SON DAKİKA

#Kudüs

HABER DEĞER - Kudüs haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kudüs haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

AK Parti Sözcüsü Çelik: "Gazze'de soykırım yapan ordunun ahlaklı olduğuna inanacak kimse yok" Haber

AK Parti Sözcüsü Çelik: "Gazze'de soykırım yapan ordunun ahlaklı olduğuna inanacak kimse yok"

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun "İsrail ordusu dünyanın en ahlaklı ordusudur" ifadelerine sert tepki gösteren Çelik, Gazze’de yaşananların dünyanın en büyük suçu olduğunu vurguladı. "Netanyahu'nun sözleri dünyanın en büyük yalanıdır" İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef alan açıklamalarını ve İsrail ordusuna yönelik "dünyanın en ahlaklı ordusu" nitelemesini değerlendiren Çelik, bu iddiaları "dünyanın en büyük yalanı" olarak nitelendirdi. Çelik, şunları kaydetti: "Yeryüzünde, Gazze'de soykırım gerçekleştiren o ordunun ahlaklı bir ordu olduğuna inanacak hiç kimse yoktur. Gazze'de gerçekleştirilen soykırım, İran'a yapılan saldırı, Lübnan'da gerçekleştirilen katliamlar, dünyanın en ahlaksız, en vicdansız, en büyük suçunu teşkil eden eylemlerdir. Netanyahu'nun açıklamasının değersizliği ve niteliksizliği, her türlü ahlaki değerden yoksun olduğu net bir şekilde görülüyor." "İşgalci ve yayılmacı olan Netanyahu hükümetidir" İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin Kudüs’e dair ifadeleri üzerinden Türkiye’ye yöneltilen "işgalcilik" suçlamalarına da yanıt veren Ömer Çelik, gerçek işgalcinin İsrail yönetimi olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: "İşgalcilik, fetihçilik, başka ülkelerin toprağına göz dikmek, Netanyahu hükümetiyle özdeştir. Gazze'yi işgal ediyor, Batı Şeria'da yeni yerleşim yerleri ilan ederek Filistinlilerin topraklarını gasp ediyor. Litani nehrine kadar Lübnan'ı işgal etti. Şimdi bize işgalcilik ve yayılmacılık suçlaması yapıyor. Türkiye’nin Filistin konusundaki görüşü açık ve nettir; Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletini savunuyoruz." ABD'nin İsrail politikasına ilişkin değerlendirme ABD'den İsrail'in politikalarına karşı gelen tepkilerin bir "politika değişikliği" olarak yorumlanıp yorumlanamayacağı sorusuna Çelik şu yanıtı verdi: "Tam bir politika değişikliğinden bahsedemeyiz ama doğru sesler yükseliyor. Ancak bu henüz bir politika değişikliğine tekabül etmiyor. Burada esas olan, İsrail'in bu eylemlerinin mutlak surette, kesin bir şekilde durdurulmasına dönük adım atılmasıdır. Ancak o zaman politika değişikliğinden söz edebiliriz." Basın mensuplarına yönelik şiddete tepki CHP miting ve toplantılarında basın mensuplarına yönelik gerçekleşen fiziki saldırılara da değinen Çelik, gazetecilere yönelik şiddetin kabul edilemez olduğunu belirtirken, "Bu öncelikle ahlaki bir sorundur. Basın mensuplarına saldırıların sadece CHP'nin mitinglerinde meydana gelmesi düşündürücüdür. Parti hukuku gereği gereğinin yapılması icap ederdi; yapılmaması bu şiddetin teşvik edildiği anlamına geliyor. Buna karşı daha güçlü bir duruş sergileyeceğimizden hiç kuşkunuz olmasın." dedi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Mescid-i Aksa'ya yönelik baskına İletişim Başkanlığı'ndan kınama Haber

