SON DAKİKA

#Kuraklık

HABER DEĞER - Kuraklık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kuraklık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bir zamanlar dünyanın merkezindeydiler: Aniden çöken medeniyetlerin sırrı Haber

Bir zamanlar dünyanın merkezindeydiler: Aniden çöken medeniyetlerin sırrı

Tarih boyunca birçok büyük uygarlık yükseldi, geniş coğrafyaları etkiledi ve ardından beklenmedik biçimde çöktü. Arkeologlar ve tarihçiler bu çöküşlerin nedenlerini hâlâ tartışırken iklim krizi, savaş, salgın, ekonomik kırılma ve toplumsal çatışmaların çoğu zaman birlikte rol oynadığı görülüyor. Bir dönem milyonları barındıran bu medeniyetler bugün geride kalıntılar ve cevaplanmamış sorular bıraktı. Çevresel baskılar imparatorlukları kırılgan hale getirdi Maya Uygarlığı, gelişmiş şehir planlaması, astronomi bilgisi ve anıtsal mimarisiyle öne çıkarken MS 900 civarında birçok kent terk edildi. Araştırmalar uzun süreli kuraklık, ormansızlaşma ve savaşların birlikte etkili olabileceğini gösteriyor. Benzer şekilde İndus Uygarlığı, muson düzeninin bozulmasıyla tarımsal üretim zayıflayınca nüfusun şehirlerden göç etmesiyle çözüldü. Dünyanın ilk imparatorluklarından biri olan Akad İmparatorluğu da büyük kuraklık dönemleriyle örtüşen bir süreçte gücünü kaybetti. İklim değişiminin erken tarihsel örneklerden biri olarak gösterilen bu çöküş, çevresel faktörlerin siyasi yapıları nasıl etkileyebileceğini ortaya koydu. Doğal afetler güç dengelerini değiştirdi Minos Uygarlığı’nın deniz ticaretine dayalı sistemi, Santorini’deki Thera yanardağı patlamasının yarattığı ekonomik ve çevresel krizle sarsıldı. Ardından Mikenlerin bölgeye hâkim olması, doğal afetlerin siyasi dönüşümleri hızlandırabileceğine dair güçlü bir örnek olarak değerlendiriliyor. Bronz Çağı’nın önemli güçlerinden Miken Uygarlığı ise MÖ 1200 civarında geniş bir bölgesel çöküşün parçası olarak dağıldı. Savaşlar, göç hareketleri ve ekonomik kırılmaların birleşimi, saray merkezli sistemin dağılmasına yol açtı ve Yunan Karanlık Çağı olarak bilinen dönemi başlattı. Kaynak krizleri toplumsal çatışmaları tetikledi Bugünkü ABD’nin güneybatısında yaşayan Atasal Puebloanlar, kuraklık ve kaynak yönetimi sorunlarıyla karşı karşıya kaldı. Artan çevresel baskıların toplumsal şiddeti tetiklediği ve yerleşimlerin terk edilmesine yol açtığı düşünülüyor. Mississippi havzasındaki büyük yerleşimlerden Cahokia ise sel baskınları, kaynak tükenmesi ve siyasi çalkantılar sonucu 14. yüzyıla doğru boşaldı. Bir dönem Orta Çağ Londra’sıyla yarışan nüfusuna rağmen kent tarihsel hafızada büyük ölçüde silindi. Ekolojik yıkım ve hastalıklar nüfusları eritti Rapa Nui (Paskalya Adası) toplumunun ormansızlaşma ve dış etkiler sonucu ciddi bir kriz yaşadığı, açlık ve iç çatışmaların nüfusu hızla azalttığı düşünülüyor. Avrupalı temas sonrası salgınlar ve köle baskınları bu yıkımı derinleştirdi. Antik liman kenti Thonis-Heraklion ise depremler, deniz seviyesinin yükselmesi ve seller nedeniyle yavaş yavaş sular altında kaldı. Yüzyıllarca kayıp olan kent, su altı arkeolojisi sayesinde yeniden keşfedildi. Tarihsel çöküşler geleceğe uyarı niteliğinde Bu medeniyetlerin ortak noktası tek bir sebeple değil, birbirini tetikleyen krizler zinciriyle çözülmüş olmaları. İklim değişimi, ekonomik kırılganlık ve toplumsal gerilimlerin birleştiği dönemlerde en güçlü sistemlerin bile kısa sürede dağılabildiği görülüyor. Geçmişin bu sessiz çöküşleri, günümüz toplumları için yalnızca tarihsel bir merak değil; çevresel sürdürülebilirlik, kriz yönetimi ve toplumsal dayanıklılık açısından önemli bir uyarı olarak değerlendiriliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Göl havzasındaki kıyılara SASKİ uyarısı: Gölün ekolojik dengesini tehdit etmeyelim Haber

