SON DAKİKA

#Müebbet Hapis

HABER DEĞER - Müebbet Hapis haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Müebbet Hapis haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Osman Kavala yeniden yargılanma talebinin reddedilmesi hakkında konuştu: "Karar yargının itibarına zarar veriyor" Haber

Osman Kavala yeniden yargılanma talebinin reddedilmesi hakkında konuştu: "Karar yargının itibarına zarar veriyor"

Gezi Parkı davası kapsamında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan ve yaklaşık 9 yıldır cezaevinde bulunan iş insanı Osman Kavala, yeniden yargılanması yönündeki başvurusunun reddedilmesinin ardından bir mesaj yayımladı. Yayımladığı yazılı açıklamada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) hakkında verdiği ihlal kararlarına dikkat çeken Kavala, yargı sürecine dair değerlendirmelerde bulundu. "Adaletin inkârı olarak nitelendirilmişti" AİHM kararlarına atıfta bulunarak hukuki sürecin özgürlüğünü kısıtladığını belirten Osman Kavala, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: "25 Ağustos tarihli AİHM kararında maruz kaldığım yargısal işlemler, adaletin inkârı olarak nitelendirilmişti. Bunun ana nedeni suç işlemiş olduğuma dair bir bulgu olmadan ve olmadığının bilinmesine rağmen hukukun özünü zedeleyen işlemlerle özgürlüğümün kısıtlanmasının sürdürülmesi oldu. 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin vahim bir insan hakları ihlaline son vermek yerine AİHM’e bireysel başvuru hakkı ve CMK maddelerini keyfi biçimde yorumlayarak yeniden yargılamayı reddetmesi yargının itibarına da zarar veriyor." Osman Kavala'nın avukatları aracılığıyla yeniden yargılanma istemiyle yaptığı başvuru, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından karara bağlanmıştı. Mahkeme heyeti, AİHM Büyük Dairesi’nin Kavala hakkında verdiği hak ihlali kararına dayanılarak yapılan yeniden yargılama başvurusunu kabul etmeyerek reddetmişti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Narin Güran cinayeti davasında dezenformasyon operasyonu: 99 hesaba erişim engeli Haber

Narin Güran cinayeti davasında dezenformasyon operasyonu: 99 hesaba erişim engeli

Yargı sürecinde karar ve Yargıtay aşaması Türkiye'yi yasa boğan 8 yaşındaki Narin Güran'ın, Diyarbakır'ın Bağlar ilçesine bağlı kırsal Tavşantepe mahallesinde 21 Ağustos 2024'te kaybolmasının ardından cansız bedeni 19 Eylül'de Eğertutmaz Deresi'nde bulunmuştu. Olayın üzerinden 2 yıl geçerken, cinayete ilişkin 28 Aralık 2024'te karara bağlanan davada Narin’in annesi Yüksel Güran, amcası Salim Güran ve ağabeyi Enes Güran "iştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı. Narin’in cansız bedenini dereye taşıyan komşuları Nevzat Bahtiyar ise "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezası almıştı. Yargıtay, Güran ailesine verilen cezaları onarken, sanık Bahtiyar'ın kasten öldürmeye yardım suçundan yargılanmasını talep ederek kararı bozmuştu. Bozma kararının ardından yeniden görülen davada Nevzat Bahtiyar 17 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Yargılama ve karar süreçlerinin ardından, Diyarbakır Sulh Ceza Hakimliği tarafından yeni bir adım atıldı. Yargıtay’ın kesinleşmiş yargı kararlarına rağmen kararlar aleyhine kamu kurumları hedef alınarak sistemli dezenformasyon yapıldığı tespit edilen 99 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiği bildirildi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

