SON DAKİKA

#Libya

HABER DEĞER - Libya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Libya haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kardan kavrulmaya: Türkiye’ye çöl sıcağı geliyor! Haber

Kardan kavrulmaya: Türkiye’ye çöl sıcağı geliyor!

Türkiye genelinde son günlerde etkili olan soğuk hava ve kar yağışı, yerini hızlı bir sıcaklık artışına bırakıyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) verilerine göre, yeni haftayla birlikte yurtta “çöl sıcakları” etkili olacak. Bazı bölgelerde sıcaklıkların gölgede 27 dereceye kadar çıkması bekleniyor. Kar, sağanak ve don aynı anda: 38 ile uyarı verildi MGM, Türkiye’nin büyük bölümünde yağışlı havanın etkisini sürdürdüğünü belirtti. İç ve doğu kesimlerde kar yağışı görülürken, Hatay’dan Erzurum’a kadar birçok ilde kuvvetli yağış uyarısı yapıldı. Kurum, toplam 38 il için sarı kodlu uyarı yayımlayarak yurttaşları dikkatli olmaya çağırdı. Öte yandan sabah ve gece saatlerinde Marmara’nın güneydoğusu, İç Ege, İç Anadolu’nun kuzeyi ve Batı Karadeniz’in iç kesimlerinde zirai don riskinin devam ettiği bildirildi. Uzmanlar, özellikle üreticilerin tedbirli olması gerektiğini vurguluyor. Ani dönüş: Çöl sıcağı kapıda Soğuk hava dalgasının ardından pazartesi gününden itibaren sıcaklıkların hızla artacağı tahmin ediliyor. Meteoroloji değerlendirmelerine göre Libya üzerinden gelecek sıcak hava dalgası, Türkiye genelinde hissedilecek. Yeni haftada İstanbul, Marmara ve İç Anadolu’da sıcaklıkların 20 derecenin üzerine çıkması beklenirken; Ege ve Akdeniz’de değerler daha da yükselecek. Özellikle Adana ve Osmaniye çevrelerinde gölgede 27 dereceye kadar ulaşan sıcaklıklar ölçülebilecek. Çöl tozu da geliyor: Hava kalitesi düşebilir Uzmanlar, sıcak hava dalgasıyla birlikte çöl tozu taşınımının da görüleceğini belirtiyor. Bu durumun hava kalitesini düşürebileceği ve özellikle solunum rahatsızlığı olan yurttaşları etkileyebileceği ifade ediliyor. Hafta ortasında zirve yapması beklenen sıcaklıkların ardından, hafta sonuna doğru yeniden yağış ihtimali olduğu belirtiliyor. Türkiye, kısa süre içinde hem kışı hem yazı yaşatan sert hava geçişleriyle karşı karşıya kalmaya devam ediyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Aydoğan Doğan: NATO bir terör örgütüdür! Haber

Aydoğan Doğan: NATO bir terör örgütüdür!

İnsan hakları aktivisti ve siyasetçi Aydoğan Doğan, sosyal medya platformu X’te yaptığı paylaşımla NATO’ya yönelik eleştirilerde bulundu. Doğan, paylaşımında NATO’yu “emperyalizmin legal terör örgütü” olarak nitelendirdi ve örgütün tarih boyunca “sivil hedefleri vurduğunu, uluslararası hukuku ihlal ettiğini” savundu. Doğan paylaşımında, “NATO, bir savunma ittifakı maskesi altında faaliyet gösteren, küresel ölçekte terör eylemleri düzenleyen bir örgüttür” ifadelerini kullanarak, örgütün kuruluşundan bu yana ABD öncülüğünde birçok ülkeye müdahale ederek işgal ettiğini ya da işgale hazırladığını iddia etti. Aydoğan Doğan, özellikle 1999’daki Yugoslavya bombardımanı ve 2011’deki Libya operasyonunu örnek göstererek, bu müdahalelerin “binlerce sivilin ölümüne yol açtığını” belirtti. Doğan, “78 gün süren bombardımanda Belgrad ve Novi Sad gibi kentler yerle bir edildi, uranyum içeren mühimmat kullanıldı, binlerce sivil hayatını kaybetti” dedi. Doğan ayrıca, Afganistan ve Irak işgallerinin de NATO’nun “barış” iddiasını çürüttüğünü savunarak, “Afganistan’da 176 bin sivil öldü, Irak’ta bir milyondan fazla insan hayatını kaybetti. Bu, uluslararası hukukun açık ihlalidir” ifadelerine yer verdi. Ukrayna savaşı üzerinden de eleştirilerini sürdüren Doğan, NATO’nun “Rusya’ya karşı vekalet savaşı yürüttüğünü ve 100 milyar dolarlık silah yardımıyla krizi derinleştirdiğini” ileri sürdü. Son olarak Türkiye’ye yönelik çağrıda bulunan Doğan, “Türkiye acilen NATO’dan ayrılmalı, bölgesel iş birliklerine yönelmelidir. Egemenlik yolunda atılacak en önemli adım budur” değerlendirmesinde bulundu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Dünyadan bayram manzaraları: Tokyo’da yoğunluk, Gazze’de burukluk Haber

