SON DAKİKA

#Kriz

HABER DEĞER - Kriz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kriz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İran’dan petrol resti: Varil başına 200 doları bekleyin Haber

İran’dan petrol resti: Varil başına 200 doları bekleyin

Orta Doğu’daki savaşın 12. gününde tansiyon daha da yükseldi. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Hatemu’l-Enbiya Merkez Karargahı, ABD ve İsrail’e yönelik sert bir açıklama yayımladı. Açıklamada, bölgedeki çatışmaların genişlemesi halinde küresel petrol fiyatlarının hızla yükselebileceği ve varil fiyatının 200 dolara kadar çıkabileceği ifade edildi. Hürmüz Boğazı üzerinden açık mesaj verildi İran tarafından yapılan açıklamada, petrol ve enerji fiyatlarının “yapay yollarla düşük tutulamayacağı” vurgulanırken, bölgedeki güvenliğin bozulmasının doğrudan enerji piyasalarını etkileyeceği belirtildi. İranlı yetkililer, özellikle dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı üzerinden güçlü mesajlar verdi. Açıklamada, İran’ın boğazda inisiyatifi elinde bulundurduğu ifade edilerek ABD ve İsrail ile bağlantılı petrol taşıyan gemilerin “meşru hedef” olarak görülebileceği öne sürüldü. Tahran yönetimi ayrıca, çatışmanın genişlemesi durumunda enerji piyasalarında büyük bir şok yaşanabileceğini savundu. “Tek bir litre petrolün bile geçmesine izin vermeyiz” İran Devrim Muhafızları açıklamasında şu ifadelere yer verildi: “ABD, siyonist rejim ve ortaklarının çıkarına olacak şekilde Hürmüz Boğazı’ndan tek bir litre petrolün bile geçmesine izin vermeyeceğiz. ABD ve İsrail ile bağlantılı petrol yükü taşıyan her gemi meşru hedefimiz olacaktır.” Açıklamada ayrıca ABD’nin bölgedeki askeri varlığı da hedef alınarak Washington yönetiminin askeri üslerinin İran’ın füze kapasitesi karşısında güvende olmadığı iddia edildi. Enerji piyasaları için kritik uyarı İran tarafı, bölgedeki savaşın genişlemesi halinde petrol fiyatlarının ciddi şekilde yükselebileceğini belirterek şu uyarıda bulundu: “Petrol ve enerji fiyatlarını yapay yollarla düşük tutamayacağınızı bilmelisiniz. Bölgedeki savaşın genişlemesi halinde varil başına 200 dolarlık fiyatları bekleyin.” Uzmanlar ise Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek bir kriz veya kapanma ihtimalinin dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümünü etkileyebileceğini ve küresel enerji piyasalarında büyük dalgalanmalara yol açabileceğini belirtiyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Adana’daki aile faciasında kan donduran mesaj Haber

Adana’daki aile faciasında kan donduran mesaj

Adana’nın Sarıçam ilçesinde 15 Ocak akşamı yaşanan ve Türkiye toplumunu derinden sarsan olayda, Sergen Altunbaş’ın, çocukları Ada (8) ve Mert (6)’i öldürdükten sonra yaşamına son vermeden önce eşine gönderdiği mesaj ortaya çıktı. Altunbaş’ın, boşanmış olmalarına rağmen birlikte yaşadığı eşi Gizem Deniz’e “Ben ve çocuklarım, sen eve geldiğinde ölmüş olacağız” ifadelerini yazdığı belirlendi. Olaydan hemen önce gönderilen mesaj soruşturmanın merkezinde Edinilen bilgilere göre aile, olaydan kısa süre önce Mersin’deydi. Sabah saatlerinde Adana’ya dönen ailede, Gizem Deniz annesinin yanında kalırken Altunbaş çocukları alıp villaya gitti. Bir süre sonra Deniz’e gönderilen mesajın ardından facia yaşandı. Mesaj, soruşturma dosyasına delil olarak girdi. Villada yangın ve silah sesleri duyuldu Sarıçam Boynuyoğun Mahallesi’ndeki villada önce bahçedeki otomobilin ateşe verildiği, ardından silah seslerinin duyulduğu bildirildi. Komşuların ihbarı üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Eve giren ekipler, baba ve iki çocuğun yaşamını yitirdiğini tespit etti. Komşular: “Ölüm hiç aklımıza gelmedi” Komşular, önce otomobildeki yangını fark ettiklerini, patlama ve silah seslerinin ardından durumu polise bildirdiklerini anlattı. Tanıklar, ailenin zaman zaman tartışmalar yaşasa da dışarıdan “mutlu bir aile” görüntüsü verdiğini söyledi. Yaşananların ardından anne Gizem Deniz’in olay yerine geldiği, ağır bir kriz yaşadığı öğrenildi. Soruşturma sürüyor, kamuoyu yanıt bekliyor Olayla ilgili adli soruşturma çok yönlü olarak devam ederken, çocukların cenazeleri toprağa verildi. Yetkililer, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması için incelemelerin sürdüğünü bildirdi. Aile içi şiddet ve ruh sağlığı destek mekanizmalarının önemi, bu facianın ardından yeniden gündeme geldi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Ah Şu Tiryaki Türkler! Haber

