SON DAKİKA

#Nasa

HABER DEĞER - Nasa haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Nasa haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çin’in uzay stratejisinin gerçek amacı ne? Haber

Çin’in uzay stratejisinin gerçek amacı ne?

Küresel rekabet atmosferin ötesine taşınırken, Çin’in uzay politikaları giderek daha fazla mercek altına alınıyor. ABD ile süregelen rekabet, klasik savaş anlayışının ötesine geçerek uydu sistemleri, siber kapasite ve elektronik harp üzerinden şekilleniyor. Uzmanlara göre bugün “uzay savaşı” denildiğinde kastedilen, lazerli çatışmalardan çok, kritik altyapıların kontrolüne dayalı teknolojik üstünlük yarışı. Çin uzayı klasik bir keşif alanı olarak görmüyor Çin Halk Kurtuluş Ordusu bünyesinde oluşturulan Stratejik Destek Gücü, uzay, siber ve elektronik harp alanlarını tek merkezde topluyor. Bu yapı, Çin’in uzayı askeri planlamanın ayrılmaz bir parçası haline getirdiğini açık biçimde ortaya koyuyor. Modern orduların iletişim, istihbarat ve navigasyon sistemlerinin büyük ölçüde uydulara bağlı olması, bu alanı son derece kritik hale getiriyor. Bu nedenle uzayda üstünlük, doğrudan yeryüzündeki askeri ve siyasi gücü etkileyen bir faktör olarak değerlendiriliyor. Anti-uydu teknolojileri, sistemleri etkisiz hale getirmeye odaklanıyor Çin, 2007 yılında gerçekleştirdiği testle bir meteoroloji uydusunu imha ederek anti-uydu kapasitesini göstermişti. Bu test uluslararası alanda ciddi endişelere yol açarken, uzayda oluşan enkaz sorunu da gündeme gelmişti. Ancak günümüzde yaklaşım değişmiş durumda. Fiziksel imha yerine; elektronik karıştırma (jamming), sinyal kesme, lazerle sensör körleme ve siber müdahaleler gibi yöntemler ön plana çıkıyor. Bu teknikler hem daha düşük maliyetli hem de saldırının kaynağını gizleme avantajı sağladığı için tercih ediliyor. ABD ile Çin arasındaki rekabet uzay teknolojileri üzerinden yeni bir boyuta taşınıyor United States ile Çin arasındaki rekabet, yalnızca ekonomi ya da kara ve deniz gücüyle sınırlı kalmıyor. NASA ve Çin Ulusal Uzay İdaresi arasındaki dolaylı yarış, Ay görevlerinden uydu ağlarına kadar geniş bir alanda sürüyor. ABD’nin United States Space Force’u kurarak uzayı resmi bir askeri alan olarak tanımlaması, Çin’in de bu alandaki yatırımlarını hızlandırmasına neden oldu. Böylece iki ülke arasında görünmeyen ama sürekli devam eden bir rekabet ortaya çıktı. Mevcut uluslararası hukuk uzaydaki yeni tehditleri düzenlemekte yetersiz kalıyor 1967 tarihli Outer Space Treaty, uzayın barışçıl kullanımını esas alsa da günümüz teknolojik gelişmelerine tam anlamıyla yanıt veremiyor. Antlaşma, kitle imha silahlarını yasaklıyor ancak anti-uydu sistemleri ya da elektronik harp faaliyetleri gibi modern tehditleri açıkça kapsamıyor. Bu boşluk, büyük güçlerin gri alanlarda hareket etmesine ve açık bir çatışma ilan edilmeden rekabet yürütmesine zemin hazırlıyor. Uzayda doğrudan savaş ihtimali düşük olsa da görünmeyen bir mücadele çoktan başlamış durumda Uzmanlara göre kısa vadede uzayda klasik anlamda silahlı çatışmalar beklenmiyor. Ancak bu durum rekabetin olmadığı anlamına gelmiyor. Bugün uzayda yürütülen mücadele; uyduların devre dışı bırakılması, GPS sinyallerinin bozulması ve iletişim ağlarının kesintiye uğratılması gibi yöntemlerle sürdürülüyor. Bu nedenle uzay, sessiz ama son derece etkili bir mücadele alanı haline gelmiş durumda. Çin’in uzay stratejisi, kriz anlarında üstünlük kurmaya dayanıyor Çin’in yaklaşımı, doğrudan bir savaş başlatmaktan ziyade, olası bir küresel kriz durumunda kritik sistemleri kontrol edebilecek kapasiteyi inşa etmeye odaklanıyor. Bu çerçevede uzay, yalnızca bilimsel keşiflerin değil, aynı zamanda küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği stratejik bir alan olarak öne çıkıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Artemis II astronotlarının maaşı ne kadar? Risk büyük, kazanç sınırlı Haber