Dünyadan bayram manzaraları: Tokyo’da yoğunluk, Gazze’de burukluk

Ramazan Bayramı dünyanın farklı noktalarında farklı manzaralarla karşılandı. Japonya’nın başkenti Tokyo’da binlerce Müslüman bayram namazı için bir araya gelirken, yoğunluk nedeniyle namazın birkaç kez kılındığı görüldü. Öte yandan Filistin’de ise bayram, kısıtlamalar ve çatışmaların gölgesinde karşılandı. Tokyo’da bayram coşkusu camiye sığmadı Tokyo ve çevresinde yaşayan binlerce Müslüman, bayram namazı için Tokyo Camii’ne akın etti. Yoğun katılım nedeniyle cami ve çevresinde uzun kuyruklar oluşurken, cemaatin sığmaması üzerine bayram namazı 5 kez ardı ardına kılındı. Farklı ülkelerden gelen Müslümanların bir araya geldiği buluşma, çok kültürlü bir bayram atmosferine sahne oldu. “Mesafeler uzak ama gönüller bir” Bayram namazına katılan yurttaşlar, memleketlerinden uzakta olsalar da bayram coşkusunu birlikte yaşadıklarını ifade etti. Japonya’da yaşayan birçok kişi, farklı ülkelerden Müslümanlarla aynı safta buluşmanın kendileri için anlamlı olduğunu dile getirdi. Mescid-i Aksa’da bayram namazı kılınamadı Öte yandan Kudüs’te Mescid-i Aksa’da bayram namazı kılınamadı. İsrail’in getirdiği kısıtlamalar nedeniyle ibadetlerin engellenmesi, bölgede tepkilere neden oldu. Filistinliler, bayram namazını Aksa’ya en yakın noktalarda kılabilmek için Doğu Kudüs’te bir araya gelmeye çalıştı. Gazze’de buruk bayram Gazze’de ise yüzlerce kişi bayram namazını açık alanlarda ve zor koşullar altında kıldı. Çatışmaların ve yıkımın etkisi altındaki bölgede bayram, coşkudan çok hüzünle karşılandı. Dünyanın farklı noktalarında ortak duygu Endonezya’dan Libya’ya kadar birçok ülkede ise binlerce kişi bayram namazı için meydanlarda ve camilerde buluştu. Farklı coğrafyalarda farklı şartlar altında kutlanan bayram, tüm dünyada ortak bir dayanışma ve birlik duygusunu ortaya koydu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İran Komünist Partisi (TUDEH): Savaş durdurulmalı, İran’ın geleceğini halk belirlemeli Haber

İran Komünist Partisi (TUDEH): Savaş durdurulmalı, İran’ın geleceğini halk belirlemeli