Göl havzasındaki kıyılara SASKİ uyarısı: Gölün ekolojik dengesini tehdit etmeyelim

SASKİ, Sapanca Göl’ünün kıyı kesimlerinde yaşanan çekilme sonrasında havzanın tahrip edilmemesi, su kalitesini etkileyecek faaliyetlerin yürütülmemesi ve can sağlığını riske atacak davranışların sürdürülmemesi için uyarıda bulundu. Sakarya Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ), Sapanca Gölü’nde kuraklık dolayısıyla yaşanan çekilmeler sonrasında göl havzasında oluşan kıyı kesimleri tahrip eden vatandaşlara karşı uyarıda bulundu. Son yağışlar sonrasında yumuşayan toprak yapısının vatandaşların can sağlığı için olumsuz durumlara yol açabileceği ve çekilmeler sonrasında göl havzasında oluşan kıyı kesimlere girilmemesi gerektiği bildirildi. Son zamanda göl için hayata geçirilen umut verici gelişmelerden sonra kısa sürede seviye artışı gözlemlendi. Son yağışlarla birlikte kuraklığa teslim olan kıyı kesimlerinde toprak suya doymaya başladı. Bu süreçte su sağlığı ve gölün ekolojik dengesini tehdit eden faaliyetlerde bulunan vatandaşlar hakkında yasal işlem başlatıldı. SAPANCA GÖLÜ’NÜ HEP BİRLİKTE KORUMAYA DEVAM ETMELİYİZ Kurum tarafından yapılan açıklamada ise, “Göl havzasında bulunan ve son yağışların ardından oldukça yumuşayan toprak yapısı öncelikle vatandaşlarımız için tehlike arz etmektedir. Bu alanlar yürüyüş yapmak, ateş yapmak ve araç kullanmak için uygun değildir. Aynı zamanda göl havzası içerisinde yer alan kesimlerde gölün doğal yapısını bozacak faaliyetler yürütülmemeli. Bu konuda denetimlerimiz devam ediyor. Sapanca Gölü’nü hep birlikte korumaya devam etmeliyiz” ifadeleri kullanıldı.

"Ankara susuz değil, dezenformasyon yapılıyor" Haber

"Ankara susuz değil, dezenformasyon yapılıyor"

Son günlerde Ankara’da su kesintisi yaşandığına dair çıkan haberler üzerine basın toplantısı düzenleyen ABB Başkanı Mansur Yavaş, iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirtti. Kent genelinde suyun kesilmediğini vurgulayan Yavaş, yapılan haberleri “dezenformasyon” olarak nitelendirdi ve bu paylaşımlarla ilgili suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı. “Dezenformasyon yapanların hepsini savcılığa vereceğiz” Mansur Yavaş, bazı siyasetçilerin ve televizyon yorumcularının gerçeği çarpıttığını söyleyerek, su tasarrufu çağrısı yapan ancak yüksek miktarda su tüketen isimlerin verilerinin ellerinde olduğunu dile getirdi. Yavaş, “Televizyonlarda bağırıp çağıranlar aylık ortalama 20 metreküp su kullanıyor, sosyal medyada bağıran birinin evinde ise 37 metreküp su tüketildiğini görüyoruz. Bunların tamamını dezenformasyondan savcılığa vereceğiz” dedi. “Kuraklık küresel, Ankara da etkileniyor” Açıklamasında kuraklık sorununa da değinen Yavaş, yaşanan sürecin sıradan bir kuraklık olmadığını ifade etti. Akdeniz Havzası’nın dünyanın en hızlı kuruyan bölgelerinden biri haline geldiğini söyleyen Yavaş, bu tablonun Elazığ, Konya, Kayseri ve Ankara’yı doğrudan etkilediğini belirtti. Ankara’nın tarihinin en kurak dönemlerinden birini yaşadığını vurgulayan Yavaş, nüfus artarken barajlara gelen su miktarının azaldığını dile getirdi. DSİ’ye uyarı yapıldı, yanıt gelmedi Yavaş, Devlet Su İşleri’ni daha önce uyardıklarını belirterek, 2029 yılında Ankara’da kuraklık olmasa dahi mevcut nüfusla su sıkıntısı yaşanacağına dair rapor hazırladıklarını, ancak bu rapora resmi bir yanıt alamadıklarını söyledi. “Amaç CHP’li belediyeleri başarısız göstermek” Yavaş, su kesintileri üzerinden CHP’li belediyelere yönelik bir algı operasyonu yürütüldüğünü savunarak, “Amaç, ‘CHP’li belediyeler şehri susuz bıraktı’ algısını oluşturmak. Oysa Türkiye’nin birçok kentinde su sıkıntısı yaşanıyor” ifadelerini kullandı. Belediye Meclisi’nde yaptığı yoklamada, yalnızca yedi kişinin su kesintisi yaşadığını söylediğini aktaran Yavaş, kesintilerin sınırlı bölgelerde ve geçici olduğunu vurguladı. İsim vermeden Melih Gökçek’e sert eleştiri Eski ABB Başkanı Melih Gökçek’i isim vermeden eleştiren Yavaş, “Hiç tasarruf yapmamışlar. Su tasarrufu çağrısı yapıp kendi evinde aylık 37 ton su kullananlar var. Bir ton bile kısmamışlar, muhtemelen bahçelerini suluyorlar” dedi. Yavaş’ın “Kadı defterdar olmuş, eşek mühürdar olmuş” sözleri dikkat çekti. “Ankara halkı susuz bırakılmadı” ASKİ’nin günlük su verme kapasitesinin 1 milyon 240 bin metreküp olduğunu belirten Yavaş, bugüne kadar bu rakamın altına düşülmediğini söyledi. Yüksek kesimlerde zaman zaman yaşanan su sıkıntıları için yurttaşlardan özür dileyen Yavaş, Ankara’nın büyük bölümünde su sorunu bulunmadığını vurguladı. Basın toplantısını “Ankara’da şu an genel bir su problemi yok” sözleriyle tamamlayan Mansur Yavaş, yurttaşları resmi açıklamalar dışındaki iddialara itibar etmemeye çağırdı.

