SON DAKİKA

#Kültür

HABER DEĞER - Kültür haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kültür haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Şiddetin hiçbir mazereti olamaz Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Şiddetin hiçbir mazereti olamaz

Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Çekmeköy’de öğrencisinin bıçaklı saldırısı sonucu yaşamını yitiren öğretmen Fatma Nur Çelik hakkında ilk açıklamasını yaptı. Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen törende konuşan Erdoğan, yaşanan olayı “menfur saldırı” olarak nitelendirdi. Erdoğan, “Dün İstanbul Çekmeköy’de bir lisede uğradığı saldırıda vefat eden Fatma Nur Çelik öğretmenimize Rabbimden rahmet diliyorum. Ailesine, yakınlarına ve eğitim camiamıza başsağlığı temenni ediyorum. Elleri öpülesi öğretmenlerimize yönelik şiddetin hiçbir gerekçesi, hiçbir mazereti olamaz” ifadelerini kullandı. Öğretmenlere yönelik şiddetin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Erdoğan, eğitimcilerin toplumun en kıymetli değerleri arasında yer aldığını belirtti. “Bırakın şiddeti, öğretmene saygısızlık etmek bile kültürümüzde ve inancımızda kabul edilemez” diyen Erdoğan, olayın tüm yönleriyle inceleneceğini ifade etti. Cumhurbaşkanı, Başsavcılık ve Adalet Bakanlığı tarafından idari soruşturma başlatıldığını açıklayarak, “Milletçe hepimizi hüzne boğan bu olayın üzerine kararlılıkla gidilecek, failin hak ettiği cezayı alması için gereken mutlaka yapılacaktır” dedi. Saldırıda yaralanan öğretmen ve öğrenciye de acil şifalar diledi. Fatma Nur Çelik’in ölümü, eğitim kurumlarında güvenlik ve öğretmenlere yönelik şiddet konusunu yeniden gündeme taşırken, kamuoyunda eğitim ortamlarının daha güvenli hale getirilmesi yönünde çağrılar yükseliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

“Sarı Mercedes Bayram”dan “Meta Faşizm”e: Karl Marx üzerinden yeni bir kültürel tartışma Haber

“Sarı Mercedes Bayram”dan “Meta Faşizm”e: Karl Marx üzerinden yeni bir kültürel tartışma