Ah Şu Tiryaki Türkler!

Uluslararası sosyal medyada paylaşılan ve kısa sürede yabancı basında da yer bulan bir gönderi, “Türklerin nerede ve ne zaman sigara içeceğini asla bilemezsin” ifadesiyle dikkat çekti. Paylaşımda, darbe girişiminden askerî operasyona, deprem enkazından olağanüstü anlara kadar uzanan görüntüler sıralanırken, bu alışkanlığın kökenine dair tarihsel arka plan da yeniden gündeme geldi. Türkler, sigarayla Avrupa’dan önce tanışan toplumlar arasında yer aldı Tütün Amerika kıtasının yerli halklarından Avrupa’ya taşındıktan sonra, Osmanlı topraklarına 16’ncı yüzyılda ulaştı. Ancak tütünün bugün bildiğimiz anlamda “sigara” formuna dönüşmesi, tarihçiler tarafından büyük ölçüde Osmanlı coğrafyasına bağlanıyor. Kağıda sarılı tütünün yaygınlaşması, 19’uncu yüzyılda askerî seferler sırasında hız kazandı ve bu kullanım biçimi kısa sürede Anadolu’dan Balkanlar’a yayıldı. Osmanlı askerleri sigaranın modern biçiminin taşıyıcısı oldu Tarihi kaynaklar, kağıda sarılı sigaranın yaygınlaşmasını Akka Kuşatması ve ardından Kırım Savaşı gibi askerî çatışmalarla ilişkilendiriyor. Cephede nargile ya da pipo gibi araçlara erişemeyen askerler, tütünü kağıda sararak içmeye başladı. Bu pratik çözüm, sigarayı hem taşınabilir hem de hızlı tüketilebilir bir alışkanlık haline getirdi ve Avrupalı askerler aracılığıyla Batı’ya taşındı. “Türk tütünü”, bir dönem Batı dünyasında prestij simgesiydi 19’uncu yüzyıl sonu ile 20’nci yüzyıl başında özellikle Trakya ve Ege’de yetiştirilen Türk tütünü, aroma ve hafifliği nedeniyle büyük talep gördü. ABD ve Avrupa’da üretilen pek çok sigara, “Turkish tobacco” vurgusuyla pazarlanırken, Fatima, Murad, Omar ve Camel gibi markalar bu imaj üzerinden yükseldi. Dönemin reklamlarında Osmanlı motifleri ve “Doğulu” imgeler özellikle kullanıldı. Sigara, savaş ve kriz dönemlerinde gündelik hayatın parçası haline geldi Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, sigaranın küresel ölçekte yaygınlaşmasında kırılma noktaları oldu. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte de sigara; cephede, kışlada, kahvehanede ve yolculuklarda “bekleme”, “rahatlama” ve “dayanma” aracı olarak görüldü. Bu durum, sigaranın yalnızca bir keyif ürünü değil, zor koşullarla baş etmenin sembolü haline gelmesine yol açtı. Yabancı paylaşım, bu tarihsel arka planla birlikte okundu Yabancı basında paylaşılan içerikte yer alan, “darbe girişimi sırasında”, “askerî operasyona giderken” ya da “deprem enkazından çıkarılırken” sigara içen yurttaş görüntüleri, birçok kişi tarafından şaşkınlıkla karşılandı. Ancak tarihsel perspektiften bakıldığında, bu görüntüler sigaranın Türkiye toplumunda kriz anlarıyla iç içe geçmiş uzun geçmişini yansıtıyor. Mizah ile stereotip arasındaki çizgi yeniden tartışıldı Paylaşım bazı çevrelerce esprili bir gözlem olarak görülürken, bazı yorumlarda ise Türkleri tek bir alışkanlık üzerinden tanımlayan indirgemeci bir bakış açısı olduğu eleştirileri dile getirildi. Tartışma, sigaranın tarihsel ve kültürel boyutunu yeniden düşünme ihtiyacını da beraberinde getirdi. Bugün dünya genelinde sigara karşıtı politikalar yaygınlaşırken, yabancı basında gündem olan bu paylaşım bir kez daha gösterdi ki; sigara, Türkler için yalnızca bir tüketim ürünü değil, tarihsel hafızada savaşla, krizle ve gündelik hayatla iç içe geçmiş bir alışkanlık olarak okunuyor.