1980 Travması: Havacı Paşa Tahsin Şahinkaya Kimdir? Haber

1980 Travması: Havacı Paşa Tahsin Şahinkaya Kimdir?

Askeri Kariyeri ve Zirveye Tırmanış 1925 yılında Amasya’nın Merzifon ilçesinde dünyaya gelen Tahsin Şahinkaya, 1943 yılında Harp Okulu’ndan topçu asteğmen rütbesiyle mezun olduktan sonra havacılık sınıfına geçiş yapmış ve 1957 yılında Hava Harp Akademisi’ni tamamlamıştır. TSK bünyesinde uzun yıllar boyunca kritik kademelerde görev üstlenen Şahinkaya, 1965-1969 yılları arasında tuğgeneral rütbesiyle 6. Ana Jet Üs Komutanlığı gibi birliklerde komutanlık yapmış, 1969-1973 yılları arasında tümgeneral rütbesiyle Hava Harp Akademisi Komutanlığı, HKK Harekât Daire Başkanlığı ve Hava Harp Okulu Komutanlığı görevlerini yürütmüştür. Ardından 1973-1977 yılları arasında korgeneral rütbesiyle HKK İdari Kurmay Yarbaşkanlığı, 1. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve CENTO Türk Askeri Temsil Heyeti Başkanlığı görevlerinde bulunan Şahinkaya, 1977 yılında orgeneralliğe terfi ederek Millî Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliği'ne atanmış, 1978'den itibaren ise Hava Kuvvetleri Komutanlığı görevini üstlenmiştir. 12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştiren cuntanın asli unsurlarından biri olan Şahinkaya, darbe sonrasında da Hava Kuvvetleri Komutanlığı ile MGK Üyeliği görevlerini birlikte yürüttükten sonra 6 Aralık 1983 tarihinde kendi isteğiyle emekliye ayrılmıştır. 12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştiren cuntanın asli unsurlarından biri olan Şahinkaya, darbe sonrasında Hava Kuvvetleri Komutanlığı görevinin yanı sıra MGK Üyeliği görevini de yürüttü. 6 Aralık 1983 tarihinde ise kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Servetine Dair İddialar Tahsin Şahinkaya, askerî kimliğinin yanı sıra hakkında ortaya atılan devasa servet iddialarıyla da uzun yıllar kamuoyunun gündeminde kaldı. Zaman zaman Time dergisi tarafından dünyanın en zengin 50 generalinden biri olarak gösterildiği ve servetinin milyar dolarlarla ifade edildiği öne sürüldü. Bu iddiaların kökeni 1970'li yılların sonlarına, Türk Hava Kuvvetleri'nin gerçekleştirdiği büyük çaplı uçak alımlarına dayanıyordu. 19. Mart 1976'da Northrop uçak şirketinin Türkiye dahil bazı ülkelerde uçak alımları için rüşvet dağıttığını açıklaması ve 1986'da Amerikan Kongresi'nde General Dynamics şirketinin eski başkan yardımcısının Türkiye'ye rüşvet verildiğini itiraf etmesi, Şahinkaya'yı hedef haline getirdi. Her ne kadar bu iddiaları ve suçlamaları kesin bir şekilde reddetmiş olsa da, dönemin siyasi ve hukuki mekanizmalarının (özellikle Anayasa'nın geçici 15. maddesinin koruması altında) olay üzerine gitmemesi bu iddiaların dosyasını kapatmadı. Tarihi Yargılama Süreci ve Davanın Düşmesi 2010 yılında gerçekleştirilen anayasa değişikliği referandumu ile 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasını engelleyen geçici 15. madde kaldırıldı. Bu gelişmenin ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında tarihi bir dava açıldı. Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 18 Haziran 2014 tarihli kararında Evren ve Şahinkaya’yı, 1979’da verdikleri muhtırayla ve 1980 darbesiyle Anayasa'yı ve TBMM'yi ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı; ardından bu cezayı takdiri indirimle müebbet hapse çevirdi. Yargılama sürecinde sağlık sorunları nedeniyle duruşmalara hastane odasından telekonferans (SEGBİS) yoluyla katılan Şahinkaya, Kenan Evren'in ardından darbe davasının hayatta kalan son sanığı konumundaydı. Vefatı ve Sonrası Kenan Evren’in 9 Mayıs 2015’teki vefatından kısa bir süre sonra, çoklu organ yetmezliği nedeniyle tedavi gördüğü İstanbul Haydarpaşa GATA Hastanesi’nde yoğun bakıma alınan Tahsin Şahinkaya, 9 Temmuz 2015 tarihinde 90 yaşında hayatını kaybetti. Üsküdar Selimiye Camisi’nde kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verilen Şahinkaya'nın ölümü, hukuki süreçleri de doğrudan etkiledi. Sanıkların vefatı nedeniyle Yargıtay aşamasındaki 12 Eylül davası düşerken, mahkeme süreçleri ilerleyen yıllarda rütbelerin geri alınması ve mal varlıklarına el konulması gibi hukuki tartışmalarla uzun süre gündemde kalmaya devam etti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