Son günlerde sosyal medya platformlarında ve çeşitli düşünce forumlarında dikkat çeken bir tartışma başlığı öne çıktı: “Sarı Mercedes Bayram karakteri ve meta faşizm.” Tartışmanın merkezinde, edebiyatın unutulmaz karakterlerinden Bayram ile Karl Marx’ın meta kuramı arasında kurulan ilişki yer alıyor. Kullanıcılar, bir roman karakteri üzerinden günümüz toplumundaki tüketim pratiklerini ve ideolojik yönelimleri değerlendirmeye başladı. Bayram’ın Mercedes’i: Bir sınıf atlamanın sembolü mü? Sarı Mercedes romanının başkahramanı Bayram, Almanya’da çalışarak bir Mercedes sahibi olmayı hayal eden bir karakter olarak edebiyat tarihinde yer edindi. Roman, Türkiye’den Avrupa’ya giden işçilerin hayallerini, sınıf atlama arzusunu ve modernleşme sürecinin yarattığı kimlik gerilimlerini konu ediniyor. Bayram için Mercedes yalnızca bir otomobil değil; itibarın, başarının ve “başarmış olmanın” somut bir göstergesi. Edebiyat eleştirmenlerine göre Bayram’ın Mercedes tutkusu, bireysel bir hırsın ötesinde, dönemin toplumsal dönüşümünü ve sınıf bilincindeki kırılmaları simgeliyor. Özellikle 1980’ler Türkiye’sinde Avrupa’ya göç ve tüketim kültürünün yükselişi, romanın arka planını oluşturuyor. Karl Marx ve “Meta” kavramı Karl Marx, kapitalist üretim biçimini analiz ederken “meta” kavramını merkeze almış ve özellikle “meta fetişizmi” üzerinden toplumsal ilişkilerin nesneler aracılığıyla gizlenmesini eleştirmişti. Das Kapital adlı eserinde Marx, kapitalist toplumda insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerin, metalar üzerinden görünür hale geldiğini; emeğin ve sömürünün ise bu nesnelerin arkasında görünmezleştiğini savunur. Meta fetişizmi kavramı, bir ürünün yalnızca kullanım değeriyle değil, toplumsal anlamı ve sembolik değeriyle de önem kazanmasını ifade eder. Bu çerçevede Bayram’ın Mercedes’e yüklediği anlam, Marx’ın teorisiyle ilişkilendirilerek yeniden yorumlanıyor. “Meta Faşizm” nedir? Tartışmalarda öne çıkan bir diğer kavram ise “meta faşizm.” Akademik literatürde yerleşik bir terim olmamakla birlikte, sosyal medya kullanıcıları bu ifadeyi; tüketim kültürünün aşırı yüceltilmesi, kimliğin tamamen sahip olunan nesneler üzerinden tanımlanması ve bunun toplumsal baskı unsuru haline gelmesi anlamında kullanıyor. Bazı yorumculara göre, bireyin değerini sahip olduğu markalar, araçlar ya da maddi göstergeler üzerinden belirleyen anlayış; görünmez ama güçlü bir toplumsal hiyerarşi yaratıyor. Bu durum, ekonomik eşitsizlikleri derinleştirirken sembolik bir üstünlük düzeni kuruyor. Bayram karakteri üzerinden güncel okuma Bayram karakteri, Marx’ın meta analizinin edebiyattaki somut örneklerinden biri olarak okunabilir. Bayram’ın Mercedes’e ulaşma çabası, emeğin metaya dönüşüm sürecini ve bireyin kendini nesne üzerinden tanımlama arzusunu yansıtıyor. Tartışmalar, bu arzunun günümüzde sosyal medya ve marka kültürüyle daha görünür hale geldiğini vurguluyor. Sosyologlar, özellikle genç kuşaklar arasında kimlik inşasının büyük ölçüde tüketim pratikleri üzerinden şekillendiğini belirtiyor. Lüks araçlar, pahalı telefonlar ve marka kıyafetler, yalnızca kullanım amacıyla değil, statü göstergesi olarak da önem kazanıyor. Kültür, edebiyat ve siyaset arasında yeni bir bağ “Sarı Mercedes Bayram” ve “meta faşizm” başlığı, edebiyat metinlerinin güncel ideolojik tartışmalara nasıl zemin hazırlayabildiğini bir kez daha gösterdi. Karl Marx’ın 19. yüzyılda ortaya koyduğu meta kuramı, 21. yüzyılın dijital ve tüketim odaklı dünyasında yeniden yorumlanıyor. Uzmanlara göre bu tür tartışmalar, klasik metinlerin ve kuramların güncel toplumsal meselelerle ilişkilendirilmesi açısından önemli bir düşünsel alan açıyor. Bayram’ın sarı Mercedes’i ise yalnızca bir roman detayı olmaktan çıkarak, tüketim kültürünün sembolik bir göstergesi haline geliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Macar Diplomatlar İstanbul’da Temaslarda Bulundu: Kültür ve Eğitim İş Birlikleri Masada Haber

Macar Diplomatlar İstanbul’da Temaslarda Bulundu: Kültür ve Eğitim İş Birlikleri Masada

