler alışılmış davranışların dışına çıkıyor Uganda’nın Kibale Ulusal Parkı içindeki Ngogo araştırma sahasında yürütülen çalışmada, 36 yavru ve genç şempanzenin nesneleri kullanım biçimleri incelendi. Araştırmacılar, şempanzelerin nesneleri 67 farklı şekilde kullandığını ve bu kullanım biçimlerinin yaklaşık yarısının yetişkin normlarından saptığını tespit etti. Bu farklılıkların büyük bölümü, yetişkinlerin kullandığı araçların değiştirilmesi ya da yeni bağlamlarda kullanılmasıyla ortaya çıktı. Yosundan sünger, yapraktan iletişim aracı Araştırma süresince yavruların yosunu su içmek için sünger gibi kullanması, yaprakları kopararak sosyal mesaj vermesi ve kütüklerle oyuncak gibi oynaması gibi yenilikçi davranışlar gözlemlendi. Ayrıca termit avlama, bal çıkarma ve sosyal bakım davranışlarında alet kullanımının erken yaşta çeşitlendiği görüldü. Bu örnekler, genç bireylerin yalnızca taklit etmediğini; mevcut teknikleri dönüştürdüğünü ortaya koydu. “Keşif indeksi” yenilikçileri ortaya çıkardı Araştırma ekibi bireysel farklılıkları ölçmek için nesne kullanım sıklığı, çeşitliliği ve alışılmadıklığını birleştiren bir “keşif indeksi” geliştirdi. Dokuz yavrunun bu ölçekte belirgin biçimde yüksek puan aldığı belirlendi. Dişi yavruların ve deneyimli annelere sahip bireylerin daha yüksek puan alması, sosyal çevrenin yenilik üzerindeki etkisine işaret etti. Çocukluk dönemi kültürel evrimin anahtarı olabilir Araştırmayı yürüten antropologlar, yeniliğin kültürel evrimin temel itici gücü olduğunu ancak bu yeniliğin gelişimsel kökenlerinin uzun süre ihmal edildiğini vurguladı. Bulgular, keşfe izin veren hoşgörülü sosyal ortamların davranışsal çeşitliliği artırdığını ve bu çeşitliliğin korunup aktarılması halinde kültürel karmaşıklığın birikmesine katkı sağlayabileceğini gösterdi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Sayfalarını kapatmak istemeyeceğiniz 5 kitap: Farklı türlerden unutulmaz dünyalar Haber

Sayfalarını kapatmak istemeyeceğiniz 5 kitap: Farklı türlerden unutulmaz dünyalar

Bazı kitaplar vardır; bittiğinde rafına kaldırılmaz, zihinde yaşamaya devam eder. Okuru hızla finale sürüklemek yerine her cümlede durup düşünmeye çağıran bu eserler, yeniden açılmak üzere kapanır. İşte farklı türlerden, okurun “bitirmeye kıyamadığı” beş güçlü kitap önerisi. Aşkın direnişe dönüştüğü bir anlatı: A’dan X’e A’dan X’e adlı eserinde John Berger, aşkı romantik bir süs olmaktan çıkarıp yokluk ve baskı ortamında ayakta kalabilen bir direnç biçimi olarak ele alıyor. Mektuplar aracılığıyla ilerleyen anlatı, yalnızca iki insanın değil, bir dönemin de nabzını tutuyor. Sessizliklerin bile anlam kazandığı bu metin, okuru yavaşlatan ve derinleştiren bir okuma deneyimi sunuyor. Gerçeklik ile hayal arasında kurulan sonsuz ev: Piranesi Piranesi, Susanna Clarke imzasıyla okuru salonları bitmeyen, heykellerle dolu gizemli bir yapıya götürüyor. Gelgitlerin bastığı alt katlar ve keşiflerle dolu günler, “öteki” ile kurulan temasla birlikte hafıza ve kimlik sorularını gündeme getiriyor. Roman, çözülmesi istenen ama gizemini kaybetmesinden korkulan bir bulmaca hissi yaratıyor. Felsefe ve polisiyenin kesiştiği roman: Dilin Yedinci İşlevi Dilin Yedinci İşlevi ile Laurent Binet, bir trafik kazası gibi görünen ölümün ardından Paris’in entelektüel çevrelerine uzanan sürükleyici bir hikâye kuruyor. Söylenceye göre “dilin yedinci işlevi”, sözü mutlak bir ikna gücüne dönüştüren gizli bir teknik. Roman, teorik tartışmalar ile entrikayı aynı potada eriterek okuru her sayfada yeni bir soruyla baş başa bırakıyor. Unutmanın kurumsallaştığı distopya: Hafıza Polisi Hafıza Polisi, Yoko Ogawa tarafından yaratılan bir adada geçiyor. Nesnelerin ve anıların bir sabah ansızın yok olduğu bu dünyada, unutamayanları toplayan bir otorite hüküm sürüyor. Bir yazarın saklanması gereken birini koruma çabası, dilin ve hatıraların yavaş yavaş silindiği bir atmosferde ilerliyor. Romanın asıl gücü, okura kaybın sessizliğini hissettirmesinde yatıyor. Doğanın yabancı bir zekâya dönüştüğü alan: Yok Oluş Yok Oluş ile Jeff VanderMeer, haritalarda var olan fakat gerçekliği bambaşka işleyen Bölge X’e bir keşif ekibi gönderiyor. Günlük notları ilerledikçe mekân, dil ve hatta beden bile güvenilirliğini yitiriyor. Roman, bilinmeyeni tamamen anlamanın onun büyüsünü yok edeceği hissiyle okuru tekinsiz bir merakın içinde tutuyor. Finali değil yolculuğu önemseyen hikâyeler Bu eserleri ortak noktada buluşturan şey, yalnızca güçlü kurguları değil; okura tekrar dönme isteği veren katmanlı anlatıları. Bazı kitaplar sona ulaşmak için değil, her açıldığında yeniden yaşanmak için yazılıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Güllü’nün kızı Tuğyan Ülkem Gülter’in uyuşturucu testi negatif çıktı Haber