Mescid-i Aksa'ya yönelik baskına İletişim Başkanlığı'ndan kınama

İletişim Başkanı Burhanettin Duran, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, Mescid-i Aksa'da yaşanan provokatif eylemlere tepki gösterdi. Duran, İsrail hükümetine mensup bir bakanın fanatik işgalcilerle birlikte kutsal mekana girmesini "şiddetle kınadığını" ifade etti. "Bölgesel huzura yönelik açık bir saldırı" Yapılan bu tür girişimlerin kutsal değerlere ve insanlık vicdanına saldırı niteliği taşıdığını belirten Duran, söz konusu eylemlerin bölgesel huzuru hedef aldığını vurguladı. Duran, Filistin halkının meşru haklarının ve Kudüs'ün tarihi statüsünün hiçe sayılmasının kabul edilemeyeceğini dile getirerek şu değerlendirmede bulundu: "Mescid-i Aksa'yı hedef alan bu provokatif girişimler; kutsal değerlere, bölgesel huzura ve insanlık vicdanına yönelmiş açık bir saldırıdır". Uluslararası topluma "sessiz kalmama" çağrısı İletişim Başkanı, uluslararası camianın bu ihlaller karşısında pasif kalmaması gerektiğini savunarak etkili bir tepki verilmesi gerektiğini işaret etti. Duran, Kudüs'ün hukuki statüsünün korunması gerektiğini belirterek, "Uluslararası toplum, süregelen ihlaller karşısında sessiz kalmamalı; etkili ve kararlı bir tutum sergilemelidir" ifadelerini kullandı. İsrail yönetiminden bir bakanın, fanatik işgalciler eşliğinde Mescid-i Aksa’ya yönelik gerçekleştirdiği baskını şiddetle kınıyorum. Mescid-i Aksa’yı hedef alan bu provokatif girişimler; kutsal değerlere, bölgesel huzura ve insanlık vicdanına yönelmiş açık bir saldırıdır.… — Burhanettin Duran (@burhanduran) May 14, 2026 haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan İsrail’e: Mescid-i Aksa’ya yapılan küstah bir saldırıdır! Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan İsrail’e: Mescid-i Aksa’ya yapılan küstah bir saldırıdır!

“Bu kural tanımazlık, 2 milyar insanın inancına saldırıdır” Erdoğan, İsrail’in Mescid-i Aksa’yı kapalı tutmasına ilişkin şu ifadeleri kullandı: “Bu kural tanımazlık, 2 milyar Müslümanın inancına yapılmış küstah bir saldırıdır.” Aksa’da 1967’den bu yana ilk kez bayram namazı kılınamamasının kabul edilemez olduğunu belirten Erdoğan, Kudüs’ün korunmasının tarihi bir sorumluluk olduğunu vurguladı. Bölgedeki savaş için sert sözler Ortadoğu’daki çatışmalara da değinen Erdoğan, bölgede yaşananların sadece belirli ülkeleri değil tüm coğrafyayı etkilediğini söyledi. “Şii, Sünni, Türk, Kürt, Arap fark etmez… Akan kan bizim değil mi?” sözleriyle bölgesel birlik çağrısı yaptı. “Böl-parçala-yönet planlarına karşıyız” Erdoğan, bölgedeki ayrışmaları derinleştiren her türlü tartışmanın karşısında olduklarını belirterek, “Siyonizmin böl-parçala-yönet planlarına destek verecek her adımı reddediyoruz” dedi. Ekonomi mesajı: Hedeflerimizden sapmayacağız Konuşmasında ekonomiye de değinen Erdoğan, küresel dalgalanmalara rağmen Türkiye’nin hedeflerinden vazgeçmeyeceğini ifade etti. “Dönemsel ya da küresel şoklar bizi hedeflerimizden alıkoymayacaktır” diyerek ekonomik kararlılık mesajı verdi. “Savaş iklimine teslim olmayacağız” Türkiye’nin krizlere karşı soğukkanlı bir duruş sergileyeceğini vurgulayan Erdoğan, “Devlet olarak savaş iklimine teslim olmayacağız, tarihin doğru tarafında duracağız” ifadelerini kullandı. Açıklamalar, bölgedeki gerilimin arttığı bir dönemde Türkiye’nin siyasi ve diplomatik pozisyonunu net şekilde ortaya koyan mesajlar olarak değerlendirildi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Dünyadan bayram manzaraları: Tokyo’da yoğunluk, Gazze’de burukluk Haber

