SON DAKİKA

#Küresel Ekonomi

HABER DEĞER - Küresel Ekonomi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Küresel Ekonomi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Nadir element yarışı: Gramı milyon dolar! Haber

Nadir element yarışı: Gramı milyon dolar!

Küresel ekonomi artık yalnızca petrol, doğalgaz ya da altın üzerinden şekillenmiyor. Yarı iletkenlerden nükleer enerjiye, uzay teknolojilerinden tıbba kadar kritik alanlarda kullanılan nadir elementler, stratejik güç dengelerini değiştiren yeni kaynaklar olarak öne çıkıyor. Bilimsel veriler bazı elementlerin gram fiyatının milyonlarca dolara ulaştığını ortaya koyarken, bu maddeler ülkelerin teknoloji bağımsızlığı tartışmalarının merkezine yerleşiyor. Listenin zirvesinde kaliforniyum var Yapay olarak nükleer reaktörlerde üretilen kaliforniyum, olağanüstü nötron yayma özelliği nedeniyle enerji, savunma ve madencilikte kullanılıyor. Son verilere göre bu elementin gram fiyatı 25 ila 30 milyon dolar arasında değişiyor. Sınırlı üretim kapasitesi ve yüksek teknik gereksinimler kaliforniyumu dünyanın en pahalı maddelerinden biri haline getiriyor. Doğada neredeyse yok: Astatin Astatin ise ticari piyasası dahi oluşamayacak kadar nadir bir element olarak biliniyor. Dünya üzerinde aynı anda toplam miktarının birkaç gramı geçmediği tahmin edilen bu element yalnızca ileri düzey bilimsel araştırmalarda kullanılıyor. Bu nedenle astatin, fiyatı ölçülemeyecek kadar değerli maddeler arasında gösteriliyor. Sanayinin lüks metalleri Kristalize osmiyum ve rodyum gibi metaller de endüstride kritik rol oynuyor. En yoğun elementlerden biri olan osmiyumun gram fiyatı saflığa bağlı olarak 10 bin ila 20 bin dolar seviyesine çıkabiliyor. Rodyum ise otomotiv katalizörleri ve yüksek teknoloji üretiminde kullanılması nedeniyle gram başına yaklaşık 4 bin dolar değerinde işlem görüyor. Paladyum da teknoloji üretiminde vazgeçilmez metaller arasında yer alıyor. Yeni güç dengesi: Nadir elementler Uzmanlara göre nadir element rezervleri yalnızca ekonomik değer değil, aynı zamanda jeopolitik güç anlamına geliyor. Uzay madenciliği projeleri, stratejik rezerv politikaları ve yarı iletken üretim rekabeti bu maddeleri önümüzdeki yılların en kritik kaynakları arasına taşıyor. Bu nedenle ülkelerin teknoloji politikalarında nadir elementler giderek daha merkezi bir rol üstleniyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Avrupa neden zenginleşti, asya neden geri kaldı? Dr. Hüseyin Korkmaz “The Great Divergence”ı analiz etti Haber

Avrupa neden zenginleşti, asya neden geri kaldı? Dr. Hüseyin Korkmaz “The Great Divergence”ı analiz etti

