SON DAKİKA

#Nato

HABER DEĞER - Nato haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Nato haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İzmir Ekonomi Kulübü'nde Türkiye'nin NATO üyeliği ve güvenlik politikaları ele alındı Haber

İzmir Ekonomi Kulübü'nde Türkiye'nin NATO üyeliği ve güvenlik politikaları ele alındı

İzmir Ekonomi Kulübü tarafından düzenlenen "Ortak Gelecek İçin Ortak Akıl ile Vizyon Arayışları" toplantısında, "Milli Güvenliğin Ekonomik Boyutu: Türkiye'nin NATO Üyeliği" başlıklı sunumuyla katılımcıların karşısına çıkan Dr. Zekeriya Akçam, milli güvenlik ile ekonomik kalkınma arasındaki ilişkiyi kapsamlı bir çerçevede ele aldı. Toplantının açılış konuşmasını Kulüp Başkanı Dr. Sıddık Topaloğlu yaparken, moderatörlüğü İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Attila Acar üstlendi. İş dünyası, akademi, bürokrasi ve sivil toplum temsilcilerinin katıldığı etkinlikte, Türkiye'nin NATO içindeki konumu, savunma harcamalarının ekonomik etkileri ve küresel güç dengelerindeki değişimler değerlendirildi. Konuşmasında NATO'nun yalnızca bir savunma ittifakı olmadığını belirten Akçam, örgütün aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen uluslararası düzenin ve ABD liderliğindeki küresel güç mimarisinin önemli kurumsal araçlarından biri olduğunu ifade etti. Türkiye'nin 1952 yılında NATO'ya katılımının da yalnızca diplomatik bir tercih değil, dönemin uluslararası güvenlik koşullarının ortaya çıkardığı stratejik bir zorunluluk olduğunu söyledi. Akçam, Türkiye'nin dış politika tercihlerini anlamada yapısal gerçekçilik (neo-realizm) yaklaşımının önemli olduğunu belirterek, devletlerin güvenlik politikalarının büyük ölçüde uluslararası sistemin yapısı tarafından şekillendirildiğini vurguladı. Cumhuriyet'in ilk yıllarında uygulanan denge ve tarafsızlık politikasının dönemin uluslararası şartlarının bir sonucu olduğunu ifade eden Akçam, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyet tehdidinin ortaya çıkmasıyla Türkiye'nin NATO üyeliğine yöneldiğini kaydetti. Sunumunun son bölümünde güncel gelişmelere değinen Akçam, Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki çatışmalar ve İran kaynaklı gerilimlerin mevcut uluslararası sistemin dönüşüm geçirdiğini gösterdiğini söyledi. Soğuk Savaş sonrasında NATO'nun önemini yitireceği yönündeki beklentilerin gerçekleşmediğini belirten Akçam, düzensiz göç, terörizm ve bölgesel çatışmaların küresel güvenlik açısından ciddi tehditler oluşturmaya devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin jeopolitik konumu ve güvenlik ihtiyaçları dikkate alındığında NATO üyeliğinin stratejik önemini koruduğunu dile getiren Akçam, Türkiye'nin hem ulusal güvenliği hem de bölgesel istikrar açısından ittifak içerisinde güçlü bir konumda bulunmasının kritik önemde olduğunu söyledi. NATO'nun gelecekte de uluslararası güvenlik mimarisinin temel unsurlarından biri olacağını belirten Akçam, Türkiye'nin bu yapı içerisindeki rolünün önemini sürdüreceğini vurguladı haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Başkan Starmer: "Rusya NATO'ya saldırabilir" Haber

Başkan Starmer: "Rusya NATO'ya saldırabilir"

