SON DAKİKA

#Kültür

HABER DEĞER - Kültür haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kültür haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Doç. Dr. Zeliha Bürtek: Çocuklar yetişkinlerin yapamadığını yapıyor Haber

Doç. Dr. Zeliha Bürtek: Çocuklar yetişkinlerin yapamadığını yapıyor

Toplumdaki çürümenin ilk olarak sokak hayvanlarıyla kurduğu ilişki sırasında görünür hale geldiğini anlatan Bürtek, artık Türkiye’de insanların birbirine güvenmediğini, kurumların çözüm üretmediğini ve toplumun ortak bir duygu etrafında buluşamadığını söyledi. Doç. Dr. Zeliha Bürtek, sosyal çürüme kavramını ilk kez sokak hayvanlarıyla ilgili çalışmaları sırasında fark ettiğini belirtti. Yaklaşık on yıldır hayvanlarla ilgili gönüllü çalışmalar yürüttüğünü anlatan Bürtek, mahallede, üniversitede ve belediyelerde karşılaştığı insan ilişkilerinin kendisini bu sonuca götürdüğünü söyledi. “Sosyal çürüme sokakta başladı” Bürtek, sokak hayvanları üzerinden toplumun her kesimiyle temas ettiğini belirterek, “Hayvanlarla ilişki kurduğunuzda belediyeyle, üniversiteyle, mahalleyle, esnafla, herkesle muhatap oluyorsunuz. Orada insanların iyilik karşısındaki tuhaf, baskılanmış ve sorunlu haliyle karşılaşıyorsunuz. Ben sosyal çürümeyi ilk kez burada gördüm” dedi. Sokakta yaşananların teorilerle açıklanamayacağını savunan Bürtek, akademide yapılan tartışmaların gündelik hayatın gerçekliğinden uzak olduğunu söyledi. Sosyal çürümenin, bir kuramın ya da ithal edilmiş kavramların değil, doğrudan yaşanan hayatın sonucu olduğunu ifade etti. “Türkiye’deki durumu Batı’nın kavramları açıklamıyor” Doç. Dr. Zeliha Bürtek, Türkiye’de yaşananların sıklıkla “anomi” gibi Batı merkezli kavramlarla açıklanmaya çalışıldığını ancak bunun gerçeği yansıtmadığını söyledi. Bürtek, “Bizde haklarıyla var olan bir birey de yok, ona karşılık veren bir kamu da yok. Bu yüzden Batı’daki toplumsal çözülme kavramlarını Türkiye’ye getirip yapıştırmak hiçbir şeyi açıklamıyor” diye konuştu. Bürtek’e göre Türkiye’de insanlar haklarıyla değil, yalnızca kimlikleriyle kamusal alanda var olmaya çalışıyor. Kadınların, öğretmenlerin ve farklı toplumsal kesimlerin haklarını almak için mücadele ettiğini belirten Bürtek, bu nedenle yaşanan sorunun yalnızca bir “kuşak çatışması” olarak görülemeyeceğini vurguladı. “Çocuklar asosyal değil, yetişkinlere had bildiriyor” Canlı yayının en dikkat çeken bölümlerinden biri, Doç. Dr. Zeliha Bürtek’in çocuklar ve gençler üzerine yaptığı değerlendirmeler oldu. Bürtek, çocukların içine kapanık ya da ilgisiz olmadığını, tam tersine yetişkinlerin kurduğu bozuk düzenin farkında olduklarını söyledi. “Çocuklar her şeyi görüyor. Anne ile baba arasındaki gerilimi, evdeki yoksulluğu, iş hayatındaki çıkmazı, televizyondaki şiddeti, siyasetteki dili görüyor. Bu yüzden çocuklar artık asosyal değil; tam tersine, yetişkinlerin yapamadığını yapan bir noktaya geldiler” diyen Bürtek, son dönemde gençlerin ve çocukların öfkesini de bu çerçevede değerlendirdi. Bürtek’e göre çocuklar bugün ailelerine, okula ve topluma “kendinize gelin” mesajı veriyor. Ancak yetişkinlerin suskunluğu nedeniyle bu mesaj giderek daha sert bir biçimde ortaya çıkıyor. “Yetişkin rica ediyor, çocuk bağırıyor” Toplumun suskunluğunun da sosyal çürümeyi derinleştirdiğini söyleyen Bürtek, insanların sansür, baskı ve gelecek kaygısı nedeniyle konuşamadığını belirtti. Bu nedenle yetişkinlerin acısını ve öfkesini “rica eden” bir dilin içine hapsettiğini savundu. “Acıyan bir insan rica etmez, bağırır. Ama bugün yetişkin bağırmıyor; rica ediyor, dolaylı