Tudeh Party of Iran (TUDEH), İran’a yönelik saldırılar ve bölgede tırmanan gerilim hakkında yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, ülkenin altyapısını hedef alan bombardımanların ve sivillerin hayatını kaybetmesine yol açan saldırıların derhal durdurulması gerektiği ifade edildi. “Savaş İran’ın geleceğini karartıyor” TUDEH açıklamasında, mevcut savaş ortamında İran’da özgürlük ve adalet temelinde bir dönüşümün mümkün olmayacağı belirtildi. Parti, Libya, Suriye, Yemen, Afganistan ve Irak gibi ülkelerde yaşanan gelişmeleri örnek göstererek savaşın ülkeleri parçalanma ve istikrarsızlığa sürüklediğini ifade etti. Açıklamada şu değerlendirmeye yer verildi: “Bugünkü koşullarda ülkenin kilit altyapısını yok etmeyi hedefleyen ve yüzü aşkın kız öğrenci dahil insanlarımızın hayatını kaybetmesine yol açan bombardımanla sürdürülen savaş durdurulmalıdır.” “Ateşkes için ulusal ve uluslararası çaba gerekli” TUDEH, bölgedeki tüm taraflara çağrıda bulunarak ulusal ve uluslararası çabaların ateşkes sağlanmasına odaklanması gerektiğini belirtti. Açıklamada, hem ABD ve İsrail’in saldırgan politikalarının hem de İran’daki savaş söylemlerinin barışa zorlanması gerektiği ifade edildi. “İran’ın geleceğini yalnız halk belirler” Parti açıklamasında İran’daki mevcut siyasi sistemin sürdürülebilir olmadığı görüşüne de yer verildi. TUDEH, ülkenin geleceğine ilişkin kararın yalnız İran halkına ait olduğunu vurgulayarak şu çağrıda bulundu: İran’ın geleceğini yalnız İran halkı belirleyebilir Tüm siyasal, ideolojik ve sivil tutuklular serbest bırakılmalı Ulusal bağımsızlık ve barış temelinde demokratik bir yönetim kurulmalı “Ulusal ve demokratik bir iktidar çağrısı” Açıklamanın sonunda TUDEH, İran’da ulusal ve demokratik bir iktidarın kurulması gerektiğini savundu. Parti mesajını şu sözlerle tamamladı: “Yaşasın barış ve ulusal bağımsızlık. Ulusal ve demokratik bir iktidarın inşası için ileri.” haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

HKP Ankara İl Başkanı Av. Sait Kıran: "İran’a sahip çıkmak aynı zamanda Türkiye’nin geleceğine sahip çıkmaktır” Haber

HKP Ankara İl Başkanı Av. Sait Kıran: "İran’a sahip çıkmak aynı zamanda Türkiye’nin geleceğine sahip çıkmaktır”