Artemis II astronotlarının maaşı ne kadar? Risk büyük, kazanç sınırlı

NASA tarafından yürütülen Artemis II göreviyle Ay yörüngesine giden astronotlar, insanlık tarihine geçen bir başarıya imza attı. Ancak bu zorlu görevin maddi karşılığı, çoğu kişinin düşündüğünden daha sınırlı. Yıllık maaş yaklaşık 152 bin dolar NASA verilerine göre bir astronotun yıllık maaşı ortalama 152 bin dolar civarında. Benzer şekilde Kanada Uzay Ajansı bünyesindeki astronotların da benzer gelir aralığında olduğu belirtiliyor. Bu maaş, yüksek görünse de uzun yıllar eğitim ve deneyim gerektiren mesleklerle kıyaslandığında ortalama bir seviyede kalıyor. Ek ödeme yok: Ne prim ne de tehlike tazminatı Astronotlar, uzay gibi son derece riskli bir alanda çalışsalar da performans primi, fazla mesai ücreti ya da tehlike tazminatı almıyor. Buna karşın görev süresince ulaşım, konaklama ve yemek gibi temel ihtiyaçlar kurum tarafından karşılanıyor. Astronot olmak zor, seçilmek daha da zor NASA’nın son alımlarında 8 binden fazla başvuru arasından yalnızca 10 aday seçildi. Bu da yaklaşık yüzde 0,125’lik kabul oranına işaret ediyor. Yüksek eğitim ve deneyim şart Artemis II mürettebatında yer alan Reid Wiseman, Christina Koch, Victor Glover ve Jeremy Hansen gibi isimlerin ortak noktası güçlü teknik eğitim ve askeri ya da mühendislik geçmişi. NASA’ya göre astronot olmak için akredite bir üniversiteden mezuniyet şart. Pilotluk deneyimi zorunlu olmasa da önemli bir avantaj sağlıyor. Özel sektör uzay yarışını değiştiriyor Son yıllarda uzay alanında özel şirketlerin etkisi artıyor. SpaceX ve Blue Origin gibi şirketler, insanlı uçuşlar ve turistik uzay seyahatleriyle yeni bir dönem başlattı. Ancak ister kamu ister özel sektör projeleri olsun, deneyimli astronotlara olan ihtiyaç devam ediyor. Prestij mi, maaş mı? Uzmanlara göre astronotluk, yüksek kazançtan ziyade bilimsel katkı, prestij ve keşif motivasyonuyla tercih edilen bir meslek olmaya devam ediyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Yaşanabilir kuşakta yeni umut: 146 ışık yılı uzaklıkta Dünya benzeri gezegen keşfedildi Haber

Yaşanabilir kuşakta yeni umut: 146 ışık yılı uzaklıkta Dünya benzeri gezegen keşfedildi

Gök bilimciler, Dünya’ya görece yakın bir konumda, Güneş benzeri bir yıldızın yörüngesinde dolanan ve yaşanabilir kuşakta yer alma ihtimali bulunan yeni bir gezegen adayı keşfetti. Avustralya, İngiltere, ABD ve Danimarka’dan bilim insanlarının yer aldığı uluslararası araştırma ekibi, NASA’nın Kepler Uzay Teleskobu’nun 2017’deki K2 misyonu kapsamında topladığı verileri inceleyerek HD 137010 b adlı gezegen adayını tespit etti. Araştırmacılar, gezegen adayının Dünya’dan yalnızca yüzde 6 daha büyük olduğunu ve yıldızının etrafındaki bir turunu 355 günde tamamladığını belirledi. Bu özellikleriyle HD 137010 b’nin, Dünya’ya benzer yörünge süresine ve boyutlara sahip olması dikkat çekiyor. Bilim insanları ayrıca, gezegenin bulunduğu yörüngenin, sıvı suyun varlığına imkân tanıyabilecek “yaşanabilir kuşak” içinde yer alma ihtimalinin yaklaşık yüzde 50 olduğunu vurguluyor. Dünya’dan 146 ışık yılı uzaklıkta bulunan bu aday gezegenin, mevcut teleskop teknolojileriyle ayrıntılı gözlemler yapılabilecek kadar yakın bir konumda olduğu ifade ediliyor. Bu durum, gezegenin atmosferi ve olası yaşam koşullarına dair daha kapsamlı çalışmaların önünü açabilecek önemli bir avantaj olarak değerlendiriliyor. Öte yandan araştırmacılar, gezegenin yörüngesinde döndüğü yıldızın Güneş’e kıyasla daha soğuk ve daha sönük olduğunu belirtiyor. Bu nedenle HD 137010 b’nin yüzey sıcaklığının Mars’a benzer olabileceği ve eksi 70 santigrat dereceye kadar düşebileceği tahmin ediliyor. Bilim insanları, gezegenin kesin olarak “ötegezegen” statüsüne kavuşabilmesi için daha fazla gözlem ve veriye ihtiyaç olduğunu vurgularken, çalışmanın ayrıntılarının Astrophysical Journal Letters dergisinde yayımlandığını açıkladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Rusya patentini aldı, şekli bile belli: Uzayda yerçekimi yaratacak cihaz Haber