Bu kentte susuzluk krizi derinleşiyor! Haber

Bu kentte susuzluk krizi derinleşiyor!

Türkiye genelinde yaz aylarına damga vuran su kesintilerine bir yenisi daha eklendi. Son kriz, Kastamonu’da yaşandı. Kent genelinde günlerdir devam eden su kesintisi, yalnızca muslukları değil market raflarını da boşalttı. Arıza gece saatlerinde başladı, kesinti kente yayıldı Karaçomak Barajı’ndan şehir merkezine içme suyu sağlayan ana isale hattında 4 Ocak günü gece saatlerinde meydana gelen arıza sonrası Kastamonu genelinde sular kesildi. Belediye ekipleri, yaklaşık 5 metre toprak altındaki hattı onarmak için çalışma başlatırken, kesinti kısa sürede tüm kentte hissedildi. Belediye suyun verildiğini duyurdu ancak birçok mahalleye ulaşmadı Onarım çalışmalarının tamamlanmasının ardından belediye, sosyal medya hesapları üzerinden su akışının yeniden başladığını açıkladı. Ancak ana isale hattının tamamen boşalmış olması ve barajdaki su seviyesinin düşük seyretmesi nedeniyle, suyun bazı mahallelere gecikmeli ulaşacağı belirtildi. Açıklamaya rağmen aradan geçen zamana karşın çok sayıda mahallede musluklar hâlâ kuru kaldı. Market rafları boşaldı, yurttaşlar tepkili Yaklaşık 2,5 gündür susuz kalan yurttaşlar çözümü marketlerden içme suyu almakta buldu. Ancak artan talep nedeniyle kent genelindeki marketlerde 5 litrelik damacana suların da tükendiği öğrenildi. Arızanın giderildiği yönündeki duyurunun üzerinden bir gün geçmesine rağmen evlerinde hâlâ su akmadığını belirten yurttaşlar, yaşanan duruma tepki gösterdi. Kesintinin ne zaman tamamen sona ereceği belirsizliğini koruyor Belediye yetkilileri, hatların ve su depolarının dolmasıyla birlikte suyun kademeli olarak tüm kente ulaşacağını bildirirken, yurttaşlar net bir takvim açıklanmasını talep ediyor. Kastamonu’da yaşanan bu son kesinti, altyapı sorunları ve su yönetimi tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