Dünyadan bayram manzaraları: Tokyo’da yoğunluk, Gazze’de burukluk

Ramazan Bayramı dünyanın farklı noktalarında farklı manzaralarla karşılandı. Japonya’nın başkenti Tokyo’da binlerce Müslüman bayram namazı için bir araya gelirken, yoğunluk nedeniyle namazın birkaç kez kılındığı görüldü. Öte yandan Filistin’de ise bayram, kısıtlamalar ve çatışmaların gölgesinde karşılandı. Tokyo’da bayram coşkusu camiye sığmadı Tokyo ve çevresinde yaşayan binlerce Müslüman, bayram namazı için Tokyo Camii’ne akın etti. Yoğun katılım nedeniyle cami ve çevresinde uzun kuyruklar oluşurken, cemaatin sığmaması üzerine bayram namazı 5 kez ardı ardına kılındı. Farklı ülkelerden gelen Müslümanların bir araya geldiği buluşma, çok kültürlü bir bayram atmosferine sahne oldu. “Mesafeler uzak ama gönüller bir” Bayram namazına katılan yurttaşlar, memleketlerinden uzakta olsalar da bayram coşkusunu birlikte yaşadıklarını ifade etti. Japonya’da yaşayan birçok kişi, farklı ülkelerden Müslümanlarla aynı safta buluşmanın kendileri için anlamlı olduğunu dile getirdi. Mescid-i Aksa’da bayram namazı kılınamadı Öte yandan Kudüs’te Mescid-i Aksa’da bayram namazı kılınamadı. İsrail’in getirdiği kısıtlamalar nedeniyle ibadetlerin engellenmesi, bölgede tepkilere neden oldu. Filistinliler, bayram namazını Aksa’ya en yakın noktalarda kılabilmek için Doğu Kudüs’te bir araya gelmeye çalıştı. Gazze’de buruk bayram Gazze’de ise yüzlerce kişi bayram namazını açık alanlarda ve zor koşullar altında kıldı. Çatışmaların ve yıkımın etkisi altındaki bölgede bayram, coşkudan çok hüzünle karşılandı. Dünyanın farklı noktalarında ortak duygu Endonezya’dan Libya’ya kadar birçok ülkede ise binlerce kişi bayram namazı için meydanlarda ve camilerde buluştu. Farklı coğrafyalarda farklı şartlar altında kutlanan bayram, tüm dünyada ortak bir dayanışma ve birlik duygusunu ortaya koydu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Siyasetçilerden bayram mesajı: “Barış, birlik ve umut” ortak vurgusu Haber

Siyasetçilerden bayram mesajı: “Barış, birlik ve umut” ortak vurgusu

Ramazan Bayramı dolayısıyla Türkiye’de farklı siyasi partilerin liderleri ve devlet yetkilileri, sosyal medya hesapları üzerinden kutlama mesajları yayımladı. Mesajlarda hem bayramın toplumsal dayanışmayı güçlendiren yönüne vurgu yapıldı hem de ekonomik, siyasal ve bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmeler yer aldı. İktidar kanadından birlik, güvenlik ve istikrar vurgusu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bayramların toplumsal dayanışmayı güçlendiren özel günler olduğuna dikkat çekerek Türkiye’nin bölgesel barış için çaba gösterdiğini belirtti. Yılmaz, Türkiye Yüzyılı vizyonu ve “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda kararlı adımlar atıldığını ifade etti. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ise bayram süresince yurttaşların güvenliği için tüm birimlerin sahada olacağını vurgulayarak özellikle trafik kurallarına uyulması çağrısında bulundu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da mesajında bayramların birlik, paylaşma ve kardeşlik duygularını pekiştirdiğini ifade ederek tüm insanlık için huzur temennisinde bulundu. Muhalefetten ekonomi, adalet ve demokrasi eleştirisi Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, bayram mesajında ekonomik kriz ve adalet sorunlarına dikkat çekti. Türkiye toplumunun zor bir dönemden geçtiğini belirten Özel, “Bu ülkeyi bir bayram havasında ayağa kaldıracağız” diyerek değişim vurgusu yaptı. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ise mesajında birlik ve beraberlik temasını öne çıkarırken, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, bölgesel çatışmalar ve insan hakları ihlallerine dikkat çekerek bayramların artık acılarla gölgelendiğini ifade etti. Milliyetçi ve muhafazakâr partilerden dayanışma mesajları MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bayramların kırgınlıkların sona erdiği ve toplumsal bağların güçlendiği zamanlar olduğunu belirtti. Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici ise birlik ve dayanışma çağrısı yaparak İslam coğrafyasındaki gelişmelere dikkat çekti. Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Kudüs başta olmak üzere birçok bölgede yaşanan zulme değinerek adalet çağrısında bulundu. Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal da ekonomik sıkıntılar ve bölgesel çatışmalar nedeniyle bayrama buruk girildiğini ifade etti. DEM Parti’den “çifte bayram” ve barış çağrısı DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Ramazan Bayramı ile Nevruz’un kesiştiği dönemi “çifte bayram” olarak nitelendirdi. Mesajlarında barış, özgürlük ve eşitlik vurgusu yapan liderler, Türkiye ve Ortadoğu’da çatışmaların son bulması gerektiğini belirtti. Farklı partilerden ortak temenni: barış ve huzur Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, liyakat ve adaletin sağlandığı bir Türkiye temennisinde bulunurken, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Önder Aksakal dayanışma ve toplumsal sorumluluk vurgusu yaptı. Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Cenk Küpeli ve Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır da bayramın huzur ve refah getirmesi dileğini paylaştı. Farklı siyasi görüşlerden gelen mesajlarda öne çıkan ortak nokta ise bayramın barış, birlik ve toplumsal dayanışmayı güçlendirmesi gerektiği oldu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Pentagon’da Haçlı sembolleri mi? ABD Savunma Bakanı’nın dövmeleri tartışma yarattı Haber