1980 Travması: Darbenin Mimarı Kenan Evren Kimdir? Haber

1980 Travması: Darbenin Mimarı Kenan Evren Kimdir?

Manisa’dan Harp Okulu’na: Askeri Kariyerin Basamakları Tam adıyla Ahmet Kenan Evren, 17 Temmuz 1917 tarihinde Manisa’nın Kula ilçesinde dünyaya geldi. Her ikisi de Balkan göçmeni olan bir ailenin dördüncü ve son çocuğu olarak doğdu. Babası Hayrullah Evren, Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar) teşkilatında aşar kontrol memuru olarak görev yapmış, anne tarafı ise Bulgaristan'ın Ziştov kentinden göç ederek Soma’ya yerleşmişti. Resmi nüfus cüzdanı doğumundan altı ay sonra Alaşehir'de çıkarıldığı için resmî kayıtlara 1 Ocak 1918 doğumlu olarak geçti. Eğitim hayatına Alaşehir'de ilkokulla başlayan Evren, ortaokulu Manisa'da, liseyi ise İstanbul'da Maltepe Askeri Lisesi'nde tamamladı. 1938 yılında Kara Harp Okulu'ndan topçu asteğmen olarak mezun olan Evren, Şubat 1939'da teğmenliğe yükseldi. Çeşitli topçu birliklerinde batarya takım komutanlığı ve batarya komutanlığı yaptıktan sonra 1946 yılında Kara Harp Akademisi'ne girdi ve 1949'da kurmay yüzbaşı unvanıyla mezun oldu. Bu aşamadan sonra Genelkurmay Eğitim Şubesi kısım amirliği, 1. Ordu Harekât Dairesi başkan yardımcılığı ve Kara Harp Akademisi'nde öğretmenlik gibi kritik görevler üstlendi. Askeri kariyerindeki uluslararası dönemeçlerden biri, Kore Savaşı'nın ardından 1958-1959 yıllarında Güney Kore'de kalan Türk Tugayı'nda Harekât ve Eğitim Şube Müdürü ile Kurmay Başkanı olarak görev yapmasıydı. Türkiye'ye döndükten sonra Ordu Donatım Okulu Kurmay Başkanlığı, 2. Ordu Harekât Eğitim Başkanlığı, 227. Piyade Alayı komutanlığı, 9. Kolordu kurmay başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Okullar Dairesi başkanlığı görevlerini yürüttü. 1964'te tuğgeneralliğe, 1967'de tümgeneralliğe terfi etti. Bu süreçte 58. Er Eğitim Tümeni Komutanlığı ve 2. Ordu kurmay başkanlığı yaptıktan sonra, 1970 yılında korgeneralliğe yükselerek 11. Kolordu komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Denetleme Kurulu başkanlığı görevlerinde bulundu. 1974'te orgeneral rütbesiyle Genelkurmay İkinci Başkanlığı'na, 1976-1977 yıllarında ise Ege Ordusu Komutanlığı'na getirildi. Genelkurmay Başkanlığına Giden Yol Kenan Evren'in Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturması, TSK içindeki dengelerin ve kıdem geleneğinin altüst olduğu sancılı bir süreçin sonucunda gerçekleşti. 1 Haziran 1977'de, "Kanlı 1 Mayıs" olaylarının ardından Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun, olası bir darbe hazırlığı içinde olduğu iddiasıyla dönemin başbakanı Süleyman Demirel tarafından 200 askerle birlikte resen emekliye sevk edildi. Geleceğin Genelkurmay Başkanı gözüyle bakılan Ersun'un tasfiye edilmesi orduda büyük bir sarsıntı yarattı. Bu karışıklık ortasında Genelkurmay Başkanı Semih Sancar'ın görev süresi bir yıl uzatılırken, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na kimin getirileceği konusunda Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ile Başbakan Süleyman Demirel arasında anlaşmazlık çıktı. Korutürk 1. Ordu Komutanı Adnan Ersöz'ü, Demirel ise 3. Ordu Komutanı Ali Fethi Esener'i savunurken, iki liderin de geri adım atmaması üzerine her iki komutan da 30 Ağustos 1977'de emekliye ayrıldı. Böylece kıdem sırasına göre Orgeneral Kenan Evren, 5 Eylül 1977'de beklenmedik bir şekilde Kara Kuvvetleri Komutanı oldu. Kısa bir süre sonra, 6 Mart 1978'de ise Türkiye Cumhuriyeti'nin 17. Genelkurmay Başkanı olarak atandı. "Adresi Meçhul Mektup"tan 12 Eylül Şafağına 1970'lerin sonlarına doğru Türkiye; ekonomik krizler, sağ-sol çatışmaları, siyasi cinayetler ve meclisin cumhurbaşkanını seçemez duruma gelmesiyle tam bir kaosa sürüklenmişti. Bu ortamda askerî kanat, baskılarını giderek artırdı. 