ABD’den Maduro hamlesi: Washington, Venezuela lideri ve eşini hedef aldı Haber

ABD’den Maduro hamlesi: Washington, Venezuela lideri ve eşini hedef aldı

ABD Adalet Bakanı Pam Bondi, 3 Ocak 2026’da yaptığı açıklamada, Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores hakkında New York Güney Bölgesi’nde iddianame hazırlandığını duyurdu. Bondi, suçlamaların uyuşturucu terörizmi ve ağır silah bulundurma gibi başlıkları kapsadığını belirterek sürecin ABD yargısı önünde ilerleyeceğini ifade etti. Suçlamalar ağır başlıklar içeriyor Bondi’nin açıklamasına göre Maduro’ya uyuşturucu terörizmi, kokain kaçakçılığı ve ABD’ye karşı makineli tüfek ile yıkıcı cihazlara sahip olma suçlamaları yöneltildi. ABD Adalet Bakanı, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, söz konusu dosyanın Amerikan yargı makamlarınca ele alındığını vurguladı. “Amerikan adaletiyle karşı karşıya kalacaklar” mesajı verildi Bondi, açıklamasında Maduro ve eşinin Amerikan mahkemelerinde yargılanacağını belirterek, “Yakında Amerikan topraklarında, Amerikan adaletinin tüm hiddetiyle karşı karşıya kalacaklar” ifadelerini kullandı. Bondi ayrıca, operasyon sürecinde destek veren kişi ve kurumlara teşekkür etti. Washington’dan operasyon vurgusu geldi ABD Başkanı Donald Trump da Venezuela’da geniş çaplı saldırıların düzenlendiğini, Maduro ve eşinin yakalanarak ülke dışına çıkarıldığını açıkladı. Trump’ın açıklamaları, Washington’un Caracas yönetimine yönelik baskıyı askeri ve hukuki boyutlarıyla artırdığı şeklinde yorumlandı. Caracas’ta patlamalar, olağanüstü durum ilanı Venezuela’nın başkenti Caracas’ta patlama seslerinin duyulmasının ardından Venezuela hükümeti, saldırılardan ABD’yi sorumlu tuttu. Hükümet açıklamasında, Devlet Başkanı Maduro’nun ülke genelinde “dış müdahaleden kaynaklanan olağanüstü durum” ilan eden kararnameyi imzaladığı bildirildi. Kriz derinleşirken uluslararası gerilim tırmanıyor ABD’nin suç duyurusu ve operasyon açıklamaları, Venezuela ile Washington arasındaki gerilimi yeni bir aşamaya taşıdı. Yaşanan gelişmelerin, bölgesel istikrar ve uluslararası hukuk açısından nasıl sonuçlar doğuracağı ise önümüzdeki günlerde netlik kazanacak

Alman otomotiv devi iflas yolunda: Maaşlar için açıklama geldi Haber

Alman otomotiv devi iflas yolunda: Maaşlar için açıklama geldi

Otomotiv denildiğinde ilk akla gelen ülkelerden biri olan Almanya’da kriz derinleşiyor. Küresel daralma, artan maliyetler ve siparişlerdeki düşüş, sektördeki önemli tedarikçileri zor durumda bırakmaya devam ediyor. Son olarak Diepersdorf Plastik Üretim’in iflas başvurusu, endişeleri artırdı. Bin çalışan doğrudan etkilenecek Alman otomotiv endüstrisinin kritik tedarikçileri arasında yer alan Diepersdorf’un; radyatör ızgaraları, ayna kapakları ve direksiyon muhafazaları gibi çok sayıda plastik parçanın üretimini gerçekleştirdiği belirtildi. İflas başvurusunun, şirketin Almanya genelindeki tesislerinde çalışan yaklaşık bin kişiyi doğrudan etkilemesi bekleniyor. Maaşlar için güvence mesajı Şirket yetkilileri, iflas sürecine rağmen çalışanları rahatlatan bir açıklama yaptı. Buna göre kısa vadede maaş ödemeleri güvence altına alındı. Bu adımın, üretimin tamamen durmasının önüne geçmek ve şirketin yeniden yapılandırılmasına zaman kazandırmak amacıyla atıldığı ifade edildi. Yeniden yapılanma arayışı sürüyor Diepersdorf yönetiminin, başta otomotiv üreticileri olmak üzere tedarik zincirindeki paydaşlarla görüşmeler yürüttüğü aktarıldı. Şirketin faaliyetlerini sürdürebilmesi ve olası bir yeniden yapılanma planının hayata geçirilmesi için temasların devam ettiği bildirildi. Yaşanan gelişme, Almanya otomotiv sanayisinde tedarikçi firmaların karşı karşıya olduğu kırılgan tabloyu bir kez daha gözler önüne serdi.