Mansur Yavaş’a Klip Çektiler! Haber

Mansur Yavaş’a Klip Çektiler!

Ankara’da 2025 yılı boyunca yaşanan su kesintileri, yalnızca iklim krizi ve baraj doluluk oranlarıyla açıklanamayacak bir toplumsal tepkiye dönüştü. Günlerce su akmayan mahalleler, düzensiz basınç uygulamaları ve net bir bilgilendirme yapılmaması, kentte yaşayan yurttaşları sosyal medyada kendi dilini kurmaya itti. Bu dilin en çarpıcı örneği ise kısa sürede viral olan “Çorbam var içen mi” şarkısı oldu. Mizah yoluyla kurulan bu itiraz, sorunun ne kadar yaygın ve hissedilir olduğunu gösterirken, ABB’nin resmi hesabından yayımlanan “Kamuoyuna Duyuru” başlıklı metin, kamuoyunda “bilgilendirme” değil “azarlama” olarak algılandı. Son 50 Yılın En Kurak Yılı mı, Son 50 Yılın En Kötü Yönetimi mi? Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne göre 2025 yılı, hidrolojik veriler açısından başkent için “son 50 yılın en kurak yılı.” Barajlara gelen su miktarının tarihi dip seviyelere gerilediği, kişi başına düşen günlük su miktarının 55 litreye kadar düştüğü resmi açıklamada açıkça ifade ediliyor. Üç yıl içinde barajlara gelen suyun 661 milyon metreküpten 182 milyon metreküpe düşmesi, kuraklık gerçeğini inkâr edilemez kılıyor. Ancak tartışma tam da bu noktada başlıyor. Çünkü “kuraklık” vurgusu, sahadaki düzensiz ve plansız kesintileri açıklamak için bir kalkana dönüşüyor. Belediye “su veriliyor” derken, yurttaşın deneyimi çoğu zaman “saat var, gün yok” şeklinde yaşanıyor. Aynı şehirde, hatta aynı sokakta farklı binaların tamamen farklı su rejimleriyle karşı karşıya kalması, sorunun yalnızca iklimsel olmadığını düşündürüyor. Kuraklık gerçek olabilir; ancak kuraklığın nasıl yönetildiği, hangi mahallede ne zaman ne olacağının neden net biçimde açıklanmadığı sorusu yanıtsız kalıyor. Teknik Arıza mı, Mühendislik Fiyaskosu mu? ABB cephesi, kesintileri ve basınç düşüklüklerini büyük ölçüde “eski altyapı”, “patlayan borular” ve geçmişte yapılmamış yatırımlarla açıklıyor. Özellikle Kesikköprü hattındaki arızalar örnek gösterilerek, sorunun teknik olduğu vurgulanıyor. Ancak kulislerde ve teknik çevrelerde konuşulan iddialar, tablonun bundan ibaret olmadığını ortaya koyuyor. İddialara göre yeni kurulan ve revize edilen hatlarda hidrolik denge yeterince hesaplanmadı, debi ve basınç ilişkisi mahalle ölçeğinde analiz edilmeden sisteme su verildi. Yüksek kotlu bölgelerde suya erişim neredeyse imkânsız hale gelirken, düşük kotlarda dengesiz yüklenme nedeniyle arızalar arttı. Gece basınç düşürme uygulamasının kayıp-kaçağı azaltmak yerine sistemi daha da kırılgan hale getirdiği öne sürülüyor. Bazı uzmanlara göre sorun, suyun varlığı değil, dağıtımın mühendislik açısından sağlıklı planlanmamış olması. Yani mesele “eski borular”dan çok, yanlış projelendirme ve aceleci müdahaleler. Belediye bir şeyler yapıyor olabilir; ancak yanlış yapılan her hamle, krizi çözmek yerine derinleştiriyor. “3 Gün Var, 5 Gün Yok”: Başkent’te Su Lüks Oldu Ankara’da su, artık temel bir hak değil; denk gelirse kullanılan bir ayrıcalık. Kentin birçok mahallesinde “üç gün var, beş gün yok” ifadesi sıradan bir şikâyete dönüştü. Aynı apartmanda farklı saatlerde, hatta aynı katta bile farklı musluklardan farklı sonuçlar alınıyor. Yurttaşlar bidonlarla çeşme arıyor, apartmanlar yüksek maliyetlerle su tankı kurmak zorunda kalıyor. Temizlik, yemek, kişisel hijyen gibi en temel ihtiyaçlar komşu dayanışmasına bırakılmış durumda. Başkentte yaşanan