Pentagon’da Haçlı sembolleri mi? ABD Savunma Bakanı’nın dövmeleri tartışma yarattı

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in İran’a yönelik sert açıklamaları uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, bakanın vücudunda bulunan dövmeler de yeniden tartışma konusu oldu. Sosyal medyada ve bazı uluslararası basın organlarında dolaşıma giren fotoğraflar, Hegseth’in taşıdığı bazı sembollerin tarihsel olarak Haçlı Seferleri ve dini savaş söylemleriyle ilişkilendirildiği yönündeki tartışmaları büyüttü. “Deus Vult” dövmesi: Haçlı Seferleri’nin savaş sloganı Hegseth’in kolunda yer alan Latince “Deus Vult” ifadesi, tarihçiler tarafından Birinci Haçlı Seferi’nin sloganı olarak biliniyor. 1095 yılında Papa II. Urbanus’un Clermont Konsili’nde yaptığı konuşmanın ardından kalabalığın “Deus Vult” yani “Tanrı böyle istiyor” sloganını haykırdığı aktarılıyor. Bu ifade, Haçlı ordularının Kudüs’e yürüyüşünü meşrulaştıran dini bir savaş narası olarak tarihe geçti. Günümüzde bu slogan bazı aşırı sağ ve radikal Hristiyan gruplar tarafından yeniden kullanılabildiği için, siyasetçiler veya askerler tarafından taşınması tartışma yaratabiliyor. Göğsündeki haç sembolü ve askeri ikonografi Hegseth’in göğsünde bulunan büyük haç dövmesi de yorumların odağında. Haç sembolü Hristiyanlıkta temel bir dini sembol olmakla birlikte, Orta Çağ’da Haçlı ordularının bayraklarında ve zırhlarında da kullanılıyordu. Bunun yanında Hegseth’in kolunda bulunan çapraz piyade tüfekleri ve ABD bayrağı dövmeleri, askeri kimliğini ve Amerikan milliyetçiliğini vurgulayan semboller olarak değerlendiriliyor. Uzmanlara göre bu sembollerin birlikte kullanılması, bazı çevrelerde dini referanslı askeri söylemin güçlenmesi tartışmasını tetikliyor. Evangelik teoloji ve “Armageddon” tartışması ABD’de özellikle evangelik Hristiyan çevreler, Orta Doğu’daki gelişmeleri zaman zaman İncil’de anlatılan Armageddon yani kıyamet savaşı bağlamında yorumlayabiliyor. Bu teolojiye göre: İsrail devletinin güçlenmesi Orta Doğu’da büyük bir savaş çıkması Kudüs’ün merkezde yer aldığı bir çatışma kıyamet sürecinin işaretleri olarak görülüyor. Bazı siyasi analistler, Hegseth’in kullandığı sert dini söylemler ve semboller nedeniyle bu evangelik çevrelerle ideolojik yakınlığı olabileceğini öne sürüyor. Dini söylem üzerinden yükselen gerilim Hegseth’in İran yönetimine yönelik açıklamalarında İslam dünyasına yönelik sert ifadeler kullanması da tartışmayı büyüttü. Diplomatik çevrelerde bazı yorumcular, bu tür söylemlerin jeopolitik bir gerilimi dini bir çatışma diline dönüştürebileceği uyarısında bulunuyor. Orta Doğu’da zaten kırılgan olan dengelerin bulunduğu bir dönemde, dini semboller ve kıyamet referansları üzerinden yürütülen söylemler uluslararası kamuoyunda dikkatle izleniyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Kıyamet Savaşı İnancı mı? Haber