İran’a yönelik saldırıların bölgesel sonuçları, Türkiye’nin bu süreçteki pozisyonu, Kürt meselesi, yeni anayasa tartışmaları ve iktidar blokunun politikaları, Haber Değer Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Özmen’in sorularıyla HKP Ankara İl Başkanı Av. Sait Kıran tarafından değerlendirildi. Kıran, ABD ve İsrail’in İran’a dönük saldırılarının münferit bir gelişme olarak okunamayacağını, bunun sosyalist blokun çözülüşünden sonra bölgede adım adım hayata geçirilen emperyalist bir yeniden dizayn planının devamı olduğunu söyledi. Türkiye halkının önündeki temel görevin antiemperyalist bir hatta birleşmek olduğunu vurgulayan Kıran, İran’a destek vermenin yalnızca dayanışma değil, Türkiye’nin geleceğini savunmak anlamına geldiğini belirtti. “İran’a yönelik saldırı, Büyük Ortadoğu Projesi’nin yeni aşamasıdır” Sait Kıran’a göre İran’a yapılan saldırıyı anlayabilmek için ABD emperyalizminin uzun yıllardır bölgeye yönelik müdahale çizgisine bakmak gerekiyor. Kıran, sosyalist blokun dağılmasının ardından Washington’un Ortadoğu’yu siyasal, askeri ve coğrafi olarak yeniden şekillendirmeyi hedeflediğini söyledi. Bu çerçevede Yugoslavya’nın parçalandığını, Irak’ın bölündüğünü, Libya’nın yıkıma sürüklendiğini, Suriye’nin parçalı bir yapıya itildiğini belirten Kıran, bugün aynı planın İran üzerinde uygulandığını ifade etti. Kıran, bu tabloyu yalnızca İran’ı ilgilendiren bir kriz olarak görmediklerini açıkça söyledi. Yıllardır “Yugoslavya, Irak, Libya, Suriye; sıra sende Türkiye” uyarısını yaptıklarını dile getiren Kıran, İran’a yönelik saldırıya karşı çıkmanın aynı zamanda Türkiye’yi bekleyen tehlikeye karşı durmak anlamına geldiğini savundu. Ona göre ABD’nin ve siyonist İsrail’in İran’a saldırısı, bölgenin kaynaklarını denetim altına alma ve halkları birbirine kırdırma stratejisinin devamı niteliğinde. “ABD emperyalizmi bölgeden defedilmeden katliamlar bitmez” Kıran, ABD emperyalizmini yalnızca bölge halklarının değil, dünya halklarının da “baş düşmanı” olarak tanımladı. Ona göre Ortadoğu’da süren savaşların, işgallerin ve kitlesel yıkımın temel kaynağı doğrudan ABD emperyalizmi. Bölge halklarının, etnik kimlikleri ya da mezhepleri ne olursa olsun, önce bu temel gerçeği kavraması gerektiğini söyledi. Kıran, 1990’dan bu yana ABD müdahaleleri ve bu müdahalelerin tetiklediği süreçler sonucunda milyonlarca insanın yaşamını yitirdiğini, çok daha fazlasının ise yerinden edildiğini ifade etti. Gazze’de yaşananları da bu hattın devamı olarak tanımlayan Kıran, “Siyonist İsrail demek ABD demektir” diyerek İsrail’in bölgedeki varlığını Washington’un açık desteğiyle ilişkilendirdi. İsrail’in ABD desteği olmadan bölgede bir gün bile ayakta kalamayacağını savunan Kıran, bu nedenle İsrail’in yürüttüğü her saldırının arkasında ABD’nin okunması gerektiğini söyledi. “Bölge halklarının önündeki temel görev açık bir antiemperyalist hatta birleşmektir” Kıran, Türkiye halkına ve bölge halklarına düşen sorumluluğun yalnızca tepki göstermek olmadığını, daha net ve siyasal bir duruş sergilemek olduğunu dile getirdi. Kendisini devrimci, demokrat, yurtsever ya da ilerici olarak tanımlayan herkesin, gerçekten halkını seviyorsa ABD emperyalizmine açık biçimde karşı çıkması gerektiğini söyledi. Bu noktada iktidarları da hedef alan Kıran, başta Türkiye’deki siyasal iktidar olmak üzere bölgedeki pek çok yönetimin halklarının değil ABD’nin çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini savundu. İran’a yönelik saldırı karşısında Müslüman ülke yönetimlerinden beklenen düzeyde bir tepki gelmediğini söyleyen Kıran, bu sessizliğin halklar için ayrı bir açmaz yarattığını ifade etti. Bölgedeki işbirlikçi iktidarlar ile emperyalizme karşı ortak bir mücadele hattı kurulmadan kalıcı bir çıkışın mümkün olmadığını vurguladı. “Devrimci, demokrat ve ilerici güçlerin önünü baskı ve medya ambargosu kesiyor” Ferhat Özmen’in, antiemperyalist partilerin neden halk tabanında daha güçlü bir karşılık bulamadığı yönündeki sorusuna Kıran iki boyutlu bir yanıt verdi. Birinci boyutta doğrudan devlet baskısına, fiziki saldırılara, yargı mekanizmalarına ve medya kuşatmasına dikkat çekti. Gerçek devrimci partilere burjuva medyada yer verilmediğini, ekranların daha çok “devrimci gibi görünüp emperyalist projelerle uyumlu hareket eden yapılara” açıldığını söyledi. İkinci boyutta ise devrimci hareketin kendi zaaflarına değindi. Halkla yeterli bağ kurulamadığını, işçi, köylü, esnaf ve emekçilerle temasın yeterince güçlendirilemediğini belirtti. Kıran, özellikle sosyalist blokun yıkılmasından sonra proje siyasetiyle hareket eden, Avrupa ve ABD kaynaklı fon ilişkileriyle çizgisini bozan yapıların halk nezdinde ciddi bir kafa karışıklığı yarattığını savundu. Bu nedenle hem emperyalizme karşı mücadele ettiklerini hem de halk nezdinde “gerçek devrimcilik” ile “sahte sol” arasındaki farkı anlatmak zorunda kaldıklarını söyledi. “Kürt halkının özgürlüğü emperyalizmle işbirliği üzerinden kurulamaz” Röportajın dikkat çeken başlıklarından biri de Kürt meselesi