konuşuyor, susuyor. Çocuk ise rica etmiyor. Çocuk bağırıyor, küfrediyor, tepki gösteriyor” ifadelerini kullanan Bürtek, son dönemde öğrencilerin ve gençlerin öne çıktığı protestoların da bu nedenle yaşandığını söyledi. Doç. Dr. Zeliha Bürtek, gençlerin ideolojik değil, özgürlük ve saygı arayışıyla hareket ettiğini savunarak, “Bu çocuklar kendi giyimlerinin, kimliklerinin, yaşam tarzlarının saygı gördüğü bir toplum istiyor” dedi. “Asıl sorun çocuklar değil, yetişkinlerin kaybettiği dünya” Bürtek, çocukların suçla, şiddetle ya da sosyal medyayla açıklanmasının yanlış olduğunu söyledi. Ona göre asıl problem, çocukların içinde büyüdüğü yetişkin dünyasının çökmesi. Ailelerin ekonomik baskı, işsizlik, güvencesizlik ve bozulmuş ilişkiler içinde yaşamaya çalıştığını belirten Bürtek, “Duygusal olarak çökmüş ebeveynler çocuk yetiştirmeye çalışıyor. Çocuklar da bunu görüyor. Bu yüzden çocukların yaşadığı kriz, yetişkinlerin krizinden bağımsız değil” dedi. Özellikle son dönemde çocuklar için “suça meyilli” gibi kavramların kullanılmasını eleştiren Bürtek, asıl sorulması gereken sorunun çocukların nasıl bu noktaya geldiği olduğunu ifade etti. “Okula polis koymak çözüm değil” Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in okullarda yeni güvenlik tedbirleri alınacağı yönündeki açıklamalarının ardından okullara polis ve güvenlik görevlisi yerleştirilmesinin tartışıldığını hatırlatan Bürtek, bunun gerçek çözüm olmadığını söyledi. “Devlet sürekli kontrol aktörlerini artırıyor. Okula polis, jandarma, güvenlik görevlisi koyuyor. Ama çocuğun yetişmesi için gereken öğretmen, aile, güven ve kültür ortamı yok. Sahte bir güven yaratılıyor” diyen Bürtek, eğitimin ve toplumsal güvenin yeniden inşa edilmesi gerektiğini vurguladı. “Toparlanmanın ilk adımı eğitim” Doç. Dr. Zeliha Bürtek’e göre toplumsal toparlanmanın ilk adımı eğitim sisteminin yeniden kurulması. Bürtek, sürekli değiştirilen eğitim sisteminin hem çocukları hem de aileleri büyük bir belirsizliğe sürüklediğini söyledi. “Çocuklar daha anaokulundan itibaren karmaşık bir sistemin içine giriyor. Üniversiteler de bitmiş durumda. Sayıyı artırdılar ama niteliği düşürdüler. Eğer bu toplumun yeniden toparlanması isteniyorsa, önce eğitimden başlanmalı” ifadelerini kullandı. Bürtek, yalnızca eğitimin değil, kültürün de çöktüğünü savunarak, toplumun geçmişle bağını kaybettiğini söyledi. Türkçe’nin, edebiyatın, mahalle kültürünün ve ortak yaşam pratiklerinin yok olduğunu belirten Bürtek, “Bugün insanların birbirine bağı var ama ilişkisi yok. Birbirlerini görüyorlar ama tanımıyorlar” dedi. “Ankara kaygı taşımıyor” Canlı yayının sonunda Haber Değer Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Özmen’in “Devlet kurumlarında ve siyasi partilerde büyük bir yorgunluk görüyorum” sözleri üzerine konuşan Bürtek, asıl sorunun yorgunluk değil, kayıtsızlık olduğunu söyledi. “Kaygılanmayan bir Ankara var. Bu kadar kadın cinayeti, çocukların yaşadığı şiddet, sokak hayvanlarının öldürülmesi karşısında ortak bir dil kurmayan bir devlet var. Eğer gerçekten kaygıları olsaydı, farklı siyasi görüşlerden herkes aynı meselelerde ortak bir ses çıkarırdı” diyen Bürtek, Türkiye’de asıl tartışılması gereken meselenin devletin toplum için nasıl bir gelecek tasarladığı olduğunu söyledi. Doç. Dr. Zeliha Bürtek, “Biz neden sürekli birbirimize soru soruyoruz? Asıl soruyu devlete sormamız gerekiyor. Böyle bir toplumla nasıl bir gelecek kurulmak isteniyor?” diyerek sözlerini tamamladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Aile Akademi Platformu’ndan 67 bin 754 kişi yararlandı Haber

