SON DAKİKA

#Medya

HABER DEĞER - Medya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Medya haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gazeteci Kemal Öztürk hakkında gözaltı kararı verildi Haber

Gazeteci Kemal Öztürk hakkında gözaltı kararı verildi

Programındaki sözleri tepki çekmişti Geçtiğimiz günlerde NTV'de yayınlanan "Yakın Plan" programına konuk olan gazeteci Kemal Öztürk'ün Suriye'deki iç savaş sürecine ve geçmiş olaylara ilişkin sarf ettiği ifadeler kamuoyunda sert tartışmalara yol açmıştı. Öztürk programda şu ifadeleri kullanmıştı: "Afrin'de, İdlib'de, Halep kırsallarında öylesine korkunç ifadeler dinledim ki kurşuna dizmeden çocuk ölümüne kadar. Bu Nusayrilerin hepsini katletseler yeridir diyesiniz geliyor ama bakın intikam almadılar, o toplu infazları yapmadılar." Söz konusu ifadelerin ardından RTÜK Üyesi İlhan Taşcı da açıklamanın suç unsuru teşkil ettiği gerekçesiyle RTÜK Başkanlığı'na resmi başvuruda bulunmuş ve konunun Üst Kurul toplantısında gündeme alınmasını talep etmişti. Gelen tepkilerin ardından Samandağ Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatarak Kemal Öztürk hakkında gözaltı kararı çıkardı. Kemal Öztürk kimdir? 1969 yılında Ağrı'da doğan Kemal Öztürk, ilk ve orta öğrenimini Sakarya'da tamamladıktan sonra Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden mezun oldu. 1995 yılında profesyonel gazeteciliğe adım atan Öztürk; televizyon haberciliği, köşe yazarlığı ve belgesel yönetmenliği alanlarında çalışmalar yaptı. Kariyeri boyunca önemli bürokratik ve medya görevlerinde bulunan Öztürk, 2003-2005 yılları arasında TBMM Başkanı İletişim Danışmanlığı ve Başdanışmanlığı görevlerini yürüttü. Ardından o dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan'ın Basın Danışmanlığı görevini üstlenen Öztürk, 2011-2014 yılları arasında Anadolu Ajansı (AA) Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü olarak görev yaptı. Yeni Şafak ve Habertürk gazetelerinde köşe yazarlığı yapan, siyasal iletişim ve yakın tarih alanında eserleri bulunan Kemal Öztürk, evli ve üç çocuk babasıdır. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Aleviliğin son yüzyılına çok katmanlı bakış: Yalçın Çakmak’tan kapsamlı bir derleme Haber

Aleviliğin son yüzyılına çok katmanlı bakış: Yalçın Çakmak’tan kapsamlı bir derleme