Uluslararası güvenlik ve ABD-Çin ilişkileri alanında çalışmalar yürüten Dr. Hüseyin Korkmaz, tarihçi Kenneth Pomeranz’ın küresel ekonomi tartışmalarında referans kabul edilen “The Great Divergence” kitabını analiz etti. Korkmaz’ın değerlendirmesine göre eser, Avrupa’nın yükselişini kültürel üstünlükten ziyade coğrafi fırsatlar ve sömürge ilişkileri üzerinden açıklayan güçlü bir karşı tez sunuyor. Pomeranz Avrupa-merkezci anlatıya meydan okuyor Dr. Korkmaz’ın aktardığına göre Pomeranz, Sanayi Devrimi’ni Avrupa’nın içsel kurumsal veya kültürel üstünlüğüyle açıklayan klasik yaklaşımlara itiraz ediyor. Kitapta 18. yüzyıl ortalarına kadar Çin’in Yangzi Deltası ile İngiltere arasında yaşam standardı, piyasa yapısı ve üretim ilişkileri bakımından büyük farklar bulunmadığı savunuluyor. Bu yaklaşım, Batı’nın yükselişini kaçınılmaz bir tarihsel sonuç olarak gören anlatıyı sorguluyor. “Büyük Ayrışma”nın nedeni kömür ve sömürgeler olabilir Analize göre Pomeranz, Avrupa’nın sanayileşme sürecinde belirleyici iki faktöre dikkat çekiyor: Kömüre erişim ve Yeni Dünya’nın sunduğu kaynaklar. İngiltere’de kömür yataklarının sanayi merkezlerine yakın olması üretim maliyetlerini düşürürken, Amerika’dan gelen pamuk, şeker ve kereste gibi ham maddeler Avrupa’nın ekolojik yükünü dışarıya aktarmasını sağladı. Bu durum, Avrupa’ya sanayileşme için kritik bir avantaj sundu. Ekolojik sınırlar ve “hayalet arazi” kavramı öne çıkıyor Korkmaz’ın değerlendirmesinde kitabın en çarpıcı kavramlarından biri “hayalet arazi” olarak öne çıkıyor. Pomeranz’a göre Avrupa, kendi topraklarının sınırına ulaştığında sömürgeler üzerinden üretim yaparak kaynak sorununu aştı. Aynı dönemde Doğu Asya toplumlarının nüfus artışı, toprak baskısı ve kaynak kısıtlarıyla karşı karşıya kaldığı; bu nedenle benzer bir sanayi sıçramasının gerçekleşmediği savunuluyor. Kurumsal üstünlük tartışması yeniden açılıyor Kitap, sanayileşmenin yalnızca mülkiyet hakları, piyasa kurumları veya bilimsel devrimle açıklanamayacağını ileri sürerek tartışmayı farklı bir zemine taşıyor. Dr. Korkmaz, Pomeranz’ın perspektifinin Batı’nın tarihsel üstünlüğünü sorgulayan önemli bir yaklaşım sunduğunu, ancak coğrafya ve şans vurgusunun kurumsal faktörleri gölgede bırakabileceği yönünde eleştiriler de bulunduğunu aktardı. Bugünün jeopolitiğine uzanan tartışma Analize göre “The Great Divergence”, yalnızca geçmişi değil günümüz küresel güç dengelerini anlamak açısından da kritik görülüyor. Küresel eşitsizliğin kökenine dair bu tartışma, Çin’in yükselişi ve fosil yakıt sonrası dönemde Batı’nın konumunun nasıl şekilleneceği sorularını yeniden gündeme taşıyor. ????"Avrupa neden zenginleşti, Asya neden geri kaldı?" ????Kenneth Pomeranz, The Great Divergence adlı kült eserinde bu sorunun cevabını arıyor. ????"Batı'nın yükselişi, kömür ve sömürgelerle gelen bir tesadüf müydü?" pic.twitter.com/GxprS3Bp2T — Hüseyin Korkmaz (@drhkorkmaz) February 19, 2026 haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Fitch’ten Türkiye’ye sürpriz not: Büyüme beklentisi yukarı çekildi Haber

