SON DAKİKA

#Kürt Meselesi

HABER DEĞER - Kürt Meselesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kürt Meselesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

HKP Ankara İl Başkanı Av. Sait Kıran: "İran’a sahip çıkmak aynı zamanda Türkiye’nin geleceğine sahip çıkmaktır” Haber

HKP Ankara İl Başkanı Av. Sait Kıran: "İran’a sahip çıkmak aynı zamanda Türkiye’nin geleceğine sahip çıkmaktır”

İran’a yönelik saldırıların bölgesel sonuçları, Türkiye’nin bu süreçteki pozisyonu, Kürt meselesi, yeni anayasa tartışmaları ve iktidar blokunun politikaları, Haber Değer Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Özmen’in sorularıyla HKP Ankara İl Başkanı Av. Sait Kıran tarafından değerlendirildi. Kıran, ABD ve İsrail’in İran’a dönük saldırılarının münferit bir gelişme olarak okunamayacağını, bunun sosyalist blokun çözülüşünden sonra bölgede adım adım hayata geçirilen emperyalist bir yeniden dizayn planının devamı olduğunu söyledi. Türkiye halkının önündeki temel görevin antiemperyalist bir hatta birleşmek olduğunu vurgulayan Kıran, İran’a destek vermenin yalnızca dayanışma değil, Türkiye’nin geleceğini savunmak anlamına geldiğini belirtti. “İran’a yönelik saldırı, Büyük Ortadoğu Projesi’nin yeni aşamasıdır” Sait Kıran’a göre İran’a yapılan saldırıyı anlayabilmek için ABD emperyalizminin uzun yıllardır bölgeye yönelik müdahale çizgisine bakmak gerekiyor. Kıran, sosyalist blokun dağılmasının ardından Washington’un Ortadoğu’yu siyasal, askeri ve coğrafi olarak yeniden şekillendirmeyi hedeflediğini söyledi. Bu çerçevede Yugoslavya’nın parçalandığını, Irak’ın bölündüğünü, Libya’nın yıkıma sürüklendiğini, Suriye’nin parçalı bir yapıya itildiğini belirten Kıran, bugün aynı planın İran üzerinde uygulandığını ifade etti. Kıran, bu tabloyu yalnızca İran’ı ilgilendiren bir kriz olarak görmediklerini açıkça söyledi. Yıllardır “Yugoslavya, Irak, Libya, Suriye; sıra sende Türkiye” uyarısını yaptıklarını dile getiren Kıran, İran’a yönelik saldırıya karşı çıkmanın aynı zamanda Türkiye’yi bekleyen tehlikeye karşı durmak anlamına geldiğini savundu. Ona göre ABD’nin ve siyonist İsrail’in İran’a saldırısı, bölgenin kaynaklarını denetim altına alma ve halkları birbirine kırdırma stratejisinin devamı niteliğinde. “ABD emperyalizmi bölgeden defedilmeden katliamlar bitmez” Kıran, ABD emperyalizmini yalnızca bölge halklarının değil, dünya halklarının da “baş düşmanı” olarak tanımladı. Ona göre Ortadoğu’da süren savaşların, işgallerin ve kitlesel yıkımın temel kaynağı doğrudan ABD emperyalizmi. Bölge halklarının, etnik kimlikleri ya da mezhepleri ne olursa olsun, önce bu temel gerçeği kavraması gerektiğini söyledi. Kıran, 1990’dan bu yana ABD müdahaleleri ve bu müdahalelerin tetiklediği süreçler sonucunda milyonlarca insanın yaşamını yitirdiğini, çok daha fazlasının ise yerinden edildiğini ifade etti. Gazze’de yaşananları da bu hattın devamı olarak tanımlayan Kıran, “Siyonist İsrail demek ABD demektir” diyerek İsrail’in bölgedeki varlığını Washington’un açık desteğiyle ilişkilendirdi. İsrail’in ABD desteği olmadan bölgede bir gün bile ayakta kalamayacağını savunan Kıran, bu nedenle İsrail’in yürüttüğü her saldırının arkasında ABD’nin okunması gerektiğini söyledi. “Bölge halklarının önündeki temel görev açık bir antiemperyalist hatta birleşmektir” Kıran, Türkiye halkına ve bölge halklarına düşen sorumluluğun yalnızca tepki göstermek olmadığını, daha net ve siyasal bir duruş sergilemek olduğunu dile getirdi. Kendisini