SON DAKİKA

#Kültürel Miras

HABER DEĞER - Kültürel Miras haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kültürel Miras haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hititler’den bugüne yaşayan miras: Arapgir’de 638 tescilli yapı Haber

Hititler’den bugüne yaşayan miras: Arapgir’de 638 tescilli yapı

Malatya’daki tescilli yapıların yarıya yakını burada Malatya genelinde toplam 1.385 tescilli yapı bulunurken, bunların 638’i Arapgir’de yer alıyor. İlçede; 75 dini ve kültürel yapı509 sivil mimari eser54 arkeolojik sit alanı bulunuyor. Bu veriler, Arapgir’i Türkiye’nin en yoğun tarihi miras noktalarından biri haline getiriyor. Koru Mahallesi’nde 157 yapı koruma altında İlçenin en dikkat çeken bölgelerinden biri olan Koru Mahallesi’nde, taş, ahşap ve kerpiçten yapılan 157 yapı Sivas Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından tescillenerek koruma altına alındı. Bu yapılar, geleneksel Anadolu mimarisinin özgün örnekleri arasında gösteriliyor. Tarihi Hititler öncesine uzanıyor Arapgir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Mesut Kavas, ilçenin tarihinin Hititler öncesine kadar uzandığını belirterek, bölgenin birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını ifade etti. Bu durum, ilçenin sadece yerel değil, aynı zamanda evrensel bir kültürel miras taşıdığını ortaya koyuyor. İpek Yolu’nun önemli duraklarından biri Arapgir’in İpek Yolu üzerinde yer alması, ilçeyi tarih boyunca önemli bir ticaret merkezi haline getirdi. Bu geçmiş, ilçedeki mimariye de yansıdı. Özellikle çok katlı konakların, geniş aile yapısına uygun şekilde bölünebilir biçimde inşa edilmesi dikkat çekiyor. Yeni tesciller yolda Yetkililer, mevcut tescilli yapıların yanı sıra yüzlerce yapının daha değerlendirme ve tescil sürecinde olduğunu belirtiyor. Bu da Arapgir’in, önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin en önemli kültürel miras merkezlerinden biri haline gelme potansiyelini güçlendiriyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Yüzyılların geleneği bugün yaşanıyor: Nevruz yeniden sahnede Haber

Yüzyılların geleneği bugün yaşanıyor: Nevruz yeniden sahnede

Nevruz Bayramı, 2026 yılında 21 Mart tarihinde kutlanıyor. Gece ile gündüzün eşitlendiği ilkbahar ekinoksuna denk gelen bu özel gün, doğanın uyanışını ve baharın başlangıcını simgeliyor. Türkiye başta olmak üzere Orta Asya’dan Orta Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada kutlanan Nevruz, binlerce yıllık bir gelenek olarak varlığını sürdürüyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 2010 yılında aldığı kararla 21 Mart, “Uluslararası Nevruz Günü” olarak kabul edilirken, bu tarih her yıl aynı gün kutlanmaya devam ediyor. 2026 yılında da Nevruz, hafta sonuna denk gelmesi nedeniyle birçok yerde etkinliklerle karşılanıyor. Nevruz doğanın yeniden doğuşunu simgeliyor Nevruz, yalnızca bir bayram değil; aynı zamanda doğanın yeniden canlanmasının ve yeni başlangıçların sembolü olarak görülüyor. Kış mevsiminin sona erdiği ve baharın başladığı bu gün, farklı kültürlerde yeni yılın başlangıcı olarak da kabul ediliyor. Türkiye toplumu ile birlikte İran, Azerbaycan ve Orta Asya’daki birçok halk tarafından kutlanan Nevruz, ortak bir kültürel miras niteliği taşıyor. Gelenekler kuşaktan kuşağa aktarılıyor Nevruz kutlamaları, yüzyıllardır süregelen çeşitli geleneklerle yaşatılıyor. En bilinen ritüellerden biri ateş üzerinden atlama geleneği olarak öne çıkıyor. Bu ritüel, geçmişten bugüne arınmayı ve yeni başlangıçları simgeliyor. Ayrıca doğada yapılan kutlamalar, toplu buluşmalar ve çeşitli etkinlikler de bu günün önemli parçaları arasında yer alıyor. Yumurta boyama ve tokuşturma gibi gelenekler özellikle çocuklar arasında yaygın olarak sürdürülüyor. Nevruz sofralarında ise bolluk ve bereketi simgeleyen özel yemekler hazırlanırken, dargınlıkların sona erdirilmesi ve birlik duygusunun güçlendirilmesi de bu günün önemli anlamları arasında bulunuyor. Her yıl aynı tarihte kutlanan Nevruz, farklı coğrafyalarda farklı biçimlerde yaşansa da, ortak bir anlam etrafında birleşiyor: yenilenme, umut ve birlikte olma duygusu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Bayramda müze ve ören yerleri ziyarete hazır: Tarihi noktalar ziyaretçilerini bekliyor Haber