Macaristan İstanbul Başkonsolosu László Keller ile Macaristan Fahri Konsolosu Osman Şahbaz, İstanbul’da Fatih Belediyesi ve Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi’ne resmi ziyaretlerde bulundu. Görüşmelerde kültür, sanat, eğitim ve uluslararası akademik iş birliği başlıkları öne çıktı. Fatih Belediyesi’nde kültür diplomasisi vurgusu Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan’ın ev sahipliğinde gerçekleşen ziyarette, uluslararası temasların yerel yönetim projelerine katkısı değerlendirildi. Başkan Turan, Fatih’te yürütülen kültür, sanat ve eğitim çalışmalarının uluslararası iş birlikleriyle güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti. Program kapsamında Nusret Çolpan Sanat Galerisi’nde İbrahim Safi’nin eserlerinden oluşan “Safİstanbul” retrospektif sergisi incelendi, Fatih Merkez Kütüphanesi ziyaret edilerek yürütülen çalışmalar hakkında bilgi paylaşıldı. Ziyarette ayrıca Macaristan’ın Szekszárd kenti ile olası kardeş şehir programı da gündeme geldi. Görüşmelerin şehirler arası kültürel diyalog ve kurumsal ilişkilerin geliştirilmesi açısından önemli bir temas olduğu belirtildi. Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi’nde akademik iş birliği görüşmesi Macar diplomatlar programın devamında Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Osman Develioğlu ve Rektör Prof. Dr. Adem Akçakaya ile bir araya geldi. Görüşmede yükseköğretimde uluslararasılaşma, akademik hareketlilik ve sağlık alanında ortak projeler ele alındı. Rektör Akçakaya, Budapeşte’de bulunan Semmelweis Üniversitesi ile üniversiteler arası temasların küresel bilgi üretimi açısından önem taşıdığını vurgularken, Mütevelli Heyet Başkanı Develioğlu da uluslararasılaşma vizyonu doğrultusunda somut adımların değerlendirildiğini ifade etti. Kardeş şehir ve eğitim temelli iş birliği mesajı Macaristan Fahri Konsolosu Osman Şahbaz ise ziyaretlerin kültür, eğitim, şehirleşme ve kalkınma alanlarında iş birliğini güçlendirdiğini belirterek iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin bu temaslara zemin oluşturduğunu dile getirdi. Ziyaret programı, karşılıklı iyi niyet mesajlarının ardından sona erdi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Türkiye bu ay ne okudu? Yerli yazarlar zirvede, dünya edebiyatı listelerde güçlü Haber

Türkiye bu ay ne okudu? Yerli yazarlar zirvede, dünya edebiyatı listelerde güçlü

Türkiye genelinde Ocak ayında en çok okunan kitaplar, okuma alışkanlıklarının hem duygusal derinliği olan romanlara hem de evrensel temalara yöneldiğini ortaya koydu. Zülfü Livaneli ve Ayfer Tunç gibi usta kalemler listenin üst sıralarında yer alırken, dünya edebiyatından güçlü eserler de okurdan yoğun ilgi gördü. Ayın en çok okunan kitabı, Zülfü Livaneli’nin “Bekle Beni” adlı romanı oldu. İnsan ilişkileri, hafıza ve geçmişle yüzleşme temalarıyla dikkat çeken eser, geniş bir okur kitlesine ulaşarak listenin zirvesine yerleşti. Livaneli, güçlü anlatımı ve toplumsal duyarlılığıyla bir kez daha Türkiye’nin en çok okunan yazarları arasındaki yerini korudu. Listede üst sıralarda yer alan bir diğer yerli eser ise Ayfer Tunç’un “Annemin Uyurgezer Geceleri” oldu. Aile ilişkilerini ve bireysel kırılmaları yalın ama çarpıcı bir dille ele alan roman, özellikle edebi derinlik arayan okurların ilgisini çekti. Yabancı eserler arasında Çinli yazar Yu Hua’nın “Yaşamak” adlı romanı öne çıktı. İnsan hayatının kırılganlığını ve hayatta kalma mücadelesini sade bir anlatımla aktaran eser, Türkiye’de de en çok okunanlar arasında yer aldı. Bulgar yazar Georgi Gospodinov’un “Bahçıvan ve Ölüm” adlı kitabı ise varoluş, yas ve zaman kavramları üzerine derinlikli anlatımıyla dikkat çekti. Eser, edebiyat okurları arasında güçlü bir karşılık buldu. Listelerde yalnızca edebi romanlar değil, kişisel gelişim ve popüler kurgu eserleri de yer aldı. James Clear’ın “Atomik Alışkanlıklar” adlı kitabı, uzun süredir olduğu gibi bu ay da en çok okunanlar arasında bulunurken; Matt Haig’in “Gece Yarısı Kütüphanesi” ve R.F. Kuang’ın “Sarı Yüz” adlı romanları geniş bir okur kitlesine ulaştı. Ayrıca Sabahattin Ali’nin klasik eseri “Kürk Mantolu Madonna”, yıllar geçmesine rağmen listelerdeki yerini koruyarak zamansız bir okur ilgisi olduğunu bir kez daha gösterdi. Ocak ayı verileri, Türkiye’de okurun hâlâ güçlü hikâyeler ve derin karakterler aradığını ortaya koydu. Yerli edebiyatın ağırlığı dikkat çekerken, evrensel temalara sahip dünya edebiyatı eserlerinin de kalıcı bir okur kitlesi olduğu görülüyor. Uzmanlara göre bu tablo, okuma kültüründe çeşitliliğin ve edebi seçiciliğin arttığını gösteriyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Kamu diplomasisi artık stratejik bir güç Haber