Aile Akademi Platformu’ndan 67 bin 754 kişi yararlandı

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, aile eğitimi, evlilik, sağlık, çocuk ve genç gelişimi ile mahremiyet bilinci gibi başlıklarda eğitimlerin yer aldığı Aile Akademi Platformu’ndan bugüne kadar 67 bin 754 kişinin yararlandığını bildirdi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, yaptığı yazılı açıklamada, Aile Akademi Platformu ile sağlıklı aile yapısını güçlendirmeyi, bilgi ve bilinç düzeyini artırmayı, ebeveynlere rehberlik etmeyi ve toplumsal dayanışmayı pekiştirmeyi hedeflediklerini belirtti. Ebeveynlere rehberlik etmek amacıyla hizmetleri yaygınlaştırdıklarını kaydeden Göktaş, eğitim, ekonomi, kültür, sanat, sağlık ve ulaşım başta olmak üzere her alanda ailelerin yanında olmaya gayret ettiklerini vurguladı. Göktaş, “Aile Dostu Ekosistem” anlayışıyla; aileyi koruyan, değerlerini yaşatan, kuşaklar arası dayanışmayı güçlendiren ve güçlü bir toplumun temelini ailede gören bir vizyonla çalışmalarını sürdürdüklerini ifade etti. "Aileleri tehlikelerinden korumak için yoğun mesai harcıyoruz" Son yıllarda sosyal medyanın etkileri ve dijital risklerin aileler için önemli bir endişe kaynağı haline geldiğine dikkati çeken Göktaş, "Bu sorunları aşmanın yolu ancak bilinçli kullanım ve dijital farkındalıkla mümkündür. Bu kapsamda Bakanlık olarak toplumu, aileleri, özellikle de çocuklarımızı dijital dünyanın tehlikelerinden korumak için yoğun mesai harcıyoruz." ifadelerini kullandı. Aile Akademi Platformu'nun, aile yapısını koruma, destekleme ve geleceğe taşıma yolunda önemli katkılar sunduğunu belirten Göktaş, platform kapsamında hem vatandaşlara hem de Bakanlık personeline yönelik çeşitli eğitim içeriklerinin sunulduğunu aktardı. Ailelerin birlik ve beraberliğini güçlendiren projeleri hayata geçirmeye devam ettiklerini vurgulayan Göktaş, şunları kaydetti: "Aile yapısının güçlendirilmesi, sosyal hizmetlerin etkinliğinin artırılması, toplumsal farkındalığın yükseltilmesi ve Bakanlık personelinin bilgi ve beceri düzeylerinin geliştirilmesi amacıyla geçen yıl Aile Akademi Platformu'nu hayata geçirdik. Aile Eğitim Programı, Bilgi Güvenliği Farkındalık Eğitimi, Çocukların Yaşam Becerilerinin Güçlendirilmesi ve Geliştirilmesine Yönelik Farkındalık Eğitim Programı, Veri Güvenliği ve Kötüye Kullanım Senaryoları, ANKA Çocuk Destek Programı modülleri ile Siber Güvenlik Farkındalık Eğitimleri başta olmak üzere geniş bir yelpazede eğitim içerikleri sunuyoruz. Platform sayesinde bugüne kadar 67 bin 754 kişi, Bakanlığın sunduğu içerik ve eğitimlere erişti." "Kriz yönetimi ve teknoloji kullanımı başlıkları bulunuyor" Söz konusu eğitimlerle bireylerin ve Bakanlık çalışanlarının bilgi, farkındalık ve yetkinliklerinin artırılmasının hedeflendiğini belirten Göktaş, "Vatandaşlara yönelik eğitimlerde; aile eğitimi ve iletişimi, evlilik ve sağlık, çocukların ve gençlerin gelişimi, mahremiyet bilinci ile sosyal hizmetlere erişim gibi konular yer alıyor. Bakanlık personeline yönelik eğitimlerde ise mesleki becerilerin geliştirilmesi, yasal düzenlemeler, kriz yönetimi ve teknoloji kullanımı başlıkları bulunuyor." değerlendirmesinde bulundu. Aile Akademi Platformu’nun e-Devlet ile entegre şekilde tasarlandığını ve eğitimlere katılım ile başarı belgelerinin doğrulanabildiğini aktaran Göktaş, bu entegrasyon sayesinde katılımcıların kendilerine uygun zamanlarda eğitimlere erişebildiğini belirtti. Göktaş ayrıca, eğitimlerin çevrim içi sunulmasının hedef kitleyi genişlettiğini, geleneksel yöntemlere kıyasla zaman ve maliyet tasarrufu sağlayarak bütçeye katkı sunduğunu ifade etti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Şiddetin hiçbir mazereti olamaz Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Şiddetin hiçbir mazereti olamaz

Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Çekmeköy’de öğrencisinin bıçaklı saldırısı sonucu yaşamını yitiren öğretmen Fatma Nur Çelik hakkında ilk açıklamasını yaptı. Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen törende konuşan Erdoğan, yaşanan olayı “menfur saldırı” olarak nitelendirdi. Erdoğan, “Dün İstanbul Çekmeköy’de bir lisede uğradığı saldırıda vefat eden Fatma Nur Çelik öğretmenimize Rabbimden rahmet diliyorum. Ailesine, yakınlarına ve eğitim camiamıza başsağlığı temenni ediyorum. Elleri öpülesi öğretmenlerimize yönelik şiddetin hiçbir gerekçesi, hiçbir mazereti olamaz” ifadelerini kullandı. Öğretmenlere yönelik şiddetin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Erdoğan, eğitimcilerin toplumun en kıymetli değerleri arasında yer aldığını belirtti. “Bırakın şiddeti, öğretmene saygısızlık etmek bile kültürümüzde ve inancımızda kabul edilemez” diyen Erdoğan, olayın tüm yönleriyle inceleneceğini ifade etti. Cumhurbaşkanı, Başsavcılık ve Adalet Bakanlığı tarafından idari soruşturma başlatıldığını açıklayarak, “Milletçe hepimizi hüzne boğan bu olayın üzerine kararlılıkla gidilecek, failin hak ettiği cezayı alması için gereken mutlaka yapılacaktır” dedi. Saldırıda yaralanan öğretmen ve öğrenciye de acil şifalar diledi. Fatma Nur Çelik’in ölümü, eğitim kurumlarında güvenlik ve öğretmenlere yönelik şiddet konusunu yeniden gündeme taşırken, kamuoyunda eğitim ortamlarının daha güvenli hale getirilmesi yönünde çağrılar yükseliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

“Sarı Mercedes Bayram”dan “Meta Faşizm”e: Karl Marx üzerinden yeni bir kültürel tartışma Haber

“Sarı Mercedes Bayram”dan “Meta Faşizm”e: Karl Marx üzerinden yeni bir kültürel tartışma

Son günlerde sosyal medya platformlarında ve çeşitli düşünce forumlarında dikkat çeken bir tartışma başlığı öne çıktı: “Sarı Mercedes Bayram karakteri ve meta faşizm.” Tartışmanın merkezinde, edebiyatın unutulmaz karakterlerinden Bayram ile Karl Marx’ın meta kuramı arasında kurulan ilişki yer alıyor. Kullanıcılar, bir roman karakteri üzerinden günümüz toplumundaki tüketim pratiklerini ve ideolojik yönelimleri değerlendirmeye başladı. Bayram’ın Mercedes’i: Bir sınıf atlamanın sembolü mü? Sarı Mercedes romanının başkahramanı Bayram, Almanya’da çalışarak bir Mercedes sahibi olmayı hayal eden bir karakter olarak edebiyat tarihinde yer edindi. Roman, Türkiye’den Avrupa’ya giden işçilerin hayallerini, sınıf atlama arzusunu ve modernleşme sürecinin yarattığı kimlik gerilimlerini konu ediniyor. Bayram için Mercedes yalnızca bir otomobil değil; itibarın, başarının ve “başarmış olmanın” somut bir göstergesi. Edebiyat eleştirmenlerine göre Bayram’ın Mercedes tutkusu, bireysel bir hırsın ötesinde, dönemin toplumsal dönüşümünü ve sınıf bilincindeki kırılmaları simgeliyor. Özellikle 1980’ler Türkiye’sinde Avrupa’ya göç ve tüketim kültürünün yükselişi, romanın arka planını oluşturuyor. Karl Marx ve “Meta” kavramı Karl Marx, kapitalist üretim biçimini analiz ederken “meta” kavramını merkeze almış ve özellikle “meta fetişizmi” üzerinden toplumsal ilişkilerin nesneler aracılığıyla gizlenmesini eleştirmişti. Das Kapital adlı eserinde Marx, kapitalist toplumda insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerin, metalar üzerinden görünür hale geldiğini; emeğin ve sömürünün ise bu nesnelerin arkasında görünmezleştiğini savunur. Meta fetişizmi kavramı, bir ürünün yalnızca kullanım değeriyle değil, toplumsal anlamı ve sembolik değeriyle de önem kazanmasını ifade eder. Bu çerçevede Bayram’ın Mercedes’e yüklediği anlam, Marx’ın teorisiyle ilişkilendirilerek yeniden yorumlanıyor. “Meta Faşizm” nedir? Tartışmalarda öne çıkan bir diğer kavram ise “meta faşizm.” Akademik literatürde yerleşik bir terim olmamakla birlikte, sosyal medya kullanıcıları bu ifadeyi; tüketim kültürünün aşırı yüceltilmesi, kimliğin tamamen sahip olunan nesneler üzerinden tanımlanması ve bunun toplumsal baskı unsuru haline gelmesi anlamında kullanıyor. Bazı yorumculara göre, bireyin değerini sahip olduğu markalar, araçlar ya da maddi göstergeler üzerinden belirleyen anlayış; görünmez ama güçlü bir toplumsal hiyerarşi yaratıyor. Bu durum, ekonomik eşitsizlikleri derinleştirirken sembolik bir üstünlük düzeni kuruyor. Bayram karakteri üzerinden güncel okuma Bayram karakteri, Marx’ın meta analizinin edebiyattaki somut örneklerinden biri olarak okunabilir. Bayram’ın Mercedes’e ulaşma çabası, emeğin metaya dönüşüm sürecini ve bireyin kendini nesne üzerinden tanımlama arzusunu yansıtıyor. Tartışmalar, bu arzunun günümüzde sosyal medya ve marka kültürüyle daha görünür hale geldiğini vurguluyor. Sosyologlar, özellikle genç kuşaklar arasında kimlik inşasının büyük ölçüde tüketim pratikleri üzerinden şekillendiğini belirtiyor. Lüks araçlar, pahalı telefonlar ve marka kıyafetler, yalnızca kullanım amacıyla değil, statü göstergesi olarak da önem kazanıyor. Kültür, edebiyat ve siyaset arasında yeni bir bağ “Sarı Mercedes Bayram” ve “meta faşizm” başlığı, edebiyat metinlerinin güncel ideolojik tartışmalara nasıl zemin hazırlayabildiğini bir kez daha gösterdi. Karl Marx’ın 19. yüzyılda ortaya koyduğu meta kuramı, 21. yüzyılın dijital ve tüketim odaklı dünyasında yeniden yorumlanıyor. Uzmanlara göre bu tür tartışmalar, klasik metinlerin ve kuramların güncel toplumsal meselelerle ilişkilendirilmesi açısından önemli bir düşünsel alan açıyor. Bayram’ın sarı Mercedes’i ise yalnızca bir roman detayı olmaktan çıkarak, tüketim kültürünün sembolik bir göstergesi haline geliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Macar Diplomatlar İstanbul’da Temaslarda Bulundu: Kültür ve Eğitim İş Birlikleri Masada Haber