Bayramda müze ve ören yerleri ziyarete hazır: Tarihi noktalar ziyaretçilerini bekliyor

Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Ramazan Bayramı’nın 1. günü açık olacak müze ve ören yerlerinin listesini yayımladı. Türkiye’nin dört bir yanındaki tarihi noktalar ziyaretçilerini bekliyor Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, bayram tatilini kültürle buluşturmak isteyenler için önemli bir duyuru yaptı. Bayram tatilinde kültürel miras alanlarına ilginin artmasını beklediklerini belirten yetkililer, vatandaşları tarihi ve kültürel değerleri keşfetmeye davet etti. Buna göre, Ramazan Bayramı’nın ilk günü birçok müze ve ören yeri normal mesai saatleri içerisinde ziyaret edilebilecek. Listeye göre Kapadokya’dan Ege’ye, Marmara’dan Güneydoğu’ya kadar birçok önemli kültür noktası kapılarını açık tutacak. Ihlara Vadisi, Phaselis, Olympos ve Patara gibi ören yerleri ziyaretçilerini ağırlayacak. Tarihi mirasın önemli duraklarından Troya Müzesi ve Troya Örenyeri ile Assos da açık olacak noktalar arasında yer aldı. İstanbul’da ise Galata Kulesi, Kız Kulesi ve Rumeli Hisarı gibi simge yapılar ziyaret edilebilecek. Ayrıca İstanbul Arkeoloji Müzesi ve Türk ve İslam Eserleri Müzesi de bayramda açık olacak. Ege’de Efes Örenyeri ve Agora Örenyeri, İç Anadolu’da Mevlana Müzesi, Kapadokya’da ise Göreme ve yeraltı şehirleri ziyaretçilere açık olacak. Güneydoğu’da ise Göbeklitepe başta olmak üzere Şanlıurfa Müzesi ve Zeugma Mozaik Müzesi de bayram boyunca misafirlerini ağırlayacak.

Beyoğlu’nun simge yapısı el değiştirdi: Tarihi bina 780 milyon TL’ye satıldı Haber

Beyoğlu’nun simge yapısı el değiştirdi: Tarihi bina 780 milyon TL’ye satıldı

İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde yer alan ve kentin simge yapılarından biri olarak bilinen tarihi Frej Apartmanı’nın satışı gündem oldu. Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yapılan bildirimle, yapı 780 milyon TL + KDV bedelle Park Holding’e devredildi. Tarihi yapı yeni sahibine geçiyor Satışı gerçekleştiren Park Elektrik, binanın hâkim ortak Park Holding’e devredileceğini açıkladı. Devir işlemlerinin önümüzdeki süreçte tamamlanması beklenirken, satış bedeli gayrimenkul piyasasında dikkat çeken seviyelerden biri olarak öne çıktı. Yüzyılı aşan geçmişiyle dikkat çekiyor 1905-1906 yıllarında inşa edilen Frej Apartmanı, Beyoğlu’nun mimari mirasında önemli bir yer tutuyor. Art Nouveau tarzındaki yapı, uzun yıllar farklı amaçlarla kullanıldıktan sonra günümüzde üniversite bünyesinde fakülte binası olarak hizmet veriyordu. İkinci derece tarihi eser statüsünde bulunan bina, konumu ve mimari özellikleriyle kentin prestijli yapıları arasında gösteriliyor. Değerleme raporuna göre satış gerçekleşti Satış işleminin, hazırlanan değerleme raporları doğrultusunda piyasa koşullarına uygun şekilde gerçekleştirildiği bildirildi. Yapının değerinin yaklaşık 770 milyon TL civarında hesaplandığı, satışın ise bu değerin biraz üzerinde gerçekleştiği açıklandı. Gayrimenkul piyasasında dikkat çeken işlem Frej Apartmanı’nın el değiştirmesi, İstanbul’daki tarihi yapıların ekonomik değerine dair tartışmaları da yeniden gündeme getirdi. Özellikle merkezi konumda yer alan ve kültürel miras niteliği taşıyan yapıların, yüksek bedellerle yatırım aracı haline gelmesi dikkat çekiyor. Yeni dönemi başlıyor Satışın ardından Frej Apartmanı’nın Park Holding bünyesinde nasıl değerlendirileceği merak konusu olurken, yapının mevcut kullanımının devam edip etmeyeceği de önümüzdeki süreçte netlik kazanacak. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Fransa çalkalanıyor: Élysée Sarayı’nda içeriden hırsızlık iddiası Haber