Kamu diplomasisi artık stratejik bir güç

İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Kamu Diplomasisi Koordinasyon Kurulu’nun 6’ncı toplantısının gerçekleştirildiğini belirterek, kamu diplomasisinin dezenformasyonla mücadelenin ve stratejik iletişimin merkezinde yer aldığını vurguladı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Kamu Diplomasisi Koordinasyon Kurulu’nun 6’ncı toplantısının yapıldığını açıkladı. Sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Duran, toplantının hayırlara vesile olmasını dileyerek emeği geçenlere teşekkür etti. Kamu diplomasisinin, iletişimin bir silah gibi kullanıldığı günümüzde kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Duran, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde güvenli ve etkili iletişim ekosistemleri kurduğunu, dezenformasyonla kararlı bir şekilde mücadele ettiğini ifade etti. Temiz bir iletişim ekosistemi oluşturmanın zorunluluk olduğunu belirten İletişim Başkanı Burhanettin Duran, bu kapsamda sporculardan sanatçılara, diplomatlara ve sivil aktörlere kadar toplumun tüm kesimleriyle iş birliği yapıldığını ifade ederek, Türkiye’nin coğrafi ve tarihî konumunun hem fırsatlar hem de sınamalar barındırdığını dile getirdi. Duran, Gazze’deki saldırılar, Rusya-Ukrayna Savaşı ve bölgesel krizlerde Türkiye’nin barış ve istikrar için aktif rol üstlendiğini söyledi. Savunma sanayisinden kültür, medya ve sanat alanlarına kadar birçok unsurun kamu diplomasisine katkı sunduğunu belirten Duran, Türkiye’nin hikâyesinin kendi değerlerinden hareketle evrensel bir dille anlatılması gerektiğini ifade etti. Duran ayrıca, 2024-2029 Türkiye Kamu Diplomasi Stratejisi Belgesi ile stratejik iletişim, dijitalleşme ve dezenformasyonla mücadelede yol haritasının belirlendiğini aktardı. Bu kapsamda hayata geçirilen Kamu Diplomasisi İzleme Sistemi (KADİZ) ile kamu kurumlarının faaliyetlerinin dijital ortamda izlendiğini belirten Duran, sistem sayesinde 139 ülkede yürütülen çalışmaların analiz edilebildiğini vurguladı. “Türkiye, Türkiye’den büyüktür” mottosuyla barış, istikrar ve adaleti önceleyen söylemlerin uluslararası alanda güçlendirildiğini ifade eden Duran, insani yardım faaliyetleri, dizi ve sinema sektörü ile kültürel unsurların da kamu diplomasisinin önemli araçları arasında yer aldığını kaydetti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Gençler podcastleri neden bu kadar seviyor? Haber

Gençler podcastleri neden bu kadar seviyor?