devrimci, demokrat, yurtsever ya da ilerici olarak tanımlayan herkesin, gerçekten halkını seviyorsa ABD emperyalizmine açık biçimde karşı çıkması gerektiğini söyledi. Bu noktada iktidarları da hedef alan Kıran, başta Türkiye’deki siyasal iktidar olmak üzere bölgedeki pek çok yönetimin halklarının değil ABD’nin çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini savundu. İran’a yönelik saldırı karşısında Müslüman ülke yönetimlerinden beklenen düzeyde bir tepki gelmediğini söyleyen Kıran, bu sessizliğin halklar için ayrı bir açmaz yarattığını ifade etti. Bölgedeki işbirlikçi iktidarlar ile emperyalizme karşı ortak bir mücadele hattı kurulmadan kalıcı bir çıkışın mümkün olmadığını vurguladı. “Devrimci, demokrat ve ilerici güçlerin önünü baskı ve medya ambargosu kesiyor” Ferhat Özmen’in, antiemperyalist partilerin neden halk tabanında daha güçlü bir karşılık bulamadığı yönündeki sorusuna Kıran iki boyutlu bir yanıt verdi. Birinci boyutta doğrudan devlet baskısına, fiziki saldırılara, yargı mekanizmalarına ve medya kuşatmasına dikkat çekti. Gerçek devrimci partilere burjuva medyada yer verilmediğini, ekranların daha çok “devrimci gibi görünüp emperyalist projelerle uyumlu hareket eden yapılara” açıldığını söyledi. İkinci boyutta ise devrimci hareketin kendi zaaflarına değindi. Halkla yeterli bağ kurulamadığını, işçi, köylü, esnaf ve emekçilerle temasın yeterince güçlendirilemediğini belirtti. Kıran, özellikle sosyalist blokun yıkılmasından sonra proje siyasetiyle hareket eden, Avrupa ve ABD kaynaklı fon ilişkileriyle çizgisini bozan yapıların halk nezdinde ciddi bir kafa karışıklığı yarattığını savundu. Bu nedenle hem emperyalizme karşı mücadele ettiklerini hem de halk nezdinde “gerçek devrimcilik” ile “sahte sol” arasındaki farkı anlatmak zorunda kaldıklarını söyledi. “Kürt halkının özgürlüğü emperyalizmle işbirliği üzerinden kurulamaz” Röportajın dikkat çeken başlıklarından biri de Kürt meselesi oldu. Kıran, her halk gibi Kürt halkının da kendi kaderini tayin hakkı bulunduğunu açık biçimde söyledi. Ancak bu hakkın emperyalizmle işbirliği halinde savunulamayacağını vurguladı. Ona göre ABD ve müttefikleri hiçbir halka gerçek özgürlük getirmedi; yalnızca kendilerine bağımlı yapılar ve vekil unsurlar oluşturdu. Kendisinin de Kürt olduğunu vurgulayan Kıran, ABD’nin Kürt halkının haklarını değil, Ortadoğu’daki jeopolitik çıkarlarını gözettiğini savundu. Irak, Suriye ve geçmişte farklı Kürt siyasi odaklarıyla kurulan ilişkilerin hep aynı sonuca çıktığını, emperyalizmin işine yarayan dönemlerde destek verildiğini, ardından bu yapıların kolayca gözden çıkarıldığını söyledi. Kürt halkının demokratik haklarının gerçek güvenceye kavuşmasının ancak antiemperyalist ve antifodal bir çizgide mümkün olacağını savundu. “Bizim çözüm önerimiz Türk ve Kürt halklarının ortak cumhuriyetidir” Kıran, Kürt meselesine ilişkin çözüm başlığında da partilerinin tarihsel çizgisini anlattı. Hikmet Kıvılcımlı’dan hareketle Kürt sorununun devrimci bir zeminde çözülebileceğini belirten Kıran, bugün için önerdikleri siyasal formülün “Edirne’den Çin sınırına kadar Türkleri ve Kürtleri birlikte barındıracak bir Türk-Kürt Halk Cumhuriyeti” olduğunu söyledi. Bu yaklaşımın emperyalizmin bölgede kurmak istediği bağımlı ve parçalı yapının alternatifi olduğunu ifade eden Kıran, halkların eşitliği, özgürlüğü ve kardeşliği temelinde bir düzen kurulmadan kalıcı bir çözümden söz edilemeyeceğini savundu. Ona göre emperyalist çözüm bölge halklarına