27 Aralık 1979'da Kenan Evren ve kuvvet komutanları tarafından imzalanarak Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e sunulan ve tarihe "adresi meçhul mektup" olarak geçen uyarı belgesinde, iki büyük siyasi parti olan AP ile CHP'ye ülkeyi birlikte yönetme ve sorunları çözme çağrısı yapıldı. Korutürk bu mektubu 2 Ocak 1980'de hükümete ve partilere iletti ancak siyasi çekişmeler durdurulamadı. Evren, 30 Ağustos 1980'deki Zafer Bayramı konuşmasında da müdahale sinyallerini açıkça verdi. Takvimler 12 Eylül 1980 Cuma gününü gösterdiğinde, sabaha karşı TRT radyolarından okunan "Ordu yönetime el koydu" bildirisiyle Türkiye bir kez daha tank sesleriyle uyandı. Kenan Evren liderliğinde; Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun'dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi (MGK) kuruldu. Evren; Genelkurmay Başkanlığı ve MGK başkanlığının yanı sıra Devlet Başkanlığı unvanını da üstlendi. Darbenin gerekçesi resmi bildirilerde "devlet otoritesini yeniden tesis etmek, kardeş kavgasını önlemek ve ülkenin bölünmesini engellemek" olarak duyuruldu. Siyasi partiler kapatıldı; Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş gibi liderler önce Hamzakoy'a, ardından Zincirbozan'a sürgüne gönderildi. Parlamento feshedildi ve tüm ülkede sıkıyönetim ilan edildi. Darbe yönetimini kurumsallaştırmak amacıyla 20 Eylül'de eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Ulusu'ya hükümeti kurma görevi verildi. Acı Reçete ve Türk-İslam Sentezi 12 Eylül darbesi, yalnızca iç güvenlik gerekçesiyle yapılan bir müdahale değil, aynı zamanda Türkiye ekonomisini küresel sermayeye ve serbest piyasa ekonomisine entegre etmeyi amaçlayan 24 Ocak 1980 kararlarının topluma baskıyla kabul ettirilmesinin kilit aracıydı. Mehmet Ali Birand'ın 12 Eylül Saat 04.00 kitabında aktardığına göre, IMF yetkilileri askeri rejimin getirdiği sıkı disiplinin ekonomik kararların uygulanmasını kolaylaştırdığını açıkça övüyordu. Sıkıyönetim rejimi sayesinde sendikal muhalefet tamamen ezildi, grevler yasaklandı, işçi hakları askıya alındı ve halkın alım gücü büyük ölçüde düştü. İdeolojik alanda ise 1970'lerin güçlü sol muhalefetine karşı bir kalkan olarak Türk-İslam sentezi resmi devlet ideolojisi haline getirildi. Eğitim ve kültür hayatı bu eksende yeniden dizayn edildi. Karanlık Bilanço Kenan Evren döneminde Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en ağır insan hakları ihlallerine ve hukuksuzluklarına sahne oldu. Resmî raporlara ve insan hakları belgelendirmelerine göre 12 Eylül rejiminin bıraktığı bilanço şu acı tabloydu: 650 bin kişi gözaltına alındı; gözaltı süreleri günlerce, aylarca sürdü. 1 milyon 683 bin kişi sakıncalı olarak fişlendi. Açılan 210 bin dava kapsamında yüz binlerce insan yargılandı. Mahkemelerde toplam 6 bin 353 kişi için idam cezası istendi, mahkemeler 517 kişiye idam cezası verdi ve bunlardan 50'si (48 erkek, 2 adli suçlu) infaz edildi. İdam edilenlerin en sembolik ve trajik ismi, yaşı büyütülerek darağacına gönderilen 17 yaşındaki Erdal Eren oldu. Kenan Evren, Muş gezisinde yaptığı bir konuşmada idamları savunurken tarihe kazınan "Şimdi ben, bunu yakaladıktan sonra mahkemeye vereceğim ve ondan sonra da idam etmeyeceğim, ömür boyu ona bakacağım... Asmayalım da besleyelim mi?" sözlerini sarf etti. Yıllar sonra bir belgeselde ise idam kararlarını imzalarken elinin hiç titremediğini ve vicdan azabı çekmediğini ifade etti. Cezaevlerinde sistematik ve yaygın işkenceler uygulandı. Resmi rakamlara göre 171 kişi işkence altında hayatını kaybetti, yüzlerce insan sakat kaldı. Açlık grevleri ve ölüm oruçlarında mahkumlar yaşamını yitirdi. 30 bin kişi sakıncalı bulunarak kamu görevinden ve işinden atıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı, 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurt dışına kaçmak zorunda kaldı. Basın, sanat ve kültür üzerindeki baskılar en üst seviyeye çıktı. Mamak Sıkıyönetim Komutanlığı'nca Bilim ve Sosyalizm Yayınları'na ait 113 bin 607 kitap yakıldı, yayıncı İlhan Erdost katledildi. Toplamda 39 ton kitap, gazete ve dergi SEKA'da imha edildi. Yüzlerce gazeteci yargılandı, gazeteler günlerce kapatıldı. Yılmaz Güney'in filmleri dahil 937 film yasaklandı. 