Kıyamet Savaşı İnancı mı?

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarının ardından Batı kamuoyunda dikkat çekici bir tartışma başladı. ABD ordusunda görev yapan bazı askerler, komutanlarının savaşın “Tanrı’nın planının parçası” olduğunu ve İncil’de geçen Armageddon savaşını tetikleyebileceğini söylediğini öne sürdü. Bu iddialar, savaşın yalnızca jeopolitik değil aynı zamanda dini bir anlatı üzerinden meşrulaştırıldığı yönünde yeni bir tartışmayı başlattı. Armageddon: Evangelist çevrelerin “kıyamet savaşı” inancı Armageddon, Hristiyan eskatolojisinde yani kıyamet teolojisinde önemli bir kavramdır. İncil’in Vahiy Kitabı’nda geçen bu kavram, iyilik ile kötülük arasında gerçekleşecek son büyük savaşı ifade eder. Bu savaştan sonra İsa’nın dünyaya geri döneceğine inanılır. ABD’de güçlü bir siyasi tabana sahip olan evangelist Hristiyan hareketleri, modern İsrail devletinin varlığını bu kıyamet senaryosunun merkezinde görür. Bu görüşe göre: Yahudilerin İsrail’de toplanması Orta Doğu’da büyük bir savaş çıkması Kudüs’ün merkezi rol oynaması kıyamet sürecinin başlangıcı olarak yorumlanır. Bu görüş, özellikle Amerikan sağ siyasetinde etkili olan bazı evangelist gruplar tarafından uzun süredir savunuluyor. Son günlerde ortaya çıkan iddialara göre bazı ABD askeri yetkilileri, İran’a karşı yürütülen operasyonların “Tanrı’nın planının bir parçası olduğunu” ve Armageddon sürecini başlatabileceğini askerlere anlatmış durumda. Amalek söylemi: Tevrat’taki “mutlak düşman” anlatısı İsrail siyasetinde zaman zaman kullanılan bir diğer dini referans ise Amalek kavramı. Tevrat’ta Amalek, İsrailoğullarının tarihsel düşmanı olarak anlatılan bir topluluğu ifade eder. Dini metinlerde Amalek’e karşı verilen savaşlar, mutlak ve varoluşsal bir mücadele olarak tasvir edilir. Modern siyasi söylemde bazı İsrailli liderlerin İran veya Filistin’i “Amalek” ile kıyasladığı görülüyor. Bu benzetme, karşı tarafı teolojik olarak “yok edilmesi gereken düşman” konumuna yerleştirdiği için uluslararası kamuoyunda ciddi tartışmalara neden oluyor. ABD Temsilciler Meclisi Başkanı’nın dini söylemleri ABD’de evangelist kimliğiyle bilinen Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson da daha önce yaptığı açıklamalarda ABD’nin İsrail’i desteklemesinin dini bir sorumluluk olduğunu söylemişti. Johnson, “Tanrı’nın İsrail’i destekleyen ulusları kutsayacağına inanıyorum” diyerek ABD’nin İsrail’e desteğini inanç temelli bir çerçevede değerlendirmişti. Son günlerde sosyal medyada dolaşıma giren bazı açıklamalarda ise İran’ın ve İsrail karşıtı güçlerin “yanlış veya şeytani bir inanca sahip olduğu” yönünde ifadeler kullanıldığı iddia edildi. Bu söylem, dini referansların siyasi söyleme nasıl dahil edildiğine dair yeni bir tartışma yarattı. Jeopolitik mi, teolojik motivasyon mu? Uzmanlara göre İsrail’in Orta Doğu politikaları öncelikle güvenlik ve stratejik çıkarlar üzerinden şekilleniyor. Ancak hem İsrail’de hem de ABD’de bazı siyasi ve dini grupların kullandığı Armageddon ve Amalek gibi kavramlar, savaşın teolojik bir anlatı üzerinden de meşrulaştırıldığı eleştirilerini güçlendiriyor. Özellikle evangelist lobilerin ABD siyasetinde etkili olması, İsrail’e verilen askeri ve siyasi desteğin arka planında dini motivasyonların da rol oynayabileceği yönündeki tartışmaları büyütmüş durumda. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Ortadoğu’da alarm seviyesi yükseldi: ABD’den İsrail’de tahliye adımı Haber