Yalçın Çakmak’ın derlediği “Aleviliğin Son Yüzyılı”, Osmanlı’dan günümüz Türkiye’sine uzanan süreçte Aleviliği yalnızca inanç ekseninde değil; siyaset, hafıza, kimlik, medya, kültür, göç ve toplumsal dönüşüm başlıkları üzerinden ele alıyor. Kitabın asıl gücü, Aleviliği tek bir tanıma sıkıştırmaması. Tarihsel hafıza, devlet-toplum ilişkileri, kimlik inşası, medyada temsil, Alevifobi, Avrupa’daki Alevi örgütlenmeleri, kültürel üretim ve dijital hafıza gibi başlıklar aynı çerçeve içinde ele alınıyor. Böylece okura, Aleviliğin yalnızca geçmişe ait bir inanç ve kimlik meselesi değil, bugünün siyasal ve toplumsal tartışmalarında hâlâ canlı biçimde var olan bir alan olduğu gösteriliyor. Osmanlı’dan bugüne devam eden bir hafıza meselesi Kitabın temel sorularından biri şu: Aleviler, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ve bugüne uzanan süreçte kendi tarihsel hafızalarını nasıl korudu? Bu soru, eserin omurgasını oluşturuyor. Horasan anlatısından Dersim’e, Madımak Katliamı’ndan Avrupa’daki diaspora deneyimine kadar uzanan geniş bir tarihsel hat üzerinden, Alevi kimliğinin zaman içinde nasıl katmanlaştığı inceleniyor. “Türk İslamı” tartışması ve siyasal anlamı Derlemenin önemli tartışma alanlarından biri de Aleviliğin tarih boyunca farklı ideolojik çerçeveler içinde tanımlanması. Kitap, özellikle Aleviliğin “Türk İslamı” şeklinde yorumlanmasının yalnızca teolojik değil, aynı zamanda siyasal bir tercih ve kimlik politikası olduğunu tartışmaya açıyor. Bu tartışma, Aleviliğin “İslam içi mi, kendine özgü bir inanç mı?” sorusundan çok daha geniş bir zemine oturuyor. Yalçın Çakmak’ın daha önce İmran Gürtaş ile birlikte derlediği “Kızılbaşlık, Alevilik, Bektaşilik: Tarih-Kimlik-İnanç-Ritüel”kitabında da benzer biçimde terminoloji, kimlik ve inanç ayrımları tartışılmıştı. Yeni kitap bu hattı daha yakın döneme taşıyor ve son yüz yıldaki siyasal dönüşümlerle ilişkilendiriyor. Alevifobi yalnızca geçmişin meselesi değil Kitapta öne çıkan bir diğer başlık ise Alevifobi. Derleme, Alevilere yönelik önyargı ve dışlamanın yalnızca tarihsel devlet politikalarında değil, medyada ve dijital dünyada da farklı biçimlerde yeniden üretildiğini ele alıyor. Bu başlık, kitabın güncelliğini en çok artıran bölümlerden biri. Çünkü mesele artık yalnızca tarihsel belgeler üzerinden değil; haber dili, sosyal medya, dijital hafıza ve kamuoyu algısı üzerinden de okunuyor. Avrupa’daki Alevilik ayrı bir kimlik deneyimi oluşturuyor “Aleviliğin Son Yüzyılı”, Türkiye sınırlarının dışına da çıkıyor. Avrupa’daki Alevilerin örgütlenme biçimleri, kimliklerini kamusal alanda ifade etme yöntemleri ve göçle birlikte yaşanan dönüşümler kitabın önemli başlıklarından biri. Bu bölüm, Aleviliğin Türkiye’deki tarihsel ve siyasal bağlamla sınırlı olmadığını gösteriyor. Avrupa’da Alevilik, bir yandan inanç kimliği olarak korunurken diğer yandan hukuki tanınma, örgütlenme ve yurttaşlık mücadelesinin parçasına dönüşüyor. Edebiyattan sinemaya Aleviliğin kültürel görünürlüğü Kitap yalnızca siyaset ve tarihle sınırlı değil. Edebiyat, sinema ve müzik endüstrisinde Aleviliğin nasıl temsil edildiğide ele alınıyor. Bu tercih, derlemeyi klasik tarih çalışmalarından ayırıyor. Çünkü Alevilik burada yalnızca arşiv belgelerinde veya siyasal mücadelelerde değil, kültürel üretim alanında da izleniyor. Böylece Alevi kimliğinin toplumdaki görünürlüğünün, yalnızca siyasi hak talepleriyle değil, sanat ve popüler kültür aracılığıyla da şekillendiği ortaya konuyor. “Aleviliğin Son Yüzyılı”nı değerli kılan temel unsur, tek bir tez dayatmak yerine farklı meseleleri aynı tarihsel eksende buluşturması. Kitap, Aleviliği ne yalnızca bir inanç sistemi ne de yalnızca bir siyasi kimlik olarak ele alıyor. Bunun yerine, inanç, hafıza, siyaset, kültür, göç ve kimlik arasındaki geçişkenliğe odaklanıyor. Bu nedenle eser, Alevilik üzerine çalışan akademisyenler için olduğu kadar Türkiye’nin yakın siyasi ve toplumsal tarihini anlamaya çalışan okurlar için de güçlü bir başvuru kaynağı niteliğinde. Kitabın başlığı da bu açıdan isabetli: “Son Yüzyıl” ifadesi yalnızca kronolojik bir dönem tarif etmiyor; Aleviliğin modernleşme, Cumhuriyet, göç, kentleşme, siyasal örgütlenme ve dijitalleşmeyle birlikte geçirdiği büyük dönüşümü işaret ediyor. Yalçın Çakmak kimdir? Yalçın Çakmak, Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü’nde lisans eğitimini 2005’te, yüksek lisansını 2012’de, doktorasını ise 2018’de tamamladı. Çalışma alanları arasında Kızılbaşlık/Alevilik, Bektaşilik, Türkiye’de dinî ve etnik gruplar, dinler tarihi ile Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi dinî, toplumsal ve siyasal yaşamı bulunuyor. Çakmak, “Sultanın Kızılbaşları: II. Abdülhamid Dönemi Alevi Algısı ve Siyaseti” ile “Osmanlı’da Dinden Çıkma (İrtidad)” kitaplarının yazarı. Ayrıca “Kızılbaşlık, Alevilik, Bektaşilik”, “Kürt Tarihi ve Siyasetinden Portreler”, “Kürt Aşiretleri”, “Şekâvet, Hıyânet, İsyan” ve “Huzursuz Bir Ruhun Panoraması” gibi çok sayıda çalışmanın da derleyicileri arasında yer aldı. Önemli Alevi yazmalarından “Tabîbu’l-Kulûbi’l-Asfiyâ ve Seyru Sülûki’l-Evliyâ” adlı eseri de çevirip yayına hazırlayan Çakmak, 2013-2018 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalıştı. Halen Munzur Üniversitesi Tarih Bölümü’nde doçent olarak akademik çalışmalarını sürdürüyor. Çakmak, 2019 yılında Tarih Vakfı Mütevelli Kurulu üyeliğine seçildi. “Aleviliğin Son Yüzyılı”, İletişim Yayınları’nın Araştırma-İnceleme dizisinden Ağustos 2026’da ilk baskısını yaptı ve 358 sayfadan oluşuyor. Kitapta Bülent Akın, Yalçın Çakmak, Faruk Çalışkan, Özge Dikmen, Kumru Berfin Emre, Mehmet Ertan, Orhan Gazi Ertekin, Bülent Keleş, İhsan Koluaçık, Onur Özger, Cemal Salman, Ali Duran Topuz ve Elif Yıldızlı’nın katkıları bulunuyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Kılıçdaroğlu’ndan yeni parti tartışmalarına yanıt Haber