Dijital çağın sesli hikâye anlatımı olan podcastler, gençler için yalnızca bir eğlence aracı değil; öğrenmenin, rahatlamanın ve kendini ait hissetmenin de yeni yolu. Otobüste, yürürken, ders çalışırken ya da gece uyumadan önce… Podcast, gençlerin gündelik hayatına sessizce ama güçlü biçimde yerleşmiş durumda. Bilgi, eğlence ve iyi hissetme arayışı Gençler podcast dinlerken çok katmanlı bir beklentiyle kulaklıklarını takıyor. Araştırmalar, gençlerin önemli bir bölümünün podcastleri “bir konu hakkında bilgi sahibi olmak” ve “iyi vakit geçirmek” amacıyla dinlediğini gösteriyor. Ancak mesele yalnızca öğrenmek ya da gülmekle sınırlı değil. Podcastler, yoğun gündem ve sürekli ekran maruziyeti arasında gençler için bir nefes alma alanı yaratıyor. Özellikle pandemi sonrası dönemde yapılan çalışmalarda, podcastlerin gençlerde yalnızlık hissini azalttığı, dinleyicilerle sunucular arasında kurulan parasosyal bağlar sayesinde bir “topluluk duygusu” yarattığı vurgulanıyor. Kulaklıktan gelen tanıdık bir ses, birçok genç için günün en sakin anına eşlik ediyor. Hangi türler öne çıkıyor? Gençlerin podcast tercihleri incelendiğinde eğlence merkezli ama aynı zamanda anlam arayışını besleyen türlerin öne çıktığı görülüyor. Komedi ve mizah, gençler arasında hâlâ zirvede. Günlük hayatın stresini dağıtan sohbet formatları, “arkadaş muhabbeti” hissi yaratarak dinleyiciyi içine çekiyor. Bunun hemen ardından kişisel gelişim, psikoloji, ilişkiler ve gerçek suç (true crime) geliyor. Özellikle suç hikâyeleri, dramatik anlatımı ve merak duygusunu canlı tutan yapısıyla gençlerin dikkatini çekiyor. Türkiye’de ve dünyada bu türdeki podcastlerin sadık bir genç dinleyici kitlesi bulunuyor. Müzik ve kültür temalı yayınlar ise gençlerin kimlik inşasına eşlik eden bir başka alan. Sanat, popüler kültür ve gündelik hayat üzerine yapılan sohbetler, podcastleri sadece “dinlenen” değil, paylaşılan bir içerik haline getiriyor. Zihinsel sağlık üzerindeki etkisi Podcastlerin gençler üzerindeki en dikkat çekici etkilerinden biri de iyi hissetme hali. Araştırmalar, gençlerin önemli bir bölümünün podcast dinlerken rahatladığını, zihinsel olarak gevşediğini ve daha pozitif hissettiğini ortaya koyuyor. Özellikle kişisel gelişim ve psikoloji odaklı yayınlar, gençlerin kendi duygularını anlamlandırmasına yardımcı oluyor. Öte yandan uzmanlar, podcast dinlemenin her an ve her ortamda yapılmasının dikkat dağınıklığı yaratabileceğine de dikkat çekiyor. Çoklu görev sırasında bilinçsiz dinleme, odaklanmayı zorlaştırabiliyor. Ancak bilinçli ve seçici bir dinleme alışkanlığı, podcasti gençler için destekleyici bir zihinsel araç haline getiriyor. Rakamlar ne söylüyor? Podcast dinleme oranları hem Türkiye’de hem dünyada hızla artıyor. Genç nüfus, bu yükselişin lokomotifi konumunda. Türkiye’de 12–34 yaş grubunun büyük bir kısmı son bir ayda en az bir podcast dinlediğini belirtirken, ABD ve Avrupa’da da benzer oranlar dikkat çekiyor. Dijital sesli içerik, gençlerin medya tüketiminde artık merkezi bir yerde duruyor. Gençlerin favori podcastleri Türkiye’de gençlerin sıkça takip ettiği podcastler arasında mizah ve kişisel gelişim ağırlıklı yapımlar öne çıkıyor. Meksika Açmazı, Merdiven Altı Terapi, Kendine İyi Davran ve Karanlık Dosyalar gençler arasında en çok konuşulan yapımlar arasında yer alıyor. Global ölçekte ise Serial, TED Talks Daily ve Stuff You Should Know gibi programlar, gençlerin podcast dünyasına giriş kapısı olmayı sürdürüyor. Kulaktan kalbe uzanan bir mecra Podcastler, gençler için artık sadece bir “arka plan sesi” değil. Bilgiyle eğlenceyi, samimiyetle ilhamı bir araya getiren bu mecra; gençlerin hem kendileriyle hem de dünyayla kurduğu ilişkiyi yeniden şekillendiriyor. Kulaklıklar takılıyor, ekranlar kapanıyor ve gençler kendi ritimlerinde bir anlatının içine giriyor. Podcast tam da bu yüzden, dijital çağın en sessiz ama en etkili medyalarından biri olmaya devam ediyor. Azra YILMAZ

