SON DAKİKA

#Merhamet

HABER DEĞER - Merhamet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Merhamet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Mevlid Kandili: Merhamet, kardeşlik ve dayanışma gecesi Haber

Mevlid Kandili: Merhamet, kardeşlik ve dayanışma gecesi

Müslümanların gönül dünyasında ayrı bir yere sahip olan Mevlid Kandili, Hz. Muhammed’in dünyaya gelişini anmanın yanı sıra onun insanlığa bıraktığı adalet, merhamet, hoşgörü ve güzel ahlak mirasını yeniden düşünmek için önemli bir fırsat olarak kabul ediliyor. “Mevlid” kelimesi doğum, doğum zamanı ve doğum yeri anlamlarına geliyor. İslam kültüründe ise kavram, zaman içerisinde özellikle Hz. Muhammed’in doğumunu ve onun dünyaya gelişinin taşıdığı manevi anlamı ifade etmek için kullanılmaya başlandı. Yüzyıllar boyunca farklı coğrafyalarda Müslümanlar bu özel zamanı Kur’an-ı Kerim tilavetleri, salavatlar, dualar ve mevlidlerle değerlendirdi. Anadolu'da da kandil geleneği, dini boyutunun yanında yardımlaşma, paylaşma ve gönül alma kültürüyle kuşaktan kuşağa aktarıldı. Mevlid Kandili’nin taşıdığı anlam, yalnızca geçmişte yaşanan kutlu bir doğumu anmakla sınırlı değil. Hz. Muhammed’in hayatıyla ortaya koyduğu merhameti, adaleti, sabrı ve insan sevgisini bugünün dünyasında yeniden hatırlamak, gecenin en güçlü mesajlarından birini oluşturuyor. Kırgınlıkların geride bırakılması, ihtiyaç sahiplerinin hatırlanması, aile ve dostluk bağlarının güçlendirilmesi de kandilin toplumsal yönünü öne çıkarıyor. Mevlid Kandili dolayısıyla camilerde Kur’an-ı Kerim okunuyor, salavatlar getiriliyor ve dualar ediliyor. Vatandaşlar da geceyi ibadet, tövbe ve tefekkürle geçirirken sevdiklerinin kandilini kutlayarak bu manevi atmosferi paylaşıyor. Mevlid Kandili, insanın yalnızca geçmişe değil kendi hayatına da dönüp bakması için bir vesile... Merhametin çoğaldığı, kırgınlıkların azaldığı, paylaşmanın ve kardeşliğin güçlendiği bir hayatın mümkün olduğunu bir kez daha hatırlatan özel bir gece. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

“Yeşil Yol”, geçmişten bugüne uzanan bir adalet hikâyesi! Haber

“Yeşil Yol”, geçmişten bugüne uzanan bir adalet hikâyesi!

Yeşil Yol (The Green Mile), 1935 yılında Louisiana’daki Cold Mountain Hapishanesi’nin idam koğuşunda geçiyor. Koğuşun sorumlusu Paul Edgecomb, mahkûmların infaz odasına giderken yürüdüğü yeşil renkli koridor nedeniyle “Yeşil Yol” olarak anılan bölümde görev yapıyor. Hikâye, iki küçük kızın öldürülmesi suçundan idama mahkûm edilen John Coffey’nin koğuşa getirilmesiyle başlıyor. Fiziksel görünümüyle ilk anda dikkat çeken Coffey, kısa süre içinde sakin tavrı ve hassas kişiliğiyle gardiyanların ilgisini çekiyor. Paul Edgecomb ve çalışma arkadaşları, Coffey’nin alışılmışın dışında özelliklere sahip olduğunu fark ediyor. Film, Coffey’nin geçmişine ilişkin soruların ortaya çıkmasıyla birlikte hapishanedeki karakterlerin kararlarına odaklanıyor. Hikâye boyunca mahkûmlar, gardiyanlar ve yöneticiler arasındaki ilişkiler üzerinden insan davranışları ve vicdani tercihler işleniyor. Yeşil Yol, adalet ve önyargı kavramlarını merkeze alıyor Film, idam cezası uygulamasını arka planına alırken adalet sisteminin işleyişine dair soruları da gündeme getiriyor. Bir kişinin suçlu kabul edilmesiyle gerçeğin ortaya çıkması arasındaki fark, hikâyenin temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. John Coffey’nin yaşadıkları, dış görünüş, toplumsal konum ve önyargıların insanlar hakkında verilen kararları nasıl etkileyebildiğini gösteriyor. Film, karakterlerin olaylara yaklaşımı üzerinden adaletin yalnızca kurallar ve kararlarla değil, insan davranışlarıyla da ilişkili olduğunu anlatıyor. Paul Edgecomb’un Coffey’ye yaklaşımı ise görev sorumluluğu ile kişisel vicdan arasındaki dengeyi yansıtıyor. Bu yönüyle Yeşil Yol, bir hapishane hikâyesinin ötesine geçerek merhamet, empati ve sorumluluk üzerine kurulu bir anlatı sunuyor. Yeşil Yol neden bugün de önemini koruyor? Yeşil Yol, gösterime girmesinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen adalet, insan hakları ve idam cezası tartışmalarıyla ilişkilendirilen filmler arasında yer alıyor. Film, yanlış ya da eksik kararların geri döndürülemez sonuçlar doğurabileceğini hatırlatıyor. Yapım, yargı süreçlerinde tanıklıkların, toplumsal önyargıların ve dönemin koşullarının etkisini hikâyesinin bir parçası hâline getiriyor. Bu nedenle film, adaletin yalnızca hukuki bir süreç değil, aynı zamanda insan hayatını doğrudan etkileyen bir mesele olduğunu vurguluyor. Filmde öne çıkan merhamet ve empati temaları da günümüzde karşılık buluyor. Karakterlerin zor koşullarda aldıkları kararlar, izleyiciye insan ilişkileri ve sorumluluk duygusu üzerine düşünme alanı açıyor. Yeşil Yol, Stephen King’in 1996 yılında yayımlanan aynı adlı romanından sinemaya uyarlandı. King, kitabı ilk olarak altı ayrı kısa kitapçık hâlinde yayımladı; eser daha sonra tek ciltte bir araya getirildi. Yönetmen Frank Darabont kimdir? Frank Darabont, 1959 yılında Fransa’da doğdu. Çocuk yaşta ailesiyle birlikte ABD’ye taşınan Darabont, sinema kariyerine senarist olarak başladı. Özellikle Stephen King eserlerinden yaptığı uyarlamalarla tanındı. Darabont, Yeşil Yoldan önce 1994 yapımı Esaretin Bedeli (The Shawshank Redemption) filmini yönetti. Yine Stephen King’in eserinden uyarlanan film, zaman içinde sinema tarihinin öne çıkan yapımları arasında yer aldı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Vizyonda bu hafta: Komediden korkuya 8 yeni film seyirciyle buluştu Haber