Kılıçdaroğlu’ndan yeni parti tartışmalarına yanıt

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara’nın Polatlı ilçesinde mevsimlik tarım işçilerinin kaldığı çadır alanını ziyaret etti. İşçilerle görüşerek çalışma ve yaşam koşulları hakkında bilgi alan Kılıçdaroğlu, ziyaretin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, yeni partiye geçen milletvekili sayısı oranında Hazine yardımından pay verilmesine ilişkin açıklaması sorulan Kılıçdaroğlu, gündeminin parti tartışmaları değil, halkın sorunları olduğunu belirtti. Kılıçdaroğlu, “Benim gündemim halkın gündemi. Buradaki insanların sorununu çözmek. A partisi bunu demiş, B partisi bunu demiş; önemli olan halkın sorunlarıyla kimin ilgilendiğidir” ifadelerini kullandı. Toplumun unutulmuş kesimleriyle bir araya gelmeyi görev olarak gördüğünü söyleyen Kılıçdaroğlu, “Ben başka bir yerde değil, halkın arasında siyaset yapıyorum. Günlük ve kısır tartışmaların ötesine çıkmak gerekiyor” dedi. CHP içindeki gelişmelere ilişkin değerlendirmesinde ise Kılıçdaroğlu, “CHP’nin içindeki tartışmalar beni hiç ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren, bu ülkenin sorunlarıyla kimin ilgilenmek istediğidir. Birilerinin sözcüsü olmayacağız; halkın sözcüsü olacağız” diye konuştu. Mevsimlik tarım işçilerinin sosyal güvenlik, eğitim ve barınma sorunlarına dikkat çeken Kılıçdaroğlu, mevcut tablonun sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmadığını savundu. Basına da çağrıda bulunan Kılıçdaroğlu, “Kontrollü ve yönlendirilen medya istemiyoruz. Halkın sesi olacak, bu çocukların hakkını savunacak bir medya istiyoruz” ifadelerini kullandı. Siyasetçilerin halka hesap vermesi gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, “Hesap vermekten kaçan bir siyasetçinin arkasında karanlık noktalar vardır. Kirli siyasetin bu ülkeye faydası yoktur” değerlendirmesinde bulundu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