Amasya’da Fenikelilerin izine rastlandı: İnsan başlı cam boncuklar ve küpten bebek mezarları bulundu Haber

Amasya’da Fenikelilerin izine rastlandı: İnsan başlı cam boncuklar ve küpten bebek mezarları bulundu

Oluz Höyük’te yürütülen arkeolojik kazılarda, Doğu Akdeniz’den Akdeniz havzasına yayılan Fenikelilerin izlerine rastlandı. Kazı Başkanı Şevket Dönmez, Kartaca’dan geldiği anlaşılan insan başlı cam boncuklar ile Fenike geleneğini yansıtan bebek mezarlarının keşfedildiğini açıkladı. Kartaca’dan Orta Anadolu’ya uzanan izler Kazı Başkanı Dönmez, Oluz Höyük’te bulunan cam boncukların, Fenikelilerin önemli şehir devletlerinden Kartaca ile bağlantılı olduğunu belirtti. İnsan başı formundaki bu boncukların, Fenike cam işçiliğinin karakteristik örnekleri arasında yer aldığı ifade edildi. Anadolu’da benzeri olmayan küp bebek mezarları Kazılarda en dikkat çekici bulgulardan biri ise küpler içine yerleştirilmiş bebek ve cenin mezarları oldu. Sayıları sekizi bulan bu mezarların, Anadolu arkeolojisinde bugüne kadar benzerine rastlanmadığı vurgulandı. Mezarların belirli aralıklarla ve düzenli şekilde konumlandırılması, bilinçli bir ritüeli işaret ediyor. Fenike tapınak mimarisiyle benzerlik Oluz Höyük’te ortaya çıkarılan Kubaba kutsal alanının planının, Arami ve Fenike tapınaklarıyla büyük benzerlik taşıdığı belirtildi. İnce uzun, megaroid planlı yapı, Fenikelilerin mimari etkisinin Orta Anadolu’ya kadar ulaştığını gösteren önemli bir kanıt olarak değerlendiriliyor. Kurban geleneği ihtimali bilimsel incelemede Bebek mezarlarının, Fenike dünyasında bilinen ve “Tophet” olarak adlandırılan çocuk kurban etme geleneğiyle bağlantılı olabileceği ihtimali üzerinde duruluyor. Prof. Dr. Dönmez, bu iddiaların kesinlik kazanması için antropolojik ve bilimsel analizlerin tamamlanması gerektiğini vurguladı. 3 bine yakın eser müzeye teslim edildi Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “Geleceğe Miras” projesi kapsamında sürdürülen kazılarda bugüne kadar gün yüzüne çıkarılan yaklaşık 3 bin eserin Amasya Müzesi’ne teslim edildiği bildirildi. Bu keşifler, Fenikelilerin yalnızca kıyı şeridiyle sınırlı kalmadığını, Anadolu’nun iç bölgeleriyle de güçlü kültürel ve ticari bağlar kurduğunu ortaya koyuyor.

“Gelecek, çocukların ahlaki pusulasıyla şekillenir”: Xi Jinping’den gençlere stratejik vurgu Haber

“Gelecek, çocukların ahlaki pusulasıyla şekillenir”: Xi Jinping’den gençlere stratejik vurgu