23 bin 667 derneğin faaliyeti durduruldu. 1982 Anayasası ve Çankaya Yılları Askeri rejimin gölgesinde, üyeleri MGK tarafından atanan Danışma Meclisi tarafından hazırlanan anayasa, "hayır" oylarının rengi olan mavinin kullanımının yasaklandığı ve propagandaların tek taraflı yürütüldüğü bir ortamda halk oylamasına sunuldu. 7 Kasım 1982'de yapılan referandumda %91,37 oranında "evet" oyuyla 1982 Anayasası kabul edildi. Bu sonuç, anayasanın geçici 1. maddesi gereğince Kenan Evren'i otomatik olarak Türkiye'nin 7. Cumhurbaşkanı yaptı. 1 Temmuz 1983'te Genelkurmay Başkanlığı görevini Kara Kuvvetleri Komutanı Nurettin Ersin'e devrederek askerlikten emekli olan Evren, 6 Kasım 1983 genel seçimlerinin ardından iktidara gelen ANAP lideri Turgut Özal ile cumhurbaşkanlığı süresince genel anlamda uyumlu bir çalışma yürüttü. Dış politikada Pakistan lideri Ziya ül Hak ile yakın ilişkiler kurdu, İslam Konferansı Örgütü'nün zirvelerinde Türkiye'yi temsil etti. Cumhurbaşkanlığı görevi 9 Kasım 1989'da sona eren Evren, yerini Turgut Özal'a bırakarak Marmaris'e yerleşti. Emeklilik yıllarında resim yapmaya başlayan Evren, kişisel sergiler açtı, anılarını altı ciltlik Kenan Evren'in Anıları adıyla yayımladı ve kurduğu Kenan Evren Eğitim Kültür Vakfı ile ilgilendi. Bu dönemde yaptığı tabloların doğayı, çiçekleri ve huzurlu manzaraları yansıtması, sebep olduğu büyük toplumsal acılarla tezat oluşturduğu için kamuoyunda sıkça eleştirildi. Yargılama Süreci ve Tarihi Mahkûmiyet Kenan Evren'in dokunulmazlık zırhı, uzun yıllar boyunca anayasaya konulan maddelerle korundu. 2000 yılında Adana Savcısı Sacit Kayasu Evren hakkında iddianame hazırlasa da bu girişim sonuçsuz kalmış, Kayasu meslekten ihraç edilmiş ve AİHM kararıyla haklı bulunmuştu. Dönüm noktası ise 12 Eylül 2010 anayasa referandumu oldu. Referandumda %57,88 "evet" oyu çıkmasıyla birlikte, darbecilerin yargılanmasını ömür boyu garanti altına alan 1982 Anayasası'nın Geçici 15. maddesi yürürlükten kaldırıldı. Bu hukuki gelişmeyle birlikte Türkiye'nin dört bir yanından savcılıklara binlerce suç duyurusu yağdı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma sonucunda Ocak 2012'de hazırlanan iddianame ile Kenan Evren ve dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya şüpheli sıfatıyla yargı önüne çıkarıldı. 765 sayılı TCK'nın devlet kuvvetleri aleyhine cürümlerini düzenleyen 146. maddesi uyarınca yargılanan sanıklar, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle hakim karşısına çıktı. Sağlık durumu nedeniyle duruşmalara bizzat katılamayan Evren, tedavi gördüğü Ankara GATA'daki odasından sesli ve görüntülü bilişim sistemi (SEGBİS) aracılığıyla savunma yaptı ve mahkemedeki ifadesinde "Biz o gün doğru olanı yaptık. Bugün de olsa aynı şekilde ihtilal yapardık" diyerek yaptıklarını savundu. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan ve mahkemenin kapatılmasının ardından Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam eden dava, 18 Haziran 2014 tarihinde karara bağlandı. Mahkeme, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya'yı "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nı ve TBMM'yi ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Ardından takdiri indirim uygulayarak cezayı müebbet hapse çevirdi ve Askeri Ceza Kanunu'nun 30. maddesi gereğince rütbelerinin erliğe düşürülmesine hükmetti. Yargıtay aşamasındaki temyiz süreci devam ederken, 9 Mayıs 2015 tarihinde Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde (GATA) çoklu organ yetmezliği ve solunum yetmezliği nedeniyle 98 yaşında vefat etti. Ölümünün ardından 12 Mayıs 2015'te Genelkurmay Başkanlığı'nda sivil katılımın neredeyse yalnızca ailesiyle sınırlı kaldığı askeri bir tören düzenlendi; cenazesi Ahmet Hamdi Akseki Camii'nde kılınan namazın ardından Devlet Mezarlığı'nda toprağa verildi. Evren'in ölümüyle birlikte, hukuki süreç devam ettiği için kamu davası düşmüş oldu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