Vizyonda bu hafta: Komediden korkuya 8 yeni film seyirciyle buluştu

Sinema salonlarında bu hafta komediden drama, aksiyondan animasyona geniş bir yelpazede sekiz yeni film vizyona girdi. Uluslararası yapımların yanı sıra yerli korku ve gerilim filmlerinin de yer aldığı haftada, göç, aile, kimlik ve hayatta kalma temaları öne çıktı. Göç ve vicdan hikâyesi: “Ben Bir Yabancıydım” Brandt Andersen’in yönettiği “Ben Bir Yabancıydım”, Akdeniz’de yolları kesişen dört yabancının hikâyesi üzerinden savaş, göç ve merhamet temalarını ele alıyor. Suriyeli bir doktorun küçük kızıyla Halep’ten kaçışıyla başlayan film, vicdan ve sorumluluk arasındaki çatışmayı dramatik bir anlatımla beyaz perdeye taşıyor. Orta yaş krizi ve kimlik arayışı perdeye taşınıyor Bradley Cooper imzalı “Sesim Geliyor Mu?”, boşanma sürecindeki bir adamın New York komedi sahnesinde yeni bir anlam arayışını konu alıyor. Dram ve komediyi bir araya getiren yapım, ortak ebeveynlik ve bireysel dönüşüm üzerine odaklanıyor. Aksiyon ve gerilimde hayatta kalma mücadelesi Ric Roman Waugh’un yönettiği “Sığınak”, İskoçya’da ıssız bir adada yaşayan eski bir askerin bir kızı kurtarmasıyla değişen hayatını anlatıyor. Aksiyon ve gerilim unsurlarını bir araya getiren film, geçmiş travmalar ve koruma içgüdüsü ekseninde ilerliyor. Biyografi ve sanat: Chopin’in Paris yılları “Chopin, Chopin!” ünlü besteci Frederic Chopin’in hastalıklarla mücadele ederken müziğinde yarattığı dönüşümü ve Paris sosyetesindeki var olma çabasını ele alıyor. Film, izleyiciyi 19. yüzyılın kültürel atmosferine götürüyor. Sağlık emekçilerinin görünmeyen yükü “Gece Vardiyası”, personel eksikliği yaşayan bir acil serviste çalışan bir hemşirenin tükenmişlik sürecini merkezine alıyor. Yapım, sağlık sektöründeki yoğun tempo ve sistemsel baskıları gerçekçi bir dille aktarıyor. Yerli yapımlarda gerilim ve korku öne çıktı Can Evrenol’un yönettiği “Cam Sehpa”, sıradan bir evlilik hikâyesinden yola çıkarak beklenmedik bir trajediye uzanan gerilimli bir anlatı kuruyor. Bülent Terzioğlu imzalı “Muamma: Cenin-i Cin” ise paranormal olaylar üzerinden aile içi sırları ve inanç çatışmalarını işliyor. Animasyonda epik bir intikam hikâyesi Mamoru Hosoda’nın yönettiği “Scarlet”, babasının intikamını almak isteyen bir prensesin öte dünyada çıktığı yolculuğu anlatıyor. Film, nefret ve merhamet arasındaki dengeyi fantastik bir anlatıyla ele alıyor. Bu hafta vizyona giren yapımlar, farklı türleri ve temalarıyla sinema salonlarında geniş bir izleyici kitlesine hitap ederken, hem uluslararası hem yerli sinemanın çeşitliliğini bir kez daha ortaya koyuyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Uzlaşı toplantısında “maarif” vurgusu: Tekin’den ‘irfan’ mesajı, siyasetten ortak çağrı Haber