Bir savunma sanayi fabrikasını ziyareti sırasında konuşan Starmer, istihbarat birimlerinin ve NATO üyesi müttefiklerin ortak değerlendirmelerine işaret ederek, Rusya'nın 2030 gibi yakın bir tarihte NATO'ya yönelik bir saldırı düzenleme kapasitesine ulaşabileceğini belirtti. "Savunma yatırımlarını artırmak zorundayız" Rusya’nın saldırı potansiyeline karşı caydırıcılığın önemine değinen Başbakan Starmer, hükümetin bu tehdide karşı kapsamlı bir savunma yatırım planı üzerinde çalıştığını açıkladı. Starmer, "Bu savunma yatırım planı, ülkemizi savunmak için ihtiyaç duyduğumuz geleceğin yeteneklerine odaklanacak" dedi. Bu yatırımların sadece bir güvenlik ihtiyacı olmadığını, aynı zamanda İngiltere genelinde nitelikli ve iyi ücretli iş imkanları yaratacağını da sözlerine ekledi. Gözler Ankara’daki stratejik NATO Zirvesi’nde İngiltere'nin Silahlı Kuvvetler ile yakın iş birliği içinde hazırladığı savunma planı, önümüzdeki haftalarda düzenlenecek olan kritik NATO Zirvesi öncesinde kamuoyuyla paylaşılacak. Türkiye'nin ev sahipliğinde Ankara'da yapılacak olan bu zirve, ittifakın geleceği açısından stratejik bir dönemeç olarak görülüyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin de Türkiye’nin ittifak güvenliğindeki kritik rolüne vurgu yaptığı bu zirvede; savunma harcamalarının artırılması, savunma sanayii kapasitesinin geliştirilmesi ve bölgesel güvenlik tehditlerinin masaya yatırılması bekleniyor. Keir Starmer, NATO'nun dünyanın şimdiye kadar gördüğü en etkili askeri ittifak olduğunun altını çizerek, müttefiklerin bu tehditler karşısında birlik içinde hareket etmesi gerektiğine dikkat çekti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Fidan: "Trump Ankara'daki NATO Zirvesi'ne katılacak" Haber

Fidan: "Trump Ankara'daki NATO Zirvesi'ne katılacak"

​​​​Singapur ziyareti kapsamında Bloomberg TV'ye değerlendirmelerde bulunan Fidan, zirveyle ilgili hazırlıkların bu yönde ilerlediğini belirtti. Katılım planları teyit edildi ABD Başkanı Donald Trump'ın zirveye katılıp katılmayacağına dair soruları yanıtlayan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Bildiğimiz kadarıyla evet, katılmayı planlıyor" ifadesini kullandı. Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçtiğimiz ay Trump ile gerçekleştirdiği telefon görüşmelerinde de bu katılımın bizzat konuşulduğunu aktardı. ABD'nin İttifaka olan bağlılığını sürdürdüğünü vurgulayan Fidan, "ABD, müttefiklere savunma harcamalarını artırmaları ve kendi güvenlikleri için daha büyük sorumluluk almaları konusunda sürekli baskı yapıyor. Avrupalılar mesajı aldı ve NATO bünyesinde savunma bütçelerini yükseltmek için şimdiden adım attı. Liderler bir araya geldiğinde kaydedilen ilerlemeyi gözden geçireceğiz" diyerek sürecin önemine dikkat çekti. Ateşkes çabaları kritik seviyede ABD ile İran arasındaki müzakerelerde Türkiye'nin destekleyici bir rol üstlendiğini belirten Fidan, tarafların ateşkesi uzatma konusunda samimi bir çaba içerisinde olduğunu kaydetti. İsrail'in Lübnan'a yönelik askeri faaliyetlerinin ise barış sürecini ciddi şekilde zora soktuğuna vurgu yapan Fidan, "Amerikalıların ve İranlıların samimi olduklarına eminim. Ateşkes ve Hürmüz Boğazı'nın açılmasını istiyorlar ancak İsrail'in niyetinden emin değilim" değerlendirmesinde bulundu. Fidan, sürecin hassasiyetini şu sözlerle açıkladı: "İran, Amerikalılarla tüm cephelerde ateşkes sağlanması konusunda bir mutabakat sağladıklarını düşünüyor. Bu yüzden müzakerelere katılıyorlar. İsrail'in son müdahalesi, işgali ve operasyonlarının ateşkes anlaşmasının açık bir ihlali olduğunu düşünüyorlar. Bence bu durum, müzakereleri sürdürmelerini son derece zorlaştıracaktır." Ekonomik yükler dikkat çekiyor Bölgedeki çatışmaların Türkiye ekonomisi üzerinde oluşturduğu baskıya değinen Fidan, enerji fiyatlarındaki artışın enflasyonu doğrudan etkilediğini belirtti. Türkiye'nin Rusya, Azerbaycan ve İran gibi ülkelerden gelen boru hatlarına sahip olmasına rağmen küresel fiyat değişimlerinden etkilendiğini ifade eden Fidan, "Enerji fiyatlarına büyük bir yük bindirdi. Enerji güvenliği ve enerjiye erişim bakımından Körfez ülkelerinden gemiyle gelen enerjiye bağlı olan ülkeler gibi değiliz. Ancak bu, bizi enerji, petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki artıştan korumuyor" ifadelerini kullandı. ABD ile gündeme gelen olası bir "dolar swap hattı" konusunda da değerlendirmelerde bulunan Fidan, "Hazine ve Maliye Bakanımızla yakın zamanda bir görüşmem olmadı. Ancak böyle bir konunun gündeme gelmediğini biliyorum. Emin değilim. Hazine ve Maliye Bakanı ile görüşmem gerekiyor çünkü mikro göstergeler, rakamlar ve veriler kendisinde bulunuyor. Ayrıca bu konunun kabinemiz içinde derinlemesine tartışılması ve elbette nihai olarak Sayın Cumhurbaşkanı'nın onayından geçmesi gerektiğini düşünüyorum" şeklinde konuştu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Özgür Özel Gladyonun Esiri mi? Haber