Fransa çalkalanıyor: Élysée Sarayı’nda içeriden hırsızlık iddiası

Fransa kamuoyu, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda patlak veren hırsızlık skandalıyla sarsıldı. Savcılığın açıklamasına göre, Élysée koleksiyonuna ait çok sayıda değerli sofra ve dekoratif eşya uzun süredir kayıptı. Eşyaların, sarayda görev yapan bir gümüş sofra sorumlusunun kişisel alanlarında bulunması soruşturmanın seyrini değiştirdi. Yaklaşık 100 parça kayıp, hepsi geri alındı Savcılık, kaybolan eserler arasında bakır tencereler, Sèvres Porselen Fabrikası üretimi porselenler, René Lalique imzalı bir figür ve Baccarat şampanya kadehlerinin bulunduğunu duyurdu. Tüm parçaların soruşturma kapsamında geri alındığı bildirildi. İlk değerlendirmelere göre toplam değer 15 bin ila 40 bin avro arasında. Açık artırma izi soruşturmayı derinleştirdi Skandal, bir saray görevlisinin kayıp eşyaları bildirmesiyle ortaya çıktı. Ardından Sèvres yetkilileri, kendilerine ait bazı parçaların internet üzerinden açık artırmaya çıkarıldığını fark etti. Halka satılmayan, üzerinde Hava Kuvvetleri damgası bulunan tabak ve kül tablaları da bu şekilde tespit edildi. Şüphe ‘argentier’e yöneldi Soruşturma, sarayın gümüş ve sofra takımlarından sorumlu özel görevli grubu olan argentierlerden birine odaklandı. Savcılığa göre şüpheli, uzun süredir azalan envanterlerden sorumluydu ve çevrim içi açık artırma şirketi yöneticisi olan partneriyle birlikte yaşıyordu. Kayıp eşyaların bir kısmı bu evde ele geçirildi. Gözaltı, dava ve olası cezalar Şüpheli ile partneri gözaltına alındıktan sonra hâkim karşısına çıkarıldı. Çalıntı eşyaları satın aldığı öne sürülen üçüncü bir kişi hakkında da dava açıldı. Sanıklar, Şubat sonunda yapılacak duruşmaya kadar adli kontrolle serbest bırakıldı; açık artırma sitelerini kullanmaları ve görev yerlerine gitmeleri yasaklandı. Suçlamalar arasında “taşınır kültürel miras hırsızlığı” ve nitelikli suç eşyası satın alma bulunuyor. Bu suçlar için 10 yıla kadar hapis ve 150 bin avroya kadar para cezası öngörülüyor. UNESCO vurgusu ve yeni personel arayışı Élysée Sarayı, Fransız sofra kültürünün UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras listesinde yer aldığını hatırlattı. Skandalın ardından sarayda argentier pozisyonu için yeni personel arayışına başlandığı da bildirildi. Olay, son aylarda Louvre Müzesi ve Paris Doğa Tarihi Müzesi’ndeki hırsızlık vakalarının ardından geldi. Savcılık, Élysée’deki olayın dışarıdan değil “içeriden” gerçekleştirildiğini özellikle vurguluyor.