Petrol zengini Venezuela nasıl çöktü? Chávez’den Maduro’ya uzanan kriz, yolsuzluk, ambargo ve yarım kalan sosyalizm Haber

Petrol zengini Venezuela nasıl çöktü? Chávez’den Maduro’ya uzanan kriz, yolsuzluk, ambargo ve yarım kalan sosyalizm

Venezuela’nın hikâyesi, dünyanın en büyük petrol rezervlerinin üzerinde oturmasına rağmen halkının temel gıdaya ulaşamadığı keskin bir çelişkiler tarihidir. Bugün ülkede market raflarının boşaldığı, sağlık sisteminin çöktüğü, milyonlarca kişinin komşu ülkelere kaçtığı büyük bir insani kriz yaşanıyor. Bu çöküş, sadece ekonomik bir felaket değil; tarihsel, siyasal ve jeopolitik bir düğümün birlikte sıkıştığı karmaşık bir süreçtir. Bu haber dosyası, Venezuela’nın petrol zenginliğinden bugünkü yoksulluğuna uzanan kırılma hattını tarihsel bir bütünlük içinde ele alıyor. Petrolün gölgesi: Zenginlikten bağımlılığa giden yol Yüzyıl boyunca Venezuela ekonomisi neredeyse tamamen petrol gelirlerine dayanıyordu. Bu bağımlılık, kısa vadede büyük refah yaratsa da ülkeyi küresel petrol fiyatlarına karşı aşırı kırılgan hale getirdi. Ülke, üretim çeşitliliğini sağlayamadı; tarım ve sanayi giderek çöktü, ekonomi tek bir sektöre hapsoldu. Petrolün yarattığı devasa gelirler, siyasetin ve bürokrasinin kontrolünde bir rant düzenine dönüştükçe yolsuzluk artmış, devlet kurumları halktan uzak bir dağıtım mekanizması haline gelmişti. Bu kırılgan yapı, Venezuela’nın gelecekte yaşayacağı büyük çöküşün zeminini çok önceden hazırlamıştı. Chávez dönemi: Umut, yeniden dağıtım ve yarım kalan devrim Hugo Chávez 1998’de iktidara geldiğinde ülke derin eşitsizlik, siyasi yozlaşma ve ABD merkezli neoliberal politikaların yorgunluğu içindeydi. Chávez, petrol gelirlerini geniş sosyal programlarla halka yönlendirdi; sağlık, eğitim ve konut alanlarında büyük projeler hayata geçirildi. Bu dönem, ülkede yoksulluğu ciddi biçimde azaltan ve alt sınıfların siyasal katılımını genişleten bir toplumsal dönüşüm yarattı. Aynı zamanda ABD hegemonyasına meydan okuyan bağımsızlıkçı bir dış politika benimsendi ve Venezuela, Latin Amerika solunun öncülerinden biri haline geldi. Ancak Chávez’in ekonomik modeli, tam anlamıyla çeşitlenmemiş ve petrole bağımlı bir yapıyı sürdürüyor; bürokratik devlet aygıtı güçlenirken halk meclislerinin ve taban örgütlerinin kalıcı bir kurumsal güce sahip olmasını sağlayacak dönüşüm tamamlanamıyordu. “21. yüzyıl sosyalizmi” söylemi güçlüydü, fakat ekonomik ve kurumsal altyapı bu iddiayı taşıyacak kadar sağlam değildi. Bu nedenle, petrol fiyatlarının düşüşe geçmesiyle sistemin dengesi bozulmaya başladı ve Chávez’in ölümüyle birlikte bu model tüm kırılganlığıyla Maduro yönetiminin omuzlarına yük oldu. Maduro dönemi: Ekonomik çöküş, otoriterleşme ve derin yoksulluk Nicolás Maduro 2013’te göreve geldiğinde petrol fiyatları dramatik biçimde düşmeye başlamıştı. Ekonominin tek gelir kaynağı çökmüş, ülkenin ithalat kapasitesi neredeyse sıfırlanmış, devlet bütçesi hızla erimişti. PDVSA’nın yıllardır biriken yolsuzluk ve verimsizlik sorunları, kötü yönetimle birleşince petrol üretimi bile sürdürülemez hale geldi. Devlet, kayıpları karşılamak için para basmaya yöneldi ve ülke tarihin en büyük hiperenflasyonlarından birine sürüklendi. Gıda ve ilaç krizi derinleşti, elektrik kesintileri hayatın olağan bir parçasına dönüştü. Maduro yönetimi kriz büyüdükçe daha sert bir güvenlik politikası benimsedi. Muhalif siyasetçiler, gazeteciler ve