Ortadoğu’da alarm seviyesi yükseldi: ABD’den İsrail’de tahliye adımı

ABD’nin İsrail’deki diplomatik misyonunda görev yapan bazı personel ve ailelerine ülkeyi terk etme izni verilmesi, Washington-Tahran hattındaki gerilim tartışmalarını yeniden alevlendirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın güvenlik risklerini gerekçe gösterdiği karar, bölgede olası askeri tırmanma ihtimali üzerine yeni değerlendirmelere yol açtı. Tahliye izni güvenlik riskleri gerekçesiyle verildi ABD’nin ABD'nin İsrail Büyükelçiliği tarafından yapılan açıklamada, acil görevlerde bulunmayan hükümet personeli ile aile üyelerinin İsrail’den ayrılmasına izin verildiği duyuruldu. Kararın, bölgede yaşanan güvenlik gelişmeleri sonrası alındığı belirtildi. Açıklamada, gelişmelere bağlı olarak diplomatik personelin İsrail’in bazı bölgelerine, Kudüs’ün Eski Şehir bölgesine ve işgal altındaki Batı Şeria’ya seyahatlerinin kısıtlanabileceği ya da yasaklanabileceği ifade edildi. Ticari uçuşların sürdüğü dönemde personelin ayrılma seçeneklerini değerlendirmesi istendi. Büyükelçiden “erken plan yapın” mesajı ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin personele gönderdiği e-postada, ülkeden ayrılmak isteyenlerin planlamayı geciktirmemesi yönünde uyarıda bulunduğu aktarıldı. Büyükelçinin, mesajında tahliye çağrısının önlem amaçlı olduğunu vurguladığı ve Ben-Gurion Havalimanı üzerinden farklı destinasyonlara seyahat seçeneklerinin değerlendirilmesini istediği belirtildi. Mesajda panik yapılmaması gerektiği ifade edilirken, hızlı planlama yapılmasının önemine dikkat çekildi. İran gerilimi tartışmaları yeniden gündemde Kararın, İsrail ile İran arasında son dönemde artan gerilim bağlamında değerlendirildiği belirtiliyor. Diplomatik misyonların güvenlik önlemlerini artırması, bölgede askeri risk algısının yükseldiğine dair işaretlerden biri olarak yorumlanıyor. Uzmanlar, bu tür tahliye izinlerinin doğrudan bir savaş göstergesi anlamına gelmediğini ancak olası kriz senaryolarına karşı hazırlık kapsamında uygulandığını vurguluyor. Diplomatik adımlar yakından izleniyor ABD’nin attığı adım, Ortadoğu’da güvenlik dengeleri ve diplomatik hareketlilik açısından dikkatle takip ediliyor. Bölgedeki gelişmelerin seyrine bağlı olarak diplomatik temsilciliklerin yeni önlemler alabileceği ifade ediliyor. Tahliye izninin geçici mi yoksa daha kapsamlı bir güvenlik planının parçası mı olduğu netlik kazanmazken, Washington ile Tahran arasındaki gerilimin bölgesel etkileri önümüzdeki günlerde yakından izlenecek. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Orta Doğu’nun yeni haritası “İbrahim Düzeni” mi? Haber

Orta Doğu’nun yeni haritası “İbrahim Düzeni” mi?