Macar Diplomatlar İstanbul’da Temaslarda Bulundu: Kültür ve Eğitim İş Birlikleri Masada

Macaristan İstanbul Başkonsolosu László Keller ile Macaristan Fahri Konsolosu Osman Şahbaz, İstanbul’da Fatih Belediyesi ve Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi’ne resmi ziyaretlerde bulundu. Görüşmelerde kültür, sanat, eğitim ve uluslararası akademik iş birliği başlıkları öne çıktı. Fatih Belediyesi’nde kültür diplomasisi vurgusu Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan’ın ev sahipliğinde gerçekleşen ziyarette, uluslararası temasların yerel yönetim projelerine katkısı değerlendirildi. Başkan Turan, Fatih’te yürütülen kültür, sanat ve eğitim çalışmalarının uluslararası iş birlikleriyle güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti. Program kapsamında Nusret Çolpan Sanat Galerisi’nde İbrahim Safi’nin eserlerinden oluşan “Safİstanbul” retrospektif sergisi incelendi, Fatih Merkez Kütüphanesi ziyaret edilerek yürütülen çalışmalar hakkında bilgi paylaşıldı. Ziyarette ayrıca Macaristan’ın Szekszárd kenti ile olası kardeş şehir programı da gündeme geldi. Görüşmelerin şehirler arası kültürel diyalog ve kurumsal ilişkilerin geliştirilmesi açısından önemli bir temas olduğu belirtildi. Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi’nde akademik iş birliği görüşmesi Macar diplomatlar programın devamında Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Osman Develioğlu ve Rektör Prof. Dr. Adem Akçakaya ile bir araya geldi. Görüşmede yükseköğretimde uluslararasılaşma, akademik hareketlilik ve sağlık alanında ortak projeler ele alındı. Rektör Akçakaya, Budapeşte’de bulunan Semmelweis Üniversitesi ile üniversiteler arası temasların küresel bilgi üretimi açısından önem taşıdığını vurgularken, Mütevelli Heyet Başkanı Develioğlu da uluslararasılaşma vizyonu doğrultusunda somut adımların değerlendirildiğini ifade etti. Kardeş şehir ve eğitim temelli iş birliği mesajı Macaristan Fahri Konsolosu Osman Şahbaz ise ziyaretlerin kültür, eğitim, şehirleşme ve kalkınma alanlarında iş birliğini güçlendirdiğini belirterek iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin bu temaslara zemin oluşturduğunu dile getirdi. Ziyaret programı, karşılıklı iyi niyet mesajlarının ardından sona erdi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Türkiye bu ay ne okudu? Yerli yazarlar zirvede, dünya edebiyatı listelerde güçlü Haber