Özgür Özel Gladyonun Esiri mi?

Kemal Kılıçdaroğlu dönemi boyunca CHP'nin en önemli iddiası, farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren geniş bir demokrasi bloğu oluşturabilmekti. Bu süreçte sosyal demokrat çevreler, sol hareketler, emek örgütleri, sendikalar, aydınlar ve çeşitli toplumsal muhalefet unsurları CHP'nin doğal müttefikleri olarak görülüyordu. Bu stratejinin başarılı olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu olabilir; ancak partinin siyasal meşruiyetini daha çok emek, hak, özgürlük ve demokrasi söylemleri üzerinden kurmaya çalıştığı açıktı. Bugün ise CHP'nin çevresinde oluşan yeni siyasi atmosfer farklı soruları gündeme getiriyor. Parti içindeki etkili isimlerin profiline, belediyeler çevresinde oluşan ilişki ağlarına ve siyasal tercihlerin yönüne bakıldığında, CHP'nin geleneksel sosyal demokrat çizgiden uzaklaşarak daha pragmatik ve daha sistem içi bir hatta ilerlediği görülmektedir. Özellikle büyükşehir belediyeleri etrafında şekillenen ekonomik güç alanları, müteahhitlik ilişkileri ve yeni sermaye çevreleri üzerinden yürüyen tartışmalar, CHP'nin tarihsel kimliğiyle ilgili yeni soru işaretleri yaratmaktadır. Kılıçdaroğlu'nun CHP'sinden Özgür Özel'in CHP'sine Kemal Kılıçdaroğlu'nun liderliği boyunca CHP'ye yöneltilen en büyük eleştirilerden biri seçim kazanamamasıydı. Ancak aynı dönemde parti, Türkiye'deki çeşitli muhalif toplumsal kesimlerin buluşma zemini olma iddiasını da taşıyordu. Bugün ise eleştirilerin yönü değişmiş durumda. Parti içinde ve çevresinde yükselen bazı isimlerin geçmişlerine bakıldığında, CHP'nin tarihsel olarak mesafeli durduğu bazı siyasi ve ekonomik çevrelerle daha yakın ilişkiler kurduğu yönünde yorumlar yapılmaktadır. Özellikle milliyetçi çevrelerden gelen bazı aktörlerin parti içinde etkili pozisyonlara yükselmesi, sosyal demokrat seçmen tabanında tartışmalara neden olmaktadır. Bu nedenle bazı CHP seçmenleri şu soruyu sormaktadır: Değişen genel başkan mı, yoksa CHP'nin toplumsal karakteri de mi değişiyor? Bu soru önemlidir. Çünkü siyasal partiler etraflarında oluşan insan profiliyle de tanımlanırlar. Eğer bir partinin çevresinde emek örgütleri yerine sermaye çevreleri, sendikalar yerine ihale ağları, entelektüeller yerine profesyonel siyaset mühendisleri görünür hale geliyorsa, o partinin siyasal yönelimi hakkında yeni değerlendirmeler yapılması kaçınılmazdır. Tam da bu noktada CHP'nin bir halk hareketi olmaktan uzaklaştığını, giderek belediyeler etrafında örgütlenen yeni bir elitler koalisyonuna dönüştüğünü görmekteyiz. Özgür