 Gündüz kuşağına yasal fren: 12. Yargı Paketi ile yeni dönem Haber

 Gündüz kuşağına yasal fren: 12. Yargı Paketi ile yeni dönem

Türkiye’de milyonlarca izleyiciye ulaşan gündüz kuşağı programları, içerik yapıları nedeniyle yargı reformunun radarına girdi. 12. Yargı Paketi kapsamında ele alınan yeni düzenleme, özellikle kayıp kişilerin aranması, aile içi ihtilafların çözümü ve suçlu tespiti gibi süreçlerin ekrana taşınma biçimine yeni kısıtlamalar getirmeyi planlıyor. Bu adımla, televizyon stüdyolarının "gayriresmi mahkeme" gibi işlev görmesinin önüne geçilmesi amaçlanıyor. "Yargılama benzeri içerik" denetimi Adalet Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgilere göre, paketin en kritik başlığını "yargılama benzeri içerikler" oluşturuyor. Programlarda kişilerin sorgulanması, suç isnat edilmesi ve özel hayatın gizliliğini ihlal eden canlı yayın itiraflarının adli süreçleri olumsuz etkilediği vurgulanıyor. Yeni düzenleme ile RTÜK denetimlerine ek olarak, bu tür yayınların formatlarına ve kullanılan dile yönelik daha sert ve net kurallar getirilmesi bekleniyor. Yargı süreçlerinin selameti korunacak Hazırlanan taslakta, devam eden soruşturmaların ve kovuşturmaların gizliliğini ihlal eden yayınlar için yaptırımların ağırlaştırılması öngörülüyor. Özellikle stüdyoda yapılan "yüzleşme" sahnelerinin ve tanıkların mahkeme öncesi ekranda beyan vermesinin, adil yargılanma hakkına zarar verdiği tespiti yapıldı. Yeni çerçeve ile yayıncıların, adli makamların yetki alanına giren konularda daha dikkatli bir yayın politikası izlemesi zorunlu kılınacak. Medya ve hukuk dünyasında yeni tartışma Düzenleme hazırlıkları sürerken, medya dünyası ve hukukçular arasında da tartışmalar başladı. Bazı uzmanlar bu adımın çocukların ve ailenin korunması açısından şart olduğunu savunurken, bazıları ise yayın özgürlüğünün sınırlandırılmaması gerektiğini dile getiriyor. 12. Yargı Paketi'nin önümüzdeki günlerde Meclis gündemine gelmesiyle birlikte, gündüz kuşağı programlarının geleceği de netleşmiş olacak. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Eski Bakan Hüseyin Çelik’ten çarpıcı uyarı: Şiddet önce dilde başlar, sonra davranışa dönüşür Haber

Eski Bakan Hüseyin Çelik’ten çarpıcı uyarı: Şiddet önce dilde başlar, sonra davranışa dönüşür