bu tablo, “modern belediyecilik” söylemiyle taban tabana zıt bir görüntü yaratıyor. Sorun yalnızca suyun azlığı değil; suyun ne zaman geleceğinin bilinmemesi. Belirsizlik, krizin en yıpratıcı boyutuna dönüşüyor. Mansur Yavaş Pavyona Kadar Düştü Türkiye’de tarihsel olarak bazı gece kulübü ve gazinolarda (pavyonlarda) sahne alan şarkıcılar, bazen sözlerinde güncel olaylara göndermeler yaparak toplumsal eleştiri içerikli şarkılar seslendirebiliyor. Ankara’da bu su krizi de popüler kültürün gündemine girdi. Yavaş’a yönelik esprili şarkılar ve mırıldanmalar, normal yollarla dikkat çekilemeyen durumu halk diline taşıdı. Kullanılan dil, sert politik dilden ziyade sivri mizah ve zeybek havasını aratmayan, eğlence ortamı jargonuna yakın ögeler içeriyor. Sosyolojik açıdan bakıldığında bu durum, halkın kendine özgü direnme ve eleştirme yolları geliştirdiğinin bir işareti. Toplum, otoriteye karşı mizahi bir dil kullanarak hem sinirini boşaltıyor hem de görünürlük kazanıyor. Bu kesim şarkıları, daha çok alt-orta sınıfın eğlence mekanı kültüründen beslendiği için, “pavyon şakası” olarak da değerlendiriliyor. Geçmişte Türkiye’de kırsal ya da işçi semtlerinde yetişen bazı halk müziği ve arabesk sanatçıların sözlerinde, günlük sıkıntılar ve yöneticilere ince göndermeler yer alması bilinen bir durumdu. Ankara’daki son gelişmeler de benzer bir geleneğin yeni bir örneği gibi okunuyor. Söz konusu “Çorbam var içen mi” videosunda geçen mizansenler bu toplumsal eleştiriyi somutlaştırıyor. Halkın bu tür içeriklerle durumu tiye alması, bir nevi krize karşı kolektif başkaldırı biçimi olarak yorumlanabilir. Akademik literatürde kriz dönemlerinde mizahın bir savunma ve hiciv aracı olduğundan söz edilir; Ankara’da su sorunu üzerinden yapılan göndermeler de bu geleneğin çağdaş bir yansıması olarak görülebilir. “Çorbam var içen mi” videosu, Ankara’daki su krizinin sembolü haline geldi. Belediye başkanına yönelik eleştiri artık basın toplantılarında ya da meclis kürsülerinde değil; şarkılarda, videolarda ve pavyon dilinde dile getiriliyor. Ankaralı Cumhur’un “Su yok, metro yok, yol yok – çorbam var içen mi” dizesi, yerel yönetimin yaşadığı itibar kaybının kısa bir özeti gibi dolaşıma giriyor. Bu ifade bir hakaretten çok, siyasal bir gösterge. Çünkü bir kentte yönetime dair eleştiri popüler kültürün en alt, en sivri diline kadar inmişse, orada ciddi bir güven kırılması yaşanıyor demektir. Mansur Yavaş’ın yönetimi artık teknik raporlarla değil, hicivle tartışılıyor. Bu da krizin sadece altyapısal değil, yönetsel ve iletişimsel olduğunu gösteriyor. Neticede Ankara’da su kesintileri konusu, katmanlı bir toplumsal mesele haline geldi. Halk, musluğundan su akmadığında baraj grafiğini değil, yöneticisini sorgular. Ankara’da bugün tartışılan şey barajlar değil; bu kentin neden öngörülebilir biçimde yönetilemediği. Teknik ayrıntılar, kuraklık verileri ve altyapı sorunları bir yana; bir kentin sakinleri suya erişim hakkının kesintiye uğradığını düşündüğünde sosyal tepki mekanizmaları devreye giriyor. Eleştiriler giderek artarken, “su yokluk” meselesi bir politikaya, bir yönetime tepki olarak paylaşılan bir folklor parçasına dönüştü. “Çorbam var içen mi” şarkısının bu kadar sahiplenilmesi, yurttaşın başka bir dil bulamadığının göstergesi. Mansur Yavaş’ın bu sosyolojik zemindeki performansı nasıl şekillendireceği, önümüzdeki süreçte Ankara siyaseti için önemli bir sınav olmaya devam edecek.