Xi Jinping, çocukların ve gençlerin ahlaki gelişimini stratejik görev olarak tanımladı Xi Jinping, 18 yaş altı çocuklar ve gençlere yönelik zihinsel ve ahlaki gelişim çalışmalarının Çin’in uzun vadeli toplumsal istikrarı ve kalkınması açısından hayati önemde olduğunu ifade etti. Xi, bu çalışmaların geçici politikalarla değil, sürdürülebilir ve bütüncül bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiğinin altını çizdi. “Sağlam bir toplumsal ortam ortak sorumluluktur” Çin Cumhurbaşkanı, çocukların ve gençlerin sağlıklı bireyler olarak yetişebilmesi için yalnızca ailelerin değil, eğitim kurumlarının, yerel yönetimlerin ve toplumun tüm kesimlerinin sorumluluk alması gerektiğini belirtti. Xi, ahlaki değerleri güçlendiren, zihinsel gelişimi destekleyen güvenli bir toplumsal ortamın ortak çabayla inşa edilmesi gerektiğini vurguladı. Gelecek kuşaklar, ülkenin uzun vadeli istikrarının anahtarı olarak görülüyor Xi Jinping’in açıklamaları, Çin yönetiminin çocuklar ve gençler üzerinden toplumsal yapı ve değerler sistemini güçlendirmeye yönelik yaklaşımını bir kez daha ortaya koydu. Çin yönetimi, genç kuşakların ahlaki ve zihinsel donanımının, ülkenin gelecekteki ekonomik, sosyal ve kültürel istikrarının temel belirleyicilerinden biri olduğu görüşünü sürdürüyor. Xi’nin bu vurgusu, Çin’de eğitim, kültür ve toplumsal politikaların önümüzdeki dönemde çocuklar ve gençler ekseninde daha da yoğunlaşacağının güçlü bir işareti olarak değerlendiriliyor.