yalnızca kan, yıkım ve yeni bağımlılık ilişkileri getirecek; devrimci çözüm ise ortak yaşamı ve gerçek özgürlüğü hedefleyecek. “Yeni anayasa ve iç cephe söylemi, BOP’un Türkiye ayağını hazırlıyor” Yeni anayasa tartışmaları ve “iç cephe” çağrıları konusunda da oldukça sert konuşan Kıran, Meclis’te yer alan partilerin sağdan sola geniş bir Amerikancı mutabakat içinde hareket ettiğini ileri sürdü. Mevcut anayasa tartışmalarının halk yararına değil, Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye ayağını hayata geçirmeye dönük bir “ısındırma programı” olduğunu söyledi. Devlet Bahçeli’nin son dönemde öne çıkardığı iç cephe vurgusunu da bu çerçevede değerlendiren Kıran, burada gerçek anlamda halkçı ya da bağımsız bir milli birlik projesi görmediklerini belirtti. Aksine, bu sürecin Türkiye’deki etnik ve siyasal fay hatlarını yeniden düzenleyerek emperyalizmin çıkarlarına uygun bir zemin oluşturma amacı taşıdığını savundu. Halkların birbirine karşı kışkırtılmasının emperyalist siyasetin temel yöntemi olduğunu söyleyen Kıran, bu nedenle Türkiye halkının bu sürece karşı uyanık olması gerektiğini dile getirdi. “CHP’ye destek stratejik yakınlık değil, AKP iktidarına karşı tutumdur” Programın son bölümünde CHP mitinglerinde HKP’nin görünürlüğü ve bu durumun olası siyasi ittifaklarla ilişkisi de soruldu. Kıran bu konuda partilerinin herhangi bir seçim hesabıyla hareket etmediğini söyledi. CHP ile organik ya da stratejik bir ittifak arayışında olmadıklarını, ancak mevcut iktidarı “yüzyılın felaketi” olarak gördükleri için AKP’ye karşı gelişen toplumsal itirazlara destek verdiklerini ifade etti. CHP yönetimini de eleştirdiklerini belirten Kıran, buna rağmen CHP tabanında yer alan yurtsever, Mustafa Kemalci unsurların desteklenmesini tarihsel bir sorumluluk olarak gördüklerini söyledi. HKP’nin meseleye milletvekilliği pazarlığı ya da seçim hesabı üzerinden değil, Türkiye’nin gidişatına dair bir görev duygusuyla yaklaştığını vurguladı. “İran saldırısı için uluslararası suç duyuruları yaptık” Kıran, İran’a yönelik saldırılar sonrası yalnızca sokakta değil, hukuki alanda da girişimlerde bulunduklarını anlattı. ABD Büyükelçiliği önünde protesto eylemi düzenlediklerini, İzmir’de NATO karargâhı önünde de benzer eylemler yapıldığını söyledi. Ayrıca Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığı’na başvurarak ABD’li ve İsrailli yetkililer hakkında savaş ve saldırı suçu işlendiği gerekçesiyle girişim başlattıklarını aktardı. Bu başvuruların sonucundan bağımsız olarak siyasi bir anlam taşıdığını belirten Kıran, eğer uluslararası mekanizmalar harekete geçmezse bunun da bu kurumların emperyalist güçlerden bağımsız olmadığını ortaya koyacağını savundu. Böylece hem hukuki hem siyasal düzlemde emperyalist saldırganlığın teşhir edilmesini amaçladıklarını söyledi. “Halklar umutsuzluğa kapılmasın; ikinci antiemperyalist kurtuluş savaşı da zafere ulaşacaktır” Programın kapanışında Kıran, tarihsel bir vurgu yaparak Türkiye halkına moral ve mücadele çağrısı yaptı. Birinci antiemperyalist kurtuluş savaşında Türk ve Kürt halklarının birlikte emperyalizmi yenilgiye uğrattığını hatırlatan Kıran, bugün de benzer bir ortak direnişin mümkün olduğunu savundu. “Ya istiklal ya ölüm” anlayışıyla mücadele eden hiçbir halkın yenilemeyeceğini söyleyen Kıran, sözlerini “Halkız, haklıyız, yeneceğiz” diyerek tamamladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Ahmet Türk’ten Bahçeli’nin Öcalan çağrısına destek: Barışa katkı sunar Haber