AİHM'in Osman Kavala kararı yarın açıklanıyor Haber

AİHM'in Osman Kavala kararı yarın açıklanıyor

Strazburg'dan beklenen kritikkKarar Uluslararası hukuk ve siyasetin en önemli dosyaları arasında gösterilen Osman Kavala davasında gözler yeniden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) çevrildi. Gezi Parkı davası nedeniyle tutuklu bulunan Kavala'nın temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasıyla yaptığı ikinci başvuru sonuçlandı. Heyetin tarafları dinlediği duruşmayı 25 Mart tarihinde Strazburg'da tamamlayan Büyük Daire, nihai kararını yarın saat 10.00'da Fransa'nın Strazburg kentindeki İnsan Hakları Binası'nda düzenlenecek halka açık oturumda ilan edecek. Açıklanacak bu karar, Türkiye ile Avrupa Konseyi ilişkilerinin geleceği bakımından büyük bir önem taşıyor. "Kavala v. Türkiye (no. 2)" dosyasında hangi ihlaller var? "Kavala v. Türkiye (no. 2)" adıyla ele alınan dava, mahkemenin 2019 yılındaki ilk kararından sonra süregelen tutukluluğu ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla neticelenen tüm yargılama aşamalarını inceliyor. Başvuru dilekçesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı, kanunsuz ceza olmaz ilkesi, iade, toplantı ve örgütlenme özgürlüğü, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı maddelerinin ihlal edildiği savunuluyor. Ayrıca başvuruda, hak ve özgürlüklere getirilen kısıtlamaların siyasi ya da öngörülen amaçlar haricinde kullanılmasını yasaklayan AİHS'nin 18'inci maddesinin de ihlal edildiği vurgulanıyor. Geçmişten bugüne yargılama süreci AİHM, 2019 yılında açıkladığı ilk kararında Osman Kavala'nın tutukluluğunun hukuka aykırı olduğunu tespit ederek derhal serbest bırakılmasını istemişti. İç hukukta bu kararın karşılık bulmaması ve tahliyenin gerçekleşmemesi üzerine 2022'de AİHM Büyük Dairesi, Türkiye'nin mahkeme kararlarına uyma yükümlülüğünü yerine getirmediğine karar vermişti. Ulusal yargı sürecinde ise İstanbul'da görülen davada Kavala, 25 Nisan 2022 tarihinde Gezi Parkı eylemleri gerekçe gösterilerek "hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış, bu ceza 2023 yılında Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmişti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Türkiye’deki okul saldırıları dünya medyasında: Financial Times’tan çarpıcı rapor Haber

Türkiye’deki okul saldırıları dünya medyasında: Financial Times’tan çarpıcı rapor