Güllü’nün kızı Tuğyan Ülkem Gülter’in uyuşturucu testi negatif çıktı

Yalova’nın Çınarcık ilçesinde sanatçı Güllü’nün evinin penceresinden düşerek yaşamını yitirmesine ilişkin yürütülen soruşturmada önemli bir gelişme yaşandı. “Tasarlayarak yakın akrabayı öldürmek” suçlamasıyla tutuklanan kızı Tuğyan Ülkem Gülter ile olay sırasında evde bulunan arkadaşı Sultan Nur Ulu’nun, olay günü uyuşturucu madde etkisi altında oldukları yönündeki iddialar Adli Tıp raporuyla doğrulanmadı. Adli Tıp: Saç örneğinde maddeye rastlanmadı Bursa Adli Tıp Grup Başkanlığı Kimya İhtisas Dairesi’nin raporuna göre, her iki şüpheliden alınan saç örneklerinde uyuşturucu, uyarıcı ya da ilaç etken maddesine rastlanmadı. Böylece kamuoyunda geniş yankı uyandıran “madde etkisi” iddiaları bilimsel bulgularla çürütülmüş oldu. Olay gecesi iddiaları gündem olmuştu Soruşturma sürecinde, olay gecesi uyuşturucu kullanıldığına dair iddialar sıkça dile getirilmiş, Güllü’nün oğlu Tuğberk Yağız Gülter de savcılık ifadesinde bu ihtimali öne sürmüştü. Adli Tıp raporu, bu iddiaların gerçeği yansıtmadığını ortaya koydu. Bilirkişi raporu: Dış kuvvet ve temas vurgusu Öte yandan olay yerinde yapılan keşif sonrası hazırlanan bilirkişi raporunda, Güllü’nün geriye doğru düşmesi için dengesini bozacak nitelikte “bir dış kuvvet ve temas”ın varlığına dikkat çekildi. Raporda ayrıca intihara dair herhangi bir bulguya rastlanmadığı belirtildi. Soruşturma çok yönlü sürüyor Şüphelilerden Tuğyan Ülkem Gülter tutuklu bulunurken, Sultan Nur Ulu hakkında ev hapsi kararı uygulanıyor. Savcılık, bilirkişi ve Adli Tıp raporlarını da dikkate alarak olayın nasıl gerçekleştiğine ilişkin soruşturmayı çok yönlü biçimde sürdürüyor.