Uzlaşı toplantısında “maarif” vurgusu: Tekin’den ‘irfan’ mesajı, siyasetten ortak çağrı

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Türkiye Uzlaşı ve Toplumsal Kalkınma Vakfı’nın Ankara’da Başkent Öğretmenevi’nde düzenlediği “Anadolu İrfanı Değerlerinin Toplumsal Uzlaşı Kültürüne Katkıları” başlıklı toplantıda konuştu. Tekin, eğitim politikalarının merkezine “aklıselim, kalbiselim ve zevkiselim” yaklaşımını koyduklarını belirterek, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ni toplumsal uzlaşının omurgası olarak kurguladıklarını ifade etti. Bakan Tekin: “Bu toprakların mirası edep, nezaket ve müzakere kültürüdür” Tekin, farklı kimliklerden insanların aynı sofrada bir araya gelebilmesinin kolay olmadığını söyleyerek, bunun ancak bu toprakların taşıdığı “kadim miras” sayesinde mümkün olabileceğini vurguladı. Bakan Tekin’e göre toplumsal uzlaşıyı besleyen iklim; edep, nezaket, muaşeret ve müzakere geleneğiyle şekilleniyor. Tekin, Türkiye’nin darbeler, vesayet dönemleri, terör ve ekonomik-siyasi buhranlardan geçtiğini hatırlatarak, buna rağmen toplumsal tepkinin çoğu zaman “tarihi sükûnetin izlerini” taşıdığını söyledi. “Devlet-yurttaş mesafesi daraldı” mesajı Konuşmasında son yıllarda devlet-toplum bağının güçlendiğini savunan Tekin, başörtüsü yasağının kaldırılmasından eğitim ve kamuda inanç özgürlüğünü genişleten düzenlemelere, farklı dil ve lehçelerdeki imkanlara kadar birçok adımın bu mesafeyi azalttığını belirtti. Alevi-Bektaşi yurttaşların taleplerine yönelik adımlara da değinen Tekin, “ortak hafızanın” her düzenlemeyle yeni bir seviyeye taşındığını söyledi. “Küresel dil hoyratlaşıyor, eğitim daha kritik hale geliyor” Bakan Tekin, dünyada siyasetin itidal yerine öfke ve provokasyon üzerinden kurulduğunu, sosyal medya dilinin tahammülü azalttığını dile getirdi. Bu atmosferde eğitim sisteminin yalnızca bilgi değil, aynı zamanda adalet, merhamet ve sorumluluk kazandırması gerektiğini vurguladı. Tekin, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin hedefinin “erdem-değer-eylem” çizgisinde, sorumluluğu önceleyen bir öğrenci profili olduğunu belirterek, modelin kapsayıcı ve çoğulcu bir yaklaşım taşıdığını söyledi. Programa, eski milletvekili ve Hisar Derneği (Hukuk, İktisat ve Siyaset Araştırmaları Derneği) kurucusu Ayhan Bilgen, MHP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım ile CHP Ankara Milletvekili Deniz Demir de katıldı. Toplantıda MHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım ve CHP Ankara Milletvekili Demir konuşma yaptı. MHP’li Yaşar Yıldırım: “Çok kutuplu dünyada Türkiye masada kutup başı olmalı” Toplantıda kürsüye çıkan MHP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım, dünyada tek kutuplu düzenden çok kutupluluğa geçildiğini savunarak, Türkiye’nin bu denklemde “kutup başı” olma zorunluluğu bulunduğunu söyledi. Yıldırım, Türk Devletleri Teşkilatı’nın önemine dikkat çekerek, bu yapının farklı alanlarda birlikleri genişletecek bir çatıya dönüşmesi gerektiğini ifade etti. Konuşmasında Karabağ savaşlarına da atıf yapan Yıldırım, ikinci Karabağ sürecinde Türkiye’nin Azerbaycan’ın yanında durmasının bölgedeki dengeleri etkilediğini söyledi. Yıldırım ayrıca Ortadoğu’daki savaşlara ilişkin değerlendirmelerde bulunarak İsrail-Filistin meselesine dair sert eleştiriler dile getirdi. CHP’li Deniz Demir: “Uzlaşı yalnızca siyasi değil, ahlaki bir sorumluluktur” CHP Ankara Milletvekili Deniz Demir ise konuşmasında, Anadolu irfanının “ben değil biz diyebilmek” anlamına geldiğini ifade ederek, kutuplaşmanın arttığı bir dönemde toplumsal uzlaşıya daha fazla ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Demir, “Farklı düşünebiliriz ama aynı toplumun eşit yurttaşlarıyız. Eleştirebiliriz ama birbirimizi düşmanlaştırmadan konuşabiliriz” diyerek uzlaşının ortak ve evrensel bir değer olduğuna dikkat çekti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.