Eski Millî Eğitim Bakanı Prof. Dr. Hüseyin Çelik, Kahramanmaraş’ta bir öğretmen ile sekiz öğrencinin hayatını kaybettiği trajedinin ardından dikkat çeken bir değerlendirme yayımladı. Çelik, olayın birkaç gün sonrasında konuşmayı bilinçli olarak tercih ettiğini belirterek, “Anlık tepkiler meseleyi aydınlatmaktan çok daha karmaşık hale getirebilir” dedi. “Mesele sadece okul meselesi değil” Çelik, yaşananların yalnızca eğitim sistemiyle açıklanamayacağını vurgulayarak, okul ile toplum arasındaki bağa dikkat çekti. “Sokak neyse, okul da ondan bağımsız değildir” diyen Çelik, evde başlayan ve sokakta şekillenen davranış biçimlerinin eninde sonunda okulun içine taşındığını söyledi. Toplumda hangi değerlerin zayıflıyorsa bunun bir süre sonra okul ortamında da görüldüğünü belirten Çelik, şiddet, öfke ve tahammülsüzlüğün arttığı bir yerde eğitim kurumlarının bundan etkilenmemesinin mümkün olmadığını ifade etti. Sorumluluk tek bir kurumda değil Eski Bakan, yaşanan olaylardan sonra tek bir suçlu aranmasının yanlış olduğunu savundu. Eğitim sistemi, aile, öğretmenler, medya ve dijital çevrenin birlikte ele alınması gerektiğini belirten Çelik, “Sorumluluk hemen herkesin üzerinde olduğu halde, sorumluluk alma iradesi yeterince ortaya konulamıyor” değerlendirmesinde bulundu. Çelik, Türkiye’de şiddetin genel atmosferine ilişkin de dikkat çekici örnekler verdi. “Aile Yılı” ilan edilen bir yılda 297 kadın cinayeti ve 94 şüpheli ölüm kayda geçtiğini hatırlatarak, bunun toplumdaki şiddet eşiğinin ne kadar düştüğünü gösterdiğini söyledi. Peş peşe gelen gençlik vakaları Son dönemde yaşanan olaylara işaret eden Çelik, 17 yaşındaki bir öğrencinin öğretmenini öldürmesi, Kadıköy’de Mattia Ahmet Minguzzi’nin hayatını kaybetmesi, Edirne’de lise öğrencisi Gülden Coni’nin okul bahçesinde öldürülmesi ile Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki saldırıların aynı toplumsal kırılmanın işaretleri olduğunu belirtti. Bu olayların münferit değil, daha büyük bir tablonun parçaları olduğunu savundu. “Şiddet önce dilde başlar” Çelik’in açıklamasındaki en çarpıcı vurgulardan biri ise toplumsal dil üzerine oldu. Sertleşen söylemin insanlar arasındaki mesafeyi büyüttüğünü belirten Çelik, “Şiddet yalnızca fiziki değildir. Önce dilde başlar, sonra davranışa dönüşür” ifadelerini kullandı. Siyasette, medyada ve dijital platformlarda kullanılan dilin de bu iklimin parçası olduğunu belirten Çelik, daha sorumlu ve kuşatıcı bir üslubun güçlenmesi gerektiğini söyledi. Çözüm için 4 bakanlık ve uzmanlar çağrısı Eski Bakan, çözümün tek bir kurumdan beklenemeyeceğini vurgulayarak Millî Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’nın üniversiteler ve uzmanlarla birlikte hareket etmesi gerektiğini belirtti. Kalıcı ve uygulanabilir stratejiler geliştirilmesi çağrısında bulundu. Dizilerde, filmlerde ve sosyal medyada şiddetin sıradanlaştırıldığını savunan Çelik, özellikle gençlerin sürekli tekrar edilen şiddet imgelerinden olumsuz etkilendiğini söyledi. “Asıl mesele şiddetin varlığı değil, nasıl sunulduğudur” dedi.