oldu. Kıran, her halk gibi Kürt halkının da kendi kaderini tayin hakkı bulunduğunu açık biçimde söyledi. Ancak bu hakkın emperyalizmle işbirliği halinde savunulamayacağını vurguladı. Ona göre ABD ve müttefikleri hiçbir halka gerçek özgürlük getirmedi; yalnızca kendilerine bağımlı yapılar ve vekil unsurlar oluşturdu. Kendisinin de Kürt olduğunu vurgulayan Kıran, ABD’nin Kürt halkının haklarını değil, Ortadoğu’daki jeopolitik çıkarlarını gözettiğini savundu. Irak, Suriye ve geçmişte farklı Kürt siyasi odaklarıyla kurulan ilişkilerin hep aynı sonuca çıktığını, emperyalizmin işine yarayan dönemlerde destek verildiğini, ardından bu yapıların kolayca gözden çıkarıldığını söyledi. Kürt halkının demokratik haklarının gerçek güvenceye kavuşmasının ancak antiemperyalist ve antifodal bir çizgide mümkün olacağını savundu. “Bizim çözüm önerimiz Türk ve Kürt halklarının ortak cumhuriyetidir” Kıran, Kürt meselesine ilişkin çözüm başlığında da partilerinin tarihsel çizgisini anlattı. Hikmet Kıvılcımlı’dan hareketle Kürt sorununun devrimci bir zeminde çözülebileceğini belirten Kıran, bugün için önerdikleri siyasal formülün “Edirne’den Çin sınırına kadar Türkleri ve Kürtleri birlikte barındıracak bir Türk-Kürt Halk Cumhuriyeti” olduğunu söyledi. Bu yaklaşımın emperyalizmin bölgede kurmak istediği bağımlı ve parçalı yapının alternatifi olduğunu ifade eden Kıran, halkların eşitliği, özgürlüğü ve kardeşliği temelinde bir düzen kurulmadan kalıcı bir çözümden söz edilemeyeceğini savundu. Ona göre emperyalist çözüm bölge halklarına yalnızca kan, yıkım ve yeni bağımlılık ilişkileri getirecek; devrimci çözüm ise ortak yaşamı ve gerçek özgürlüğü hedefleyecek. “Yeni anayasa ve iç cephe söylemi, BOP’un Türkiye ayağını hazırlıyor” Yeni anayasa tartışmaları ve “iç cephe” çağrıları konusunda da oldukça sert konuşan Kıran, Meclis’te yer alan partilerin sağdan sola geniş bir Amerikancı mutabakat içinde hareket ettiğini ileri sürdü. Mevcut anayasa tartışmalarının halk yararına değil, Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye ayağını hayata geçirmeye dönük bir “ısındırma programı” olduğunu söyledi. Devlet Bahçeli’nin son dönemde öne çıkardığı iç cephe vurgusunu da bu çerçevede değerlendiren Kıran, burada gerçek anlamda halkçı ya da bağımsız bir milli birlik projesi görmediklerini belirtti. Aksine, bu sürecin Türkiye’deki etnik ve siyasal fay hatlarını yeniden düzenleyerek emperyalizmin çıkarlarına uygun bir zemin oluşturma amacı taşıdığını savundu. Halkların birbirine karşı kışkırtılmasının emperyalist siyasetin temel yöntemi olduğunu söyleyen Kıran, bu nedenle Türkiye halkının bu sürece karşı uyanık olması gerektiğini dile getirdi. “CHP’ye destek stratejik yakınlık değil, AKP iktidarına karşı tutumdur” Programın son bölümünde CHP mitinglerinde HKP’nin görünürlüğü ve bu durumun olası siyasi ittifaklarla ilişkisi de soruldu. Kıran bu konuda partilerinin herhangi bir seçim hesabıyla hareket etmediğini söyledi. CHP ile organik ya da stratejik bir ittifak arayışında olmadıklarını, ancak mevcut iktidarı “yüzyılın felaketi” olarak gördükleri için AKP’ye karşı gelişen toplumsal itirazlara destek verdiklerini ifade etti. CHP yönetimini de eleştirdiklerini belirten Kıran, buna rağmen CHP tabanında yer alan yurtsever, Mustafa Kemalci unsurların desteklenmesini tarihsel bir sorumluluk olarak gördüklerini söyledi. HKP’nin meseleye milletvekilliği pazarlığı ya da seçim hesabı üzerinden değil, Türkiye’nin gidişatına dair bir görev duygusuyla yaklaştığını vurguladı. “İran saldırısı için uluslararası suç duyuruları yaptık” Kıran, İran’a yönelik saldırılar sonrası yalnızca sokakta değil, hukuki alanda da girişimlerde bulunduklarını anlattı. ABD Büyükelçiliği önünde protesto eylemi düzenlediklerini, İzmir’de NATO karargâhı önünde de benzer eylemler yapıldığını söyledi. Ayrıca Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığı’na başvurarak ABD’li ve İsrailli yetkililer hakkında savaş ve saldırı suçu işlendiği gerekçesiyle girişim başlattıklarını aktardı. Bu başvuruların sonucundan bağımsız olarak siyasi bir anlam taşıdığını belirten Kıran, eğer uluslararası mekanizmalar harekete geçmezse bunun da bu kurumların emperyalist güçlerden bağımsız olmadığını ortaya koyacağını savundu. Böylece hem hukuki hem siyasal düzlemde emperyalist saldırganlığın teşhir edilmesini amaçladıklarını söyledi. “Halklar umutsuzluğa kapılmasın; ikinci antiemperyalist kurtuluş savaşı da zafere ulaşacaktır” Programın kapanışında Kıran, tarihsel bir vurgu yaparak Türkiye halkına moral ve mücadele çağrısı yaptı. Birinci antiemperyalist kurtuluş savaşında Türk ve Kürt halklarının birlikte emperyalizmi yenilgiye uğrattığını hatırlatan Kıran, bugün de benzer bir ortak direnişin mümkün olduğunu savundu. “Ya istiklal ya ölüm” anlayışıyla mücadele eden hiçbir halkın yenilemeyeceğini söyleyen Kıran, sözlerini “Halkız, haklıyız, yeneceğiz” diyerek tamamladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Dünya komünistlerinden onurlu tavır: İran'ın yanındayız Haber