Ekonomik güvensizlik ve eğitimden kopuş şiddeti besliyor Financial Times (FT) raporunda, nisan ayında Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta bir gün arayla yaşanan iki silahlı okul saldırısının, gençlerin karşı karşıya olduğu daha geniş toplumsal ve ekonomik sorunları gün yüzüne çıkardığı vurgulandı. Türkiye’de okullarda toplu silahlı saldırıların son derece nadir olduğuna dikkat çekilen raporda, gençlerdeki öfke ve yabancılaşmanın arkasındaki temel etkenlerin ekonomik güvensizlik, toplumsal dışlanma ve çeteleşme olduğu ifade edildi. TBMM’de kurulan Okul Saldırılarının Nedenlerini Araştırma Komisyonu’nun çalışmalarına da yer verilen raporda, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) verilerine atıfta bulunuldu. Buna göre, Türkiye’deki 15 yaşındaki gençlerin yaşam memnuniyeti 73 ülke arasında en düşük seviyelerde yer alıyor. Ayrıca 18-24 yaş grubundakilerin yaklaşık üçte birinin ne istihdamda ne eğitimde ne de mesleki eğitimde bulunduğu, bu oranın OECD ortalamasının iki katından fazla olduğu belirtildi. Yüksek enflasyonun ardından yapılan anketlerde gençlerin yarısından fazlasının karamsar olduğu ve 2025 yılında en sık ifade edilen duygunun "öfke" olduğu kaydedildi. "Sosyal medyada çete liderleri kahraman gibi görünüyordu" Haberde, İstanbul’da yaşayan ve reşit olmadığı için adı kullanılmayan 15 yaşındaki Mert’in çeteler adına suç işlemeye sürüklenme hikayesine yer verildi. Çete üyelerinin kendisine para, statü ve aidiyet vadettiğini belirten Mert, suç dünyasının gerçekte çok daha karanlık olduğunu anladığını ifade etti. Kriminolog ve eski emniyet müdürü Muhammed Ferit Duman, FT’ye yaptığı değerlendirmede, çetelerin zayıf okulların ve yetersiz sosyal hizmetlerin bıraktığı boşluğu gençlere koruma duygusu vererek doldurduğunu söyledi. Duman, sosyal medyanın da suç ağlarına kimlik ve görünürlük kazandırarak katılımı hızlandırdığına dikkat çekti. Ağır cezalar ve sosyal medya yasakları tartışma konusu Resmi verilerin suça karışan genç sayısındaki artışı gözler önüne serdiği belirtilen raporda, Adalet Bakanlığı verilerine göre 2015’ten bu yana çocuklar hakkında açılan ağır ceza mahkemesi davalarının yüzde 75 arttığı bildirildi. Dünya Bankası verilerine göre Türkiye’deki cinayet oranının bazı komşu Avrupa ülkelerinin iki katından fazla olduğuna işaret edildi. Hükümetin 15 yaş altı için sosyal medya yasağı getirdiği ve 15-18 yaş arasındaki cinayet hükümlüleri için müebbet hapis cezasının önünü açan düzenlemeleri kabul ettiği hatırlatıldı. Ancak eleştirmenlerin, bu sert önlemlerin gençlerin yaşamını şekillendiren temel sosyal ve ekonomik koşulları göz ardı ettiğini savunduğu aktarıldı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Lübnan Parlementosu idam cezasını tamamen kaldırdı Haber

Lübnan Parlementosu idam cezasını tamamen kaldırdı

NNA ajansının aktardığı bilgilere göre, başkent Beyrut'taki Meclis binasında gerçekleştirilen kritik oturumda ceza kanununda yapısal bir değişiklik yapıldı. Oylamadan çıkan sonuca göre idam cezası hukuki sistemden tamamen çıkarılırken, ağır suçlar için bu cezanın yerini müebbet hapis cezası aldı. Kabine'den "tarihi dönemeç" değerlendirmesi Oylamanın ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Adalet Bakanı Adil Nassar, atılan bu imzanın ülkenin adalet tarihinde dönüm noktası olduğunu belirtti. Kararın suçlulara karşı bir hoşgörü ya da taviz olarak okunmaması gerektiğini dile getiren Nassar, toplumsal huzurun ve yasaların koruyuculuğunun en katı şekilde süreceğinin altını çizdi. Uygulamadaki son örnek 2004 yılına dayanıyor Lübnan'da idam cezaları uzun süredir fiilen askıdaydı. Kayıtlara geçen son infaz, dönemin Cumhurbaşkanı Emile Lahud'un görev döneminde, 2004 yılında gerçekleşmişti. O dönem Eğitim Bakanlığı bünyesinde çalışan bir memur, yıllık izin talebine olumsuz yanıt veren müdiresi ve meslektaşlarıyla yaşadığı tartışma sonucunda 11 kişiyi silahla öldürmüştü. Yargı mahkemesinin verdiği idam kararı infaz edilmiş, o günden bu yana adalette idam cezası uygulanmamıştı. Yapılan bu son yasal revizyonla birlikte, uygulama fiili durumdan çıkarak tamamen yasaklanmış oldu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Adalet Komisyonu, Çerçeve Yasa'yı kabul etti Haber