İbrahim Anlaşmaları sadece diplomatik değil, stratejik bir düzen öneriyor Mümtaz’er Türköne’ye göre “İbrahim Düzeni”, İbrahim Anlaşmaları’nın ötesinde, Orta Doğu’da kalıcı bir statükoyu hedefleyen geniş bir stratejiyi ifade ediyor. Bu düzen, İsrail’in bölgedeki meşruiyetini artırmayı, ABD’nin denetiminde yeni bir siyasal denge kurmayı ve İran’ı bu denklemin dışında tutmayı amaçlıyor. Türköne, bu tablonun Türkiye’nin de içinde yer aldığı uzun vadeli bir gelecek tasavvuru sunduğunu vurguluyor. Dinin sembolik gücü yeni bir teostratejiye dönüşüyor Yazıda, “İbrahim” figürünün sadece dini değil, siyasal ve toplumsal bir manivela haline geldiğine dikkat çekiliyor. Türköne, üç semavi dini birleştiren bu sembolün, Orta Doğu’da yeni bir düzenin meşruiyet zemini olarak kullanıldığını belirtiyor. Bu bağlamda Kudüs’ün tarihsel ve inançsal rolü, çatışmaların merkezinde yer almaya devam ediyor. Osmanlı mirasıyla kurulan tarihsel gönderme dikkat çekiyor Türköne, “İbrahim Düzeni”nin yeni bir icat olmadığını, Osmanlı’nın Kudüs’te bıraktığı mirasla tarihsel bir derinliğe sahip olduğunu savunuyor. Kanuni Sultan Süleyman’ın Kudüs surlarına yazdırdığı “Lâ ilâhe illallah, İbrahim halîlullah” kitabesini hatırlatan yazar, bu ifadenin üç dini bir arada koruma anlayışını simgelediğini aktarıyor. Orta Doğu, Türkiye–İsrail denklemi etrafında sıkışıyor Yazıya göre İran’ın etkisinin azalması ve Arap ülkelerinin ABD çizgisine yaklaşmasıyla Orta Doğu, giderek Türkiye ve İsrail eksenli bir dengeye sürükleniyor. Türköne, ABD’nin bu süreçte belirleyici aktör olduğunu, özellikle Donald Trump döneminde Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin pragmatik bir uyum zemininde ilerlediğini ifade ediyor. Kürt sorunu bu yeni düzenin kritik başlıklarından biri Mümtaz’er Türköne, Kürt sorununun “İbrahim Düzeni”nin temel parametrelerinden biri olduğunu belirtiyor. Yazıda, Suriye Kürtlerinin ABD tarafından Türkiye’nin inisiyatifine bırakıldığına dair işaretlere dikkat çekiliyor. Türköne, Türkiye’nin bu süreci bir güvenlik meselesi olarak değil, kalıcı bir çözüm fırsatı olarak ele alması gerektiğini savunuyor ve “Türkiye’nin kaderi Kürtlerle özdeştir” değerlendirmesinde bulunuyor. İktidar dengeleri ve iç siyaset de bu büyük fotoğraftan bağımsız değil Yazıda, ABD’nin güçlü liderlerle çalışmayı tercih eden yaklaşımının Türkiye iç siyasetine etkilerine de değiniliyor. Türköne, Trump’ın mevcut iktidarla uyumlu ilişkiler kurarken, Türkiye’nin kendi iç dinamikleriyle oluşacak bir iktidar değişimine de müdahale etmeyeceği görüşünü aktarıyor. “İbrahim Düzeni” Türkiye toplumunu doğrudan ilgilendiriyor Mümtaz’er Türköne, yazısını şu vurguyla tamamlıyor: İbrahim Düzeni; bölgeyi, Türkiye toplumunu, iç politikayı ve Kürt sorununu derinden etkileyecek bir çerçeve sunuyor. Bu nedenle Türkiye’nin, ideolojik reflekslerden uzak, bu düzenin temel taşlarını ve işleyiş mantığını iyi okuması gerektiğini belirtiyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.