Fitch’ten Türkiye’ye sürpriz not: Büyüme beklentisi yukarı çekildi

Türkiye için 2025 beklentisi yukarı revize edildi Rapora göre Türkiye ekonomisinin 2025 yılına ilişkin büyüme beklentisi yüzde 3,5’ten yüzde 3,8’e çıkarıldı. 2026 yılı tahmini yüzde 3,5 seviyesinde korunurken, 2027 için büyüme öngörüsü yüzde 4,2 olarak açıklandı. Fitch Ratings, revizyonun arkasındaki ana etkenleri küresel finans koşullarındaki görece iyileşme ve yatırım harcamalarındaki artış olarak sıraladı. Küresel büyüme tahminlerinde de artış var Küresel ekonomi için 2025 büyüme tahmini yüzde 2,4’ten yüzde 2,5’e, 2026 beklentisi ise yüzde 2,3’ten yüzde 2,4’e yükseltildi. Buna karşın dünya ekonomisinin büyüme hızının 2024’teki yüzde 2,9’dan gerileyerek 2025’te yüzde 2,5’e, 2026’da yüzde 2,4’e düşmesi bekleniyor. 2027 yılı için küresel büyüme tahmini ise yüzde 2,6 olarak kaydedildi. ABD, Avro Bölgesi ve Çin öne çıktı Raporda ABD ekonomisi için 2025 büyüme tahmini yüzde 1,6’dan yüzde 1,8’e, 2026 beklentisi yüzde 1,6’dan yüzde 1,9’a çıkarıldı. Avro Bölgesi için 2025 beklentisi yüzde 1,1’den yüzde 1,4’e, 2026 ise yüzde 1,1’den yüzde 1,3’e yükseltildi. Çin ekonomisinin 2025 büyüme öngörüsü yüzde 4,7’den yüzde 4,8’e çıkarılırken, 2026 ve 2027 projeksiyonları yüzde 4,1’de sabit tutuldu. Yapay zekâ ekonominin yönünü değiştiriyor Raporda, yapay zekânın belirgin bir makroekonomik etki yarattığı vurgulandı. Özellikle ABD’de bu yılın ilk yarısındaki GSYH artışının yaklaşık yüzde 90’ının bilgi teknolojileri yatırımlarından geldiği belirtildi. Aynı zamanda hisse senedi piyasalarındaki yükselişin ve teknoloji harcamalarındaki artışın “balon” riskine işaret ettiği ancak şu aşamada şirket borçluluğunda kayda değer bir sıçrama görülmediği ifade edildi. Merkez bankalarının faiz rotası şekilleniyor Rapora göre ABD, Avro Bölgesi ve İngiltere’de politika faizlerinin 2026 ortasına kadar “nötr” seviyelere yaklaşması bekleniyor. ABD Merkez Bankası’nın aralık ayında faizi sabit tutmasının ardından, haziran ayına kadar üç ayrı faiz indirimine gitmesi öngörülüyor. Avrupa Merkez Bankası için ek bir faiz indirimi beklentisi paylaşılmazken, İngiltere Merkez Bankası’nın 2026’da üç kez faiz indirimi yapabileceği belirtildi.

Çin’in yeni kalkınma yol haritası ve Türkiye için stratejik fırsatlar: 15. beş yıllık plan ne anlama geliyor? Haber

Çin’in yeni kalkınma yol haritası ve Türkiye için stratejik fırsatlar: 15. beş yıllık plan ne anlama geliyor?