Ahmet Türk’ten Bahçeli’nin Öcalan çağrısına destek: Barışa katkı sunar

Ahmet Türk, Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a yönelik “statü” tartışmasını başlatan açıklamalarına destek verdi. Ankara’da konuşan Türk, Öcalan’ın örgütüyle temasının Türkiye açısından barış sürecine katkı sağlayabileceğini ifade etti. “Öcalan’ın örgütüyle temas kurması Türkiye’nin yararınadır” Türk, Bahçeli’nin açıklamasını Öcalan’ın hukuki statüsünün ve İmralı’daki koşullarının yeniden ele alınması olarak değerlendirdi. Öcalan’ın İmralı’dan çıkma beklentisi olmadığını belirten Türk, ancak daha “özgür koşulların” sağlanmasının ve örgütüyle iletişim kurabilmesinin kalıcı barış açısından önemli olacağını dile getirdi. Bu temasın toplumda güven ortamı oluşturabileceğini savundu. “Ahmetler makama” çıkışı önemli ama yeterli değil Bahçeli’nin grup toplantısında dile getirdiği “Ahmetler makama” çağrısının süreç açısından anlamlı olduğunu belirten Türk, bunun tek başına yeterli olmadığını söyledi. Türk, kayyum uygulamalarından vazgeçilmesi ve yargı süreçlerine ilişkin bazı düzenlemelerin yapılması gibi somut adımların atılması gerektiğini ifade etti. “Güven verici adımlar atılmalı” Türk, toplumda güvensizlik oluştuğunu belirterek, kayyum uygulamaları, Selahattin Demirtaş ve Kobani davası gibi başlıklarda atılacak adımların sürece katkı sunabileceğini dile getirdi. Süreç komisyonu raporunun önemli olduğunu ancak belirleyici olanın iktidarın tutumu olduğunu söyledi. Bahçeli ile diyalog sürüyor Türk, Bahçeli ile zaman zaman görüştüklerini ve diyaloğun devam ettiğini açıkladı. Yakın dönemde yapılan bir telefon görüşmesinde Kobani’ye gönderilecek insani yardım tırlarının geçişi için Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılması talebini de Bahçeli’ye ilettiğini aktardı. Açıklamalar, Türkiye’de Kürt meselesi ve çözüm tartışmalarının yeniden siyaset gündeminin üst sıralarına taşındığı bir dönemde geldi. Sürecin nasıl şekilleneceği ise önümüzdeki dönemde atılacak adımlara bağlı olacak. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Selim Sadak’a veda: Eski DEP milletvekili son yolculuğuna uğurlandı Haber