Türkiye bu ay ne okudu? Yerli yazarlar zirvede, dünya edebiyatı listelerde güçlü

Türkiye genelinde Ocak ayında en çok okunan kitaplar, okuma alışkanlıklarının hem duygusal derinliği olan romanlara hem de evrensel temalara yöneldiğini ortaya koydu. Zülfü Livaneli ve Ayfer Tunç gibi usta kalemler listenin üst sıralarında yer alırken, dünya edebiyatından güçlü eserler de okurdan yoğun ilgi gördü. Ayın en çok okunan kitabı, Zülfü Livaneli’nin “Bekle Beni” adlı romanı oldu. İnsan ilişkileri, hafıza ve geçmişle yüzleşme temalarıyla dikkat çeken eser, geniş bir okur kitlesine ulaşarak listenin zirvesine yerleşti. Livaneli, güçlü anlatımı ve toplumsal duyarlılığıyla bir kez daha Türkiye’nin en çok okunan yazarları arasındaki yerini korudu. Listede üst sıralarda yer alan bir diğer yerli eser ise Ayfer Tunç’un “Annemin Uyurgezer Geceleri” oldu. Aile ilişkilerini ve bireysel kırılmaları yalın ama çarpıcı bir dille ele alan roman, özellikle edebi derinlik arayan okurların ilgisini çekti. Yabancı eserler arasında Çinli yazar Yu Hua’nın “Yaşamak” adlı romanı öne çıktı. İnsan hayatının kırılganlığını ve hayatta kalma mücadelesini sade bir anlatımla aktaran eser, Türkiye’de de en çok okunanlar arasında yer aldı. Bulgar yazar Georgi Gospodinov’un “Bahçıvan ve Ölüm” adlı kitabı ise varoluş, yas ve zaman kavramları üzerine derinlikli anlatımıyla dikkat çekti. Eser, edebiyat okurları arasında güçlü bir karşılık buldu. Listelerde yalnızca edebi romanlar değil, kişisel gelişim ve popüler kurgu eserleri de yer aldı. James Clear’ın “Atomik Alışkanlıklar” adlı kitabı, uzun süredir olduğu gibi bu ay da en çok okunanlar arasında bulunurken; Matt Haig’in “Gece Yarısı Kütüphanesi” ve R.F. Kuang’ın “Sarı Yüz” adlı romanları geniş bir okur kitlesine ulaştı. Ayrıca Sabahattin Ali’nin klasik eseri “Kürk Mantolu Madonna”, yıllar geçmesine rağmen listelerdeki yerini koruyarak zamansız bir okur ilgisi olduğunu bir kez daha gösterdi. Ocak ayı verileri, Türkiye’de okurun hâlâ güçlü hikâyeler ve derin karakterler aradığını ortaya koydu. Yerli edebiyatın ağırlığı dikkat çekerken, evrensel temalara sahip dünya edebiyatı eserlerinin de kalıcı bir okur kitlesi olduğu görülüyor. Uzmanlara göre bu tablo, okuma kültüründe çeşitliliğin ve edebi seçiciliğin arttığını gösteriyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Kamu diplomasisi artık stratejik bir güç Haber