“İzmir Fotoğrafhanesi” sergisi, fotoğrafçılık tarihine ışık tutacak Haber

“İzmir Fotoğrafhanesi” sergisi, fotoğrafçılık tarihine ışık tutacak

Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM) “İzmir Fotoğrafhanesi-Görsel Hafızanın İnşası (1840-1922)” başlıklı sergiye ev sahipliği yapacak. 11 Aralık 2025 tarihinde açılacak sergide İzmir’in fotoğrafçılık tarihi sergilenecek. İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM), kent tarihi sergilerine bir yenisini daha ekledi. “İzmir Fotoğrafhanesi-Görsel Hafızanın İnşası (1840-1922)” sergisi 11 Aralık’ta ziyaretçileriyle buluşuyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi’ne bağlı Kent Arşivi ve Müzeler Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve İzmir’in fotoğrafçılık tarihini anlatan serginin küratörlüğünü İzmir kent tarihi üzerine yürüttüğü araştırma ve koleksiyonlarıyla tanınan Aybala Yentürk, proje genel koordinatörlüğünü ise kent tarihi ile ilgili araştırmaları ve yayımlanmış kitapları bulunan Dr. Serhan Kemal Saygı üstlendi. 13 Aralık 2026 tarihine kadar açık olacak sergi hafta içi 09.00-17.00, hafta sonu ise 10.00-17.00 saatlerinde ziyaret edilebilecek. Sergi, pazartesi günleri ziyarete kapalı olacak. Koleksiyonlardan gün ışığına çıkanlar “İzmir Fotoğrafhanesi” sergisi, kentin görsel mirasını ilk kez bütüncül bir çerçevede ele alarak hem kentin hem de İzmirli fotoğrafçıların fotoğraf tarihindeki özgün konumunu görünür kılmayı amaçlıyor. Mert Rüstem, Nejat Yentürk, Ercüment Tahtakıran, Yavuz Çorapçıoğlu, Nazmi Şurgun ve Ömer Koç’un koleksiyonlarının yanı sıra Fabio Tito, Mark Giraud, Patrice Guiffray, Çevik Çullu ve Gökçen Adar’ın aile arşivlerinden ilk kez görülecek albüm ve fotoğraflar sergiye değer katıyor. APİKAM’ın kendi koleksiyonlarında yer alan ve bugüne kadar gün ışığına çıkmamış fotoğraflar da sergi kapsamında ilk kez izleyiciyle buluşuyor. İzmir, fotoğrafçılık tarihine geçiyor Zamanı ve mekânı durduran olağanüstü buluş fotoğraf, dünyaya ilan edildikten yalnızca üç ay sonra, Doğu’ya doğru yola çıkan Avrupalı gezginlerin eliyle İzmir’e ulaştı. Kent, kısa sürede öncü fotoğrafçıların rotasındaki duraklardan biri oldu. 1840 yılının Şubat ayında İzmir’e gelen gezginlerin, geminin güvertelerinde gerçekleştirdikleri başarılı dagerotip çekimleri, şehrin adını dünya fotoğraf tarihine kaydeden ilk kayıtlar arasında yer aldı. Böylece İzmir, fotoğrafın henüz emekleme döneminde bile uluslararası ilginin merkezlerinden biri olarak tarihe geçti. Gündelik yaşamın aynası “İzmir Fotoğrafhanesi” sergisi, yalnızca kentin manzaralarını değil, gündelik yaşamın ritmini ve İzmirlilerin görünürlüğünü de merkeze alıyor. Tanzimat’la birlikte modernleşen toplumun panoraması, fotoğrafhanelerin merceklerinden izlenebiliyor. Serginin önemli başlıklarından biri, Sultan II. Abdülhamit Dönemi’nde hazırlanan Yıldız Albümleri olacak. Albümlerdeki İzmir fotoğrafları büyük ölçüde İzmirli fotoğrafçıların üretimlerinden oluşuyor; bu da kente, imparatorluğun görsel belleğinde ayrıcalıklı bir konum kazandırıyor. Seyyahların gözde kenti Asya’nın Yedi Kilisesi’nden birine ev sahipliği yapan; Efes, Sardis ve Milet gibi antik merkezlere yakınlığıyla arkeologlardan mimarlık tarihçilerine; ressamlardan edebiyatçılara uzanan geniş bir keşif geleneğini besleyen İzmir, fotoğrafın ilk döneminde de merceğin doğal bir odağıydı. Sergi anlatısı, Osmanlı’nın ve Akdeniz’in en önemli liman kentlerinden biri olan İzmir’in yüzyıllar boyunca Batılı seyyahların gözde duraklarından biri olduğunun altını çiziyor ve bu çerçevede kenti odağına alan erken dönem “turistik” manzara çekimlerine geniş yer veriyor. Kayıp fotoğrafhanelerin İzinde İzmir’in fotoğrafçılık tarihindeki yerini araştırırken, Cumhuriyet öncesi İzmir fotoğrafçılığı üzerine kapsamlı bir çalışma yürütmek oldukça güç kabul ediliyor. Bunun en önemli nedenleri, yazılı kaynakların çok sınırlı olması ve 1922 Büyük İzmir Yangını’nın fotoğrafhaneleri yok etmiş olması olarak biliniyor. Nüfus kaybı ve stüdyoların ortadan kalkması, fotoğrafik hafızayı parçalara ayırırken, “İzmir Fotoğrafhanesi” sergisi farklı arşiv ve koleksiyonlarda korunan yüzlerce fotoğrafı bir araya getirerek bu parçalı hafızayı yeniden kuruyor. Serginin kurgusunda, İzmir fotoğrafhaneleri geniş bir çerçevede ele alınırken, kısa süreliğine faaliyet göstermiş olan fotoğrafçılar da bu bütünün bir parçası olarak değerlendiriliyor. Kentin çok kültürlü fotoğrafçılık geleneği 1850’lerden itibaren teknik gelişmeler, portre fotoğrafçılığını toplumsal bir alışkanlığa dönüştürdü. Osmanlı saray çevresinden Levanten ailelere; konsolosluk mensuplarından Rum ve Ermeni topluluklarına kadar geniş bir kesim portre çektirme kültürünü benimsedi. Müslüman toplumun suret üretimine temkinli yaklaşımı nedeniyle 19. yüzyıl boyunca fotoğrafçılık mesleği ağırlıkla gayrimüslimlerin elindeydi. Frenk, Rum ve Ermeni mahallelerinde yoğunlaşan stüdyolar, Avrupalı fotoğrafçıların yanı sıra İzmirli Levanten, Rum, Ermeni ve Yahudi fotoğrafçılar tarafından işletildi. Böylece kent, çok kültürlü bir görsel üretim ortamında kendi kimliğini belgelemiş oldu. Sergiden kitaba Serginin hazırlık sürecinde yürütülen kapsamlı araştırmalar bir kitapta toplanarak okurla buluşturulacak. Alanında önemli bir boşluğu dolduracağına inanılan bu çalışma, İzmir’in 80 yılı aşkın fotoğrafçılık mirası üzerine yapılan araştırmaları kalıcı ve güvenilir bir başvuru kaynağına dönüştürmeyi amaçlıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.