Özel: Ülkemizin batı ile entegre olmasını, NATO ile güçlü bir ittifakı destekliyoruz Özgür Özel'e yönelik eleştirilerin ikinci büyük ekseni ise dış politika ve uluslararası ilişkiler alanında ortaya çıkmaktadır. Özgür Özel, Brüksel ziyaretinde Avrupalı mevkidaşlarına sitem etmişti. Randevu alamadığı Avrupa Konseyi Başkanı'na ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşen İngiliz İşçi Partisi'ne yüklenen Özel, "Bizi bir başımıza bıraktınız" diyerek Türkiye'yi Batı'ya şikayet etmişti. İşte tam bu noktada bazı çevreler CHP'nin Batı ile kurduğu ilişkileri sorgulamaktadır. Avrupa Birliği kurumlarıyla, Batılı düşünce kuruluşlarıyla ve uluslararası siyasi ağlarla geliştirilen temasların doğal diplomatik ilişkiler mi olduğu, yoksa CHP'nin siyasal yönelimini etkileyen bir faktöre mi dönüştüğü sorulmaktadır. Anti-emperyalist çevreler özellikle son dönemde CHP yönetiminin Ortadoğu meselelerinde kullandığı dili dikkatle incelemektedir. İran, Filistin, İsrail, NATO ve bölgesel güç dengeleri konusunda yapılan açıklamalar zaman zaman partinin geleneksel ulusalcı ve sol tabanında rahatsızlık yaratmaktadır. Özel, Mart 2025’te CNN International’a verdiği mülakatta “Ülkemizin batı ile entegre olmasını, NATO ile güçlü bir ittifakı destekliyoruz” demişti. Bu nedenle bazı siyasi yorumcular doğrudan şu soruyu gündeme taşımaktadır: CHP'nin mevcut yönetimi gerçekten bağımsız bir siyasi iradenin temsilcisi midir, yoksa ulusal ve uluslararası güç merkezleri tarafından çizilen sınırlar içerisinde hareket eden yeni bir siyasal modelin parçası mıdır? Bu soru aynı zamanda "gladyo" tartışmalarının da çıkış noktasını oluşturmaktadır. Buradaki mesele gizli örgütlerden çok, görünmeyen güç ilişkileridir. Siyasetin yönünü belirleyen ekonomik çevreler, medya ağları, uluslararası lobi grupları ve bürokratik yapılar birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de zaman zaman tartışma konusu olmaktadır. Bugün Özgür Özel hakkında yürüyen tartışmaların merkezinde de tam olarak bu konu bulunmaktadır. Asıl mesele bir kişinin karakteri değildir, temsil ettiği siyasal hattın hangi güç ilişkileri üzerine kurulduğudur. CHP gerçekten emekten, halktan ve toplumsal muhalefetten güç alan bir hareket olarak mı yeniden şekillenmektedir? Yoksa küresel sermaye çevreleriyle, yeni ekonomik elitlerle ve sistem içi güç merkezleriyle uyumlu yeni bir siyasal modele mi dönüşmektedir? Türkiye siyasetinin önümüzdeki yıllarda vereceği cevaplardan biri de muhtemelen bu olacaktır.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.