İzmir’de su kesintilerine yılbaşı molası Haber

İzmir’de su kesintilerine yılbaşı molası

İzmir’de aylardır süren kuraklık nedeniyle uygulanan planlı su kesintilerine yılbaşı gecesi kısa bir mola veriliyor. İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU), 31 Aralık gecesi 23.00–05.00 saatleri arasında kesinti uygulanmayacağını açıkladı. 13 ilçede kesintiye ara İZSU’nun açıklamasına göre Konak, Karabağlar, Çiğli, Karşıyaka, Balçova, Narlıdere, Güzelbahçe, Buca, Bayraklı, Bornova, Menemen, Gaziemir ve Menderes ilçelerinde her gün uygulanan planlı kesinti, yalnızca yılbaşı gecesi yapılmayacak. Kesintiler giderek sıklaştı 6 Ağustos’ta başlayan planlı kesintiler ilk etapta üç günde bir uygulanmış, 9 Eylül’den itibaren iki günde bire düşürülmüş, 10 Aralık sonrası ise her gün yapılmaya başlanmıştı. Tahtalı Barajı’nda kritik seviye Kentin içme suyunun büyük bölümünü karşılayan Tahtalı Barajı’ndaki su seviyesi tarihinin en düşük noktasına inerek yüzde 0,17’ye geriledi. Gördes ve Balçova barajlarında su tamamen tükenirken, Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı’nda yüzde 2,38; Ürkmez’de yüzde 6,68; Güzelhisar’da ise yüzde 46,55 seviyeleri ölçüldü. Yer altı sularına yük arttı Barajlardaki kritik düşüş nedeniyle İzmir’in su ihtiyacının önemli bir kısmı yer altı su kaynaklarından karşılanmaya başlandı. Uzmanlar, yağış rejimindeki bozulmanın devam etmesi halinde su tasarrufunun hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor.