Çin Halk Cumhuriyeti’nin Ankara Büyükelçisi Jiang Xuebin’in açıklamaları, Pekin’in yeni kalkınma planının yalnızca iç politika değil, aynı zamanda küresel ekonomi ve jeopolitik dengeler açısından da stratejik bir belge olduğunu gösteriyor. 2026’da yürürlüğe girecek 15. Beş Yıllık Plan, Çin’in ekonomik modelini “üretim ağırlıklı sanayi ekonomisinden, inovasyon ve yüksek teknoloji merkezli bir yapıya” dönüştürmeyi hedefliyor. Bu dönüşüm, Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) çerçevesinde Türkiye’ye doğrudan yansıyan alanları da beraberinde getiriyor: enerji, finans, lojistik, 5G altyapısı, biyoteknoloji ve nadir maden tedarik zincirleri. Çin yüksek teknoloji, yapay zekâ ve yeşil enerji yatırımlarını ulusal öncelik ilan etti Pekin yönetimi, 14. Plan döneminde (2021–2025) entegre devreler, kuantum teknolojisi, biyolojik ilaç ve yeni nesil enerji sistemlerinde kritik ilerleme kaydetti. Yeni plan bu süreci “özerk teknoloji üretimi” seviyesine taşımayı hedefliyor. Bu, Çin’in ABD ile süren teknoloji rekabetinde dışa bağımlılığı azaltma stratejisinin resmileşmiş hali olarak okunuyor. Yenilenebilir enerji yatırımları planın omurgasını oluşturuyor. 2030’a kadar güneş ve rüzgâr kapasitesinin, mevcut seviyenin iki katına çıkarılması hedefleniyor. Bu durum, enerji ekipmanları, şebeke sistemleri ve lityum-iyon pil tedarik zincirinde Çin merkezli bir küresel hakimiyet olacağını gösteriyor. Kuşak ve Yol Girişimi’nin ikinci fazı, Türkiye’yi lojistik merkez olmaya zorluyor Çin'in 15. Planı, Kuşak ve Yol Girişimi’ni "yüksek kaliteli iş birliği" aşamasına taşıyor. Bu kapsamda, yalnızca altyapı değil; finans, veri akışı, e-ticaret ve dijital gümrük entegrasyonu gibi alanlar sürece dahil ediliyor. Türkiye, Orta Koridor’un en kritik kara hattı olması nedeniyle bu dönüşümün dışında kalması mümkün olmayan ülkelerden biri. Çin-Türkiye ilişkilerinde en hızlı büyüyen alanlardan biri olan demir yolu taşımacılığı, gelecek yıllarda sadece yük taşımakla kalmayacak; dijital ticaret, blockchain tabanlı gümrükleme ve 5G destekli lojistik altyapılar için de merkez işlevi görebilecek. Çin, Türkiye ile enerji, 5G ve biyoteknoloji alanlarında “yeni iş birliği kulvarı” açmaya hazırlanıyor Ankara Büyükelçisi Jiang Xuebin’in açıklamasındaki en kritik unsur, iki ülke arasındaki iş birliğinin “geleneksel ticaretten teknolojik ortaklığa” evrilme niyetiydi. Bu kapsamda öne çıkan üç başlık dikkat çekiyor: Yeni Enerji: Lityum piller, güneş paneli teknolojileri, elektrikli araç şebekeleri 5G ve Dijital Dönüşüm: Huawei'nin Türkiye’deki Ar-Ge ısrarı, yerli üretim şartı ile yeniden konuşulabilir Biyoteknoloji ve İlaç: mRNA tabanlı ilaç Ar-Ge’si, klinik test altyapıları, sağlık turizmi bağlantılı yatırımlar Bu alanlar, yalnızca dış ticareti değil; Türkiye’de doğrudan teknoloji transferi ve ortak üretim modelleri açısından da kritik eşik oluşturuyor. Çin, Türk ekonomisinde üç alana özellikle odaklanıyor: finansal altyapı, turizm, liman yatırımları Çin’in Türkiye’de yürüttüğü somut projeler üzerinden bakıldığında tablo netleşiyor. ICBC Türkiye, resmî RMB takas bankası olarak çalışıyor; bu, Türkiye’de Çin Yuanı ile ticaret hacminin büyümesini destekleyecek. Kumport Limanı, Çinli konsorsiyumun devralmasından sonra Doğu Akdeniz’in Asya bağlantılı transit limanlarından biri hâline geldi. Hunutlu Termik Santrali, Çin’in Türkiye’de gerçekleştirdiği en büyük tekil enerji yatırımı olarak öne çıkıyor. Turizmde 410 bin Çinli ziyaretçi, 2025’te Çin’i Türkiye için en hızlı büyüyen pazar hâline getirdi. Bu tablo, iki ülke arasındaki ekonomik bağların artık “ticaret hacminden” çok, “altyapı ve uzun vadeli sermaye transferi” boyutuna taşındığını gösteriyor. Türkiye için fırsatlar kadar stratejik riskler de var Çin’in yüksek teknoloji ve enerji alanındaki küresel etkisi, Türkiye’ye büyük fırsatlar sunarken, ekonomik bağımlılık, dış ticaret açığı ve veri güvenliği gibi riskleri de beraberinde getiriyor. Türkiye’nin Çin’den ithalatı ihracatından yaklaşık dört kat fazla; bu dengesizlik, teknoloji ortaklığı ile giderilmediği sürece derinleşebilir. Aynı şekilde, 5G ve dijital altyapıda Çin teknolojisinin payı arttıkça ABD ve AB ile siyasi gerilimler artabilir. Bu nedenle Türkiye’nin önünde kritik bir denklem bulunuyor: Çin ile iş birliği, Batı ile ilişkilerden kopmadan nasıl derinleştirilir? Çin’in yeni kalkınma dönemi, Türkiye için bir yol ayrımı niteliğinde Çin, 15. Beş Yıllık Plan ile küresel ekonomide yalnızca üretici değil, teknoloji ve sermaye ihraç eden bir “sistem kurucu güç” hâline gelmeye hazırlanıyor. Bu dönüşümün dışında kalmak Türkiye için ekonomik kayıp, içinde konumlanmak ise uzun vadeli yatırım ve teknoloji edinimi anlamına geliyor. 2026 sonrası dönem, Çin–Türkiye ilişkilerini “stratejik ortaklık mı, yoksa tek yönlü ticaret bağı mı” sorusuna verecek yanıt üzerinden şekillendirecek.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.