Adalet Komisyonu, Çerçeve Yasa'yı kabul etti

İktidarın "Terörsüz Türkiye" adını verdiği ve terör örgütü PKK'nin fiili varlığına son vermesini hedefleyen süreç kapsamında hazırlanan kanun teklifi Adalet Komisyonu'ndan geçti. Düzenleme; PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma, yardım etme, propaganda yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti ve lehine işlenen Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamındaki suçları kapsayacak. Teklif metninde "Örgüt" tanımı PKK/KCK ve bağlantılı yapıları, "Kurul" tanımı ise süreç için oluşturulacak özel yapıyı ifade ediyor. Soruşturma ve kovuşturmalarda erteleme mekanizması Teklife göre, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve silah ile mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilip MGK kararıyla Resmi Gazete'de yayımlanması şartıyla geniş kapsamlı erteleme hükümleri devreye girecek. Bu doğrultuda; örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005'ten önce işlenen ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis gerektiren suçlar hariç olmak üzere, üst sınırı 15 yıl veya daha az olan suçlarda soruşturma ve kovuşturmalar 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis ya da müebbet cezası gerektiren suçlarda ise 10 yıl süreyle ertelenecek. Erteleme süresince dava zamanaşımı işlemeyecek. Dosya ve deliller muhafaza edilirken, müsadereye konu malvarlıkları hakkında tasfiye kararı verilerek Hazineye irat kaydedilecek. Cumhuriyet savcısı kararlarına karşı 2 hafta içinde sulh ceza hakimliğine, mahkeme kararlarına ise 2 hafta içinde itiraz edilebilecek. MGK kararından sonra başlatılacak soruşturmalar Kurulun iznine bağlanacak. Mevcut tutuklama ve adli kontrol tedbirleri yetkili mercilerce yeniden değerlendirilerek uygun koşullarda kaldırılacak; istinaf veya temyiz aşamasındaki dosyalar içinse bozma kararı verilecek. Verilen erteleme kararları özel bir sisteme kaydedilecek ve bu kayıtlar yalnızca ilgili adli makamlarca talep edilmesi halinde incelenebilecek. Süre içinde yeniden terör suçu işlenmesi halinde erteleme kararı kaldırılarak yargılamaya devam olunacak; suçsuz geçirilen süre sonunda ise düşme kararı verilecek. Cezaların infazının ertelenmesi Benzer koşullara bağlı olarak, kasten öldürme suçundan mahkum olanlar ile 1 Haziran 2005'ten öncesine ait ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis mahkumiyetleri hariç olmak üzere; toplam 15 yıl veya daha az hapis cezasına çarptırılanların cezaları 5 yıl, daha yüksek süreli veya müebbet hapis cezaları ise 10 yıl süreyle infaz hakiminin kararıyla ertelenecek. Bu süreçte ceza zamanaşımı işlemeyecek. İnfaz erteleme kararlarına karşı itiraz yolu açık tutulacak. Süre içinde suç işlenmesi durumunda erteleme kaldırılarak infaz devam edecek, aksi takdirde ceza infaz edilmiş sayılacak. İşlemlerin takibi Cumhuriyet başsavcılıklarınca yürütülecek. Üst düzey kurul ve Meclis denetimi Sürecin takibi ve koordinasyonu için Cumhurbaşkanlığı Yardımcısının başkanlığında; Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreteri'nden oluşan bir Kurul teşkil edilecek. Kurul, ihtiyaç duyulması halinde alt komisyonlar kurabilecek ve dışarıdan uzmanları toplantılara dahil edebilecek. Kurul, örgütün tasfiye sürecini değerlendirerek adli, idari ve yasal düzenleme taleplerinde bulunabilecek. Hak yoksunluklarının ortadan kaldırılması için ilgili mahkemelere talep götürebilecek olan Kurul, çalışmalarını düzenli olarak Meclis'e bildirecek. Ayrıca TBMM bünyesinde faaliyetleri izlemek üzere bir İzleme Komisyonu oluşturulacak. Kurulun sekretaryasını ise Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği yürütecek. Silah teslimi ve Başvuru şartları Örgüt mensuplarının beraberlerinde getirdikleri veya beyan ettikleri her türlü silah, mühimmat, patlayıcı ve malzeme kayıt altına alınacak; bu husustaki usuller İçişleri ve Milli Savunma bakanlıklarınca belirlenecek. Düzenlemeden faydalanmak isteyenlerin, MGK kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasını takiben 6 ay içinde bulundukları yerin Cumhuriyet başsavcılıklarına veya görevli kurumlara yazılı başvuruda bulunması gerekecek. Süreç kapsamında görev yapan kamu personeli ise yürüttükleri faaliyetler dolayısıyla hukuki, idari veya cezai sorumluluk altına girmeyecek. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.