Rusya patentini aldı, şekli bile belli: Uzayda yerçekimi yaratacak cihaz

Mikro yerçekimi koşullarının uzun süreli görevlerde yarattığı sağlık riskleri, uzay ajanslarını yeni çözümler aramaya itiyor. Bu kapsamda devlete bağlı roket şirketi Energia, yapay yerçekimli bir uzay istasyonu için Rusya Federal Fikri Mülkiyet Servisi’nden patent aldı. Dönen modüllerle yerçekimi hissi Patentte yer alan tasarıma göre istasyon, merkezde bir çekirdek ve ona bağlı yaşam modüllerinden oluşuyor. Elektrikli bir vantilatörü andıran bu yapı döndükçe oluşan merkezkaç kuvveti, astronotları zemine doğru bastırarak yerçekimi hissi yaratıyor. Energia’nın hesaplamalarına göre yeterli kuvvet için yaşam modüllerinin merkeze yaklaşık 40 metre uzaklıkta konumlanması gerekiyor. Bu sayede Ay’dakinden daha güçlü bir yerçekimi ortamı sağlanabiliyor. Neden gerekli? Sağlık risklerini azaltmak için Telegraph’a konuşan uzmanlara göre, Uluslararası Uzay İstasyonu gibi platformlarda mikro yerçekimi; kemik ve kas erimesi, kalp-damar zayıflaması, bağışıklık sistemi değişimleri ile görme ve bilişsel sorunlara yol açabiliyor. Yeni tasarım, bu etkileri azaltmayı ve uzun görevlerde mürettebat güvenliğini artırmayı amaçlıyor. Kurulum zor, ama modüler İstasyonun inşası birden fazla roket fırlatılması ve yörüngede montaj gerektiriyor. Tasarım “içten dışa” büyüyebilecek şekilde planlanmış; ihtiyaç halinde yeni yaşam modülleri eklenebiliyor. Ancak patent, dönen bir yapıya parça eklemenin teknik açıdan karmaşık olduğuna da dikkat çekiyor. ISS sonrası döneme hazırlık Patent, ISS’nin 2030’a doğru hizmet dışı bırakılmasının planlandığı bir dönemde geldi. Rus uzay ajansı Roscosmos, ISS’den ayrıldıktan sonra Rus Yörünge Uzay İstasyonu (ROSS) üzerinde çalışıyor. Öte yandan NASA ve Avrupa Uzay Ajansı, Ay yörüngesinde görev yapacak Lunar Gateway istasyonunun inşasına hazırlanıyor. Eski fikir, yeni teknoloji Yapay yerçekimi fikri yeni değil: İlk kez Rus bilim insanı Konstantin Tsiolkovskiy tarafından ortaya atıldı, daha sonra Wernher von Braun tarafından savunuldu. 1975’te Stanford Torus, 2011’de Nautilus-X gibi projeler bütçe ve teknik nedenlerle hayata geçirilemedi. Rusya’nın bu yeni patenti, ABD merkezli Vast şirketinin geliştirdiği döner Haven konseptiyle de benzerlik taşıyor. Patent alınmış olsa da proje için net bir takvim yok. Yine de bu adım, uzun süreli uzay görevlerinde insan sağlığını merkeze alan yeni bir dönemin kapısını aralayabilir.