Yazar İlhami Işık: Bu dava şeytanlaştırma üzerinden yürütüldü Haber

Yazar İlhami Işık: Bu dava şeytanlaştırma üzerinden yürütüldü

Narin Güran cinayetine ilişkin tartışmalar sürerken, Baran Güran’ın ardından bu kez yazar İlhami Işık, Ferhat Özmen’in sorularını yanıtladı. Davayı ilk günden bu yana takip ettiğini belirten Işık, soruşturma sürecinin yalnızca hukuki değil, toplumsal ve medya kaynaklı ciddi sorunlar barındırdığını ifade etti. “Böylesine bir şeytanlaştırmayla ilk kez karşılaşıyorum” İlhami Işık, Türkiye’de birçok ağır davanın yaşandığını ancak bu dosyada farklı bir durum olduğunu vurguladı. “Uzun yıllardır bu ülkede birçok cinayet davası gördük ama böylesine topyekûn bir şeytanlaştırmayla ilk kez karşılaşıyorum” diyen Işık, davanın daha en başında belirli bir algı üzerinden şekillendiğini savundu. “Önce köy, sonra aile hedefe konuldu” Işık’a göre süreç, yalnızca bir soruşturma değil; aynı zamanda bir “algı inşası” süreciydi. Köyün ve ailenin sistematik biçimde hedef haline getirildiğini belirten Işık, bu durumun toplumda sorgulama refleksini ortadan kaldırdığını söyledi: “Bir köy şeytanlaştırıldı, ardından o köyün içinde bir aile. Bu noktadan sonra kimse ‘acaba’ sorusunu sormadı.” “Sorulması gereken sorular hiç sorulmadı” Işık, dosyada en dikkat çekici eksikliğin temel sorgulama mekanizmasının devre dışı kalması olduğunu ifade etti. Ortaya atılan birçok iddianın mantıksal olarak dahi test edilmediğini vurgulayan Işık, “Bu kadar kritik bir olayda en basit sorular bile sorulmadı” dedi. “Medya, acı üzerinden bir mekanizmaya dönüştü” Işık’ın en sert eleştirilerinden biri ise medyaya yönelik oldu. “Bazı kesimler, iki tık almak ya da görünürlük kazanmak için bu acıyı kullandı” diyen Işık, sürecin yalnızca habercilik değil, aynı zamanda bir “kazanç mekanizmasına” dönüştüğünü savundu. Bu durumun, hem kamuoyunun yanlış yönlendirilmesine hem de aileye yönelik ağır bir toplumsal baskıya neden olduğunu ifade etti. “Sosyal medya mahkemeleri bu davada belirleyici oldu” Işık, davanın seyrinde sosyal medyanın etkisine dikkat çekerek, kararların büyük ölçüde bu baskı altında şekillendiğini ileri sürdü. “Aylarca sosyal medyada mahkemeler kuruldu. İnsanlar daha yargılanmadan suçlu ilan edildi” diyen Işık, bu durumun hukuk sistemini de etkilediğini savundu. “Bu yalnızca bir dava değil, toplumsal bir kırılma” Işık’a göre Narin Güran dosyası, yalnızca bir cinayet davası değil; aynı zamanda Türkiye’de toplumsal reflekslerin geldiği noktayı gösteren bir örnek. “Bu dava, vicdanın rafa kaldırıldığı bir sürecin en somut göstergesidir” ifadelerini kullanan Işık, toplumun hızlı yargılama eğiliminin tehlikelerine dikkat çekti. “Adalet Bakanlığı için bir sınav” Işık, yetkililere de açık bir çağrıda bulunarak, bu dosyanın yeniden ele alınması gerektiğini ifade etti. “Eğer sosyal medya mahkemeleriyle mücadele edilecekse, bunun en somut örneği bu dosyadır” diyen Işık, Narin Güran davasının adalet sistemi açısından kritik bir test olduğunu vurguladı. Toplum için uyarı: Aynı hatalar tekrar edilebilir Uzmanlara göre, bu tür davalarda erken yargı, medya baskısı ve sosyal medya etkisi birleştiğinde, adil yargılanma ilkesi ciddi şekilde zarar görebiliyor. İlhami Işık’ın sözleri ise bu riski net bir şekilde ortaya koyuyor: “Bu dava sadece geçmiş değil, gelecekte yaşanabilecek benzer hataların da habercisi.” haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.