İngiltere’de 19. yüzyıla ait yüzlerce deri ayakkabı sahile vurdu Haber

İngiltere’de 19. yüzyıla ait yüzlerce deri ayakkabı sahile vurdu

İngiltere’nin Güney Galler kıyılarında şaşırtıcı bir keşif yapıldı. Sahillere vuran yüzlerce siyah deri ayakkabı, hem arkeologların hem de yerel halkın dikkatini çekti. İlk bulgular, ayakkabıların 19. yüzyıla ait olabileceğini ve denizde yaşanmış tarihi bir kazayla bağlantılı olduğunu düşündürüyor. Kıyılarda art arda bulunan ayakkabılar Kâr amacı gütmeyen Beach Academy adlı çevre ve kıyı koruma grubu, 18 Aralık’ta Glamorgan Vadisi’ndeki Ogmore-By-Sea sahilinde yürüttüğü kaya havuzu restorasyonu sırasında yaklaşık 200 siyah deri ayakkabı buldu. Günler içinde bu sayı 437’ye yükseldi ve buluntular yalnızca Ogmore ile sınırlı kalmayarak çevredeki üç farklı sahilde daha ortaya çıktı. 19. yüzyıla uzanan izler Uzmanlara göre ayakkabılar modern üretimlerden oldukça farklı. Çoğunluğu yetişkin erkek ve çocuklara ait olan bu deri ayakkabıların tasarımı, 1800’lü yıllarla örtüşüyor. Onlarca yıl denizde sürüklenmiş olmalarına rağmen bazı örneklerin hâlâ iyi durumda olması da dikkat çekiyor. Gemi batığı ihtimali Beach Academy’nin en güçlü hipotezi, ayakkabıların yaklaşık 150 yıl önce Tusker Rock kayalıklarına çarparak batan ve İtalya’dan ayakkabı kargosu taşıdığı düşünülen “Frolic” adlı bir gemiden geldiği yönünde. Bristol Kanalı’ndaki bu kayalık bölge, tarih boyunca çok sayıda gemi kazasına sahne olmuştu. Uzmanlar, Ogmore Nehri çevresindeki erozyonun bu ayakkabıları zaman zaman yeniden gün yüzüne çıkardığını belirtiyor. Ürkütücü ama masum bir keşif Bulunan ayakkabıların içinde insan kalıntısına rastlanmadı. Bu durum, geçmişte Kuzey Amerika kıyılarında ayakkabılarıyla birlikte bulunan insan ayakları vakalarından farklı bir tabloya işaret ediyor. Galler’deki keşif, şimdilik yalnızca tarihi bir deniz kazasının sessiz tanıkları olarak görülüyor. Uzmanlar, bölgedeki buluntuların ayrıntılı şekilde incelenmesiyle hem yerel denizcilik tarihine hem de 19. yüzyıl ticaretine dair yeni bilgiler elde edilebileceğini belirtiyor.

Lut Gölü’nde sır perdesi aralandı: 1900 yıllık Aramice yazıt ve Roma kılıçları bulundu Haber

Lut Gölü’nde sır perdesi aralandı: 1900 yıllık Aramice yazıt ve Roma kılıçları bulundu

“Naburya’lı Abba öldü” Kayaya kazınmış yazıtta dikkat çeken ifade “Naburya’lı Abba öldü” cümlesi oldu. “Abba” o dönemde yaygın bir isim olarak bilinirken, Naburya’nın Celile civarında küçük bir köy olduğu kayıtlarda geçiyor. Yazıtta henüz tam anlamlandırılamayan kelimeler de bulunuyor. Bir tesadüf keşfi Arkeologlar aslında 2700 yıllık başka bir yazıtı incelemek için mağaraya girmişti. Ancak sarkıtların altında gizlenen bu yeni yazı, tarihe farklı bir pencere açtı. Yazının kare biçimli harflerle yazıldığı ve modern İbranice’ye benzerlik taşıdığı belirtildi. Aramice’nin önemi Aramice, Antik Ortadoğu’nun ortak diliydi; diplomasi ve ticarette adeta dönemin İngilizcesi gibi kullanıldı. Tevrat’ın bazı bölümleri Aramice yazıldı, Hz. İsa’nın da bu dili konuştuğu kabul ediliyor. Bugün ise Süryanice formuyla hâlâ bazı topluluklarda yaşamaya devam ediyor. Roma kılıçlarıyla isyan bağı Yazıtın bulunduğu alanda ayrıca Roma’ya ait dört kılıç keşfedildi. Üçünün tahta kınlarının hâlâ sağlam olması, silahların bir mağarada özenle saklandığını gösteriyor. Araştırmacılar, kılıçların Roma askerlerinden ganimet olarak alındığını ve yeniden kullanılmak üzere gizlendiğini düşünüyor. İsrail Eski Eserler Kurumu’ndan Dr. Eitan Klein, “Silahların mağara çatlaklarına saklanmış olması, Bar Kokhba dönemindeki gerilla savaşlarının somut kanıtı olabilir” dedi. Tarihin karanlık noktaları aydınlanıyor Uzmanlar, yazıtın ve silahların MS 1. veya 2. yüzyıla tarihlendirildiğini belirtiyor. Bu da buluntuları yalnızca Bar Kokhba İsyanı değil, Birinci Yahudi İsyanı (MS 66-73) için de önemli bir delil haline getiriyor. Henüz çözülmemiş kısımlar üzerinde çalışmalar devam ediyor. Ancak kesin olan şu ki, Lut Gölü mağarasındaki bu keşif, Ortadoğu tarihinin en çalkantılı dönemlerinden birine ışık tutacak.