sendikacılar üzerinde baskılar arttı; seçimlerin adilliği tartışmalı hale geldi ve ülke otoriter bir yönetim biçimine doğru sürüklendi. Bu süreçte Venezüella halkı giderek yoksullaştı ve 7 milyondan fazla kişi ülkeyi terk ederek dünyanın en büyük göç krizlerinden birini oluşturdu. ABD–Venezuela gerilimi: Ambargo, darbe denemeleri ve petrol jeopolitiği Venezuela’daki kriz, küresel güçlerin de devreye girdiği bir jeopolitik mücadeleye dönüştü. ABD, önce ağır ekonomik yaptırımlar uygulayarak petrol ticaretini hedef aldı; ardından 2019’da muhalefet lideri Juan Guaidó’yu “geçici devlet başkanı” ilan ederek açık bir rejim değişikliği girişiminde bulundu. Bu plan ordunun bölünmemesi nedeniyle başarısız oldu ancak Venezuela siyasetini daha da kutuplaştırdı. Sonraki yıllarda Washington, Maduro yönetimini “narko-terörist” ilan etti; Karayipler’e savaş gemileri gönderildi ve CIA’ya Venezuela içinde gizli operasyon yetkisi verildi. ABD’nin bu baskısı, ekonomik krizi daha da ağırlaştırdı. Ancak paradoksal biçimde Maduro iktidarının “dış tehdit” söylemini güçlendirdiği için siyasal olarak da bir dayanıklılık sağladı. Petrol zenginliği nasıl fakirliğe dönüştü? Venezuela’daki çöküş, tek bir nedene bağlanamayacak denli çok katmanlıdır. Ekonomik yapının petrole aşırı bağımlılığı, Chavez döneminde çeşitlenemeyen üretim modeli, Maduro yıllarında derinleşen yolsuzluk ve mali disiplin kaybı, PDVSA’nın kurumsal çürümesi ve kötü yönetimi ülkeyi içeriden zayıflattı. Buna ek olarak ABD ambargoları ve uluslararası finans sisteminden dışlanma, zaten çökmekte olan ekonomiyi tamamen kırdı. Sonuç olarak dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ülke, halkının temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldi. Halkın yaşadığı dram: Göç, açlık ve çöken yaşam Ekonomik krizin en ağır bedelini Venezuela halkı ödedi. Ülke, savaş yaşamamasına rağmen dünyanın en büyük mülteci krizlerinden birini üretti. Milyonlarca kişi Kolombiya, Brezilya ve Peru gibi komşu ülkelere göç etmek zorunda kaldı. Marketlerde gıda kıtlığı, hastanelerde ilaç yokluğu, çocuklarda yetersiz beslenme ve günlük elektrik kesintileri yaşamın sıradan bir parçası haline geldi. Bu insani tablo, Venezuela’nın yalnız bir ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir çöküş yaşadığını gösteriyor. Venezuela nereye gidiyor? Ülkenin geleceği hâlâ belirsiz. Uzatmalı bir kriz döngüsü şimdilik en olası senaryo olarak duruyor. Ancak uluslararası arabuluculukla iktidar ve muhalefetin sınırlı da olsa güç paylaşımına dayalı bir geçiş sürecine yönelmesi ihtimali zaman zaman gündeme geliyor. Diğer yandan ABD’nin askeri baskıyı artırması, Venezuela’yı daha sert bir çatışmaya sürükleyebilir. En karanlık ihtimal ise uzun süreli bir iç istikrarsızlığın kalıcı hale gelmesi. Venezuela’nın çöküşü, yalnızca bir liderin hatalarıyla ya da tek başına ABD baskısıyla açıklanamayacak kadar derin ve çok boyutludur. Bu kriz, petrole bağımlı ekonomik modelin kırılganlığı, devletçi bürokrasinin yolsuzluk üretmesi, demokratik kurumların zayıflığı ve dış müdahalenin yıkıcı etkilerinin birlikte yarattığı bir fırtınadır. Dünyanın en büyük petrol rezervleri, halkın refahını değil, tam tersine, bir kırılma noktası olarak yeni bir yoksulluk çağını doğurmuştur. Venezuela, hâlâ bu döngüden çıkmanın yolunu arıyor; ancak yol uzun, karmaşık ve ağır bedellerle dolu görünüyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.