Orta Asya’nın yaşayan mirası Kobız ve Yurt UNESCO listesine girdi Haber

Orta Asya’nın yaşayan mirası Kobız ve Yurt UNESCO listesine girdi

Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan’ın ortak başvurusu sonucu, Orta Asya’nın köklü kültürel unsurlarından Kobız ve Yurt, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne alındı. Karar, UNESCO Hükümetlerarası Komitesi’nin Hindistan’ın Yeni Delhi kentinde düzenlenen 20. oturumunda açıklandı. UNESCO’dan “tehdit altında” uyarısı UNESCO, Kobız ve Yurt geleneğinin bazı unsurlarının, deneyimli ustaların giderek azalması nedeniyle ciddi risk altında olduğuna dikkat çekti. Kurum, bu kültürel mirasın korunması ve genç kuşaklara aktarılması için acil önlemler alınması gerektiğini vurguladı. Hikâye anlatıcılığının mihenk taşı: Kobız Türk dünyasının en eski yaylı çalgılarından biri olarak kabul edilen Kobız’ın geçmişi MS 5–8. yüzyıllara kadar uzanıyor. Kepçe biçimindeki ahşap gövdesi, kemerli boynu ve deve derisinden yapılan zarı sayesinde derin ve rezonanslı bir ses sunan çalgı, özellikle Kazakistan’ın Kyzylorda ve Mangystau bölgelerinde yaygın olarak kullanılıyor. Kobız, tarih boyunca şamanik ritüellerden destan anlatıcılığına kadar birçok kültürel pratiğin ayrılmaz parçası oldu. “Ustalar azalıyor, zanaat yok olma tehlikesiyle karşı karşıya” Kobız icracısı Ermek Bayniyazov, zanaatın geleceğine dair endişesini şu sözlerle dile getirdi: “Gençliğimde bir köye girdiğinizde mutlaka Kobız’ı akort etmeyi ya da tamir etmeyi bilen birine rastlardınız. Bugün ise gerçek ustalar bir elin parmaklarını geçmiyor. Eğer bu ustalar çalışmayı bırakırsa, bilgi de onlarla birlikte kaybolur.” Göçebe yaşamın sembolü: Yurt Yurt, Karakalpaklar, Kazaklar ve Kırgızlar başta olmak üzere Orta Asya’nın göçebe ve yarı göçebe toplulukları için yüzyıllar boyunca temel yaşam alanı oldu. 19. yüzyılın sonuna kadar yaygın biçimde kullanılan Yurt, 1930’lu ve 1940’lı yıllardan itibaren daha çok mevsimlik göçler sırasında çobanlar tarafından kullanılmaya devam etti. Bugün ise Yurt, yalnızca bir barınak değil; Orta Asya kimliğinin ve kolektif hafızasının güçlü bir simgesi olarak kabul ediliyor.

İznik’te ‘kutsal ziyaret’ sonrası rekor ilan: Bakın kaç milyon Haber

İznik’te ‘kutsal ziyaret’ sonrası rekor ilan: Bakın kaç milyon

Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa 14. Leo’nun ziyaretinden hemen sonra Bursa’nın İznik ilçesinde dikkat çeken bir gelişme yaşandı. İlçenin kalbinde, İznik Surları sınırları içinde bulunan 720 metrekarelik arsa, internette 5 milyon 500 bin TL bedelle satışa çıkarıldı. Satış ilanı, ziyaretin hemen ardından yayımlandı Arsayı satışa koyan inşaat mühendisi Kadircan Aslıvar, ilanın Papa’nın ilçeye gelişinden yalnızca bir gün sonra yayımlandığını doğruladı. Tarihi dokusu ve konumuyla öne çıkan parselin, İznik’teki sur hattı içinde yer alması ilanı kısa sürede ilgi odağına taşıdı. Bir burç da arsanın parçası olarak gösteriliyor Satışa çıkarılan parselin en çarpıcı yanı, yaklaşık 2 bin 500 yıllık surların 114 burcundan birinin de arsa sınırları içinde yer alması. Bithynia, Roma ve Bizans dönemlerinden izler taşıyan bu yapının araziye dahil gösterilmesi, ilanın tartışılmasına yol açtı. “Buraya sahip olmak daha da özel hissettirdi” denildi Aslıvar, arsayı 13 yıl önce ailesiyle birlikte İznik’i gezerken gördüklerini ve satın aldıklarını anlattı. Tarihi atmosferin kendilerini etkilediğini söyleyen Aslıvar, “Gerek dokusu gerek manzarası bizi cezbetti; buraya sahip olunca çok daha özel hissettik” ifadelerini kullandı. Kira ve arsa fiyatları festival havasıyla yükseliyor Papa ziyaretiyle birlikte kentte hareketlenen emlak piyasasında kira bedellerinin de yukarı yönlü seyrettiği belirtiliyor. Turistik ilginin artmasıyla tarihi merkezdeki mülklerin daha görünür hale gelmesi, İznik’te “miras mı, mülk mü?” tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Tarihi alanların ticari metaya dönüşmesi eleştiri konusu Uzmanlar, birinci derece sit alanlarında yer alan taşınmazların satışının hukuki çerçevesinin bulunmasına karşın, bu tür ilanların kamu yararı ve kültürel miras açısından hassasiyetle değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Yerel yönetimlerin ve koruma kurullarının süreci yakından izlemesi talep ediliyor.