Dünya komünistlerinden onurlu tavır: İran'ın yanındayız

İran Tudeh Partisi, İsrail Komünist Partisi (Maki) ve ABD Komünist Partisi (CPUSA) ortak bir bildiri yayımlayarak ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonlarını sert sözlerle eleştirdi. Üç parti, saldırının bölgeyi geniş çaplı bir savaşa sürüklediğini ve siviller için ağır sonuçlar doğurduğunu belirtti. Bildiride, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümeti ile ABD yönetiminin başlattığı askeri operasyonların emperyalist çıkarlar doğrultusunda yürütüldüğü savunuldu. Söz konusu saldırıların halkların bağımsızlığına ve kendi kaderini tayin hakkına karşı bir müdahale olduğu ifade edildi. “Rejim değişikliği planları uluslararası hukuka aykırı” Ortak açıklamada, ABD yönetiminin başka ülkelerde “rejim değişikliği” hedefi taşıyan politikalarının uluslararası hukuku zedelediği ve devletlerin egemenliğini tehdit ettiği vurgulandı. Komünist partiler, Washington yönetiminin İran’a yönelik politikalarının yalnızca bölgesel istikrarsızlığı artırmakla kalmayacağını, aynı zamanda uluslararası hukuk düzenine de zarar verdiğini belirtti. “Ortadoğu halklarının deneyimleri unutulmamalı” Bildiride Filistin, Irak, Libya, Suriye, Sudan ve Lübnan gibi ülkelerde yaşanan savaş ve müdahalelerin bölge halkları üzerinde ağır sonuçlar yarattığına dikkat çekildi. Açıklamada, dış müdahalelerin halklara özgürlük getirmediği savunularak gerçek değişimin ancak halkların kendi mücadelesiyle mümkün olabileceği ifade edildi. Ortak açıklamada ayrıca İran’a yönelik saldırının yalnızca mevcut yönetimi hedef almadığı, aynı zamanda ülkenin bölgesel gücünü zayıflatmayı amaçlayan daha geniş bir stratejinin parçası olduğu iddia edildi. Barış ve dayanışma çağrısı Üç komünist parti yayımladıkları bildiride dünya genelindeki ilerici ve barış yanlısı güçlere çağrıda bulunarak savaş politikalarına karşı ortak mücadele çağrısı yaptı. Açıklamada, emperyalist müdahalelere ve askeri saldırılara karşı uluslararası dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Sürgünden suikasta: Kaddafi’nin veliahtı Saif el-İslam evinde öldürüldü Haber