Türkiye’nin gölleri alarm veriyor Haber

Türkiye’nin gölleri alarm veriyor

TBMM’de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın bütçe görüşmelerinde söz alan Perihan Koca, Türkiye’de yaşanan kuraklığı ve göllerin hızla yok oluşunu Meclis gündemine taşıdı. Koca, ülkedeki ekolojik krizin tesadüf olmadığını, izlenen politikaların sonucu olduğunu vurguladı. “Türkiye’de 240 gölün dörtte üçü kurudu” Koca, dünyada ve Türkiye’de kuraklık ile çevre tahribatının giderek arttığını belirterek, “Bugün itibarıyla Türkiye’deki 240 gölün dörtte 3’ü kurumuş durumda. Bilebildiğimiz kadarıyla 186 göl tamamen kurudu, kalanlar ise can çekişiyor” dedi. Koca, yaşanan tablonun “kuraklık distopyası” gibi göründüğünü ancak bunun yanlış iklim ve çevre politikalarının sonucu olduğunu ifade etti. “Seyfe Gölü’nde 10 bin 700 hektar alan yok oldu” Kuruyan ve kurumaya yüz tutan göllerden örnekler veren Koca; Meke, Akşehir, Sapanca, Tuz Gölü, Beyşehir, Eber, Burdur ve Acıgöl’ün ciddi risk altında olduğunu söyledi. Kırşehir’deki Seyfe Gölü’nde ise 10 bin 700 hektarlık alanın kuruduğunu belirten Koca, binlerce kuş türüne ve flamingolara ev sahipliği yapan gölün artık yok denecek durumda olduğunu dile getirdi. “Konya Ovası tamamen kurudu, obruklar oluşuyor” Kuraklığı önleyici politikalar hayata geçirilmezse göllerin yalnızca haritalarda isim olarak kalacağını söyleyen Koca, Konya Ovası’nda devasa yer altı sularının çekildiğini, bunun da obruklara yol açtığını belirtti. Koca, bu sürecin hem iklim değişikliğinin hem de yanlış tarım ve çevre politikalarının sonucu olduğunu ifade etti. “Doğu Karadeniz hariç her yerde şiddetli kuraklık var” Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerini hatırlatan Koca, 2025 su yılında yağışların normalin yüzde 27 altında kaldığını söyledi. Doğu Karadeniz dışındaki tüm bölgelerde şiddetli kuraklık yaşandığını vurgulayan Koca, “Türkiye’nin yüzde 88’i çölleşme tehdidi altında” dedi. “Konya Ovası’na mısır ekmekle övünmek akıl dışı” Tarım politikalarını da eleştiren Koca, Konya Ovası gibi su stresi yaşayan bölgelerde mısır ekimini teşvik etmenin büyük bir hata olduğunu söyledi. Koca, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı’na seslenerek, “Onlarca toplantı ve çalıştay yapıldığını söylüyorsunuz ama bugüne kadar hangi somut eylem planını hayata geçirdiniz?” sorusunu yöneltti. Koca’nın açıklamaları, Türkiye’de su kaynaklarının korunmasına yönelik acil ve bağlayıcı politikaların gerekliliğini bir kez daha gündeme taşıdı.

Himalayalar’da su alarmı: Çin’in 168 milyar dolarlık barajı 1,5 milyar insanı tehdit ediyor Haber

Himalayalar’da su alarmı: Çin’in 168 milyar dolarlık barajı 1,5 milyar insanı tehdit ediyor

Çin, Tibet’te yer alan Yarlung Tsangpo Nehri’nin “Büyük Bükülme” olarak bilinen bölümünde, yaklaşık 168 milyar dolarlık dev bir hidroelektrik baraj projesini hayata geçiriyor. Proje, Çin’in enerji kapasitesini artırmayı ve karbon nötr hedeflerine katkı sunmayı amaçlarken, nehrin aşağı havzalarında yaşayan yaklaşık 1,5 milyar insan için ciddi su güvenliği endişeleri doğuruyor. Çin, Himalayalar’daki barajla enerji gücünü küresel ölçekte büyütmeyi hedefliyor Yaklaşık 2 bin metrelik yükseklik farkına sahip “Büyük Bükülme” bölgesi, dünyadaki en yüksek hidroelektrik potansiyellerden biri olarak kabul ediliyor. Çinli yetkililere göre bu proje, Üç Boğaz Barajı’nın yaklaşık üç katı kadar elektrik üretebilecek kapasiteye sahip. Üretilen enerjinin özellikle elektrikli araçlar, yapay zekâ merkezleri ve yüksek enerji tüketen süper bilgisayar tesisleri için kullanılacağı belirtiliyor. Proje yalnızca enerji değil, ulusal güvenlik stratejisinin de parçası olarak görülüyor Uzmanlara göre Tibet’te böylesine büyük bir altyapı yatırımı, Çin’in tartışmalı sınır bölgelerinde kontrolünü güçlendirme politikasının bir uzantısı. Çin yönetimi, Himalayalar boyunca inşa edilen barajlar ve ulaşım projeleriyle hem askeri hem de siyasi nüfuzunu artırmayı amaçlıyor. Bu durum, özellikle Hindistan ile ilişkilerde yeni gerilim başlıkları yaratıyor. Baraj sistemi nehir ekosistemini kökten değiştirecek ölçekte planlanıyor Projeye göre nehrin bir bölümü tünellerle yönlendirilerek beş kademeli hidroelektrik santraline aktarılacak. Her santral, bir öncekinden daha alçak bir noktada konumlanacak ve toplamda yaklaşık 150 kilometrelik bir sistem oluşturacak. Ancak rezervuarların ne kadar alanı sular altında bırakacağı ve tam yerleşim planı hâlâ kamuoyuyla paylaşılmış değil. Deprem, heyelan ve iklim krizi riskleri projenin en kırılgan noktası Yarlung Tsangpo Vadisi, dünyanın en derin kanyonlarından birine ev sahipliği yapıyor ve yoğun sismik hareketlilikle biliniyor. Uzmanlar, buzul gölü taşkınları, artan yağış rejimi ve iklim krizinin etkileri nedeniyle böylesi bir mega projenin tüm risklerinin mühendislik çözümleriyle tamamen ortadan kaldırılamayacağını vurguluyor. Yerel topluluklar yerinden edilme ve kültürel kayıp tehlikesiyle karşı karşıya Baraj inşaatı, bölgede yaşayan on binlerce kişinin, özellikle Monpa ve Lhoba topluluklarının yaşam alanlarını terk etmesine yol açıyor. Çinli yetkililer yeni konut ve ibadet alanları inşa edildiğini açıklasa da yerel halk, sosyal bağların ve kültürel hafızanın geri dönülmez biçimde zarar gördüğünü dile getiriyor. Hindistan ve Bangladeş için susuzluk ve kuraklık riski büyüyor Yarlung Tsangpo Nehri, Hindistan sınırları içinde Brahmaputra adını alarak tarım, balıkçılık ve içme suyu açısından hayati bir rol oynuyor. Hindistanlı yetkililer, Çin’in suyu ne zaman ve ne kadar bırakacağına dair şeffaf veri paylaşmamasının “su güvenliği” açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre bu durum, iklim krizinin de etkisiyle Güney Asya’da kuraklık ve gıda krizlerini derinleştirebilir. Bölgede başlayan baraj yarışı ekolojik riskleri daha da artırıyor Çin’in hamlesine karşılık Hindistan da Brahmaputra üzerinde büyük ölçekli baraj projelerini hızlandırmış durumda. Uzmanlar, iki ülke arasında iş birliği yerine rekabetin hâkim olması halinde, nehir ekosisteminin ve milyonlarca yurttaşın yaşam hakkının daha büyük risk altına gireceği uyarısında bulunuyor. Bilim insanları şeffaflık ve uluslararası iş birliği çağrısı yapıyor Çevre örgütleri ve akademisyenler, projeden önce kapsamlı biyolojik çeşitlilik çalışmaları yapılmasını, su akışına dair verilerin aşağı havza ülkeleriyle paylaşılmasını talep ediyor. Aksi halde, Çin’in temiz enerji hedefiyle başlattığı bu mega proje, Güney Asya için uzun vadeli bir susuzluk ve kuraklık krizinin tetikleyicisi olabilir.