İki ili birbirine düşüren bin yıllık lezzet: Cağ kebabı Kıpçaklardan günümüze miras Haber

İki ili birbirine düşüren bin yıllık lezzet: Cağ kebabı Kıpçaklardan günümüze miras

Bin yıllık geçmişe sahip Anadolu lezzeti cağ kebabı, kökenine dair süregelen tartışmalarla bir kez daha gündeme geldi. Yıllardır “Erzurum’un mu, Artvin’in mi?” sorusuna net yanıt bulunamazken, Artvin Çoruh Üniversitesi Turizm Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüdayi Ercoşkun, bu eşsiz yemeğin aslında Kıpçak Türklerinden günümüze ulaşan bir kültürel miras olduğunu söyledi. Erzurum ve Artvin arasındaki coğrafi işaret yarışı yıllardır sürüyor. Lezzetin iki şehir arasında paylaşılamadığı tartışmada Erzurum, 2010 yılında “Oltu cağ kebabı” adıyla coğrafi işaret tescili aldı. Artvin ise 2020’de “Yusufeli cağ döner” markasıyla sürece katıldı. Böylece cağ kebabı, hem Doğu Anadolu hem Doğu Karadeniz mutfağının simgesi haline geldi. Kıpçak Türkleri, cağ kebabının tarihsel köklerini oluşturdu. Prof. Dr. Ercoşkun, Selçukluların 11. yüzyılda Anadolu’ya ilerlemesiyle Kafkasya’daki dengelerin değiştiğini ve Gürcistan Krallığı’nın savunma amacıyla kuzeyde yaşayan Kıpçak Türklerini bölgeye davet ettiğini belirtti. “Yaklaşık 40 bin Kıpçak ailesi Artvin, Ardahan, Ahıska ve Batum çevresine yerleştirildi. Bugün Artvin, Erzurum ve Ardahan hattındaki kültürel benzerlikler, bu yerleşimin izlerini taşır.” dedi. Kökleri Orta Asya’nın şişte et pişirme geleneğine dayanıyor. Kıpçakların Karadeniz’in kuzeyinde kurduğu devletin (1030–1241) mirası olan bu yemek kültürünün, Orta Asya’dan taşınarak yerel damak tadıyla harmanlandığını anlatan Ercoşkun, “Cağ kebabı sadece bir yemek değil, bu coğrafyanın tarihi belleğidir. Yatay şişte ağır ağır pişen et, Türk mutfak kültüründe sürekliliğin simgesidir.” ifadelerini kullandı. Cağ kebabı Türkiye genelinde gastronomi turizminin gözdesi haline geldi. Ercoşkun’un araştırmasına göre 2024 itibarıyla cağ kebabı restoran sayısı Erzurum ve İstanbul’da 50’şer adede ulaştı. Ankara’da 20, Bursa’da 15, Artvin, İzmir ve Kocaeli gibi illerde ise 10’ar restoran bulunuyor. Bu yaygınlaşma, cağ kebabının yöresel bir lezzetten ulusal bir gastronomi markasına dönüşmesinde etkili oldu. “Cağ kebabı, Türkiye’nin mutfak çeşitliliğinin sembollerinden biridir.” Artvin ve çevresinde son yıllarda artan cağ kebabı restoranlarının, bölge turizmine canlılık kattığını belirten Prof. Dr. Ercoşkun, “Bu yemek yalnızca Erzurum’un değil, Türkiye’nin gastronomik zenginliklerinin bir sembolü. Farklı illerde benimsenmesi, ortak kültürün en güzel yansıması.” sözleriyle değerlendirmesini tamamladı.