Selim Sadak’a veda: Eski DEP milletvekili son yolculuğuna uğurlandı

Cenaze Almanya’dan Şırnak’a getirildi Eski DEP 19. dönem milletvekili ve eski Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak’ın cenazesi, Almanya’dan havayoluyla Şırnak Şerafettin Elçi Havalimanı’na getirildi. Buradan İdil ilçe merkezi girişine taşınan cenaze, yoğun güvenlik önlemleri altında karşılandı. Sadak’ın naaşı, ailesinin evine götürülerek helallik alındı. Yağmura rağmen binlerce yurttaş törene katıldı Yağışlı havaya rağmen Diyarbakır, Batman, Mardin ve Siirt başta olmak üzere çevre illerden yaklaşık bine yakın yurttaş cenaze törenine katıldı. Tören, Kürt siyasetinin önemli isimlerini bir araya getirdi. Siyaset dünyasından geniş katılım oldu Törene Tuncer Bakırhan, Pervin Buldan, Sezgin Tanrıkulu, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Ayşe Serra Bucak, DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, DEM Parti Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık ile birlikte Ahmet Türk, Leyla Zana, Sebahat Tuncel ve Gültan Kışanak katıldı. Bakırhan: “Sürgünde ölüm bir cinayettir” Sadak’ın mezarı başında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, büyük bir öfke ve üzüntü içinde olduklarını belirterek, sürgünde yaşanan ölümlerin bir kader değil, siyasal bir sonuç olduğunu söyledi. Bakırhan, Kürt yurttaşların yıllardır sürgün, mahpus ve cezaevi gerçeğiyle karşı karşıya bırakıldığını vurguladı ve “Faili devlettir, utancı devlete aittir” ifadelerini kullandı. “Kürt meselesi demokratik yollarla çözülecek” Bakırhan, Selim Sadak’a söz verdiklerini belirterek sürgünlerin sona ereceğini, Kürt meselesinin demokratik yollarla çözüleceğini ve Kürt yurttaşların eşit yurttaşlık hakkına kavuşacağını dile getirdi. Konuşmasında, daha fazla Selim Sadak, Orhan Doğan ve Mehmet Sincar kaybetmek istemediklerini söyledi. Aile adına konuşan Resul Sadak: “Barış elçisiydi” Sadak’ın kardeşi Resul Sadak, yaptığı Kürtçe konuşmada, Selim Sadak’ın hayatı boyunca barış için mücadele ettiğini ve temel amacının Kürtler arasında birlik ve beraberliği sağlamak olduğunu ifade etti. Sadak, ağabeyinin mücadelesinin sahiplenileceğini söyledi. Tanrıkulu: “Mesele ölmek değil, sürgünde ölmektir” CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise Selim Sadak’ı 35 yılı aşkın süredir tanıdığını belirterek, asıl trajedinin sürgünde yaşamını yitirmek olduğunu vurguladı. Sadak’ın milletvekilliği döneminde dokunulmazlığının kaldırılmasının ardından cezaevinde kaldığını ve son yıllarını iradesi dışında Almanya’da geçirmek zorunda bırakıldığını hatırlattı. Taziyeler üç gün sürecek Sadak ailesi, ilçe merkezinde üç gün boyunca taziyeleri kabul edecek. Tören, Selim Sadak’ın siyasi mücadelesi ve sürgün gerçeği etrafında güçlü mesajların verildiği bir veda olarak kayda geçti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Kürt Düşüncesinde Işık Arayışı: İşrakilik ve Gürgün Kahraman Haber