Sürgünden suikasta: Kaddafi’nin veliahtı Saif el-İslam evinde öldürüldü

Libya’da yıllardır gözlerden uzak yaşayan ve zaman zaman siyasete dönüş sinyali veren Saif el-İslam Kaddafi, dört maskeli saldırganın evine girerek ateş açması sonucu öldürüldü. 53 yaşındaki Kaddafi’nin ölümü, siyasi danışmanı Abdullah Othman ve avukatı Khaled el-Zaydi tarafından doğrulandı. Suikastın arka planı henüz netleşmezken, olay ülkenin devam eden istikrarsızlığını yeniden gündeme taşıdı. Silahlı saldırı evinde gerçekleşti Saif el-İslam’ın siyasi ekibine göre saldırganlar Zintan’daki konuta girerek doğrudan ateş açtı. Olayın faillerine ya da motivasyonuna ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı. Yetkililer soruşturmanın sürdüğünü belirtirken, saldırının Libya’daki güç mücadeleleriyle bağlantılı olabileceği yorumları yapılıyor. Bir dönem “veliaht” olarak görülüyordu 2011’de Arap Baharı protestoları iç savaşa dönüşmeden önce Saif el-İslam, babasının en olası halefi ve ülkenin ikinci güçlü figürü olarak değerlendiriliyordu. Ancak ayaklanma sürecinde rejim karşıtlarına yönelik şiddet ve işkence iddiaları nedeniyle Birleşmiş Milletler yaptırım listesine alındı ve hakkında seyahat yasağı getirildi. NATO müdahalesi ve yargı süreci Mart 2011’de NATO’nun Libya’ya müdahalesiyle çatışmalar derinleşti. Aynı yıl Uluslararası Ceza Mahkemesi Saif el-İslam hakkında tutuklama kararı çıkardı. Babası Muammer Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından yakalanan Saif el-İslam, 2015’te Trablus’taki bir mahkeme tarafından gıyabında idama mahkûm edildi. 2017’de ise Zintan’daki milis güçlerin kontrolünde bulunduğu sırada çıkarılan genel af kapsamında serbest bırakıldı. Siyasete dönmeye hazırlanıyordu Uzun süre kamuoyundan uzak kalan Kaddafi, 2021’de Libya devlet başkanlığı için adaylık başvurusunda bulunarak yeniden sahneye çıktı. Adaylığı tartışmalı şekilde kabul edilse de ülkedeki iki rakip yönetim arasındaki kriz nedeniyle seçimler yapılamadı. Batı ile ilişkilerin “reformcu yüzü”ydü Londra Ekonomi Okulu’nda doktora yapan Saif el-İslam, yıllarca Kaddafi yönetiminin Batı’ya açılan yüzü olarak tanıtıldı. ABD ve İngiltere ile yürütülen nükleer müzakerelerde rol aldı, geçmiş saldırıların mağdurlarına tazminat ödenmesine yönelik görüşmelerde arabuluculuk yaptı ve çeşitli uluslararası barış girişimlerinde yer aldı. Libya’da belirsizlik derinleşebilir Suikastın ardından gözler, zaten parçalı bir siyasi yapıya sahip olan Libya’da güvenlik dengelerinin nasıl etkileneceğine çevrildi. Analistler, Kaddafi ailesinin hâlâ bazı bölgelerde etkili olduğu düşünüldüğünde, olayın yeni gerilimleri tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

“İran’da üçüncü yol yok: Ya mollalar ya ABD” Haber

“İran’da üçüncü yol yok: Ya mollalar ya ABD”