Zaza kimliği siyasete taşınıyor: Deza-Par resmen kuruldu Haber

Zaza kimliği siyasete taşınıyor: Deza-Par resmen kuruldu

Ankara’da 9 Mayıs 2016’da kurulan Demokrasi Zamanı Partisi (DEZA-PAR), Anadolu’nun kadim halklarından Zazaların kimliğini ve kültürel mirasını siyasi zemine taşıma amacıyla yola çıktı. Zazaca’nın statüsünün güçlendirilmesi, eğitimde seçmeli derslerin yaygınlaşması ve kültürel özerklik başlıklarıyla öne çıkan parti, Zazaların ayrı bir halk olarak görünürlüğünü artırmayı hedefliyor. Zaza kimliğinin siyasete taşınması tarihi bir adım olarak görülüyor Bingöl, Tunceli (Dersim), Elazığ, Diyarbakır, Siirt, Bitlis ve Muş illerinde yoğunlaşan, sayıları 2–3 milyon arasında tahmin edilen Zazalar, uzun yıllardır süren dil ve kültür mücadelesini artık parlamenter siyasetle buluşturmayı amaçlıyor. Parti, bu hamleyi “kendi renkleriyle demokrasiye katkı” olarak tanımlıyor. Parti, dil ve kültürel hakları programının merkezine koyuyor Parti manifestosu, Zazaca’nın resmi dil statüsü için adım atılmasını, okullarda Zazaca seçmeli derslerin yaygınlaştırılmasını ve kültürel özerklik tartışmalarının demokratik zeminde yürütülmesini savunuyor. “Zazalar ayrı bir halktır” vurgusu, programın temel cümlelerinden biri. İsim değişikliği yasal gerekçelerle yapıldı Kuruluş sürecinde, parti Mehmet Ali Şenel öncülüğünde önce “Zaza Halk Partisi” adıyla yola çıktı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “bölge veya ırk esasına göre parti kurulamaz” uyarısı üzerine isim “Demokrasi Zamanı Partisi” olarak değiştirildi. DEZA-PAR kısaltması, Zazaca’da “kuzen” anlamına gelen “deza” sözcüğünden esinlenerek seçildi; bu da topluluk içi birlik ve dayanışmayı simgeliyor. Zazaların tarihsel ve kültürel mirası çok katmanlıdır Zazaca (Dimilkî/Kırmanckî), Hint-Avrupa dillerinin İranî koluna mensup, Kürtçe ile akraba ama ayrı bir yapı sergileyen bir dildir. Dengbêjlik geleneği, saz, kaval, erbane eşliğinde aktarılan destan ve ağıtlarla yaşıyor; “çepik” ve “halay” gibi topluluk dansları sosyal bağları güçlendiriyor. İnanç dünyasında Alevilik ve Sünnilik (Şafiî) bir aradalık gösteriyor. Kilim dokumacılığı ve demircilik gibi el sanatları somut kültürel mirasın güçlü örnekleri arasında. Dersim 1937–38 gibi travmatik dönemler, kolektif hafızada derin izler bıraksa da kültürel direnç sürüyor. Kuruluş, Türkiye’de temsilde çeşitlilik tartışmasını canlandırıyor Genel Başkan Ali Demirel, kuruluş açıklamasında “Zazalar ayrı bir halktır; Kürt ya da başka bir kimliğin gölgesinde değil, kendi renklerimizle demokrasiye katkı sunacağız” dedi. Bu söylem, Türkiye toplumunun çokkültürlü yapısında temsilde adalet ve dil hakları tartışmalarını yeniden gündeme taşıyor. Parti, sahada miting ve kültürel etkinliklerle örgütlenecek DEZA-PAR, önümüzdeki aylarda Anadolu’nun çeşitli illerinde miting ve kültürel etkinlikler düzenleyerek tabanını genişletmeyi planlıyor. Hedef, meclis koridorlarında Zaza yurttaşların sesini daha güçlü duyurmak ve demokratik katılımı artırmak. Zaza kimliğinin siyasi görünürlüğü yeni bir eşiğe taşınıyor DEZA-PAR’ın tescili, Zazaca’nın korunması ve kimlik haklarının kurumsal düzeyde savunulması için yeni bir sayfa açıyor. Türkiye’nin çoğulcu demokrasi anlayışı açısından bu adım, dil ve kültür temelli hak arayışlarının siyasal temsille buluştuğu kritik bir dönüm noktası olarak öne çıkıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.