Kürt Düşüncesinde Işık Arayışı: İşrakilik ve Gürgün Kahraman

Türkiye’de Kürt meselesi çoğu zaman siyasal ve güvenlik ekseninde tartışılıyor. Oysa bu tartışmaların arkasında derin bir düşünsel boşluk bulunuyor. Gürgün Kahraman’ın “Bir Kürt Felsefesi: İşrakilik” adlı eseri, tam da bu boşluğa müdahale eden bir çalışma olarak öne çıkıyor. Kahraman, kitabında Kürt toplumunun düşünsel köklerine dikkat çekerek şunu söylüyor: “Bir halk, kendi hikmetini unuttuğunda, başkasının aklıyla düşünmeye başlar.” Bu cümle, kitabın temel meselesini özetliyor: Zihinsel bağımsızlık. Yazar, Batı merkezli bilgi üretimini eleştirirken şu ifadeyi kullanıyor: “Modernlik, bize ilerleme vaat ederken, köklerimizi budamayı da dayatıyor.” Kahraman’a göre gerçek özgürleşme, yalnızca siyasal değil, aynı zamanda zihinsel bir süreçtir: “Özgürlük, önce zihinde başlar; düşüncede başlamayan hiçbir mücadele kalıcı değildir.” Kitapta İşrakilik geleneği, yalnızca tarihsel bir miras olarak değil, güncel bir imkân olarak ele alınıyor: “İşrakilik, bugünün insanına ışık tutabilecek bir hikmet haritasıdır.” Bu yaklaşım, Kürt meselesini salt hak talepleriyle sınırlamayan, daha derin bir zemine taşıyan önemli bir katkı sunuyor. Kahraman’ın şu vurgusu ise özellikle dikkat çekici: “Kimlik, sloganla değil; düşünceyle inşa edilir.” Günümüzün yüzeyselleşen tartışma ortamında bu tür çalışmalar, entelektüel derinlik açısından büyük önem taşıyor. “Bir Kürt Felsefesi: İşrakilik”, Kürt düşüncesinin yeniden inşası için önemli bir çağrı niteliği taşıyor. Kitaba ulaşmak için www.birkitapyayinlari.com sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Oğuz Kaan Salıcı: Suriye’de yeni bir iç savaşın bedelini yine halk öder! Haber

Oğuz Kaan Salıcı: Suriye’de yeni bir iç savaşın bedelini yine halk öder!

CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, resmi X hesabından yaptığı uzun paylaşımda Suriye iç savaşının bıraktığı ağır travmalara, bölgedeki etnik ve mezhepsel güvensizliklere ve Kürt meselesinin çözümüne dair dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Salıcı, Suriye’nin toprak bütünlüğünün Türkiye’nin güvenliği açısından hayati önemde olduğunu vurgularken, “nefret ve şiddet sarmalına davetiye çıkaran” çağrıların reddedilmesi gerektiğini ifade etti. “13 yıllık savaş bir günde bitmiş gibi davranılamaz” Salıcı, Suriye iç savaşının 13 yıl, 8 ay, 3 hafta ve 2 gün sürdüğünü hatırlatarak, 600 binden fazla insanın yaşamını yitirdiğini, milyonlarca insanın yerinden edildiğini anımsattı. Bu kadar uzun ve yıkıcı bir savaşın ardından normalleşmenin bir gecede gerçekleşemeyeceğini belirten Salıcı, şu ifadeleri kullandı: “Rejim değişti, iç savaş bitti, artık her şey savaş öncesi ruh haline dönebilir demek, gerçeklikten kopuk bir yaklaşımdır.” “Güvensizlik doğaldır, fanatizmin karnesi yoktur” Paylaşımında Suriyeli Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin ve seküler Arapların yeni Şam yönetimine temkinli yaklaşmasının anlaşılır olduğunu belirten Salıcı, merkeziyetçi yönetim arayışlarının da bu güvensizliği derinleştirdiğini ifade etti. Salıcı, nefreti siyaset dili haline getiren yapılara açık bir eleştiri yöneltti: “Bizim nazarımızda nefreti siyaset yapan, fanatizmi meşrulaştıran yapıların güvenilecek hiçbir karnesi yoktur.” “Şam yönetimi geçiş sürecinin ana muhatabıdır” Uluslararası siyasetin fiili durumuna işaret eden Salıcı, mevcut geçiş sürecinde diyalog kurulacak temel muhatabın Şam yönetimi olduğunu vurguladı. Diplomasi dışındaki yolların meşruiyet üretmeyeceğini savunan Salıcı, Suriye’deki farklı toplumsal yapıların ancak masada ortak bir düzen kurabileceğini dile getirdi. “Suriye’nin toprak bütünlüğü Türkiye’nin güvenliğidir” Salıcı, Suriye’nin parçalanmasının Türkiye açısından ciddi güvenlik riskleri doğuracağını belirterek, toprak bütünlüğünün korunmasının stratejik bir zorunluluk olduğunu söyledi. Kürt yurttaşların Halep’te yaşananları yakından izlediğine dikkat çeken Salıcı, Kürt meselesinin artık bölgesel bir boyut kazandığını vurguladı. “Keşke Kürt meselesi 1990’larda çözülebilseydi” Türkiye’nin Kürt meselesinde geçmişte önemli fırsatları kaçırdığını dile getiren Salıcı, dikkat çeken bir özeleştiri yaptı: “Türkiye, Kürt meselesini 1990’lı yıllarda çözebilmeliydi. Keşke o yıllardaki girişimlerden kalıcı sonuçlar alınabilseydi.” Salıcı, aradan geçen sürede sorunun yalnızca Türkiye’nin iç meselesi olmaktan çıktığını, bölgesel ve uluslararası aktörlerin müdahil olduğu bir güvenlik başlığına dönüştüğünü ifade etti. “Bugün çözmezsek yarın kim müdahil olacak?” Paylaşımında ardı ardına sorular yönelten Salıcı, çözüm sürecinin ertelenmesinin ağır sonuçlar doğuracağına dikkat çekti: “Bugün de çözemezsek yarın neyi konuşacağız? Bugün de çözemezsek, yarın bu meseleye hangi yabancı güçler müdahil olacak?” Bu soruların herkes tarafından ciddiyetle düşünülmesi gerektiğini vurguladı. “Türkiye’deki süreç ile 10 mart mutabakatı birbirini tamamlıyor” Salıcı, Türkiye’de yürüyen çözüm arayışları ile Suriye’de imzalanan 10 Mart Mutabakatı’nın birbirinden bağımsız olmadığını belirterek, bu iki sürecin aynı barış hedefinin parçaları olduğunu söyledi. Suriye’nin farklı kentleri arasındaki toplumsal ve siyasal farklılıklara işaret eden Salıcı, tek meşru yolun diplomasi olduğunu vurguladı. “Yeni bir iç savaşın bedelini yine halk öder” Açıklamasının sonunda sert bir uyarıda bulunan Salıcı, Suriye’de olası yeni bir çatışmanın bedelini yine yurttaşların ödeyeceğini belirtti: “Allah korusun, Suriye’de yeni bir iç savaşın bedelini yine halk ödeyecektir. Kahrı yine millet çekecektir.” Salıcı, nefreti ve şiddeti körükleyen çağrıların reddedilmesi gerektiğini ifade ederek, “emperyalistlerin kışkırtmalarına” karşı ortak duruş çağrısında bulundu.