İran kuraklığın pençesinde: Bulut aşılama operasyonu başladı Haber

İran kuraklığın pençesinde: Bulut aşılama operasyonu başladı

Urmiye Gölü Havzasında “yağmur tetikleme” uçuşu İran’ın resmi ajansı Irna’nın aktardığına göre, hafta sonu Urmiye Gölü havzası üzerinde bulut aşılama uçuşu gerçekleştirildi. Ülkenin en büyük gölü olmasına rağmen büyük ölçüde kuruyan Urmiye, geniş bir tuz çölüne dönüşmüş durumda. Yetkililer, doğu ve batı Azerbaycan eyaletlerinde yeni aşılama operasyonlarının planlandığını belirtiyor. “50 yılın en kurak sonbaharı”: Barajlar neredeyse boş İran Meteoroloji Kurumu, yağışların uzun dönem ortalamasına göre yüzde 89 düşerek ülkeyi yarım yüzyılın en sert kuraklığına sürüklediğini açıkladı. Ulusal İklim ve Kuraklık Krizi Yönetim Merkezi Başkanı Ahmed Vazifeh, Tahran ve çevre eyaletlerdeki baraj seviyelerinin tek haneli yüzde değerlerine düştüğünü belirterek “endişe verici durum” uyarısı yaptı. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise geçtiğimiz günlerde, yağışların devam etmemesi hâlinde Tahran’da su kısıntısına gidilebileceğini ve hatta bazı bölgelerde tahliyelerin gündeme gelebileceğini söyledi. Bulut aşılama nasıl yapılıyor? Bulut aşılama; uçaklarla ya da yerdeki jeneratörlerle gümüş iyodür, potasyum iyodür gibi kimyasal tuzların bulutlara verilmesiyle su buharının yoğunlaşmasını kolaylaştırmayı hedefliyor. Böylece yağmurun oluşması tetiklenebiliyor. Birleşik Arap Emirlikleri bu yöntemi uzun yıllardır düzenli şekilde kullanıyor. İran ise kuraklık baskısı nedeniyle bu yönteme daha sık başvurmaya hazırlanıyor. Su israfına ceza yolda Hükümet, aşırı su tüketen haneler ve işletmeler için ceza sistemi getirilmesi konusunda hazırlık yapıyor. Ülkede ciddi anlamda su kesintilerinin baş göstermesi üzerine, cuma günü Tahran’daki bir camide yüzlerce kişi yağmur duası için bir araya geldi. Yağmur ve kar sonunda görüldü İranlı meteorologlar, hafta sonu ülkenin batı ve kuzeybatısında sınırlı da olsa yağış gözlendiğini açıkladı. Sosyal medyada paylaşılan videolarda Tahran’ın kuzeyindeki kayak merkezinin sezonun ilk karını aldığı görüldü.