11 yaşındaki Türk dahinin Mars projesi ABD’den davet getirdi Haber

11 yaşındaki Türk dahinin Mars projesi ABD’den davet getirdi

Mars’ta yaşamı mümkün kılmak için geliştirilen proje dünya çapında ilgi gördü Hatay’ın İskenderun ilçesinde yaşayan 11 yaşındaki Ümit Keçik, uluslararası bilim ve matematik olimpiyatlarında elde ettiği derecelerin ardından, Mars’ı yaşanabilir hale getirmeyi amaçlayan projesiyle yeniden gündemde. Türkiye’de katıldığı yarışmada birincilik, Tayland’da düzenlenen SIMSO Bilim Olimpiyatı’nda ise dünya üçüncülüğü elde eden Keçik, güneş enerjisiyle çalışan roket, yapay yerçekimi, tarım-hayvancılık modülleri ve altın dedektörüyle bakım-onarım sistemi içeren bir Mars kolonisi tasarladı. Keçik: “Hedefim proje prototipini NASA’ya teslim etmek” Kendisini “Her gün bir kitap okuyan ve teknoloji bağımlılığından uzak duran bir öğrenci” olarak tanımlayan Ümit Keçik, projesini şöyle anlattı: “Roket, Dünya’nın yerçekiminden çıktıktan sonra ek itici kuvvetle yoluna devam edecek. Mars’ta yaşam için yeme–içme döngüsünü sağlayacak tarım sistemleri, bozulan cihazları onaracak altın dedektörü ve güneş enerjisiyle çalışan iletişim ağı kurdum. Hedefim önce prototip roketi üretmek, sonra projeyi NASA’ya sunmak.” ABD'den gelen davet aileyi harekete geçirdi Ümit Keçik, American Rice University'den eğitim daveti aldığını, bu sayede NASA yetkilileriyle doğrudan sunum yapma imkanı doğabileceğini söyledi. Ailenin maddi imkânları sınırlı olduğu için eğitim ve proje sürecinde destek arayışı sürüyor. Aile: “Onu bilim yolunda yalnız bırakmak istemiyoruz” Anne Nurhan Keçik, “Oğlumun bu kadar ciddi bir projeyi benden destek isteyerek yapması gurur verici. Kopernikus Bilim Olimpiyatı’nda dördüncü oldu, ABD’den davet aldı. Ona bu imkanı vermek istiyoruz” dedi. Baba Ercüment Keçik ise, “Bir baba olarak hayalim, oğlumu NASA’daki brifinge gönderebilmek. Bu, sadece onun değil Türkiye toplumunun geleceği için de önemli bir adım olur” ifadelerini kullandı.

İki Türk lise öğrencisinin projesi NASA’da ses getirdi Haber

İki Türk lise öğrencisinin projesi NASA’da ses getirdi

Müon parçacıklarını ucuz ve verimli şekilde tespit ettiler İstanbul ve Kocaeli’nde eğitim gören Çetinkaya ile Atalay, proton ve nötron gibi atom altı parçacıklarla aynı sınıfta yer alan “müon”ların algılanmasını sağlayan bir dedektör geliştirdi. Normalde pahalı olan bu süreci daha düşük maliyetle gerçekleştirebilen proje, Amerikan Fizik Derneği üyesi bir araştırmacının önerisiyle NASA’nın John Hopkins Üniversitesi Uygulamalı Fizik Laboratuvarı’nda düzenlenen Heliophysics Technology Sempozyumuna kabul edildi. Tıptan savunmaya geniş kullanım alanı Öğrenciler, geliştirdikleri dedektörün yalnızca temel fizik araştırmalarında değil; kanser hücrelerinin tespitinden savunma sanayindeki güvenlik kontrollerine kadar pek çok alanda kullanılabileceğini ifade etti. Türkiye’de kurulan nükleer tesislerin güvenliği için de bu teknolojinin önemli katkılar sağlayabileceği belirtildi. “Normalde liseliler katılamıyor” Projeyi sunan Buket Atalay, “Harvard, Caltech, Princeton gibi üniversitelerin profesörleri ve NASA yetkilileriyle aynı platformda olmak bizim için olağanüstü bir fırsat. Normalde bu programa liseliler katılmıyor. Biz bilime katkı sağlamak isteyen iki öğrenci olarak çok şey öğrendik” dedi. Bilim insanlarıyla tanıştılar, teklifler aldılar Sempozyumda sunumlarını dinleyen uzmanlardan olumlu geri dönüş aldıklarını belirten Arda Çetinkaya, “8–12 Eylül arasında NASA’nın düzenlediği sempozyumda sunum yapan tek lise projesi olduk. Çok değerli teklifler aldık. Edindiğimiz deneyimler, hedefimize giden yolda bize büyük motivasyon verdi” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.