Ahmet Özer, Bahçeli görüşmesinin perde arkasını anlattı Haber

Ahmet Özer, Bahçeli görüşmesinin perde arkasını anlattı

Görüşmenin merkezinde “Terörsüz Türkiye” süreci yer aldı “Kent uzlaşısı” davası kapsamında bir süre tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen Ahmet Özer, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile Ankara’da bir araya geldi. Özer, görüşmede “Terörsüz Türkiye” sürecinin kapsamlı biçimde ele alındığını, sürecin hızlanması ve hukuki zeminin güçlendirilmesi konusunda karşılıklı değerlendirmeler yapıldığını aktardı. Bahçeli’nin, barışa ilişkin yasal düzenlemelerin mümkünse yılbaşından önce hayata geçirilmesini istediği belirtildi. Silah yakma eylemi “en anlamlı adım” olarak değerlendirildi Özer’in aktardığına göre Bahçeli, PKK’nın silah yakma eylemini sembolik ve politik açıdan en güçlü adım olarak nitelendirdi. Silahların gömülmesinin geleceğe dönük kuşkular yaratabileceğini, teslim edilmesinin ise yeni gerilimler doğurabileceğini belirten Bahçeli’nin, yakmanın “bir daha silaha dönülmeyeceğinin en net göstergesi” olduğu görüşünü dile getirdiği ifade edildi. İBB soruşturmaları ve yargıya güven konusu da konuşuldu Görüşmede İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik soruşturmaların da gündeme geldiğini söyleyen Özer, davalarda olumlu karar veren hâkimlerin sıkça değiştirilmesinin hukuk devletine olan güveni zedelediğini vurguladığını aktardı. Bahçeli’nin de bu değerlendirmeye katıldığını belirten Özer, yargı süreçlerinin öngörülebilir ve şeffaf olması gerektiği konusunda ortak bir hassasiyet oluştuğunu dile getirdi. Gizli tanık ve itirafçı uygulamalarına mesafe vurgusu yapıldı Özer, Bahçeli’nin gizli tanık ve itirafçı beyanları üzerinden yürütülen yargılamalara temkinli yaklaştığını da aktardı. Bu tür uygulamaların adil yargılanma hakkı bakımından sorunlu olabileceği, MHP kurmayları tarafından da daha önce dile getirilen bir eleştiri olarak görüşmede yeniden ifade edildi. Demirtaş için dikkat çeken çıkış: “Türkiye’nin yararına olur” Görüşmenin en çarpıcı başlığının Selahattin Demirtaş olduğunu belirten Özer, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması gerektiğini vurguladığını söyledi. Özer’in aktardığına göre Bahçeli, Demirtaş’ın bir an önce özgürlüğüne kavuşmasının Türkiye toplumunun yararına olacağını ve barış sürecine katkı sunacağını düşündüğünü açıkça ifade etti. Kürt meselesi ve toplumsal barış vurgusu öne çıktı Özer, Bahçeli’nin kendisinin ve Ahmet Türk’ün geçmişte Kürt meselesinin çözümüne yönelik çalışmalarını bildiğini ve bu katkıların önemine dikkat çektiğini de sözlerine ekledi. Görüşmenin genel çerçevesinin, çatışmasızlık, hukukun üstünlüğü ve Türkiye toplumunda kalıcı barışın tesisi üzerine kurulduğu ifade edildi.

Bahçeli’nin “Demirtaş” çıkışının ardından DEM Parti’den yanıt Haber

Bahçeli’nin “Demirtaş” çıkışının ardından DEM Parti’den yanıt

TBMM’de yapılan DEM Parti Grup Toplantısı’nda konuşan Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan, AİHM’in dün kesinleşen kararına dikkat çekerek, eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın tutukluluğunun hukuki değil siyasi olduğunu söyledi. Bakırhan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Tahliyesi Türkiye için hayırlara vesile olur” sözlerine teşekkür ederek, “Bu çağrı doğruysa gereği yapılmalı, Demirtaş başta olmak üzere tüm Kobani davası tutukluları bir saniye bile geçirmeden serbest kalmalıdır” dedi. “AİHM kararı kesinleşti, Türkiye bu karara uymak zorunda” Bakırhan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Demirtaş hakkında üç kez ihlal kararı verdiğini hatırlattı ve “İktidarın itirazı reddedildi, karar kesinleşti. Bu saatten sonra tutukluluk hukuku değil, siyasi keyfiyet olur” ifadelerini kullandı. DEM Parti, 4 Kasım 2016’da başlayan tutuklama sürecini “siyasi tasfiye operasyonu” olarak tanımladı. “Kürt meselesi çözüldükçe Türkiye demokratikleşecek” Bakırhan, Abdullah Öcalan’la görüşme iddialarına da değinerek, “Sayın Öcalan’ın selamı var, demokratik entegrasyon önerisi günceldir” dedi. “Komisyon Öcalan’la da görüşmelidir. Bu 100 yıllık sorunu çözmek istiyorsak muhatabıyla konuşmak en doğal olandır.” Asgari ücret çıkışı: “En az 46 bin TL olmalı” DEM Parti’nin ekonomik önerilerini de açıklayan Bakırhan, asgari ücretin yoksulluk sınırının yarısı olan 46 bin TL olmasını ve yılda iki kez güncellenmesini talep etti. Bahçeli ne demişti? MHP lideri Devlet Bahçeli, grup toplantısı sonrası sorulan bir soru üzerine “Sayın Selahattin Demirtaş hukuki süreci tamamlamıştır, tahliyesi Türkiye için hayırlara vesile olacaktır” demişti. Bu açıklama, Cumhur İttifakı içinde tartışma yaratan dengeler açısından “yumuşama sinyali” şeklinde yorumlanmıştı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.