Yağışsız geçen mevsim: İran en kurak dönemini yaşıyor Haber

Yağışsız geçen mevsim: İran en kurak dönemini yaşıyor

İran sonbahardan bu yana neredeyse hiç yağmur almadı. 23 Eylül’de başlayan yeni yağmur mevsiminin ilk haftalarında 31 eyaletin 15’inde hiç yağış kaydedilmedi. Ülke, son on yılların en ağır kuraklığını yaşarken, yetkililer su kesintileriyle tüketimi sınırlamaya çalışıyor. Enerji Bakanı Abbas Ali Abad, özellikle başkent Tahran’da belirli saatlerde planlı su kesintileri uygulanacağını açıkladı. Ancak 20 milyona yaklaşan nüfusuyla Tahran’da, yıllardır yenilenmeyen altyapı nedeniyle basınç düşüklüğü ve uzun süren kesintiler günlük yaşamı zorlaştırıyor. Barajlar kritik seviyede, halk çaresiz Tahran çevresindeki barajların su seviyesi, altı yıldır devam eden kuraklık yüzünden tarihinin en düşük noktasına geriledi. Tahran Su ve Kanalizasyon İdaresi’ne göre halk son yedi ayda %12 daha az suyla yaşamak zorunda kaldı; bu oran kısa sürede %20’ye çıkarılabilir. Bazı bölgelerde yaşayan yurttaşlar, su pompaları olmadan evlerine su çıkmadığını belirtiyor. Yetkililer, kış aylarına kadar mevcut arzın sürdürülebilmesi için tüketimin ciddi oranda azaltılması gerektiğini söylüyor. “İran her üç yılda Konstanz Gölü büyüklüğünde su kaybediyor” DW’ye konuşan çevre uzmanı Azam Bahrami, su krizinin nedeninin yalnızca iklim değil, yanlış yönetim ve tarım politikaları olduğunu belirtiyor. İran’da suyun %80–90’ı tarıma gidiyor ve bu sektörde ilkel sulama yöntemleri hâlâ yaygın. Stuttgart Üniversitesi’nden Muhammed Javad Tourian’ın Nature dergisinde yayımlanan araştırmasına göre, İran 2002’den bu yana yılda 16 milyar metreküp su kaybediyor — bu da her üç yılda bir Konstanz Gölü (Bodensee) büyüklüğünde bir su rezervinin yok olması anlamına geliyor. Son 23 yılda toplam 370 milyar metreküp suyun kaybolduğu tahmin ediliyor. Siyasi irade eksikliği ve liyakatsiz yönetim Uzmanlara göre İran, artık nüfus artışını sürdüremeyecek ve gıda üretiminde kendi kendine yetemeyecek bir noktada. Ancak reform yanlısı çevrelerin uyarıları dikkate alınmıyor; karar mekanizmalarında liyakatsiz, rejime yakın isimler yer alıyor. Reformcu İtimad gazetesi “önemli kurumlardaki liyakatsiz yöneticileri” su krizinin baş sorumlusu olarak gösterirken, Şark gazetesi “siyasi tartışma ortamının tamamen yok edildiğini” yazdı. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, su kıtlığının derinleşmesi durumunda Tahran’ın tahliyesinin bile gündeme gelebileceğini açıklamıştı. Ancak kamuoyu hâlâ şu sorunun yanıtını bekliyor: “Tahranlılar nereye gidecek?” Uzmanlardan çözüm önerileri Tourian’a göre kısa vadede içme suyu önceliklendirilip, sanayi ve tarımda tüketim kısıtlanmalı. Uzun vadede ise: Uydu verileriyle su kayıplarının düzenli izlenmesi, Tarımda iklime uygun ürünlere geçilmesi, Verimli sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması gerekiyor. Ancak bu adımların hayata geçebilmesi için teknik kapasiteden çok, siyasi irade ve şeffaf yönetim gerekiyor. Tourian bu durumu şöyle özetliyor: “Çoğu zaman teknik çözümü bulmak, siyasi çözümü bulmaktan çok daha kolay.” İran, kötü yönetim, aşırı su kullanımı ve kuraklığın birleşimiyle öngörülebilir bir çevre felaketinin eşiğinde. Uzmanlara göre yalnızca kısa vadeli kesintiler değil, köklü reformlar ve bilimsel yönetim anlayışı ülkeyi bu krizden kurtarabilir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.