Kayıp Tiwanaku halkının sırrı çözüldü: Bin yıllık tapınak And Dağları’nda bulundu Haber

Kayıp Tiwanaku halkının sırrı çözüldü: Bin yıllık tapınak And Dağları’nda bulundu

Bolivya’nın Caracollo bölgesinde ortaya çıkarılan Palaspata tapınağı, hem mimarisi hem de ticaret yollarının kalbinde yer almasıyla bu kayıp medeniyetin izlerini gün yüzüne çıkardı. 210 kilometre uzakta, bilinmeyen bir merkez Keşif, Tiwanaku İmparatorluğu’nun bilinen başkentinden yaklaşık 210 kilometre güneyde yapıldı. Arkeolog José Capriles, tapınağın Titicaca Gölü çevresindeki yapılarla benzer özellikler taşıdığını belirtti. Teraslar, gömülü avlular ve ekinokslara hizalanmış girişleriyle Palaspata, dini ritüellerin merkezi olduğuna işaret ediyor. Ticaret yollarının kesişiminde Tapınağın bulunduğu nokta, günümüzde La Paz–Cochabamba Otoyolu olarak bilinen eski ticaret güzergâhlarının birleştiği yerde. Bu stratejik konum, Tiwanaku halkının yalnızca tarımla değil, lama kervanlarıyla yürüttükleri ticaretle de güçlü bir etki alanı oluşturduğunu gösteriyor. Kazılarda bulunan özel kupalar, burada toplu kutlamalar yapıldığını ve mısır bazlı alkollü içecek “chicha”nın içildiğini ortaya koyuyor. Sosyo-politik güç için inşa edilmiş Yaklaşık 125x145 metre büyüklüğündeki tapınak, 15 farklı bölümüyle adeta küçük bir şehir bloğu büyüklüğünde. Araştırmacılar, yapının yalnızca dini değil, aynı zamanda bölgedeki topluluklar üzerinde siyasi etki kurmak ve ticareti kontrol etmek için inşa edildiğini düşünüyor. Kayıp medeniyetin akıbeti Tiwanaku’nun çöküşüne dair kesin bilgiler bulunmasa da, uzmanlar çölleşme ve çevresel bozulmaların sosyal huzursuzluğu artırdığını ve toplumsal ayaklanmalara yol açmış olabileceğini öne sürüyor. Çalışma, arkeoloji dergisi Antiquity’de yayımlandı ve kayıp Tiwanaku uygarlığının sırlarını çözme yolunda önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Şok keşif: Yeni doğmuş süper kütleli kara delik bulundu! Haber

Şok keşif: Yeni doğmuş süper kütleli kara delik bulundu!

Araştırma ekibinin “Sonsuzluk Galaksisi” adını verdiği yapının, iki disk galaksinin çarpışması sonucu oluştuğu açıklandı. Galaksinin şekli, adeta bir sonsuzluk sembolünü andırıyor. Yapının merkezinde yer alan dev gaz bulutlarının içinde ise yaklaşık 1 milyon Güneş kütlesine sahip bir süper kütleli kara delik keşfedildi. Galaksinin ortasında, çekirdeğin dışında Kara deliğin konumu bilim insanlarını şaşırttı. Alışılmışın aksine, bu dev yapı iki galaksi çekirdeğinden hiçbirine ait değil, birleşim noktasının tam ortasında yer alıyor. Yale Üniversitesi’nden astronom Pieter van Dokkum, “Bu, yeni doğmuş bir süper kütleli kara deliğin doğrudan gözlemlendiği ilk örnek olabilir” açıklamasında bulundu. James Webb Teleskobu'nun gücüyle keşfedildi Keşif, NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu tarafından yürütülen COSMOS-Web projesi kapsamında elde edilen yüksek çözünürlüklü görüntülerle yapıldı. Ayrıca, W. M. Keck Gözlemevi, Chandra X-ışını Gözlemevi ve Ulusal Radyo Astronomi Gözlemevi’ne ait veriler analiz edildi. 300 milyar dünya kütlesinde bir dev Bilim insanları, kara deliğin kütlesinin yaklaşık 1 milyon Güneş’e eşit, yani Dünya’nın 300 milyar katı olduğunu açıkladı. Bu devasa kütle, bilim dünyasına evrenin ilk dönemlerinde kara deliklerin nasıl bu kadar hızlı büyüdüğü sorusuna dair önemli bilgiler sağlıyor. Kesin sonuç için yeni gözlemler gerekiyor Araştırma ekibi, kara deliğin gerçekten yeni doğmuş bir süper kütleli kara delik olup olmadığını kesinleştirmek için daha ileri gözlemlerin yapılması gerektiğini belirtti. İlk bulgular, kozmik zamanın erken evrelerinde galaksi birleşmelerinin kara delik oluşumunda oynadığı rolü anlamada devrim yaratabilecek nitelikte.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.