Kamu diplomasisi artık stratejik bir güç

İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Kamu Diplomasisi Koordinasyon Kurulu’nun 6’ncı toplantısının gerçekleştirildiğini belirterek, kamu diplomasisinin dezenformasyonla mücadelenin ve stratejik iletişimin merkezinde yer aldığını vurguladı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Kamu Diplomasisi Koordinasyon Kurulu’nun 6’ncı toplantısının yapıldığını açıkladı. Sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Duran, toplantının hayırlara vesile olmasını dileyerek emeği geçenlere teşekkür etti. Kamu diplomasisinin, iletişimin bir silah gibi kullanıldığı günümüzde kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Duran, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde güvenli ve etkili iletişim ekosistemleri kurduğunu, dezenformasyonla kararlı bir şekilde mücadele ettiğini ifade etti. Temiz bir iletişim ekosistemi oluşturmanın zorunluluk olduğunu belirten İletişim Başkanı Burhanettin Duran, bu kapsamda sporculardan sanatçılara, diplomatlara ve sivil aktörlere kadar toplumun tüm kesimleriyle iş birliği yapıldığını ifade ederek, Türkiye’nin coğrafi ve tarihî konumunun hem fırsatlar hem de sınamalar barındırdığını dile getirdi. Duran, Gazze’deki saldırılar, Rusya-Ukrayna Savaşı ve bölgesel krizlerde Türkiye’nin barış ve istikrar için aktif rol üstlendiğini söyledi. Savunma sanayisinden kültür, medya ve sanat alanlarına kadar birçok unsurun kamu diplomasisine katkı sunduğunu belirten Duran, Türkiye’nin hikâyesinin kendi değerlerinden hareketle evrensel bir dille anlatılması gerektiğini ifade etti. Duran ayrıca, 2024-2029 Türkiye Kamu Diplomasi Stratejisi Belgesi ile stratejik iletişim, dijitalleşme ve dezenformasyonla mücadelede yol haritasının belirlendiğini aktardı. Bu kapsamda hayata geçirilen Kamu Diplomasisi İzleme Sistemi (KADİZ) ile kamu kurumlarının faaliyetlerinin dijital ortamda izlendiğini belirten Duran, sistem sayesinde 139 ülkede yürütülen çalışmaların analiz edilebildiğini vurguladı. “Türkiye, Türkiye’den büyüktür” mottosuyla barış, istikrar ve adaleti önceleyen söylemlerin uluslararası alanda güçlendirildiğini ifade eden Duran, insani yardım faaliyetleri, dizi ve sinema sektörü ile kültürel unsurların da kamu diplomasisinin önemli araçları arasında yer aldığını kaydetti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Gençler podcastleri neden bu kadar seviyor? Haber

Gençler podcastleri neden bu kadar seviyor?

Dijital çağın sesli hikâye anlatımı olan podcastler, gençler için yalnızca bir eğlence aracı değil; öğrenmenin, rahatlamanın ve kendini ait hissetmenin de yeni yolu. Otobüste, yürürken, ders çalışırken ya da gece uyumadan önce… Podcast, gençlerin gündelik hayatına sessizce ama güçlü biçimde yerleşmiş durumda. Bilgi, eğlence ve iyi hissetme arayışı Gençler podcast dinlerken çok katmanlı bir beklentiyle kulaklıklarını takıyor. Araştırmalar, gençlerin önemli bir bölümünün podcastleri “bir konu hakkında bilgi sahibi olmak” ve “iyi vakit geçirmek” amacıyla dinlediğini gösteriyor. Ancak mesele yalnızca öğrenmek ya da gülmekle sınırlı değil. Podcastler, yoğun gündem ve sürekli ekran maruziyeti arasında gençler için bir nefes alma alanı yaratıyor. Özellikle pandemi sonrası dönemde yapılan çalışmalarda, podcastlerin gençlerde yalnızlık hissini azalttığı, dinleyicilerle sunucular arasında kurulan parasosyal bağlar sayesinde bir “topluluk duygusu” yarattığı vurgulanıyor. Kulaklıktan gelen tanıdık bir ses, birçok genç için günün en sakin anına eşlik ediyor. Hangi türler öne çıkıyor? Gençlerin podcast tercihleri incelendiğinde eğlence merkezli ama aynı zamanda anlam arayışını besleyen türlerin öne çıktığı görülüyor. Komedi ve mizah, gençler arasında hâlâ zirvede. Günlük hayatın stresini dağıtan sohbet formatları, “arkadaş muhabbeti” hissi yaratarak dinleyiciyi içine çekiyor. Bunun hemen ardından kişisel gelişim, psikoloji, ilişkiler ve gerçek suç (true crime) geliyor. Özellikle suç hikâyeleri, dramatik anlatımı ve merak duygusunu canlı tutan yapısıyla gençlerin dikkatini çekiyor. Türkiye’de ve dünyada bu türdeki podcastlerin sadık bir genç dinleyici kitlesi bulunuyor. Müzik ve kültür temalı yayınlar ise gençlerin kimlik inşasına eşlik eden bir başka alan. Sanat, popüler kültür ve gündelik hayat üzerine yapılan sohbetler, podcastleri sadece “dinlenen” değil, paylaşılan bir içerik haline getiriyor. Zihinsel sağlık üzerindeki etkisi Podcastlerin gençler üzerindeki en dikkat çekici etkilerinden biri de iyi hissetme hali. Araştırmalar, gençlerin önemli bir bölümünün podcast dinlerken rahatladığını, zihinsel olarak gevşediğini ve daha pozitif hissettiğini ortaya koyuyor. Özellikle kişisel gelişim ve psikoloji odaklı yayınlar, gençlerin kendi duygularını anlamlandırmasına yardımcı oluyor. Öte yandan uzmanlar, podcast dinlemenin her an ve her ortamda yapılmasının dikkat dağınıklığı yaratabileceğine de dikkat çekiyor. Çoklu görev sırasında bilinçsiz dinleme, odaklanmayı zorlaştırabiliyor. Ancak bilinçli ve seçici bir dinleme alışkanlığı, podcasti gençler için destekleyici bir zihinsel araç haline getiriyor. Rakamlar ne söylüyor? Podcast dinleme oranları hem Türkiye’de hem dünyada hızla artıyor. Genç nüfus, bu yükselişin lokomotifi konumunda. Türkiye’de 12–34 yaş grubunun büyük bir kısmı son bir ayda en az bir podcast dinlediğini belirtirken, ABD ve Avrupa’da da benzer oranlar dikkat çekiyor. Dijital sesli içerik, gençlerin medya tüketiminde artık merkezi bir yerde duruyor. Gençlerin favori podcastleri Türkiye’de gençlerin sıkça takip ettiği podcastler arasında mizah ve kişisel gelişim ağırlıklı yapımlar öne çıkıyor. Meksika Açmazı, Merdiven Altı Terapi, Kendine İyi Davran ve Karanlık Dosyalar gençler arasında en çok konuşulan yapımlar arasında yer alıyor. Global ölçekte ise Serial, TED Talks Daily ve Stuff You Should Know gibi programlar, gençlerin podcast dünyasına giriş kapısı olmayı sürdürüyor. Kulaktan kalbe uzanan bir mecra Podcastler, gençler için artık sadece bir “arka plan sesi” değil. Bilgiyle eğlenceyi, samimiyetle ilhamı bir araya getiren bu mecra; gençlerin hem kendileriyle hem de dünyayla kurduğu ilişkiyi yeniden şekillendiriyor. Kulaklıklar takılıyor, ekranlar kapanıyor ve gençler kendi ritimlerinde bir anlatının içine giriyor. Podcast tam da bu yüzden, dijital çağın en sessiz ama en etkili medyalarından biri olmaya devam ediyor. Azra YILMAZ