İran’da günlerdir süren halk eylemleri bölgesel ve küresel dengelerle birlikte yeniden tartışılırken, Teori ve Politika dergisinde yayımlanan Metin Kayaoğlu imzalı analiz dikkat çekti. Kayaoğlu, İran’daki öfkenin meşruiyetini teslim ederken, bu sürecin hangi güçlerin lehine sonuç doğurabileceği sorusunu merkezine aldı. Değerlendirmede, İran’ın Irak, Libya ve Suriye örneklerine benzer bir müdahale senaryosuyla karşı karşıya olduğu savunuldu. ABD-İsrail vurgusu Kayaoğlu, İran açısından bugün belirleyici tehdidin ABD ve İsrail olduğunu vurguladı. İran’a dair her politik tutumun bu gerçeği hesaba katmak zorunda olduğu belirtilirken, ABD-İsrail’e karşı açık bir konum almayan çağrıların fiilen emperyalist müdahaleye hizmet ettiği savunuldu. İran’ın dünya jeopolitiğinden koparılarak ele alınmasının, sahadaki güç ilişkilerini perdelediği ifade edildi. “Ne molla ne ABD” çıkışı Yazıda en sert eleştirilerden biri, iki tarafa da eşit mesafede durduğunu iddia eden yaklaşımlara yöneltildi. Kayaoğlu, İran’da böyle bir tutumun pratikte tarafsızlık anlamına gelmediğini, sahada ABD-İsrail çizgisine denk düştüğünü dile getirdi. Tahran merkezli, örgütlü bir devrimci gücün bulunmadığı koşullarda, bu söylemin gerçek bir üçüncü yol üretmediği savunuldu. Sokak var, iktidar alternatifi yok İran’da eylemlerin yaygın ve meşru olduğuna dikkat çekilirken, bu hareketliliğin kurucu bir iktidar yaratabilecek örgütsel kapasiteden yoksun olduğu belirtildi. Kayaoğlu, örgütsüz halk yığınlarının yıkıcı bir etki yaratabileceğini ancak yeni bir düzen kuramayacağını ifade etti. Bu boşluğun, hazır ve örgütlü güçler tarafından doldurulacağına işaret edildi. Irak ve Suriye hatırlatması Kayaoğlu’na göre İran rejiminin çökmesi halinde devreye girecek güç, halk değil ABD ve İsrail olacak. Irak ve Libya örnekleri üzerinden yapılan değerlendirmede, benzer bir sürecin İran’da da işletileceği savunuldu. Bu nedenle “rejim yıkılsın” çağrılarının, sonuçları itibarıyla yeni bir Suriye tablosunu kabullenmek anlamına geldiği ifade edildi. Demokratik İran uyarısı Değerlendirmede, mevcut koşullarda İran’da rejim sonrası demokratik bir düzen kurulmasının gerçekçi olmadığı görüşü öne çıktı. Demokratik İran hayali ile ABD-İsrail’in İran planının pratikte örtüştüğü vurgulanırken, örgütlü bir alternatif olmadan yürütülen rejim karşıtlığının emperyalist senaryonun parçası hâline geldiği belirtildi. Yatay solculuk eleştirisi Kayaoğlu, ademi merkeziyetçi ve “yatay” siyaset anlayışlarına da mesafeli yaklaştı. Tek ve büyük merkezi güçlerin belirleyici olduğu bir dünyada bu yaklaşımların ancak vesayet altında var olabileceği savunuldu. Bölgenin küçük, parçalı ve birbirleriyle çatışan yapılara bölünmesinin, ABD-İsrail stratejisinin temel hedeflerinden biri olduğu ifade edildi. Kürtler başlığı Yazıda Kürt yurttaşların bölgedeki konumuna da değinildi. Kürtlerin diğer halklardan farklı olarak örgütlü yapılara sahip olduğu, bu nedenle geleceklerini soyut temennilerle değil sahadaki güç dengeleri üzerinden kurmak zorunda kaldıkları belirtildi. İran’ın çökmesi halinde Rojhilat’ta da ABD-İsrail ile ilişkilerin derinleşeceği öngörüsü paylaşıldı. “Ya mollalar ya ABD” Kayaoğlu, mevcut tabloda İran’da üçüncü bir devrimci seçeneğin bulunmadığını savundu. Bu yaklaşımın mollacı bir çizgi anlamına gelmediği, daha güçlü ve saldırgan düşmanı işaret etmeyi amaçladığı belirtildi. Örgütlü bir alternatif yokken rejimin yıkılmasını istemenin, İran’da da Irak ve Suriye benzeri bir emperyalist düzenin kurulmasına kapı aralayacağı görüşüyle değerlendirme tamamlandı. Metin Kayaoğlu 1962 yılında Gaziantep’te doğan Metin Kayaoğlu, 1970’lerin ikinci yarısında sol hareket içinde yer aldı. Politik faaliyetleri nedeniyle tutuklandı ve çok sayıda gözaltı yaşadı. Zamanla Marksizmin teorik sorunlarına yoğunlaşan Kayaoğlu, 1995’te yayımlanan “Bütünsel Marksist Oluşum Yolunda Bir Girişim İçin Genel Çerçeve Taslağı” çalışmasının hazırlanmasında yer aldı. Bu çalışma, 1996’da yayın hayatına başlayan Teori ve Politika dergisinin çıkışında belirleyici oldu. Kayaoğlu, Marksizmin yeniden kuruluşu, materyalizm, din ve milliyetçilik gibi başlıklarda çalışmalarını sürdürmekte ve Teori ve Politika çizgisinde teorik-politik faaliyetlerine devam etmektedir. Teori ve Politika dergisi Teori ve Politika, 1996 yılından bu yana yayımlanan, Marksist teorik tartışmalara odaklanan mevsimlik bir dergidir. Dergi, Marksizmi bilim, felsefe ve politika arasında bütüncül bir çerçevede ele almayı hedeflemektedir. Yayın çizgisinde politik Marksizm, felsefi materyalizm, Marksizmin krizi, din, milliyetçilik ve emperyalizm gibi başlıklar öne çıkmaktadır. Türkiye’de Marksist düşünce içinde özgün bir konum edinen Teori ve Politika, farklı tartışmalara konu olan teorik değerlendirmeleriyle bilinmektedir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.