Amasya’da Fenikelilerin izine rastlandı: İnsan başlı cam boncuklar ve küpten bebek mezarları bulundu Haber

Amasya’da Fenikelilerin izine rastlandı: İnsan başlı cam boncuklar ve küpten bebek mezarları bulundu

Oluz Höyük’te yürütülen arkeolojik kazılarda, Doğu Akdeniz’den Akdeniz havzasına yayılan Fenikelilerin izlerine rastlandı. Kazı Başkanı Şevket Dönmez, Kartaca’dan geldiği anlaşılan insan başlı cam boncuklar ile Fenike geleneğini yansıtan bebek mezarlarının keşfedildiğini açıkladı. Kartaca’dan Orta Anadolu’ya uzanan izler Kazı Başkanı Dönmez, Oluz Höyük’te bulunan cam boncukların, Fenikelilerin önemli şehir devletlerinden Kartaca ile bağlantılı olduğunu belirtti. İnsan başı formundaki bu boncukların, Fenike cam işçiliğinin karakteristik örnekleri arasında yer aldığı ifade edildi. Anadolu’da benzeri olmayan küp bebek mezarları Kazılarda en dikkat çekici bulgulardan biri ise küpler içine yerleştirilmiş bebek ve cenin mezarları oldu. Sayıları sekizi bulan bu mezarların, Anadolu arkeolojisinde bugüne kadar benzerine rastlanmadığı vurgulandı. Mezarların belirli aralıklarla ve düzenli şekilde konumlandırılması, bilinçli bir ritüeli işaret ediyor. Fenike tapınak mimarisiyle benzerlik Oluz Höyük’te ortaya çıkarılan Kubaba kutsal alanının planının, Arami ve Fenike tapınaklarıyla büyük benzerlik taşıdığı belirtildi. İnce uzun, megaroid planlı yapı, Fenikelilerin mimari etkisinin Orta Anadolu’ya kadar ulaştığını gösteren önemli bir kanıt olarak değerlendiriliyor. Kurban geleneği ihtimali bilimsel incelemede Bebek mezarlarının, Fenike dünyasında bilinen ve “Tophet” olarak adlandırılan çocuk kurban etme geleneğiyle bağlantılı olabileceği ihtimali üzerinde duruluyor. Prof. Dr. Dönmez, bu iddiaların kesinlik kazanması için antropolojik ve bilimsel analizlerin tamamlanması gerektiğini vurguladı. 3 bine yakın eser müzeye teslim edildi Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “Geleceğe Miras” projesi kapsamında sürdürülen kazılarda bugüne kadar gün yüzüne çıkarılan yaklaşık 3 bin eserin Amasya Müzesi’ne teslim edildiği bildirildi. Bu keşifler, Fenikelilerin yalnızca kıyı şeridiyle sınırlı kalmadığını, Anadolu’nun iç bölgeleriyle de güçlü kültürel ve ticari bağlar kurduğunu ortaya koyuyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.